Otobüs köy yoluna girdiğinde Elvan’ın yüreği güm güm atıyordu. Pencereden dışarı bakarken yıllar önce hiç gelmediği, ama kaderinin bir parçası olan topraklara ayak basmak üzere olduğunu hissediyordu. Tozlu yollar, taş duvarlı evler, harman yerinde oynayan çocuklar… Zühre’nin yıllar önce aynı manzaraya bakmış olabileceğini düşünmek, Elvan’ın boğazını düğümledi. Kerem ise her zamanki gibi daha sakindi. Çantasını omzuna geçirip Elvan’a döndü. — “Hadi, önce köyün kahvesine uğrayalım. En çok dedikoduyu, en çok geçmişi oradakiler bilir.” Köy kahvesi, taş duvarların arasında gölgelik bir mekândı. İçeride birkaç yaşlı adam oturuyordu. Çay bardaklarının buharı havada asılı kalmış gibiydi. Kerem içeri girince selam verdi: — “Selamünaleyküm.” Adamların biri gözlüklerinin ardından dikkatle baktı.

