Rotam ona doğru
Üniversite üçüncü sınıfın son günleriydi.
Sınıflar boşalıyor, koridorlarda mezuniyet telaşı vardı.
Ama benim içimde başka bir telaş dolaşıyordu…
O’nu ilk ne zaman gördüm, hatırlamıyorum. Ama ilk fark ettiğim anı net hatırlıyorum.
Gri bir sweatshirt giymişti. Siyah çantasını tek omzuna asmış, başını hafif öne eğmişti. Gözlerinin üstüne düşen saçlarını eliyle savurmuştu.
Sanki bütün üniversite o an sustu.
Ben sadece onu izledim.
Kimse fark etmedi ama ben orada, o an, ilk kez nefessiz kaldım.
O, başka bir grupta okuyordu. Aynı kampüsteydik ama yollarımız hiç kesişmemişti.
Ta ki ben onu “tesadüfen” görmeye başlayana kadar.
Önce kampüs kafesinde, sonra kütüphane önünde… Sonra merdiven kenarında arkadaşlarıyla otururken…
Ve ben her defasında kalbimin nasıl gürültülü attığını şaşkınlıkla dinledim.
Sanki biri içimden zillere basıyordu.
Beni duyuyor musun? Görüyor musun? diye bağıran bir yanım vardı ama O ,o kadar sessiz, o kadar uzak görünüyordu ki...
Yüzlerce öğrenci arasında o sadece biriydi belki. Ama benim için tekti.
Henüz tanımadığım, sesini hiç duymadığım birine içimden yüzlerce kelime söylemiştim.
Kendime yediremediğim tek şey şuydu:
Hâlâ beni fark etmemişti.
Öyle zamanlar oldu ki onun dikkatini çekmek için saçma sapan şeyler yaptım.
Bir gün bir çöp kutusuna çarptım, sırf o geçerken sesi duyup baksın diye.
Bir başka gün kafede onun bulunduğu masanın yakınına gidip telefonla güya "çok komik" bir konuşma yaptım.
Yüzüm yansa da, elim ayağım tutmasa da, o bana bir kez bile dönüp bakmadı.
*****
Yaz geliyordu.
Sınavlar bitmek üzereydi.
Ve ben...
O’nu aylarca göremeyecek olmanın fikriyle boğuluyordum.
Bu ne biçim duyguydu?
Bu nasıl bir şeydi?
Adını koyamadığım ama her sabah kalkma sebebim olmuştu.
Onu görme umudu…
Şimdi önümde sadece birkaç gün vardı.
Ve ben kararımı vermiştim.
Bu yaz gitmeden önce onunla tanışacaktım.
İster beni fark etsin, ister etmesin...
Bu kalp bir adım atmazsa, bu yaz geçmeyecekti.
*****
Üniversitenin o tozlu yollarından biriydi.
Gülsüm ve Yaren'le birlikte sınavdan çıkmış, kampüsün arka tarafındaki çimenlik alana yürüyorduk.
Hava sıcaktı ama içimde başka bir ısı vardı.
Gözlerim durmadan etrafa kayıyor, kalabalığın arasından onu arıyordum.
Kafamda durmadan onunla konuştuğum hayali bir dünya vardı.
"Bugün karşılaşır mıyız acaba?"
"Belki bu sefer göz göze geliriz."
Ama sonra o tanıdık çarpıntı.
O bildiğim ama hâlâ hazırlıklı olmadığım duygu.
O….
İşte oradaydı.
Sakin adımlarla ilerliyordu, elinde birkaç kitap vardı.
Üzerinde beyaz bir tişört ve solgun renkli bir kot pantolon...
Güneş saçlarının ucuna vuruyordu.
Yürüyüşü bile başkaydı onun.
Sanki dünya onun çevresinde dönüyor da, o sadece izliyordu.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Yutkundum.
Derin bir nefes aldım.
Tam o sırada…
“Toprak?!”
Yanımdaki Yaren seslendi.
El salladı ona.
Ben olduğum yerde kalakaldım.
Gözlerim büyüdü.
Demek ismi Toprak…
Yaren... Oğlanı tanıyor muydu?
Ne zamandır? Nasıl? Neden bana hiç bahsetmemişti?
Toprak başını kaldırdı.
Sesin geldiği yöne baktı.
Ve... gülümsedi.
Bildiğin, içimi eriten o gülümsemeyle.
Yavaşça yaklaştı, adımları hafifti ama yüreğimin üzerine basıyordu sanki.
“Merhaba kuzen,” dedi Yaren’e.
Sarıldılar.
Ben yutkundum.
Kuzen...
Şaşkınlık, sevinç, rahatlama...
Hepsi bir anda üzerime geldi.
Demek sevgili değillerdi.
Sadece kuzen...
İçimdeki o bastırdığım sevincin, istemsiz bir gülümsemeye dönüştüğünü fark ettim.
Tam o anda...
Toprak’ın gözleri benimkilere değdi.
Bir saniye sürdü belki.
Ama o bir saniye içimde bir çağlayan gibi aktı.
Titredim.
Göz göze gelmek bu kadar mı sarsardı insanı?
Toprak hafifçe başını eğdi, sanki selam verir gibi.
Ben de usulca tebessüm ettim.
Konuşacak hâlim yoktu, kalbim ağzıma dayanmıştı zaten.
Yaren Toprak’a döndü:
“Yarın bize geliyormuşsunuz galiba?”
Toprak başını salladı.
“Evet, halam aradı. Geleceğiz, uzun zaman oldu görüşmeyeli,” dedi.
Sakin, kararlı ve o kendine has duruşu…
O konuşurken bile ses tonu beni içine çekiyordu.
Yaren gülümsedi.
“İyi, bizimkiler de çok özlemiş seni. Babam mangal yapacakmış. Gelirken çikolatalı tatlı getir ha,” diye takıldı.
Toprak güldü.
“Tamam tamam alacağım en sevdiyinden hem de,” dedi göz kırparak.
Sonra bir an durdu, yanımıza baktı.
Yaren elini uzatıp beni ve Gülsüm’ü işaret etti.
“Bu arada tanıştırayım... Sınıf arkadaşlarım; bu Derin, bu da Gülsüm.”
Toprak yine o nazik tavrıyla başını eğdi.
“Memnun oldum,” dedi.
Sakin bir tebessümle...
Gözleri hafifçe üzerimde gezindi, sonra hızla uzaklaştı.
Ben sadece "ben de" diyebildim fısıltıyla.
Gülsüm zaten bir şey demedi, o da şaşkındı.
Toprak vedalaştı, el salladı ve yürümeye devam etti.
Arkasından bakarken içimden geçen tek cümle şuydu:
Artık o sadece uzaktan baktığım biri değil… Arkadaşımın kuzeni. Yani... Bir ihtimal. Bir yol. Bir adım.
*****
O yürüdü, gitti.
Ama ben olduğum yere çakıldım.
Dünyanın en sıradan cümlesini kurmuştu: “Memnun oldum.”
Ama sanki o cümle kalbimin duvarlarına kazındı.
“Memnun oldum, Derin.”
Keşke tekrar söylese…
Yaren’le göz göze geldim. Gülümsüyordu ama benim yüzümde gülümsemeye yakın hiçbir kas kıpırdamıyordu.
Gülsüm’le aramızda bakıştık, o da en az benim kadar şaşkındı.
Toprak uzaklaşırken içimden bir ses, “Dönüp tekrar bakacak mı?” diye sordu.
Hayır. Dönmedi.
Ama ben... Zaten bir bakışıyla darmadağın olmuştum.
“O çocuk kuzenin demek ?”
Sesim o kadar tuhaf çıkmıştı ki, ben bile tanıyamadım.
Yaren hiç bir şeyin farkında değilmiş gibi rahat rahat cevap verdi:
“Kuzenim evet. Amcamın oğlu. Çok küçüklükten beri beraber büyüdük. Ama bu yıl çok fazla görüşemedik, okul yoğunluğu…”
"Kuzenin ha..."
Sanki içimden biri alkışlıyordu.
Tebrikler Derin! En azından sevgilisi değil.
Ama hemen ardından içimde ikinci bir ses konuştu:
“E kuzen deyip sevgili olanlar da var...”
Dur!
Dur, Derin.
Bu sesleri şimdi bastır.
“Peki...” dedim dikkatlice. “Neden daha önce hiç bahsetmedin ondan?”
Yaren omuz silkti.
“Yani... Bahsedecek kadar bir şey yoktu ki. O da başka bölümde zaten, bir-iki kez kampüste denk geldik. Ama çocuk gerçekten çok iyi biridir. Sakin, akıllı, efendi…”
Ahh, anlatma Yaren.
Onu benden daha iyi tanıman içimi yakıyor.
“Şey... Sevgilisi var mı?”
Cümle ağzımdan çıkarken hemen pişman oldum.
Ama Yaren hiç bozmadı.
“Bildiğim kadarıyla yok. Zaten hiç görmedim bir kızla. Pek de öyle flörtöz biri değil, biraz kendi hâlindedir.”
“Hmm…” dedim sözde ilgisizce.
Ama içimde gökyüzüne havai fişekler atıldı.
Yani... Şans hâlâ vardı.
Belki.
“Bu arada,” dedi Yaren, “Yarın evde olacağız, gelmek ister misiniz? Amcamlar da geliyor ya, siz de gelsenize mangal yapacağız. Ev kalabalık olacak Toprak da orada olur. Oturur sohbet ederiz.”
Saniyelik bir duraksama yaşadım.
Gitsem mi?
Ne konuşurum?
Nasıl davranırım?
Ama sonra kendi iç sesimi bastım.
Bu bir fırsattı.
O kadar zaman hayalini kurduğum, her sabah görebilmek için erken kalktığım Toprak...
Artık onunla aynı sofrada olma şansım vardı.
Bu, kaderin sunduğu en büyük adım olabilir miydi?
“Olur,” dedim.
"Yarın gelirim."
Sesimi sakin tuttum ama içimden "YAŞASIN!" diye bağıran küçük bir çığlık yükseldi.