Uyunmuyordu... sabaha bu kadar az kalmışken, erkenden hastanede olması gerekirken o şarkıyı bilmem kaçıncı kez dinliyordu Esma. Her sözünü ezberlemişti aceleci hafızası. Birkaç denemeden sonra kıvrım kıvrım akmıştı dilinden sözler. Osmanlı'nın mekanından kalkınca direkt bırakmıştı Serdar onu evine. Arabasından inmiş, o apartmana girene kadar beklemiş, dairesinin ışıkları yanıp, Esma pencerede görünene kadar da gitmemişti. Sonra kaldırmıştı elini mecburi bir vedaya karşılık taşırcasına cebine iliştirmişti. Başını alıp uzak diyarlara gizlenmek hasretiyle uzaklaşmıştı. Şimdi de Esma adamın ona yaptıklarının ayrımına varamadan cebelleşiyordu şarkı ile. Hiç tarzı değildi oysa... Dinlemezdi böyle şarkılar... Ama dinletiyordu Serdar ona, öğretiyordu. Telefonunun çalar saati ile irkildiğinde bile kapamadı müziği. O müzikle girdi banyoya, suyu biraz soğuğa aldı. Hafif soğuk suyla yıkanırsa biliyordu ki gün boyunca birkaç kahve de içerek akşamı edebilirdi. Yoksa sızardı masasında... Hastaları da ona sarhoş derlerdi. Belki de mutluluk sarhoşu olduğunu kolayca anlarlardı. Eğer mutluluğuna neden olan şeyi sorarlarsa ne derdi ki? Sadece Serdar dese... Ah bunu önce Mete'ye demeliydi... Ama ne diyecekti ki? Abisi ona sadece müsaade et demişti, bunu mu diyecekti? Müsaade edecekleri başka anlamlar taşıyor gibi görünse de aslında tamamen abarttığı da sanılabilirdi. Gene de Mete Esma'nın Serdar ile ilgilendiğini bilmeliydi... Adama hiçbir duygusunu açık etmemesine rağmen mi? Bu saçmalık olurdu... Daha duygularını kendisi bile anlamlandıramazken Mete'ye ne diyecekti. Üzerini giyinip, ıslak saçları ile çıktı dışarı, elinde bir elma telefonu kulağında ilk iş annesini aradı. Onun sesini duymaya, onu anlayan birine öyle çok ihtiyacı vardı ki. Annesi hep olduğu gibi cevapladı telefonunu.
"Güzel kızım."
"Günaydın anneciğim, nasılsın?"
"İyiyim prensesim, sen nasılsın? Ne yiyorsun sen elma mı?"
"Ben iyiyim anne. Evet elma yiyorum."
"Kahvaltı et Esma, rica ediyorum senden. Kahvaltısız olmaz, ayakta duramazsın, şekerin düşer... Ben mi öğreteceğim sana? Doktorsun sen!"
"Anne iyiyim ben, öğle yemeğimi tıka basa yiyorum. Çok iyiyim."
"Peki, sana güveniyorum. Öyle diyorsan? Mete nasıl?"
"Mete iyi, akşam yemek yedik birlikte."
"Açıldı mı?"
"Anne... Aslında... Nasıl desem? Mete ile sandığım gibi olmayabilir."
"Neden, iyi çocuk diyordun?"
"Çok iyi çocuk. Hatta iyi ötesi... Yani eminim babama desem bununla evleneceğim alnımdan öper ama ben biraz kasmışım onu anladım. Yani babamın standartlarına uysun diye kalbimi zorlamışım. Mete'ye hissettiklerim iyi bir arkadaşa hissettiklerim gibi."
"Ee ne olmuş ki? Herkes aşk evliliği yapacak diye bir kural yok."
"Hıh konuş anne, senin tuzun kuru, aldın aşık kocayı..."
Güldü Ayşegül, mutfak tezgahının önünde gülüşünü duyan kocasına dönüp Esma'nın adını heceledi. Kenan, nefesini doldurdu içine kızgınlıkla "Seni arasın hep zaten, yazıyorum bunları," dedi.
"Bak Esma, Kenan ne diyor?"
"Duydum. Söyle o Kenan Bey'e, onu daha sakin zamanda arayacağım. Böyle sindire sindire anlatacağım, hayatımda yeni biri var gibi diyeceğim bakalım yaşlı kalbi dayanacak mı?"
"Kim? Neden bahsediyorsun sen?"
"Bu defa farklı anne! Yani Mete meselesi gibi değil... Bana layık diye, aileme uygun bir çocuk diye değil. Zaten çocuk da değil, yaşı biraz benden büyük."
"Ne kadar büyük?"
"Otuz sekizinde."
"Çok büyük sayılmaz ama bekar mı, eşi ölmüş mü? Ya da ayrılmışlar mı?"
"Yoo evlenmemiş hiç."
"Ne iş yapıyor?"
Durakladı Esma... Sahiden bu adam ne iş yapıyordu? Tahsili neydi, geçimi nereden sağlanıyordu. Hayatına dahil olan para nereden akıyordu ona böyle bol bol.
"Ticaret." Deyiverdi bir çırpıda. Belki de ticaret yapıyordu bilemedi. Belki de annesine ilk kez yalan söylemiyordu. Belki de söylüyordu... Öyle ya bilmediğini söylediğinde dürüst olurdu ancak. Yürüdüğü yolda yavaşladı ayakları bu defa.
"Nasıl tanıştınız?"
"Hastamdı!"
"Adı ne?"
"Adı Serdar."
"Sen doğrusunu bilirsin Esma'cım ama Mete pek bir içime sinmişti benim. Ama gönül bu!" Ayşegül, göz ucuyla kocasını yokladı. Adamda meraklanmıştı duydukları karşısında. Birazdan karısı ona her şeyi anlatacaktı ama sabırsızlanıyordu işte.
"Anne Mete öyle bir şey değilmiş. Yani bunu anladım... Çünkü her seferinde iyi arkadaş olduğumuzu söylüyor. Yani belki zamanla olurdu ama şimdi Serdar varken olmaz. Zaten artık Mete de olacağını düşünmez."
"Nereden biliyorsun?"
"Çünkü, şey, Serdar onun abisi."
"Ne diyorsun Esma sen?"
"Biraz karışık anne ama dediğim gibi olaylar öyle gelişti. Hem daha Serdar ile de aramızda bir şey yok. Yani muallakta. İlgileniyor biliyorum. Yani Mete'nin durumundan farklı. Mete'nin ilgisi daha dostane idi. Bunun ki..."
"Esma, kafamı karıştırdın. Şimdi bunlar kardeşler ve ikisi de seninle ilgileniyor."
"Hayır anne Mete'nin ilgisi öyle değil. Yani ben hayatımda hiçbir erkeğe fırsat vermediğim için Mete'nin ilgisini yanlış yorumladım. Yani şimdi Serdar'ı tanıyınca gördüm ki aslında gerçek manada ilgileniyor olsaydı abisi gibi davranırdı."
"Babana da anlatacağım bunları Esma. Olmazsa bir hafta sonu al gel çocuğu."
"Anne çocuk değil, koca adam."
"Ay neyse işte, al gel. Biliyorum baban da diyecek alsın gelsin. İçimiz rahat etsin."
"Olur getiririm. Selam söyle babama, minibüse bineceğim. Öpüyorum sizi."
"Allah'a emanet ol kızım."
Serdar'ı annesine anlatmakta acele ettiğini bir kez daha anlayıp yol üzerinden durdurduğu minibüse geçti. Ücretini ödeyip otururken, Serdar'ı babasının evine götürmek için her şeyin ne kadar boşlukta ve anlamsız olduğunu düşündü. Avucunda ki telefon titremese böyle düşünmeye devam edecekti.
-Uyandın mı?
Serdar ona mesaj atmıştı. Elleri titreyerek, gözlerine inanamayarak cevapla bölümüne girdi.
-Hastaneye gidiyorum.
Aslında hiç uyumadığını yazmayı düşündü. Öyle yazarsa adamın adımlarını biraz hızlandırabilirdi. Hızlanırsa annesine biraz daha rahat anlatabilirdi olanı biteni. Böyle ona kaygı yüklediğinden emindi. Telefonu çaldı o esna da, arayan Serdar'dı.
"Kapının önündeyim Esma, madem bu kadar erken gidecektin hastaneye, söyleseydin saat kurar uyanırdım."
O uyumuştu... oysa onu uyanık bırakmıştı.
"Sana gel beni al dediğimi hatırlamıyorum."
"Hayır dedin, o yüzden bana bir öğle yemeği borçlusun."
"Evet, öğle yemeği için hile yapıyorsun şuan."
"Ama zararsız bir hile... Bence..."
"Bence de..."
"Öyleyse şimdi işime gideyim, öğleye doğru görüşürüz."
"Görüşürüz..." tam kapatacakken aklına gelenle durakladı genç kız. "Serdar?" diye seslendi. Ah adını anarken kalbi nasıl da titriyordu.
"Sen ne güzel Serdar diyorsun ya? Özel bir tarzı var sanki adımın senin ağzında."
"Abartma. Ben şey diyecektim."
"Ne?"
"Sen ne iş yapıyorsun?"
"Hangi anlamda..."
"Mesela ben doktorum, sen nesin?"
"Serseri!"
"Ciddi soruyorum."
"Ne yapacaksın?"
"Annem sordu da, bir şey diyemedim. Daha doğrusu dedim, ticaret yapıyor dedim. Attım yani..."
"Annene beni mi anlattın?"
"Ben anneme her şeyimi anlatırım."
"Ben senin bir şeyinim o zaman." Serdar, dikiz aynasında gördüğü yanağından bir makas almak istedi o an. İnsan kendi kendini sevemiyordu hiç. "Babana da anlattın mı Esma?"
"Annem babamdan bir şey gizlemez. Oda babama anlatır."
"Peki ne diye anlatır?"
"Anlamadım."
"Bizim kız kazık kadar herifin tekine tutulmuş..."
"Tutulmuş mu? Ne alaka? Öyle söylemedim ki ben, arkadaş olarak..."
"Ah, pardon! Arkadaş evet... Tamam arkadaşım, öğleyin arayacağım seni. Yalnız en yakın arkadaşım sensin. Unutma bunu!"
Esma, minübüste olmasa kıkırdayacaktı. Dudaklarını birbirine bastırarak kapadı telefonu. En yakın arkadaşına tutulmuş bir aptal olarak indi minibüsten.
***
Mete, abisi ile yaptığı sabah görüşmesi sonrası daha rahat oturuyordu koltuğunda, öğle molasına biraz erken çıkacağını son hastasını aldıktan sonra sekreterine söyleyip Esma'yı dahilisinden aradı. Ancak telefon direkt sekretere düştü ve sekreter Esma'nın erken çıktığını söyledi. Mete'de hiç tereddüt etmeden cep telefonundan aradı kızı. Esma'nın o sırada abisinin arabasında, yan koltuğunda mahcup oturduğundan habersiz...
Esma'nın telefonunun sesi doldurdu arabanın içini. Genç kız çantasını karıştırıp telefonunu ararken onun telaşına güldü Serdar. Sonunda telefonu buldu Esma. Elinde telefon ile Serdar'a döndü. Adam uygun olmayan biri aradığını düşünürken, "Mete arıyor?" dedi Esma.
"Söyle oda gelsin," deyince Serdar kaygılarına küfretti genç kız. Sıradandı yaptığı, olası... Mete iş arkadaşıydı. Daha fazlası söylenmemişti aralarında. Konuşulmamıştı! Söze dökülmemişti hiç, hareketler hiç daha fazla olmamıştı. Serdar'ın daha ikinci görüşünde sadece bakışları ile verdiklerini hiç görmemişti ondan. Açmasa... Bu durumu Serdar'a anlatamazdı. Aslında ben kardeşini potansiyel koca adayı olarak görüyordum. Bu süre de, bu uğurda onu tanımaya çalıştım ama sen karşıma çıkınca allak bullak oldum diyemezdi. Açtı telefonu, endişeyle alt dudağını dişlediğinden habersizken Mete'yi duydu.
"Esma, nerelerdesin kuzum sen?"
Serdar, kızın alt dudağına gene aynı işkenceyi yaptığını görüp bu defa duramadı yerinde. İçinde garip bir arzu peyda oluyordu, ihtiyaçla doğmayan, bambaşka bir isteği körükleyen cinsten. Uzandı, baş parmağını kızın alt dudağına dokundurup hafifçe aşağı çekti, "Yapma şunu, kendine!"
Mete'nin kulağına abisinin sesi doldu, Esma'dan önce. "Kim var yanında?" diye sordu Mete. Esma, bir türlü Mete'nin ne düşüneceğinden emin olamıyordu. Olamayınca da annesine, kendine söylediklerinin koca bir yalan olduğunu düşünüyordu. Aslında hepsi kendini rahatlatma, istediğine fırsat verme çabalarıydı.
"Esma, orada mısın? Abim mi yanında?"
"Evet. O var!"
"Hayırdır, yarası mı kanamış? Seni mi aradı?"
"Yo, öyle bir şey değil. Iı öğle yemeği için..."
Serdar, kızın bir türlü sadede gelemeyişinden rahatsız, "İzninle doktor hanım," diyerek çekti telefonu elinden. Kulağı ile omzu arasına sıkıştırıp, "Hadi atla sen de gel, Bursa'nın delisi bitmez, hastalarını kışkışla," dedi. Sesi neşeliydi... Mete, abisini bildiğinden daha neşeli duydu.
"Ne yemeği bu?"
"Köfte yiyeceğiz, senin yol bitiminde beni götürdüğün yerde. Esma da daha önce seninle gitmiş oraya. Gel hadi."
"Bunun için bilhassa mı buluştunuz?"
"Buluşamaz mıyız? Yasak mı? Tekeline mi aldın Doktor Bey kızı?"
"Ne demek abi o tek el falan... Ben anlamadım aranızda bu samimiyet nasıl var oldu? Yani, bensiz yemeğe çıkacak kadar."
Serdar, şaşkınca bir an Esma'ya baktı. Toparlanıp arabayı sol şeritte durdurdu, dörtlüleri açtı. "Anlamadım birader, neyi soruyorsun sen şimdi?"
"Bir şey sormuyorum abi. Haddim mi?"
"Oğlum bunalımda mısın sen? Ne bu tafra falan... Neyse derdin açık açık söyle?"
"Derdim neyse... Derdim yanında ki kız abi!"
Serdar bir kez daha baktı Esma'ya. Kızın başı önündeydi. Arabadan indi Serdar, Esma takip etti onu gözleri ile. Adam kaputa yaslandı. Ne söylüyorsa duymuyordu artık.
"Mete ben sana sevgilin mi diye sordum lan, sormadım mı?"
"Sevgilim değildi... Sevgilim mi deseydim?"
"Neyin gideri o zaman bu?"
"Sevgilim değil, sevdiğim olamaz mı? Hem sana göre mi Esma abi? Birkaç gün takılıp bıraktığın kızlara benziyor mu hiç? Ben böyle düşüneceğini ne bileyim? Aklımın ucundan bile geçmedi."
"Ne diyorsun Mete sen? Sen bu kızı seviyor musun?"
"Valla abi içine sıçtın, sevsem ne olur artık!"
Kapandı kulağında telefon. Serdar arkasını döndü, arabasının ön koltuğunda ay gibi parlıyordu Esma'nın yüzü, bütün hüznüne, korkusuna rağmen... Elinde ki telefona baktı. Ekranda bütün ailesi ile çekilmiş bir fotoğraf vardı. Yanında annesi ile babası, başının hemen arkasından uzanmış iki erkek kardeş. Ellerini sıkıntıyla saçlarının arasından geçirip geçti direksiyona. Telefonu uzattı Esma'ya, sağ sinyalini yakıp başını Esma'nın üzerinden sağa doğru uzatıp yolu kontrol ettikten sonra u dönüşü ile karşı yola geçti. Şimdi gerisin geri hastaneye dönüyordu. Esma, endişeli baktı Serdar'a. Adamın ne denli öfkeli olduğunu görebiliyordu ama görebildikleri çok sınırlıydı.
"Ne oldu, ne dedi Mete?" diye sordu. Serdar cevap vermedi. Aracını hızla kullanmaktan daha fazlasını yapmadı. Ne dönüp ondan tarafa baktı, ne de tek laf etti. Araç durduğunda hastanenin biraz ötesindelerdi. Esma inmeye yeltendiğinde duydu Serdar'ı.
"Bana söyle şimdi Mete ile aranızda ki şeyin adı ne?"
Esma, tam iki aydır bunu merak ettiğini söylese... "Cevap ver bana Esma, hadi bekliyorum?"
"Hiç!"
"Sen onu arkadaş olarak görüyorsun o zaman."
"Evet, Mete iyi bir arkadaş."
"Peki onun sana olan hisleri?"
"Ne dedi ki sana?"
"Esma bana saf kız rolü kesme, sen bilmez misin bir erkek seni yanında yöresinde hangi maksatla tutar?"
"Nereden bileyim ben ilişki uzmanı mıyım?"
"Benimkini anladığına adım gibi eminim. Ne uzmanısın bilmem ama sandığım kişi olmadığını gördüm. Yedeğe almadan yaşayamıyorsan sert kayaya tosladın haberin olsun. Bu defa yedek kulübesine kan bağı sokmuşsun."
Esma, hiddetle elini kaldırdı. O yıkılmaz duran adamın suratına inecek olan darbe, gene o adamın elleri ile engellendi. İki çift gözün birbirine verdikleri koskoca bir nefret gibiydi... Oysa veremeyecekleri tek çetin duyguydu nefret. Esma arabadan hızla inerken, bileğini adamın elinden kurtardı. Hastaneye doğru koşarken, ağladığını etraftakiler görmesin istiyordu. İmkansızdı! Elini ağzına kapamış, koşarak ağlayan doktor Esma'yı aynı anda bir sürü kişi gördü.