SON ADIM

5000 Kelimeler
 -2022- "Davacı Oya Tüzel, Davalı Fehmi Tüzel mahkeme salonuna!" Anonsun yapılmasıyla oturduğum yerden kalktım. Kalkarken üzerimdeki siyah diz altı kalem elbisenin kırışmamasına dikkat etmiştim. Vücudumdaki yaraları bir elbiseyle kapatabilmiştim. Bileğimde en sevdiğim bilekliğimle, boynumda sevdiğimin aldığı kolyeyle ve ayağımdaki topuklularla duruşmanın yapılacağı salonun kapısına doğru ilerliyordum. Nihayet beklediğim gün gelmişti. Nihayet burada yalnızca avukatım değil, ben de vardım. Başımı eğip kucağımdaki güzelliğe son kez bakıp gülümsedim. "Bizim için yapacağım, Armağan." Duruşma salonun önünde benim için bekleyen, yeni hayatıma ilk ve son kez kabul ettiğim adama, hocama, abime, manevi babama baktım gülümseyerek. Armağan bir yaşını geçen hafta doldurmuştu. Ona doğduğu günden beri bakamamıştım ben, çünkü tedavi olduğum için yanında kalamamıştım ama Salih abi ona çok iyi bakmıştı. Yasal olarak onu nüfusuna geçirmişti, amcam ona açtığım davayla uğraşmaktan bebekle uğraşamaz olmuştu, böylece Salih abinin onu evlat edinmesi kolay olmuştu. Ona Armağan Kahraman olarak bir kimlik çıkarmıştık, olması gereken buydu. Doğduğu gündeki zayıflı uçup gitmişti, öyle ki şimdi tombulluğu yüzünden kollarımda zor tutuyordum onu. Abisi gibi masmavi gözleri vardı, onun sevdiği gibi sapsarı saçları... Aşırı sevimli bir bebekti. Ona sahip olduğum için, ondan güç aldığım için kendimi hep şanslı görmüştüm. Şimdi nihayet kaldığım hastaneden çıkıp buraya, duruşmaya geldiğimde yine yanımda o vardı. Yine ondan güç alıyordum. Bebeklerin içeri girilmesine izin verilseydi keşke... Ama buna bile şükürdü. Onu tek bir kişiye emanet edebilirdim, o da Salih hocam. Bundandır ki hayatımı güzelleştiren iki insan da duruşma esnasında yanımda olmayacaktı. Ziyanı yoktu, kapının dışında beni beklediklerini bilerek konuşacaktım içeride. Armağan'ı son kez öpüp Salih abinin kucağına bıraktım. "Ona iyi bak ben gelene kadar." "Bakacağım," diye sardı onu sıkıca. Armağan uyuklarken huzursuzlanarak başını Salih abinin omuzuna bıraktı. "Sen de o davayı almadan gelme Oya." "Alacağım," dedim kendimden emin bir sesle. Bir yıldır bu anı bekliyordum, sonunda onu layık olduğu deliğe tıkacaktım. Bundan önceki duruşmalarda benim olmamam, olsam bile sağlık raporum yüzünden sözümün geçmemesiyle serbest kalmıştı defalarca. Ama bugün farklı olacaktı, bugün özgürlüğü son kez tattıracaktım ona. Son bir adım... Atacağım son bir adım kalmıştı geçmişimle alakalı. Bu kez adımımı kendimi öldürmek için değil, beni öldürenlerin canını söküp almak için kullanacaktım. Onunla onun anladığı dilden değil, benim anladığım dilden konuşacaktık. Bu kez kazanan ben olacağım, buna tüm kalbimle inanıyorum. Sevdiklerimin sevgisini kalbimin en derinlerinde hissediyorum. Bunu hissederken yapacağım aklıma koyduğum şeyi. Bu zamana kadar ne öldüm ne öldürdüm. Delirdiğimle kaldım. Şimdi bana o deliliği reva görenlere cezasını keseceğim. Derin bir nefes alarak salondan içeri girdim. Benimle birlikte Avukat Hanım da girmişti. Ve bir de Çağrı. Hani şu beni nehirden kurtaran çocuk... Bir yıldır her anımızda yanımızdaydı. Meğer Salih abinin uzaktan bir akrabasıymış. Onunla iyi anlaşmıştık. Armağan'a iyi davranması, Salih abime yardım etmesi onunla anlaşmam için yeterdi zaten. Ben hastanede kaldığım süre boyunca ziyaretime gelmiş, gelirken bu dünyada sevdiklerimi getirmişti bana. İyi biriydi, arkadaşım olduğu için mutluydum ama bu kadardı. Fazlası yoktu. İçeri girdiğimizde o izleyicilere ayrılan bölüme geçerken ben avukatımla birlikte kürsünün sol yanına geçtim. Bizim ardımızdan amcam girdi içeri, kadınlı erkekli beş avukatıyla birlikte. Avukatlar şık giyimli, eli yüzü düzgün, sırtlarında cübbeleri olan insanlardı. Amcamsa her zamanki şık gri takımlarından birini giymişti, siyah saçlarını özenle taramıştı. Kendinden pahalı saati kolunda, hırslı ifadesi gözlerindeydi. Onu en son bir yıl önce görmüştüm, tedavimin başlarında beni ziyarete gelmişti sağ olsun. Beni daha çok çıldırtmak dışında hiçbir işe yaramamıştı, bunu bilerek gelmişti. Onu görünce öyle çok bağırmıştım ki beni dört hastabakıcı zor zapt etmiş, sakinleştiricilerle normale döndürebilmişlerdi. Ama o günden sonra daha da hırslanmıştım, tedavime dört elle sarılmıştım. Bir yıl gibi kısa bir sürede büyük ölçüde iyileşip çıkmıştım oradan. Emindim beni hala zayıf halka olarak görüyordu ve yanılıyordu. Hepsi karşımızdaki küçük masanın ardına oturdular sırasıyla. Onlara bakarken soğukça gülümsedim. Tam da amcamdan beklenen hareketti bu. 5 avukat aman ne havalı! Kendini ancak böyle haklı çıkarabilir çünkü, emindim hepsi ülkenin en iyi avukatlarıydı. Onları bile babamın parasıyla tutmuştu. Ben avukat bile tutmamıştım, devletin bana tahsis ettiği kadın avukatla girmiştim bu yola. Sağ olsun kendisi hayat hikayemi duyunca kanın son damlasına kadar savaşacağını, davayı kazanmam için elinden geleni yapacağını söylemişti. Yapmıştı da. Bu kadar dava görülmesini ona borçluydum. Yoksa ilk duruşmada amcam serbest kalacak, ben tımarhaneye kapatılacaktım ve dava kapanacaktı. Sayesinde böyle olmamıştı. Benim tedavimin bitmesi için beklemiş, insanları da sabırla bekletmişti. Ben buraya çıktığımda konuşacaklarımla ve göstereceklerimle davayı kazanacağımızı düşünüyordu. Benim temennim de bu yöndeydi. Aksini düşünmek istemiyordum. "Oyacığım iyi görünüyorsun," diye karşıdan bir laf attı amcam. Dirseklerini ahşap masanın üstüne yaslamış rahat tavrıyla bana bakıyordu. Buradan yine öncekiler gibi elini kolunu sallayarak çıkacağını düşünüyordu. Yeniden delirmemek için bolca derin nefesler almam gerekmişti gördüğüm görüntü karşısında. Nefes alma egzersizimi bitirdiğimde gülümseyerek ona karşılık verdim. "Sen de her zamanki gibi iyi görünüyorsun. Masken düşmemiş." İçeri giren Cumhuriyet Savcısı'nı ve Hakim Bey'i gösterdim başımla. "Düşmesi yakındır..." Benden beklemediği şekilde karşılık almasıyla bozararak olduğu yere mıhlandı. Daha vardı, şu an oturduğu koltuğu arar olacaktı birazdan. Savcı, hakim ve heyetten olduğunu tahmin ettiğim birkaç adam ahşap kürsünün ardındaki yerlerini aldılar salonda. Hemen önlerindeki küçük masada oturan kadın katip kimseyle göz teması kurmuyor, yazacağı karar için tetikte bekliyordu. Duruşmada izleyici çok yoktu, Çağrı'nın yanında bordo koltuklarda oturan birkaç kişi vardı sadece. Güvenlikçi iki adam kapanan kapının hemen önünde 'hazır ol'da bekliyorlardı. Biz ise ortadaki tanık kürsüsünün iki yanında oturuyor, bize söz hakkının gelmesini bekliyorduk. Kendimi ilk defa bu kadar ciddi bir ortamda buluyordum. Gergindim ama gerginliğimin kendimi savunmamın önüne geçmesine izin vermeyecektim. İlk olarak hakim söze girdi. "Davalı kendini tanıt." Amcam hemen saygıyla ayağa kalkıp ceketinin önünü ilikledi. "Fehmi Tüzel, 42 yaşındayım. İş adamıyım, kendime ait bir mimarlık şirketim var. Dulum. Bundan bir yıl öncesine kadar yeğenim Oya ile yaşamaktaydım, şu an yalnız yaşıyorum." "Anlaşıldı," diyerek ona oturması için izin verdi hakim, sonrasında bana döndü. "Davacı kendini tanıt." Amcam gibi şovlara girmeden sakince oturduğum yerden kalkıp konuştum. "Oya Tüzel, 19 yaşındayım. Ne okuyor ne çalışıyorum, sadece adaletin yerini bulmasını isteyorum. Bekarım. Manevi babam Salih Uğurlu'yla ve onun bir yaşındaki evlatlık kızı Armağan Kahraman'la birlikte yaşıyorum." Hakim kaşlarını çattı. "Salih Uğurlu'yla herhangi bir kan bağınız yok yani?" "Hayır, yok." "Anladım," diyerek önündeki kağıtlara baktı ve amcama döndü. "Oya Tüzel'in babası, abiniz Fethi Tüzel'i ve eşi Hatice Tüzel'i öldürtmekle ve yeğenin Oya Tüzel'e cinsel istismarda bulunmakla suçlanıyorsun. Savunman var mı?" Amcamın yanındaki erkek avukatlardan biri sözü alarak ayağa kalktı. "Müvekkilimin üzerine atılan tüm suçlamalar asılsızdır Hakim Bey. Size sunduğumuz dava dosyasında göreceğiniz üzere Fethi Tüzel'i ve eşi Hatice Tüzel'i öldüren kişi iş konusunda husumet yaşadıkları bir iş adamıdır. Müvekkilimle hiçbir bağı bulunmayan bu adam, işlediği cinayetleri olaydan kısa bir süre sonra itiraf etmiş, cezasını almıştır. Cezaevinde geçirdiği kalp krizi sebebiyle de bundan iki yıl önce vefat etmiştir. Yıllar önce yaşanıp kapanan bir dava söz konusu şu an." Avukatım hemen elini kaldırarak söz aldı ve araya girdi. "Olayın yaşandığı gece, 14.03.2008 tarihinde verilen ifadeler ve alınan ayak izi örneklerine göre cinayeti işleyen bir değil, iki kişiydi. Buna rağmen o dönem hapse atılan verdiği inandırıcı olmayan ifadesiyle yalnızca bir kişi oldu. Buna ne diyeceksiniz? Uydurduğunuz iş adamı masalında adamın ikizi olduğunu, cinayeti beraber işlediklerini falan mı söyleyeceksiniz?" Amcamın avukatlarından kadın olanı sözü devraldı bu kez. "Bu nasıl bir üslup Hakim Bey?!" Hakim, "Savunmanızı yapın," diyerek kadını benim tabirimle umursamadı. "Suçlama üslubuna takılmak için burada değilsiniz." Bunun üzerine avukat kadın devam etti sinirlense de. "O geceye dair görgü tanığı olan tek kişi evin küçük kızı Oya Tüzel'di. İfadesi alınan tek kişi oydu. Ne olmuş evde iki kişi olduğunu söylemişse? 5 yaşındaki bir kızın sözüne mi güveneceğiz? Üstelik kızın psikolojinin normal olmadığı ortadayken. O an sıcağı sıcağına alınan bir ifade sizce ne kadar sağlıklı? Küçük kızın yanlış görmesi, bir adamı iki olarak görmesi, çok olağan bir durum. Eldeki deliller açıkça gösteriyor ki o gece evde tek bir adam vardı. Fethi ve Hatice Tüzel'i aynı silahla iki kurşun darbesiyle öldüren tek kişi. O da şu an maalesef aramızda değil." Kendinden emin kurduğu cümlelerin üstüne bakışlarını kürsüdekilere dikti. "Üzerinden 14 yıl geçmiş olan bir olayın şimdi gün yüzüne çıkması sizi de işkillendirmiyor mu? Oya Tüzel amcasına suç atmak için ailesini öne sürüyor Hakim Bey." "Ben ailemi hiçbir şey için öne sürmem!" Sinirle çıkışmıştım ve anında uyarılmıştım. "Söz almadan konuşmayalım." Avukatım bana, "Sakin ol," deyip sakince sözü devraldı. "Müvekkilimin ifadesini asılsız olmakla suçluyorlar fakat söz ettiğim ayak izi raporu hakkında bir yorumda bulunmadılar. Bulunamazlar çünkü dediğim doğru. Olay yerinde yapılan incelemede iki farklı ayak iki, iki farklı ayak numarası tespit edilmiş. Yani o gece evde bahsi geçen iş adamı değil, iki tetikçi vardı. Cinayetleri işleyenlerin profesyonel iki tetikçi olduğu kanısındayım, ölüm raporlarına bakarsanız bana hak vereceksiniz. Çünkü o raporlarda yazdığı gibi uzaktan ateş edilmiş olmasına rağmen alınların tam ortasına isabet eden iki kurşun yarası var. Sıradan bir iş adamı için oldukça profesyonel bir cinayet işleme biçimi doğrusu. Buna ne diyeceksiniz? Adamın yan mesleğinin tetikçilik olduğunu söyleyip hepimizi güldürün lütfen!" Başka bir erkek avukat ayağa kalkıp, "Biz ortada bir ayak izi raporu görmedik Hakim Bey," dedi ve gülümsedi. "Sizin önünüzdeki dosyalarda var mı?" "Hayır, bahsi geçen rapor benim önüme gelmedi." Hakimin söylediği doğruydu. Avukatımın bahsettiği ayak izi raporu resmi katırlarda da bizim elimizde de yoktu. Bunun sebebi elbette amcamdı. Konuya girersem daha da sinirleneceğimi bildiğimden sözü avukatıma devrettim. Kendisi hakimin cümleleri üzerine devam eden kişi oldu. "Evet, maalesef elinize ulaşmadı ama söz ettiğim rapor o dönemde ortaya çıkmış, kısa bir süre sonra yok edilmiş. Mahkemeye sunulmamış, olayın üzeri alelacele kapatılmış." "Öyleyse siz bunu nereden biliyorsunuz?" diye sordu hakim. Avukatım soğukkanlılığını koruyarak cevapladı. "O dönemde adli tıpta çalışanlardan biriyle görüştüm, kendisi anlattı bana raporun aslını astarını." "Kendisi tanık listesinde var mı?" Hakimden gelen jet hızıyla sorusuyla avukatımın gerildiğini hissettim. "Maalesef yok. Kendisini geçen hafta kaybettik." "Öyleyse suçlamanız delil yetersizliğinden ortada kalıyor." "Hayır, devamı var," diyerek itiraz etti yanımdaki kadın. Elbette tek savunmamız ortada olmayan bir rapor üzerinden olmayacaktı. "O raporu şu an size sunamıyor olabiliriz ama elimizde daha sağlam kanıtlar var." Öne çıkıp elindeki dosyayı hakimin önüne bıraktı. "Şu an size sunmuş olduğum dosyanın içinde Fehmi Tüzel'in evindeki kasasından çıkan resmi belgeler var. Olay yaşanmadan önce konuştuğu iki tetikçinin numarası, yazışmaları, olay sonrası bahsi geçen iki tetikçinin hesabına geçen yüklü miktardaki paranın havale belgeleri mevcut. Fehmi Tüzel, müvekkilimin suçlamada bahsettiği şekilde öz abisini ve yengesini sırf şu an sahibi olduğu şirketi alabilmek uğruna öldürtmüş azılı bir suçludur." Hakim elindeki dosyayı incelerken amcamın en dişli avukatlarından biri olduğunu gözlemlediğim adam söz alarak ayağa kalktı. "Size sunulan belgeler gayriresmidir Hakim Bey. Müvekkilimin kişisel kasasından izinsiz olarak alınan ve üzerinde oynamalar yapılıp size sunulan belgelerdir. Gerçeği yansıtmamaktadır." "Her belgenin üzerinde noter onaylı ıslak imza var. Son baktığımda avukatların böyle bir imza atma yetkisi yoktu, nasıl belgeler üzerinde oynama yapmış olabilirim?" Yanımdaki kadının kendinden emin duruşu ve gülümsemesi karşımdaki 6 yüzü de sinir etmişti, bunun farkındaydım. Bir kez daha ne kadar iyi bir avukata denk geldiğimden emin oldum. Amcamın ayakta olan erkek avukatlarından yaşça büyük olanı cevap verdi hemen. "Her türlü oynamayı yapmış olabilirsiniz. Hem madem öyle söz ettiğiniz gibi cinayetleri işleyen iki tetikçiydi, şu an neredeler? Neden bu duruşmada değiller?" "Orada beni de hayrete düşüren bir olay var biliyor musunuz? İki tetikçi de bundan bir yıl önce, tam da müvekkilimin davayı açtığı zamanlarda evlerinde ölü bulunmuşlar." "Var olmayan hayali tetikçileriniz ölmüş demek, inanın çok üzüldüm." Adamın sahte samimiyeti beni iyice gererken avukatım sakince aldı ona yönelen pası. "Üzülmeyin, kendileri aramızda değiller ama 14 yıl önceki DNA'ları aramızda." Amcamın 4 erkek 1 kadın avukatı şaşkınlıkla birbirlerine bakarken benim yanımdaki zeki kadın Hakim Bey'e dönerek sözlerine devam etti. "Size verdiğim dosyanın sonunda bir DNA raporu mevcut. Öldürülen Fethi Tüzel'in tırnak aralarından alınan örnek ile para transferi yapılan tetikçilerden birinin DNA örneği birebir uyuşuyor. Aralarında bir itiş kakış çıkmış olmalı ki bu rapor ortaya konuldu. Bu da o gece orada hapse giren iş adamı haricinde birinin daha olduğunu kanıtlar. Ha bu arada o rapor da resmi kayıtlara geçmemiş, Fehmi Tüzel'in kasasında toz olup gitmeyi beklemiş yıllarca. Adaleti saptırmışlar." O belgeleri bizzat ben bulmuştum. O cehennem evinde bulmuştum. Hepsi doğruydu, hepsini bizzat ben okumuştum, bizzat ben çıkarmıştım o kasadan. Okurken dehşete düşmüştüm, amcamın ruhu duymamıştı. Daha 13 yaşımda yazılanların en anlama geldiğini bile bilmezken öğrenmiştim bu gerçeği. Çocukluğumun olduğu kadar ailemin katili de aynı kişiydi, amcamdı. O yaşımda öğrenmiştim bunu, delirmeyip de ne yapacaktım? O dönem dilime vuramayan her olay zihnimde birikmişti, sonunda beni ölümcül bir hastalığa sürüklemişti o birikenler. Ancak o günler geride kalmıştı, ben artık iyiydim. İyi olmaya kabullenmekle başlamıştım. Sevdiğimin öldüğünü kabullenmekle... Yazıştığımın bir kişi değil de bir sanrı olduğunu anlamakla... İntiharın çözümüm olmadığını görmekle... "İş adamının verdiği ifade yanlıştır," diye savunmaya geçti karşı avukatlardan biri. O an duruşmaya geri döndüm. "Belki de cinayetleri kendi işlememişti, işlemesi için sözü edilen iki tetikçiyi tutmuştu ama ifade verirken tetikçileri işin içine karıştırmak istememişti. Vicdani bir sorumluluk yüklemişti kendine. Bu yüzden o gece evde tek olduğunu söyleyerek cezayı tek başına üstlenmek istemişti. Sizin sunduğunuzdan daha yüksek ihtimalli bir sonuç bu." Avukatım cübbesinin yakalarını düzleştirip gülümsedi. "Tetikçileri hapse giren iş adamı tuttu ama paralarını müvekkiliniz ödedi yani bunu mu demek istiyorsunuz? E müvekkiliniz baya masummuş o zaman gelin birlikte kutlayalım şunu!" "Olayı çarpıtıyorsunuz!" diye yükseldi adam. "Belgelerin sahte olduğunu başında belirtmiştik. O belgelerin aslı iş adamına ait olmalı." "Ben de belgelerin sahte olmadığını, Fehmi Tüzel'e ait olduğunu gayet açık bir şekilde belirtmiştim. Sizin aksinize benim belirttiğim şekli doğru." "Karşılıklı atışma olmasın!" diyerek iki tarafı da uyardı hakim. Savcı ve diğerleriyle kendi aralarında kısa bir görüşme yapıp yeniden bize döndüler. "Önümüzdeki belgelerin gerçekliği tartışılamaz fakat getirilme usulü yanlış. Kişinin izni olmadan kişisel kasasına girilip alınmış belgeler. Gerekli değerlendirmeyi yapacağız. İki taraf da yeteri kadar dinlendi bu konuda. İkinci suçlamaya geçiyoruz." Yüzünü amcama çevirdi, yine ilk söz onlarındı. "Yeğeniniz Oya Tüzel'e cinsel istismarda bulunmakla ve kendisine fiziksel şiddet uygulamakla yargılanıyorsunuz. Bunun için bir savunmanız var mı?" İçlerindeki tek kadın avukat ayağa kalkarak sözü devraldı. "Hakim Bey, Fehmi Tüzel abisini ve yengesini kaybetmiş acılı bir amca olarak onlardan geriye kalan tek yeğenine, Oya Tüzel'e yıllarca gözü gibi bakmıştır. Bir dediğini iki etmemiş, kendisinin en iyi eğitimi almasını sağlamış, hayat standartlarını hep en üst seviyede tutmuştur. Bunlara rağmen yeğeninden gördüğü bu alçak suçlama kendisini üzüntü içinde bırakmıştır." Amcam sessizce olup biteni izliyordu, avukatlarının onu kurtaracağına o kadar inanıyordu ki konuşmaya tenezzül bile etmiyordu. Haksız sayılmazdı, avukatlarının ağzı yalan konusunda iyi laf yapıyordu. Ama ben onun gibi olmayacaktım, kendi davamı kendim konuşarak çözecektim. "Çok üzgün tabii o yüzden 5 avukatla geldi buraya. Suçsuz olduğu için küçük bir ordu var şu an arkasında." "Bir kez daha uyarmayacağım, söz almadan konuşmayın!" Uyarılmamla derin bir nefes alıp sakinleşmeyi denedim. O sırada konuşan kadının sesini duyup sakin kalmam imkansız gibi bir şeydi. "Oya Tüzel küçük yaşta ailesinin katledilmesine şahit olmuş, devamında yaşamını sağlıklı devam ettirememiştir. Birçok psikolojik sorunla boğuşmuş, birçok kez intihar etmeyi denemiş, sonunda Paranoid Şizofreni tanısıyla bir akıl hastanesine kapatılmıştır. Kısaca kendisinin hastalıklı bir düşünce yapısına sahip olduğu ortadadır. Aklında kurduğu senaryoları gerçekte yaşanmış sanıp amcasını suçlamaktadır. Ona sadece sevgisini gösteren amcasını bir canavara benzetmektedir. Fakat size sunduğumuz fotoğraf ve videolarda da göreceğiniz üzere kendisi amcasıyla mutlu zamanlar geçirmiş, yaşadığı evden hoşnutluk duymuştur." Bunun olacağını biliyordum. Hastalığımdan vurulacağımı biliyordum ama yine de sesli bir şekilde duymak biraz olsun sarsmıştı beni. Hele devamında söylenenler... Ben mi mutluydum? Ben mi hoşnuttum o evden? Koca bir yalan! Kürsünün üzerindeki bilgisayarın küçük ekranında geçmişe ait fotoğraflar ve videolar dönmeye başladı. Amcamla gülerek çekindiğimiz fotoğraflar, oyun oynarken kayda alınan videolar... Oradaki kız mutluydu, evet. Çünkü nasıl bir yalanın içinde yaşadığını bilmiyordu. Bilseydi asıl mutluluğun bu olmadığını anlardı. Oradaki kız 9 yaşındaydı ama şu an burada olan kız 19 yaşındaydı ve yaşadıklarının her bir zerresinin farkındaydı. Sonunda kendi kahkaha seslerimi duymaya dayanamayarak, "Yeter!" diye bağırdım. O sesi duymak bana geçmişimi hatırlatıyordu. Zehirli bir besin olup zihnimi besleyen sesi hatırlatıyordu bana ve benim son isteyeceğim şey o günlerime geri dönmek olacaktı. "Yeter artık kapatın şu yalan görüntüleri!" "Yalan mı?" diye alayla güldü karşımdaki kadın avukat. En acısı da arkasında oturan 5 erkek susarken beni suçlayanın tek kadın avukat olmasıydı. "Görüntülerin ve videoların hepsi orijinal. Bizzat senin geçmişine, mutlu günlerine aitler. Amcanı suçladığın olayla uzaktan yakından alakası yok. Bu yüzden mi yalan?" "Bir daha söz almadan konuşursanız hepinizi dışarı atarım! Bu son uyarım!" Hakimin artık sabırsız çıkan sesiyle derin bir nefes alıp sustum. Kaldığım hastanede bana gösterilen şekilde kısa bir nefes egzersizi yaptım ve gözlerimi açtığımda sözü devralmak için elimi kaldırdım. O sırada avukatım, "Emin misin?" diye fısıldamıştı kulağıma. "İstersen ben devam edebilirim, kendini zorlama." "Eminim, kendimi savunabilirim." "Evet?" diyerek hakim sözü bana verdiğinde oturduğum yerden kalktım. Duraklatılan videodaki yüzümü işaret ettim elimle. "O görüntüler gerçek." Bunu der demez hepsinin yüzünde rahat bir gülümseme belirmişti. Ben onlar gibi yalancı değildim, yaşanan bir şeyi yaşanmamış göstermeyecektim. Ama yüzlerindeki gülümsemenin silinmesi de yakındı. "Çünkü orada gördüğünüz kız amcasına herkesten çok güveniyordu. Onu herkesten çok seviyordu. Anne babasının kalbinde açtığı boşluğu amcasıyla dolduruyordu. Onunla mutlu olduğunu sanıyordu. Oysa koca bir yalanın içinde yaşıyordu. Amcası ona sarılırken ne niyetle sarılıyor, bilmiyordu. Amcası onu öperken aklından ne geçiriyor, bilmiyordu. Amcası ona hediye olarak elbise aldığında ve ona giydirmek istediğinde ne hayal ediyor, bilmiyordu. Çünkü o gördüğünüz kız amcasının kirli zihniyetini anlayamayacak kadar küçüktü. Suçum bu mu? Amcamın bana yaptıklarını anlayamayacak kadar küçük olmak mı suçum? Şimdi büyüdüm işte. Büyüdüm, her şeyin farkındayım, şikayetçiyim. Neden gereken yapılmıyor? Neden ben burada bana acı veren geçmişimi izlemek zorunda bırakılıyorum?" Hakimin cevap vermesine kalmadan amcamın avukatı sözü devraldı. "Açık bir şekilde ajitasyon yapıyor. Biz burada onu hiçbir şeyle suçlamıyoruz. Tam tersine o masum olan amcasını suçluyor. Eğer sağlıklı düşünseydi yanlış yaptığının farkına varacaktı ama maalesef, düşünemiyor. Düşünceleri onu gerçeklikten uzaklaştıracak kadar ileri boyutta hastalıklı bir yapıya sahip. Müvekkilimin kendi düzeyinde muhatap olacağı biri yok karşısında. Kendisi yeğeniyle savaşmak istemiyor. Yeğenine yardım etmek istiyor ama yeğeninden gördüğü tavır karşısında çaresiz kalıyor." "Çaresiz mi?" diye sordu tiksinerek. "Siz çaresizliğin ne demek olduğunu biliyor musunuz acaba? Sizin için masum birini suçlamak ne kadar kolay değil mi? Yeter ki cebiniz dolsun. Kalbinizden eksiltseniz de sorun yok sizin için, paranızı alır yolunuza devam edersiniz değil mi? Ama merak ediyorsanız asıl çaresizliği ben anlatayım size. Asıl çaresizlik ailen gözlerinin önünde öldürülürken sesini çıkaramamaktır. Asıl çaresizlik amcan sana tecavüz etmek için yatağına attığında avazın çıktığı kadar bağırmak zorunda kalmaktır. Asıl çaresizlik yengene amcanın ne zaman işten geleceğini sorduğunda karanlık bir odaya kitlenip oradan kurtulmayı beklemektir. Hayatın boyunca çıkar bir yol bulamamaktır. Bulduğun tek yolun, tek şansın da elinden alınmasıdır asıl çaresizlik. Sizin gibi insanlar bunu bilmez Avukat Hanım, o kadar yıl okumuşsunuz ama ufacık bir kelimenin gerçek anlamını dahi öğrenememişsiniz. Sizin için derin bir üzüntü duyuyorum, sırtınızdaki cübbenin hakkını veremiyorsunuz." Kadın sinirlense de yüzündeki alaycı ifadeyi bozmadı. "Şimdi de benim mesleki becerilerime mi suç atıyorsunuz? Oya Hanım sanırım aldığınız tedavi yeterli olmamış, insanları haksız yere suçlamamanız konusunda da bir tedavi almayı düşünür müydünüz?" "Sizinle muhatap olmayacağım, bunun için burada değilim." Derin bir nefes alıp silkelendim ve asıl muhatabım olan Hakim Bey'i görüş açıma aldım. "Beni hastalığımla suçluyorlar. Evet, doğru, Paranoid Şizofreni hastalığım var. Bundan bir hafta öncesine kadar bir hastanede kalıyordum. Zihnimdeki sesleri susturamıyordum, ölmüş kişileri yaşıyormuş gibi görüyordum, aklımda dolanıp duran sesler beni intihara sürüklediğinde bir an bile düşünmeden intihara adım atıyordum, bile isteye kendime zarar veriyordum. Evet, bunların hepsini yapan bendim. Var olan bir şeyi inkar etmeyeceğim, yalan söylemeyeceğim, bir şeyleri saklamaya çalışmayacağım. Bunları yaparsam suçladığım insanlardan bir farkım kalmaz çünkü. Bana 'deli' diye haykıran gözlerini inkar etmiyorum. Yaptıklarımı söylemekten çekinmiyorum. Bir yıl öncesine kadar inkar ettiğim o hastalığı şimdi kolaylıkla kabullenebiliyorum. Çünkü artık gerçekleri görüyorum. Bana bu deliliği reva görenleri görüyorum. Amcam," dedim elim uzatıp onu işaret ederken. Yüzümde buruk bir tebessüm, kalbimde kabuk bağlamasına rağmen kanamaya devam eden yaralarım vardı. "Bana deliliği reva gören sevgili amcam. Beni yıllarca istismar eden, öz yeğenine tecavüz etmeye kalkan kıymetli amcam." Zorlandığımı gören avukatım hemen araya girdi. "Ayrıca suçladıkları gibi müvekkilimin hastalıklı düşünmesi söz konusu bile değil. Geçen hafta alınan ve önünüze gelen heyet raporunda açıkça yazıyor, müvekkilimin akli dengesi gayet yerinde. Tedavisini usulüne uygun bir şekilde görüp iyileşmiş, davasını vermek için buraya gelmiştir. Kullandığı tüm sözcükler de bunu kanıtlıyor. Karşı tarafa Oya'yı hastalığıyla vurmaları yerine kendi müvekkillerinin hangi hastalığa sahip olduğunu çözmelerini tavsiye ediyorum." Karşı tarafın atağa geçmesini istemeyerek hakime ithafen, "Devam edebilir miyim?" diye sordum. Hakim bakışları halen daha benim üzerimdeydi, başını aşağı indirip kaldırdı. "Edebilirsin." Sızlayan yanımı geçirmek adına elimi burun kemiğime yaslayıp sıktım önce. Bir iki saniye öylece bekledim ve devam ettim. "Cümlelerim size çok sığ geliyor ama benim için söylemesi o kadar zor ki... Benim konuşmam 19 yılımı aldı. Küçüktüm, konuşmayı bilmedim. 5 yaşında ailemin ölümünü gördüm, konuşmayı unuttum. 6 yaşımdan 12 yaşıma kadar amcamın tacizlerine maruz kaldım, konuşmaktan utandım. 13 yaşımdan 17 yaşıma kadar fiziksel şiddetini gördüm, konuşmayı beceremedim. Yıllarca kendimi suçladım. Ben izin verdim, ben kötü bir şey yaptım da bunlar başıma geldi, birine söylesem bana inanmaz, beni hor görür dedim. Yıllarca bu gibi yanlış düşüncelere kapıldım ben. Meğer benim hiçbir suçum yokmuş. Amcam gibiler varmış, canavarlar yalnızca masallarda olmazmış, gerçek hayatta daha kötüleri çıkarmış karşımıza, bunu anladım. Anladığım an açtım bu davayı. Ben artık konuşuyorum Hakim Bey. Ben artık konuşmam gereken yeri de konuşmam gereken şekli de biliyorum. Siz yine bana inanmayın isterseniz ama ben konuşmaya devam edeceğim." Avukatımın omzumu sıvazlaması ve avucundaki şeyi işaret etmesiyle toparlandım hemen. Dağılmayacaktım, bunun için burada değildim. Dağıtmak için buradaydım. "Size söylediklerimi kanıtlayacağım. Sözüme inanmasınız bile gördüklerinize inanacaksınız." Avukatımın avucundaki flash belleği alıp yerimden çıktım ve beni pür dikkat dinleyen Hakim Bey'in kürsüsüne yaklaştım. Önündeki bilgisayara izin istercesine uzandım, beni başıyla onaylaması üzerine ise elimdeki flash belleği bilgisayara taktım. O küçük ekranda donuk duran video gitti, yerine benim açtığım başka bir video geldi. "Madem geçmişi eşeliyoruz biraz da benim getirdiğim videoyla eşeleyelim." Oynat tuşuna basıp geri çekildim. Yerime dönerken video oynamaya başlamış, salonun içindeki herkes pür dikkat izlemeye koyulmuştu. Ekrana sırtı dönük olan sadece bendim. Videoyu izlemeyen tek kişi bendim. Çünkü biliyordum orada ne olduğunu. Bizzat ben çekmiştim o videoyu. Çocukluğumun katliamını kayıt altına alan bizzat bendim. Almamı söyleyense Aslan... 14 yaşımızdaydık. İki yıl boyunca amcamla boğuşmuştum, yaklaştırmamıştım onu kendime. Bunları Aslan da biliyordu. Sonunda bana bir fikirle gelmişti. Hapisle ilgili bir şeyler öğrenmiş, kanıt yerine geçecek şeyleri araştırmış. Kurban olduğum benim için yapmış bunları. Bir gün yanıma geldi. Amcanın yaptıklarını ancak böyle kanıtlayabilirsin, kendini ancak böyle savunabilirsin dedi. Mecbursun dedi, mecburdum. Bile bile bana dokunmasına izin vermeye mecburdum. Bana telefonuma çekmemi söyledi olup biten her şeyi. Eve gider gitmez öyle yaptım. Salonun oturduğumuz köşesini gören bir yere yerleştirdim telefonumu. Sonra oturup celladımın gelmesini bekledim. Beni çok bekletmeden geldi. Yemeğini yiyip hemen yanıma geçti. Bilerek uzaklaşmadım ondan. O da istediğini alacağını düşündüğü için gülümseyerek yanaştı bana. Önce kolunu omuzuma attı, beni kendisine yakınlaştırdı. Sonrasında diğer elini bacağıma attı, o anda itiraz ettim. Kızıp uzaklaştım. İşte o zaman öfkelendi, ağzına geleni söyledi bana. Birkaç küfrüne göz yumup sonunda işkencemi bitirdim ve çaktırmadan telefonu aldığım gibi ağlayarak odama çıktım. Şu an duruşma salonunda olanların izlediği videoda o anlarım vardı. Nihayet az önceki gülüş seslerimin aksine çığlık seslerim kesildiğinde dolan gözlerimi silip yerime oturdum ve yüzümü kürsüye çevirdim. Beyaz tenli yaşça büyük olan hakimin bile beti benzi atmıştı video karşısında. Ağzını açmasına kalmadan amcam söz almak için elini kaldırdı. Deminden beri sessizce köşesinden duruşmayı bir yabancı gibi seyreden amcam can havliyle söz almak istedi. Etekleri tutuşmuştu. Şimdi bakalım o tutuşan kıvılcımları kimin üzerine atacaktı. Hakim başını sallayarak ona onay verdiğinde hızlıca ayağa kalktı. "İzlediğiniz video yalan Hakim Bey! Tamam böyle tatsız bir olay yaşandı ama düşündüğünüz gibi bir durum söz konusu değil. O gün benim işle alakalı bir şeye canım sıkılmıştı, gergin bir gündü. Eve geldiğimde yeğenimle hoş bir sohbet edip vakit geçirmek istedim. Onu babası gibi sarıp sarmaladım, okulunun nasıl geçtiğini sordum ama aldığım cevabı görüyorsunuz. Gereksiz bir bağırtıyla yükseldi bana, e ben de gergindim zaten öyle ağzımdan üç beş kötü söz çıkıvermiş. Bu neyi kanıtlar ki? Her ailede olan ufak tefek tartışmalardan biri bu. Normalde biz çok mutluyduk, yeğenimin mutlu olması için elimden gelen her şeyi yaptım. Evdeki herkes şahit buna. Yıllardır bizimle birlikte olan evdeki çalışanlarımız var. Buradalar şahitlik etmek için, hemen çağırabiliriz isterseniz." Hakim Bey başıyla kapıdaki adamlara talimat verip konuştu. "Tanıkları çağırın." Bunun üzerine içeri iki adam girdi. Biri aşçıydı, diğeri bahçıvan. Hatırladığım diğer çalışanlar yoktu. Amcama en sadık olan adamlardı buradakiler. Nedense hiç şaşırmamıştım, tam ona layık bir şeydi yaptığı. Duruşmanın ilerleyen dakikaları iki adamın da verdiği yalan ifadelerle geçmişti. İkisi de başta yemin ederken o kadar serinkanlıydı ki ben ürpermiştim. "Ev genel olarak sakindi. Amca yeğen iyi anlaşırlardı, genelde biz bahçede oynadıkları zaman kahkahalarını duyardık. E tabii arada her ailede olduğu gibi ufak tefek tartışmaları olurdu ama hemen tatlıya bağlarlardı. Oya sanırım yaşadıklarından ötürü amcasına böyle davranıyor yoksa amcası onu çok sever, o da amcasını aynı şekilde." İkisi de ezbere bildikleri bu cümleleri kurmuşlardı. Sevgimi dillerine yama yaptıkları için ayriyeten sinir olmuştum onlara. Yine de sakin kalmaya çalışmıştım. Büyük ölçüde başarılı da olmuştum. Hakim ikisini de dinledikten sonra dışarı almış, bize dönmüştü. "Sizin bu söylediklerinize, gösterdiklerinize ilişkin tanıklık edecek biri var mı?" Vardı. Avukatım benden evvel söze girip, "Var Hakim Bey," dedi. "Kendisi az önceki insanların aksine gerçekleri söylemek için burada." "Kimin gerçeği söyleyip söylemediğine biz karar veririz Avukat Hanım." Sabahtan beri biraz alaylı tavrıyla herkese kök söktüren avukatım sonunda hakim tarafından kibarca uyarılmıştı ama bunu pek takmış gibi görünmüyordu. Alışmıştı sanırım. Kendisine zaman geçtikçe kanım kaynıyordu. Sanırım farkında olmadan bir arkadaş daha edinmiştim. Kendisi yirmilerinin sonlarında olmasına rağmen fazlasıyla hırslı ve başarılı bir avukattı. Yanımda olduğu sürece sonuç ne olursa olsun sırtım yere gelmezdi yani. "Tanık gelsin!" Güvenliklerin içeri aldığı kadınla birlikte amcamın yüzündeki ifadeyi merak ederek onu izlemeye başladım. Kapıdan giren kadını gördüğü anda yüzü buz kesmişti. Eli ayağı boşalmış, dudakları aralanmıştı. Emindim en son beklediği kişi bile değildi lehime tanıklık edecek kişi. Çünkü kendisi bir zamanlar eşim dediği kadındı, yengem Suzan'dı. "Suzan..." Amcamın fısıldadığı tek şey bu olmuştu. Eski yengem, çocukluğumun katili olanlardandı... Amcama bakmadan topuklarında ilerleyip tanık kürsüsünün önünde durdu. Hala aynıydı, despot ifadesini koruyordu. Avukatım yengemi tanık etme fikrini ortaya attığında olumsuz yaklaşmıştım. İhtimal vermemiştim. Bana ilk inanmayan kişi oydu, beni yanılmıştı. Kabul etmiş, gelmişti. Kürsüdeki yerini aldığında hakim ona yemini sordu. "Burada bulunduğum sürece gerçeğe uygun cevap vereceğime namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ederim." "Buyurun, sizi dinliyoruz." "Ben Suzan Öz, bundan 4 sene öncesine kadar Fehmi'yle evliydim. O evde ikisiyle de fazlasıyla vakit geçirmiş sayılı kişilerden biriyim. Bizim hiçbir zaman mutlu bir evliliğimiz olmadı Hakim Bey. Fehmi evlenene kadar gözümü boyamayı çok iyi başaran bir adamdı. Romantikti, iyi niyetliydi, merhametliydi... En azından bana böyle gösterdi. Sonra bir evlendik hepsi puf yok oldu! Anlaşamamaya, ufak tefek kavgalar etmeye başladık." "Hanımefendi burada ne için bulunduğunuzun farkındasınız değil mi?" Hafifçe gülümsedi. "Gayet farkındayım, sizin de iyice farkına varmanızı istediğim için bunları anlatıyorum. Fehmi iki yüzlü bir adam. İki yüzünü de profesyonelce yönetebilen bir adam. Oya'ya yaptığı da buydu. Bana yaptığı gibi ona da iki yüzünü gösterdi." Bana baktığında kalbimi titreten bir nefes aldım. İlk defa bana pişmanlıkla baktığını görüyordum çünkü. "Bizim yıllarca çocuğumuz olmadı. Sorun hep bendeydi, ben hayatım boyunca bir evlada sahip olamayacağım. Bunları bile bile evliliğimi sürdürdüm. Onunla mutlu olabileceğimize inandım. Koca bir yalana inanmışım. Evliliğimizin ikinci yılında Oya geldi bize. 5 yaşında ufacık bir kızdı. Onu görünce hiç sahip olamayacağım çocuklar geldi aklıma. Öfkelendim. Öfkem kendimeydi ama sebebini hep Oya belledim." Bana özür diler gibi baktığında hiçbir tepki vermedim. Benden karşılık alamayınca yeniden kürsüye döndü. "Ona hep kızdım, amcası ise hep iyi davrandı. İki yüzünden iyi olanını gösterdi ona önce, güvenini sevgisini kazandı. Bunları kazandıktan sonra kötü yüzü çıktı ortaya. Oya'yı yıllarca gözümün önünde taciz etti. O zamanlar seviyor sanıyordum, kızı gibi ilgileniyor sanıyordum. Bir noktada 6 yaşındaki Oya gibi düşünüyordum bende. Gerçekleri öfkem yüzünden göremiyormuşum meğer. Oya büyüdükçe farkına vardı bir şeylerin, taciz edildiğinin farkına vardı. Bana geldi, anlatmaya çalıştı. Dinlemedim onu. Ona çok kötü şeyler yaptım, karanlık odalara kilitledim. Kilitlemem gereken tek şey kendimmişim, sebepsiz öfkemmiş. Boşanıp kendimi o adamdan kurtardıktan sonra farkına vardım her şeyin. Seanslara gittim, öfke problemimi yendim. O andan beri vicdan azabı çekiyorum. Oya'ya belki amcası kadar büyük bir kötülük yapmadım ama onu dinlemeyerek o kötülüğe ortak oldum. Bunun için çok vicdan azabı çektim, halen daha çekiyorum. Bu davanın açıldığını duyduğumda nasıl sevindim size anlatamam. Sonunda Fehmi pisliği hak ettiği deliğe tıkılacaksa size burada sabaha kadar konuşabilirim, anlatabilirim gerçekleri. Ayrıca abisini ve yengesini öldürenin o olduğuna da eminim. Size somut bir kanıt sunamam ama sadece şunu söyleyebilirim; yıllarca aynı yastığa baş koyduğum adamı tanıyorum. Kendisi para uğruna, zevkleri uğruna herkesi harcayabilecek birisi. Diyeceklerim bu kadar Hakim Bey." "Peki, çıkabilirsiniz." Yengem benle amcamı büyük bir şoka uğratarak duruşma salonundan ayrılırken ne düşüneceğimi bilmiyordum. Ne hissedeceğimi de bilmiyordum. Rahatlamıştım sadece. Beni destekleyen birinin olduğunu bilmek rahatlatmıştı. "Yalan söylüyor!" Amcamın çığlığını duyduğumda irkilerek ona döndüm. "Eski karım yalan söylüyor Hakim Bey. Dediklerini siz de duydunuz burada olmam onu sevindiriyor. Yılların intikamını almak için gelmiş buraya besbelli. İkisi birlik olup bana tuzak kurmuşlar ben suçsuzum! Kimseyi öldürmedim!" "Öldürdün!" diye karşılık verdim en sonunda. "Annemi, babamı, beni hepimizi öldürdün sen! Böyle pislik birisin işte. Sonunda gerçek yüzünü herkes gördü. Layığını bulacaksın. Sana bundan bir yıl önce hastanede söylediğim sözü hatırlıyorsun değil mi?" Bana yaşattığını yaşatacağım sana. Yeminim olsun ki bana yaşattığının kat be kat kötüsünü yaşayacaksın. Sadece bekle. "Unutma o sözümü. Senin asıl cehennemin şimdi başlıyor, girdiğin o delikte çürüyeceksin. Kimse gelmeyecek ziyaretine, kimse duymayacak sesini, geberip gideceksin!" "Hayır!" diye salladı başını ama nafile. Biz tartışırken kürsüdekiler kendi aralarında konuşup kararı vermişlerdi bile. En sonunda hakim tokmağını vurarak tüm hakimiyeti ellerine aldı. "Sessizlik! Karar!" Amcam avukatlarının onu geri çekmesiyle mecbur siniye çekilirken herkes gibi ben de sakince oturduğum yerden kalktım. O an herkesle birlikte ayağa kalkan, salonda benim için bulunan Çağrı'ya baktım ve gülümsedim. Ondan aynı karşılığı aldım. Sonrasında yanımda ayakta dururken elimi sıkıca tutan avukatıma gülümsedim. Ondan da aynı karşılığı aldım. Birazdan dışarı çıkacak Armağan'ı ve Salih hocamı görecektim. Ailemi ve Aslan'ı her zaman görüyordum zaten, onlar hala kalbimdeydi. Hepsinin yüzünde şu an bende olan gülümsemenin aynısından vardı. Şu saatten sonra sonuç ne olursa olsun ben kazanmıştım. Gülen bendim. Ben ve yanımdakilerdi, kalbimdekilerdi. Sadece bunun resmiyete dökülmesi kalmıştı. "Sanık Fehmi Tüzel'in alınan ifadeler ve incelenen belgeler sonucunda 14.03.2008 tarihinde yaşanan Fethi Tüzel ve Hatice Tüzel'in cinayetiyle ilgili ilişiği bulunduğuna, o tarihte verilen ifadelerin ve alınan kararın adaleti saptırmaya yönelik olduğuna, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38. Maddesinin 1. Fıkrasınca cinayete azmettirmek suçuyla yargılanmasına, yine 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. Maddesinin 3. ve 6. Fıkralarınca öz yeğeni Oya Tüzel'e cinsel istismarda ve fiziksel şiddette bulunmasıyla yargılanmasına, bu yargılanmalar doğrultusunda sanığın 48 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırılmasına, hiçbir iyi hal indiriminin uygulanmamasına karar verilmiştir!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE