Esma, mutfakla birleşen küçük salonunda üzerini bile çıkaramamış bir ileri bir geri gidip duruyordu. Elinde ki telefonla yapmak istediğini biliyor ama yapmaktan korkuyordu. Serdar gittikten sonra Mete'nin keyfi büsbütün kaçmış, üstelik abisine ne kadar saplantılı bir bağlılığı olduğunu bile isteye Esma'nın gözüne sokmuştu genç adam. Sürekli abisini kırdığını, yersiz üstelediğini söyleyip durmuştu. Esma, ne söylese pek oluru olmamıştı. Genç adam, daha çok Esma'yı korumak için abisine savaş açtığı için içten içe kendine kızıyordu. Oysa Esma kendini ifade edebilen bir yetişkindi ve Serdar'da Mete'nin hayatına almak üzere olduğu bir kız uğruna abisini harcadığını düşündüğünü sanıyordu. Oysa Serdar, Esma'nın onun hayatına dahil olacak kişi olarak görüldüğünün kanaatini çoktan kovalamıştı aklından. Esma, iki kardeş arasında ki düşüncelerden bağımsız neden Serdar'ı aramak istediğini açıklayamıyordu kendine. Tuhaf bir şekilde anlamak, anlamlandırmak telaşındaydı... biraz olsun aklına yatsın olanlar istiyordu. Bundan sonra Mete'ye umut vermemesi gerektiğini söyleyen tarafını haklı çıkaracak ufacık bir ışık... İlk adımı attığını düşündürmeyecek türden, riyakar bir süsleme ile... Belki birkaç çalıntı düşünceli arkadaş rolü... Bunu yapabilirdi! Telefonunun rehberine daha dün gece kaydettiği numaranın üzerine dokunduğunda telefonu Serdar Cihan'ı aramak için oldukça aceleciydi.
***
"Bugün benimle uyur musun?" demişti Serdar, Hisar'a. Olağan durum olmadığını biliyordu kadın ama cümbüşe döndü kalbinde ki hisleri. Uçmak istedi bulunduğu yerden en yükseğe doğru. Sevinçten dört köşe sarıldı adama... Adam ona başka dokunuşları hiç taşımadı, kollarının arasından sıyrıldı, arkasını döndü. Hisar, kolları boşlukta kalınca sordu. Karanlıkta, ay ışığının huzmeleri ile adamın gördüğü başını okşama isteğini bastırırken.
"Bir kadın mı Serdar?"
"Küçük bir kız çocuğu..."
"Kaç yaşında?"
"En fazla otuz. Belki yok bile."
"Çok da küçük değilmiş."
"Küçük! Büyümemiş, babasının şefkatine muhtaç olmaktan usanmamış... Garip, hüzünlü bakışları var. Badem gözlü, gözleri suratını örtüyor, koyu kahve..."
"Çok güzel..."
"Müthiş... Tablo gibi. Sıradan değil! Duru! Ak pak! Başta koklar bırakırım sandım."
"Ne oldu?"
"Solar diye korktum."
"Aşık mı oldun?"
"Git be kızım ne aşkı? Başka bir şey ama ne..."
"Nasıl bir şey?"
"Çarpıntı yapıyor. Yaşlanıyorum belki de... Ama daha genç olmak istiyorum. Daha temiz, daha gerçek biri. Hiç yalanım yok gibi, günah işlememişim gibi... Arınmak mümkün mü? Ne dersin?"
"Senden iyisini mi bulacak?"
"Sümüğünü atmaz o kız bana."
"Saçmalama... On tane gönlüm olsa onunu da sana verirdim."
"Salak mısın kızım sen? On tanesini de dağıt başkalarına dene şansını. Bok mu var mı bende?"
"Ne bileyim? Sen güzel kıymet veriyorsun. Belki tam değilsin ama eksik de değilsin. Bu kız onları göremiyorsa asıl salak o. Sen ulaşılamayansın Serdar, eğer sana bu denli ulaşmışsa..."
Arkasını döndü Serdar. Döndüğü yerde sırtının değdiği nevresimlerin hışırtısı duyuldu. Hisar'ın yüzüne baktı, güdük bir tebessüm vardı yüzünde. Ne yaparsa yapsın tam olmayan.
"Ne denli ulaşmış ki bana?"
"Onu sen daha iyi biliyorsun Serdar. Sadece itiraf edemiyorsun kendine."
"Az tanıyorum. Ama babam dedi babasını merak ettim, annem dedi kadını hayal ettim, kardeşlerim dedi Mete'yi özledim."
Hisar'ın bakımlı, uzun tırnaklı eli geri püskürtülmekten korkarak uzandı Serdar'ın kirli sakallı yüzüne. Adamın hiç sinek kaydı tıraş olduğunu bilmiyordu bunca zaman. Parmaklarını gezdirirken yüzünde gözlerini kapattı. Canına batan kıymıklar acıtıyordu, yakıyordu...
"Adı ne?"
"Adı Esma. Tam küçük kız adı değil mi?"
"Bilmem, hiç Esma isminde birini tanımadım. Ama sen öyle diyorsan..." yavaşça yaklaştırdı bedenini Hisar. İçinden sayısız dua ediyordu. İstenmemek korkusu vardı dört bir yanını sarmış halde. Birkaç iteleme ile bedeni daha yakınına sığındı adamın, dudaklarını önce çenesine yasladı adamın. Öpmedi, bekledi... Uygun zamanı kolladı... Sonra küçük bir öpücük ile taçlandırdı sabrını. Bekledi... İstenmediğini duymadı. Adamın yanlarına uzanmış, soğuk ellerinin sıcağına duyduğu hasreti kendi elleri ile dindirmek için adamın yüzünü sardı iki eliyle. O esna da çaldı Serdar'ın telefonu. Hisar, geri çekildi. Yataktan indi. Telefonun zil sesini takip ederek şifonyerin üzerinden aldı. Ekranda adı yazıyordu kızın. Serdar onu "Taçlı Turna" diye kaydetmişti. Titredi eli... Serdar'ın ısrarla çalan telefonun zil sesine tahammülsüz yatakta toparlanıp, "Kimmiş?" diye sorduğu an sustu telefon. Hisar, cevap verse bilirdi ağlayacaktı. Veremedi! Uzandı adama, verdi telefonu ve "Ben susadım," deyip çıktı odadan. Hisar, uyumadan önce suyunu hazır ederdi baş ucunda, Serdar sürahi dolu suya bir an bakıp çekerken gözlerini ekranda ki cevapsız aramanın ait olduğu numarayı görüp hemen aradı.
***
"Özür dilerim," diye açtı Esma telefonu. Daha adamın sesini duymadan onu uykudan uyandırdığına adı gibi emindi. "Zamansız aradım ben."
"İyi misiniz? Yani Mete ile sen?"
"Ben iyiyim evet. Mete... En son bıraktığımda biraz toparlamış gibiydi."
"Ne oldu? Rahatsız mı?"
"Sahi ne olduğunu bilmiyor musun?"
"Hayır, aramadı beni. Ne oldu söylesene?" ayaklandı Serdar. Berjere bırakılmış gömleğini aydınlıkta etrafını seçebiliyor kadar hızlı şekilde alıp tek kolundan geçirdi. "Esma, konuşacak mısın?"
"Konuşacak mıyım? Neyi?"
"Neyi mi? Mete dedin, nesi var?"
"Hı... Şey... Aslında öyle bir şey değil, biraz üzüldü."
Derin bir nefes verdi Serdar, hattın ucuna ulaştı sesi. Yatağın ucuna oturdu yeniden.
"Neye üzüldü?"
"Sen kızdın ona diye. Aranızda ki ilişkinin enini boyunu bilmiyorum ama sen kızınca, kardeşin umarsız olamıyormuş onu biliyorum. Ardından sürekli yaptıklarını tartıp durdu. Sözlerini falan... Aslen ben kızdırdım seni. Yani bahsi ben uzattım, bile bile."
"Bile bile mi?"
"Şey anlamında... Yani... Tam olarak..."
"Ne Esma?" derken güldü adam. Genç kız iyice kapana sıkışmış halde bir elini yumruk yapıp dişlerini sıktı. Çatı katı evinin salon penceresinin önünde alt dudağını dişiyle ezerken sustu. Serdar, kısacık sessizliği ısrarcı olmayarak son kez oldurmak istedi.
"Biz Mete ile kötü olmayız. Merak etme. Öyle bir sebep yok bu hayatta. Hiçbir şey kardeşimden daha önemli değil. Eminim onun içinde böyledir. Eğer sen aramızı bozduğunu düşünüyorsan, vicdan yapma. Aramızı bozacağın bir pozisyonun yok. Mete'nin yakın arkadaşısın, benim ise doktorum."
"Öyle mi?"
"Öyle değil mi?"
"Yok o mana da demedim, öyle yani, evet."
"Esma, sen bana başka bir şey mi söylemek istiyorsun?"
"Yoo ben sana bir şey söyleyecektim oda bunlardı. Yani başka bir şey demeyeceğim. Zaten gece vakti aradım. Belki sevgilinin yanındaydın, hoş olmadı."
"Hı, o mesele? Yalnız Hisar benim sevgilim değil."
"Neyin?"
"Sevgilim değil. Arkadaşım... Çok iyi, yakın arkadaşım. Sevgili denilen şey Hisar ile yaşadığım değil onu biliyorum."
"Anlamadım."
"Yani sevgilim yok. Zaten sevgili edinemeyecek kadar büyüdüm ben. Senin kadar genç değilim."
"Anlamadım."
"Evet, Esma, anlaşılması zor laflar ediyorum farkındayım. İster misin gelip seni alayım, bir gece çayı içelim."
"Çay mı?"
"Kahve de olur."
"Nerede?"
"Valla baban kızmazsa evinde, ama yok kızarsa... Şaka yapıyorum hemen alınma da, bildiğim gece kahvecileri var. Ne dersin?"
"Biraz geç değil mi?"
"Bazen aydınlığı beklememek gerekir."
"Ne için?"
"Kahve için."
"Ben seni hiç anlamıyorum. Karışık konuşuyorsun."
"On beş dakikaya kapındayım. Beni bekletme olur mu?"
***
Serdar, merdivenleri pata küte indi. Hisar'ı dubleks evinin salonunda bulduğunda, "Gidiyorum," ben dedi. Kadıncağız, pencere kenarına sığınmış, oturduğu tekli koltukta arkası Serdar'a dönük "Yatarım ben, geleceksen yedek anahtarları al," diye cevap verdi. Fısıltısı gecenin matemine karıştı. Serdar'a bu gece bir daha gelme demek istiyordu. Adamın bunu anlaması imkansız değildi. Hisar'ı önemsediği ayrıntısına düşüp durakladı, arkasından yanaşıp omuzlarından tutup sarılmalıydı belki de. Birkaç tatlı söz ederse ölmezdi herhalde. Eline yüzüne bulaştırmadan yaparsa hele kesinlikle ölmezdi. Esma'yı on beşinci dakikadan iki dakika sonra alabilirdi. Hafifçe öksürdü. Sadece spot ışıkların yandığı salona hakim loşluğun altında emin adımlarla ilerledi ve Hisar'ı omuzlarından tuttu. Koca bedenini koltuğun kolunun üzerine iliştirdi. Koltuk hafiften çatırdadı. Hisar, burnunu çekerek güldü, başını yukarı kaldırarak baktı adama. Yanakları sırılsıklamdı... "Ah," dedi Serdar, baş parmağını kadının yanağında ki tek damla yaşa dokundururken. "Ne sulu gözlü kadın oldun sen Hisar?"
Omzunu silkti Hisar, başı hafiften boyun boşluğuna eğildi, bakışları yere kaydı. "Sen bakma bana, bu sıralar duygusalım ben. Koca ömür geçti gitti, bir ben kaldım diye."
"Bir de ben," diye ekledi Serdar. Hisar, korkularından bahsetmedi Serdar'a. Adamın bildiğinden adı gibi emindi zaten. Birine sevdalanır, onunla gerçek bir hayat kurarsa diye korktuğunu Serdar'da biliyordu ama gene de sanki hiç gitmeyecek gibi emin kılmaya çalışıyordu onu. Uzandı adam, Hisar'ın boyun boşluğundan, pahalı parfümlerin esir aldığı teninden öptü. Öpüşünde çoğu zaman olduğu gibi sadece şefkat vardı. Hisar, böyle olduğunda hissederdi. Arzu ile tutku ile öpülmek isteğini avuntusunun altına gizlerdi. "Bu gece gelmem artık sen yat uyu," diye fısıldarken nefesi başının hemen üzerindeydi adamın. Omuzları daha sıkı kavrandı. "Ardımdan ağlama, uyu olur mu?"
***
Esma gecenin bir yarısı dünden hevesliler gibi kapının önünde adamı beklediğine inanamıyordu. Kızıyordu kendine bu yüzden, biraz ağırdan alsa olmaz mıydı yani? Onu arayan da o olmuştu hem. Tuhaf bir mazeretle, illa araması gerekiyor, üzerine vazifeymiş gibi... Sıkıntıyla kollarını bağladı bedenine. Gece gece çay ya da kahve içeni, üstelik bunun içinde dışarıda buluşanı garip değil miydi? Mete'nin evinde arıza çıkarmasa, kahvelerini de içerlerdi çaylarını da... Ama her şeyi saçma sapan bir hale sokmuş, kardeşini de onu da üzmüştü. O niye üzülmüştü ki? Mete'nin hassasiyeti yüzünden mi? Bu meseleleri pek konuşmuyordu Mete. Sorsa anlatır mıydı bilmiyordu da... Neden bu kadar dokunmuştu ona abisinin bir öfkeyle çıkıp gitmesi, fazla geliyordu. Fren sesi ile irkildi. Apartmanın önünde, eski model bir araba duruyordu. İçinde sayıldığında net anlaşılamayacağı kadar çok insanın yerleştiğini görebildiği bir kalabalık vardı. Hepsi erkekti... Arabalarının teybinden yabancı, hareketli bir müzik yükseliyordu. Şoförün yan koltuğunun açılan penceresinden başını uzatan bıyıklı bir genç ona doğru "İş mi bekliyorsun hatun?" diye sordu. Esma, bir iki adım geriledi. Apartmanın içine geri dönmeyi planladığı sırada arabanın bir kapısı açıldı. İçinden az önce laf atan adam indi ilk olarak. "Seni daha merkezi bir yere bırakalım, buralardan iş çıkmaz," dedi. Emin bir tavırla geri döndü Esma, apartmanına yönelirken bileği bir kuvvetle tutuldu. İki araç kapı sesi daha duyuldu. Ardını döndüğünde karşısında tam üç erkek vardı. Yaşlarının ondan çok daha küçük olduğunu tahmin edebiliyordu. Birinin yumurta gibi suratında hiç kıl çıkmadığına yemin edebilirdi Esma. "Çocuklar yolunuza gidin, polis çağırırım," diye ufak bir tehdit savurdu Esma. Çocukların her biri gülmeye başladı. Bir kapı daha açıldı ve iki kişi daha indi arabadan. Birinin elinde bira şişesi vardı.
"Polisi bırak sen, gel biz seni uçuralım buradan," dedi içlerinden biri. Kim ne söylüyor anlamıyordu Esma, sırayla benzer laflar ediyor sonra gülüyorlardı. O ise bileğini kurtarma derdinde, kolunu çekip duruyordu. Ta ki, Serdar'ın arabası onların aracının arkasında durana kadar! Esma, daha kötüsünün olmasından korkmaya o anda başladı. Ama sanki hiçbir şey sandığı gibi olmayacaktı... Serdar, arabanın içinden inmek bilmiyordu. Çocuklar kendi aralarında arabanın pahasına laflar ederlerken bir umut bir kez daha çekti bileğini Esma, bileğini tutan adamın arabaya olan ilgisini kullanacağını sandı ama bıyıklı çocuğun baygın bakışları kilitlendi Esma'ya. "Balık gibisin ha, dönüşü olmadığını bile bile çırpınıyorsun," diyerek onu arabaya doğru çekmeye başladı. Esma, tiz bir çığlık ile "Bıraksana be dangalak!" diye bağırırken bile Serdar'a bakıyordu. Kahrolası adam ne diye oturuyordu ki arabada? Çocukların sayıca çokluğu gözünü korkutmuş olmalıydı. Yardım istiyordu belki de... Polis çağırıyordu ya da. Serdar'ın aracı yönünde ki kapı sesi ile inişini gördü Esma. Adam aheste aheste iniyordu arabasından. Sanki birazdan çocuklarla el sıkışıp arabaya sığmayanları kendi arabasına alacak gibi.
"Boşa bağırma güzel kız, senin polisin de jandarman da biziz artık."
"Ya da ben!" dedi o an Serdar. Çocuklardan bir kaçı ondan yana baksa da Esma'nın elini tutup çekiştiren çocuk dikkatini vermedi. Bir metal sesi duydu Esma, arka kapıdan inenlerden bira şişesi tutan, diğer eliyle bir sustalı açıyordu. Bu gecenin kanlı geçeceğini ummadığını düşünüyordu. Serdar, gelip alacağını söylediğinde takındığı bahar kuşları rolünün böylesine son bulması trajediydi resmen. Mete'nin ahı! Neden ah edecekti ki Mete? Aralarında ki meselenin arkadaşlıktan öte olmadığını üstüne basa basa söylemiyor muydu?
"Alemdarlı Hasan'ın çocukları değil misiniz siz?"
Serdar, arabanın plakasından öğren demişti Gökhan'a. Sadece beş dakika vermiş ve o beş dakika içinde ismi mesajla göndermişti Gökhan. Böylelikle inmişti arabadan... O isim gelmeseydi de inerdi ama o zaman torpidodan aldığı silahı beline hiç yerleştirmezdi. "Abinizin haberi var mı buralarda siftindiğinizden?" Esma'nın bileğini tutan çocuğun rengi attıysa da elini çekmedi ta ki Serdar'ın diplerine kadar gelip Esma'nın elini bir çırpıda elinden çekene kadar. "Onun bunun karısına kızına sarkmaya utanmıyor musunuz lan siz? Ne zaman sahipli kadınların yoluna çıkar oldunuz? Hasan böyle mi öğretti size?"
Esma, elinin koca bir ele hapsedilip öylece tutulduğundan habersiz dikkatle izliyordu Serdar'ı. Ne söylüyordu adam, nereye ait bir dille ortalığı düzene sokuyordu.
"Sen kimsin?" demeye içlerinden biri cesaret edince Serdar'ın öfkeden gözleri dört dönmüş bir halde cevabı çocuğun üzerine doğru yürümek oldu. Esma, fark etti ki elini de kendisi ile birlikte çekiyordu. Diğer elini Serdar'ın bileğine siper etti. Adamın adımları da kanı gibi dondu o halde. Esma'nın gözlerini buldu gözleri karanlığın dehlizinde. Kalplerin buluşması kadar imkansız uzunluklar içeriyordu bu bakışlar.
"Aman abi," diyerek arkadaşının önüne geçti bıyıklı olan. "Biz ne bilelim yenge sahipliymiş."
Az evvel göz koydukları kadını az sonra yengeleri sayabiliyorlardı.
"Hasan'a da benden selam söyleyin," dediğinde bakışlarını zoraki aldı kızdan Serdar. Onu arabaya doğru çekerken, çocuklarda arkalarından bakıyorlardı. İçlerinden biri, "Kim diyelim Abi?" diye bağırdı.
"Selanikli Kadir'in oğluymuş dersiniz."
Çocuklar sus pus kalakaldılar. Ne büyük bir kayaya toslamışlardı şimdi daha net görüyorlardı.
***
Serdar, aracının yolcu tarafının kapısını açarken halen tutuyordu Esma'nın elini. Esma arabaya binmeden evvel göz ucuyla çocuklara baktı. Onlar gitmiş olsa, Serdar'la gelmeyeceğini söylerdi ama şimdi söylenilenin aksi bir resim çizmek istemiyordu. Serdar'ın açtığı kapıdan geçip oturdu. Avucunda ki tenin yeri baskın bir karıncalanma hissi ile doldu. Elini yumruk yapıp avucunda ki hissi saklamaya çalıştı. Midesinde ki atlılar gene başlamıştı... Boynunda bir ağırlık, ruhunda aydınlığın ardına gizlenmiş karmaşa... Az evvel ki korkunun çoktan yitip gittiği, yerine çok daha baskınlarının yerleştiği bir kendini bilmezlik... Serdar, arabasını Alemdarlı Hasan'ın çocuklarının yanından sürüp uzaklaşırken dikiz aynasından bakıp dişlerinin arasından, "Puştlar!" diye tısladı. Bütün büyü bozuldu o anda...
"Ne kadar küfürbazsın sen böyle?" Esma'nın hayal kırıklığı taşıyan, hafif yüksek saldırgan sesi ulaştı kulağına. Anlamlandıramayıp gülümsedi...
"Küfürbazımdır ama az önce söylediğimi küfürden saymıyorsun herhalde değil mi?"
"Elbette ki sayıyorum. Üstelik, Mete'ye ettiğin küfrü de unutmadım."
Mete'ye küfür ettiğini hiç hatırlamıyordu Serdar, öylesine sıradandı ki bu yaptığı onun nazarında. Tutup da gerçekten edebildiği küfürlerin yanında bunların lafı bile olmazdı. Ama uzatacak değildi... Kıracak değildi... Endişe yükleyecek hiç değildi... Bunun için gelmemişti ki...
"Tamam bir daha senin yanında küfür etmem!"
Bir daha... tekrar vadeden, uçsuz anlamlar taşıyan öylesine bir kelimeden fazlası... Esma, olması gerekenden fazlasıyla kapıldığı öfkesinin anında tuzla buz oluşuna şaşırmadı bile. Arkasına yaslandı. Emniyet kemerini taktı. Adamın arabasını hızlı kullandığını biliyordu artık. Bilmeye de devam edecek demekti bir daha kelimesinin karşılığı, aynı zamanda. Gülümseme isteğini bastıramadı... Az önce bir grup serseri tarafından zorla alıkonulacak olmasının etkisi de geçip gitmişti aynı sebepten. Serdar, göz ucuyla gördü Esma'nın tebessümünü... Bu kız neye gülüyordu ki?