Tanıtım/Tanışma
Ben Asya Karaca.Kardeşimi, müstakbel kocamla gelin odamda seks yaparlarken yakaladığımda her şey benim için bitti sanmıştım. O an benim için katlime fermandı.Ama iyi ki bu ihaneti tatmıştım.
Günümüz. Asya’nın anlatımıyla…
Öğlenin koyu sarı güneşi adeta bana eziyet etmek ister gibi tepeme tepeme vuruyordu.
Mataramın kapağını açıp tepeme diktim ancak bir damla su akmadı. Sinirimden kapağı hızla kapattım.
Yedek şarjım dahil hepsi bitmişti, daha doğrusu şarjları doldurmayı unutmuştum. Son zamanlarda gereksiz dalgın olduğumun farkındaydım.
Yol arkadaşı uygulamasından bulduğum kişiyle haberleşmem imkansız gözüküyordu. Ellerimi gözlerime siper edip etrafa bakınınca in cin top oynuyordu sanki.
Asfaltın sıcaktan erimeye başlamış zemininde artık daha fazla durmak istemiyordum.
Yolun bir yanı uçsuz bucaksız buğday tarlası diğer yanı ise mezarlıktı. Bir yanı çabayı bir yanı bu çabanın boşa olduğunu hatırlatıyordu sanki.
Bir saate yakın yürüdüğümü varsayıyorum. Buluşma noktasına yakın olmam gerekiyor ama yine de emin değilim. Belki de beni almaya gelecek çocuk onu oyuna getirdiğimi düşündü ve gelmekten vazgeçti.
Telefonumun arızalı olduğunu bildiğim halde ısrarla yaptırmak istememem neyin kafasıydı? Spor ayakkabılarım ile yerleri tekmeledim. Bağcıkları inatla bağlamak istemiyordum. Bir kaç çakıl taşı havalanıp yuvarlandı .Şuan için en iyi gözüken seçenek mezarlıktı. Buranın bir bekçisi falan olmalıydı. Hem suyumu doldurum hem de telefonu şarj ederim diye düşündüm.
Biraz ilerde ağaçlık bir mezar taşı görünce koşturdum. Bunun sebebi sadece gölge bulmuş olmam değildi; hemen yanında hayrına yaptırılmış bir çeşme adeta beni hayata bağlamıştı. Nerdeyse mutluluktan çığlık atacaktım.
Hemen avuçlarıma doldurduğum suyu kana kana içtim. Üstüm başım da bu su sudan nasibini almıştı. Utanmasam şurda soyunup suyun altına girecektim. Beyaz tişörtüm ıslanınca içimdeki iç çamaşırımın belli olmaya başlamıştı.Hemen yüzüme şap şap suları atarken dışımla birlikte içimin de ferahladığı hissediyordum. Yüzümden sonra ensem de suyun serinliğinden şifalandı. Yeterince rahatladıktan sonra sırt çantamdan mataramı çıkarıp doldurmaya başladım. Arkamdan gelen pat pat ayak sesleri ile aniden ayağa kalkıp arkamı döndüm.
“ Biraz da bize bıraksaydınız sudan?”
Yabancının beni uzaktan izlediğini anlamıştım. Demek az önce deli danalar gibi suya saldırışımı görmüştü. Dudaklarım mahcubiyetle kıvrıldı. Islaklıktan göğsüme yapışan tişörtümü saçlarımla kapattım. Elim nereyi tutmak gerektiği konusunda tereddüt yaşayarak belime gitti.
“ Kusura bakmayın…Buyrun lütfen buyrun…”
Ben önemli değil, demesini beklerken yabancı benim kenara çekilmem ile eline doldurduğu suyu yüzüyle buluşturdu. Ardından matarasını çıkarıp su doldurdu. Bu sessizlik beni rahatsız etmişti. Burda nerdeyse dağ başında gibi hissediyordum kendimi, ortamı kontrol etme ihtiyacı hissettim.
“ Ee siz bu mezarın bekçisi misiniz? Benim şarjım…”
“ Değilim! Burda bekçi bulunmaz. Şarjınızı ancak 1 kilometre ötede benzin istasyonunda doldurabilirsiniz.”
Yabancının lafımı kesmesine sinir olsam da bir çırpıda bana yardım etmek için yaptığı açıklamayla öfkem kaybolmuştu.
“ Peki…Teşekkür ederim. Saati sorabilir miyim acaba?”
Cebinden çıkardığı köstekli saat ile şaşkınlığıma yenik düştüm. Köstekli saat mi kalmıştı ?
“ Bir buçuğa geliyor…”
“ Hass..Pardon geç kalmışım da ona kızdım.”
Yabancı sadece başını sallayıp yürümeye başladı. Uygulamadaki kişiyle anlaştığımız saat öğle 1’di . Yani treni kaçırmıştım…Önce telefonu şarj edip yeni bir yol arkadaşı aramayı planlıyordum. Ama burası şuan bana cennet gibi geliyordu . Biraz daha dinlenmek istedim.
Göz ucuyla yabancıyı izlerken bir yandan da ufak adımlarla uygun oturacak bir yer arıyordum. Yabancı bir mezarlığın önünde durmuş elindeki suyla ekili olan çiçekleri suladığını gördüm. Bu bana hep saçma gelmiştir. Neden mezarlığa çiçek ekilir? Neden sulanır ? Sanki ölenin bundan haberi vardı?
Kendimi oyalayacak tuhaf sorular sorarken yabancının yüzüne kaydı bakışlarım. Sakalları nerdeyse yüzünün tamamını kaplamıştı. Saçları da uzamış arkadan at kuyruğu yapmıştı. Bir ara denk geldiğim hippilere benzettim. Bir renkli kıyafetleri eksikti. Ufak bir taşa büyük kıçımı yerleştirdikten sonra çantamdan bayatlamaya yüz tutmuş paketli kurabiyeleri çıkardım. Garip şekilde adamın yüzünden odağımı alamıyordum. Genelde arkası dönüktü ama otları temizlerken arada yüzünü bana dönüyordu. Onu traşlı haliyle merak ediyordum. Sakallar, saçlar gitse acaba neye benzerdi ?
Kendime engel olamayıp gülümsemeye hatta kıkırdamaya başladım. Şu çöpten çıkıp duşunu alınca yakışıklı adamlara dönen insanları düşündüm. Sonra da bu mezarlıkta hayal ettiğim şeylerin aptallığına güldüm. Yabancının bakışları ile gevşeyen yüz hatlarım yeniden gerginleşti. Bakışlarımı onu izlemiyormuşum gibi başka yönde gezdirdim. Sanırım bir aptal gibi gözükmüştüm.
“ Komik olan ne?”
Bu soruyu hiç beklemiyordum. Sahiden çok mu sesli gülmüştüm? Ya da adamın kulakları tilki gibiydi.
“ Ben kendi kendime gülüyordum sadece. Sizinle ilgisi yok.”
“ Öyle mi? Neden sürekli beni süzüyorsunuz o halde?”
Bu adamın arkada gözleri olmalıydı. Arkası çoğunlukla dönüktü, nasıl görmüş olabilirdi ki?
“ Ben dalmışım, lütfen kusura bakmayın. Üzerinize alınmayın.”
Adam cevap vermemişti. Ortamı yumuşatmak için yeniden umutsuzca bir konu açma ihtiyacı hissettim.
“ Bayram ziyareti galiba? Gerçi bayrama bir kaç gün var ama demek ki şimdiden geldiniz ? Başınız sağolsun, anne babanız mı?”
Adamdan ses çıkmayınca boşuna bir uğraşa girdiğimi anlayıp vazgeçecek oldum. Ta ki adamın bana dönüp bakışlarıyla karşılaşana dek.
“‘Kız arkadaşım…Sevgilimdi . Bugün onun doğum günü, o sebeple geldim.”
Elimdeki kurabiyeden aldığım bir lokma adeta boğazımda kaldı. Çiğnemeyi bırakıp adama odaklandım.
“ Aldınız sanırım cevabı .Başka sorunuz var mı?”
Hemen hızlıca çiğneyip yuttuğum lokmadan sonra ağzımın kenarlarındaki kırıntıları temizledim.
“ Başınız sağolsun . Çok üzüldüm . Yani genelde büyüklerimize ziyaret yapıyoruz, sevgiliye ziyaret yapanı ilk kez gördüm. Yeni mi oldu acaba?”
“ Hayır 3 sene oldu…O benim zaten annem babam gibi ailemden biriydi.”
“ Allah sabrını versin.”
“ Teşekkür ederim. Ya siz burda ne arıyorsunuz? Yolda mı kaldınız ?”
“ Onun gibi bir şey…Ben gezginim. Genelde uygulamadan bulduğum kişilerin araçlarıyla veya otostop çekerek geziyorum.”
“ Korkmuyor musunuz?”
“ Korkmayı uzun zaman önce bıraktım…İnsan en yakınlarından darbe alınca yabancılar daha güvende hissettiriyor.”
“ Özel değilse sorabilir miyim?”
“ Ne olduğunu mu? Yani ben artık kimselere anlatmamaya yemin etmiştim aslında. Anlattıkça benim yaram daha büyüyor çünkü.İnsanların bana acımasını istemiyorum.”
“ Acımak? Bu dünyada en çok sevdiği insanı kaybetmiş birinden daha acınası olamazsın sanırım…”
“ Haklısın kusura bakma ama keşke benim en sevdiğim de bunu bana yapmak yerine ölmüş olsaydı… 7 yıllık erkek arkadaşım düğün günümüzde gelin odasında kardeşimle aldattı beni. Yani ben o gün öğrendim ama öncesi de varmış. Düşün artık neler yaşadığımı.”
“Ölüm gibi bir şey olmuş ama kimse ölmemiş benim anladığım…”
“ Aynen öyle…O günden sonra kaçtım o yerlerden, o insanlardan …Ne kadar uzağa gidersem o kadar iyi dedim.”
“ Peki başarabildin mi? Kafandakiler seninle gelmedi mi?”
“ Başlarda hiç bir şey keyif vermedi . Ama sanırım zamanla alıştım. Yeni yerler, yeni insanlar olaylara daha geniş açıdan bakmamı sağladı. Çok fazla farklı hayat tanıdım. Benimki de olabilecek bir şeymiş gibi geliyor artık bana…”
“ Bu durumu normalleştirmeye başlamana sevindim.Ben başaramıyorum ne yazık ki…”
“ Sende mi gezginsin?”
“ Evet ben de yollara vurdum kendimi, hayat beni nereye sürüklerse oraya gittim motorumla ama bir çare bulamadım.”
“ Gezi arkadaşların falan var mı? Gezgin grupları var mesela bazen buluşuyoruz, bazen birlikte seyahat ediyoruz, etkinliklere katılıyoruz.Herkesin farklı bir hikayesi var . Onları dinleyince kendi derdimi unutuyorum.”
“ Yok ben tek geziyorum. Öyle şeylere katılmayı sevmiyorum.”
“Hayata karışmazsan hayat bir darbe daha indirir. Hadi gel katıl bana . Yakında bir kamp etkinliği var . Eğleneceğinden eminim.”
“ Şu saçma sapan yoga, ağaca sarılma etkinliklerinden değildir inşallah.”
Bu söz bir kahkaha atmama sebep olmuştu. Bu adam komik birine benziyordu özünde.
“ Yok yok öyle değil. Sadece kamp kurup ateş yakacağız. Güneşin doğuşu izlenecek. Açık hava sineması olacak bir de.”
“ Bilemiyorum…”
“ Hadi ama nazlanma !” Yeni tanıdığım birine neden bu şekilde samimi tavırlar sergilediğimi bilmiyordum. Ama bu adama yardım etmek istiyorum nedense…
“ Daha adını bile bilmiyorum sonra oralarda bana ritüel adı altında garip içecekler içirip böbreklerimi falan çalmazsınız umarım.”
“ Böbreklerin pek işe yaramaz bence. Çok sigara az su içiyorsun belli ki…”
Gözlerini kaçırdı , bir şeylere dalmıştı .
“ Tanışmadık bu arada ben Asya…”
“ Memnun oldum ben de Uraz.”
“ Mezarlıkta tanışmamıza o halde! Anlatacak iyi bir hikayemiz oldu .” Adamın yüzündeki hafif gülümsemeyi yakalayabilmiştim . Elindeki matarasına mataramı tokuşturdum.