16. BÖLÜM

2417 Kelimeler
16. Pişmanlık Hümeyra|Tutsana Ellerimi önceki bölümden "Hatta bu gece senden uzak kaldığım anlardaki özlemimin acısını çıkarmak için daha fazla öpeceğim." Hı? Daha fazlası? Sözlerinden sonra kucağında benimle birlikte ayağa kalktı ve odasına doğru adımlamaya başladı. Odaya varmadan önce hissettiğim en ağır duygu heyecandı. En net gördüğüm şeyse onun tutku dolu bakışları. 🌘 Karanlık odanın ışığını yakma gereği bile duymadan yatağa doğru gittiğini tahmin ettiğim adımları saniyeler sonra tahminimi doğruladığında yumuşak yüzeye sırtım değmişti. Bedenlerimiz tekrardan birbirine değdiği anda içimde yanıp sönmeyen o ateşin daha da harlandığını hissettim. Ellerini iki yanıma koyduğunda yüz yüze geldik. Koca cüssesi sayesinde başka bir şeyi görmem mümkün olmazken, sıcak nefesi yüzüme çarptı. Ellerim öylece yatağın üzerine duruyordu, nereye koyacağımı bilemesem de dudaklarını aralamasıyla bu düşüncem de aklımdan kayıp gitti. "Seni hiçbir zaman yanımdan ayırmak istemiyorum." Dediğinde çıkan ses tonu sayesinde bu ortama nazaran gözlerimin dolacağını sandım. "Acılarda yine bir kapımın olduğunu, o kapıyı geldiğime yaralarımın sarılacağını hep hissetmek, birisine ihtiyaç duyduğun her an sana gelebilmek, canının yanmaması için seni kollarımın arasından çıkarmak istemiyorum. Eğer gidişin senin kaçırıldığını öğrendiğimdeki gibi çaresiz biri hissettirecekse gitme. Delirdim. Seni bulamadığım her saniye delirdim. İşler istediğim gibi gitmediğinde köşeye sıkışmış gibi hissettim ve bir daha bunu yaşamak istemiyorum. Fakat en çok senin onların yanında yalnız başına kalman, en çok bu yaktı canımı." Varlığımı hissetmek ister gibi ellerinin tersiyle yanağımı okşadı. Uzun uzun konuşsun, hiç susmasın istedim. Burukça gülümsedim. Bakışları titrek gülümsememe kaydı. Dudaklarımın kenarında oluşan çukura naifçe dokunduğunda dudaklarını ıslatarak araladı. "Öpmesem içimde kalacak, öpsem ben kalakalacağım." Atalay başını eğdiğinde otomatik olarak ellerim saçlarını buldu ve okşadı. Yumuşacık saçları vardı. Onunla tanıştığımda saçları kazılıydı, şimdi ise tel tel saçları vardı ve ben iki haline de ayrı ayrı düşüyordum. Bahsettiği çukurlara dudaklarını bastırdığında gözlerim kapandı. Saç tutamları burnuma değmiş ve kokusunu bırakmıştı. Öptüğü yerden uzaklaşan dudaklarının yolu bu sefer de moraran yanağım olduğunda, aklıma yerleşen yaşadıklarımla gözlerim doldu. "Hatırlatmamak için susayım dedim ama canını yaktılar. Bu morluğa sebep olan benim, koruyamadım seni." Dediğinde hiç beklemediğim bu sözlerinin ardından kaşlarım çatıldı. Asla aklıma gelmeyen düşünceleri dudaklarından duymak şaşırmama sebep oldu. Nasıl böyle düşünürdü? İtiraz etmek amacıyla dudaklarım aralandı. "Bunların yaşanması senin hatan değil, asla suçu kendine yüklemeni istemiyorum." Derin bir nefes aldım. "Hem bana bir şey olmadı, ben iyiyim. Yanındayım." "Yanımdasın evet, bir daha asla ayırmayacağım." Dediğinde gülümseyerek karşılık vermek istedim. Yanaklarıma doğru süzülen yaşın varlığını hissetim ama parmakları yaşlarım boynuma ulaşamadan duruma el attı. "Hep böyle kucağında mı olacağım yani?" diye sorarak gülümsediğimde ne kadar içinde gülümsemek gelmese de ben gülüyorum diye güldü. "Evet." Gözlerimi kocaman açtım. "Memnuniyetle." Diye pat diye söylediğimde bunu dediğime inanamadım. Ay ben nasıl bir insan olmuştum. Bildiğiniz kucağında olmaya meraklı olduğumu dile getirmiştim. "Ama sen böyle konuşursan ben seni öperim." Dediğinde bir anda ciddileşmişti. E doğal olarak ben de ciddi bir duruşa geçtim. Ağzımın dışından varla yokla "Daha demin öpmemiş gibi." Diye mırıldandığımda duyduğundan emindim. "Ha bir de geri adım atmıyorsun." Bir kaşı havaya kalkmış cesur hareketimi soruluyordu. Omuzlarını silkti. "Sen bir adım gelirsen, ben iki adım yaklaşırım yavrum." Dediğinde yanağımdaki parmaklarını belime indirerek sıktı. Acıdan ziyada farklı bir nedenden dolayı inlediğimde gözlerim yarı kapanmıştı. Başını boynuma yaklaştırdığında yanıyorum diye bağırsam geldi. Dudakları eziyet etmek istiyor gibi usul usul tenime değiyordu. Kirpiklerim deli gibi kırpışırken onu durduracağım anda başını geriye çekerek kısık gözlerle baktı. Öyle bakma... Kısık gözlerle bakma. "Uyuyalım mı bebeğim?" diye sordu. Öyle bak bak, sonra konuş konuş bir de uyuyalım de. Pek uykum yoktu ama onun yorgun olduğunu düşünüyordum. Gözleri uykusuzluktan biraz şişmişti. Bu yüzden uykum olmasa da onu uyurken izlerim diye başımı onaylar anlamda salladım. "Olur, uyuyalım." Yorganın ucunu kavrayarak çektiğimizde içine girmiştik. Üzerimizi örterek beni kendine çekti. Başım göğsüne yaslandığında boynuyla karşı karşıya geldim. Bedenine iyice sinerek parmaklarımı göğsünde birleştirdim. Göğsü yavaşça inip kalkmaya devam ediyor ve gecemi huzurlu edeceğini belli ediyordu. Başımın üzerindeki çenesi hareket ettiğinde konuşacağını anlamıştım. "İyi geceler, seni seviyorum." Şimdi uyuyabilirdim işte. Dudaklarını saçlarımın üzerine değdirerek derince bir buse kondurdu. Koklayarak öpüyordu. Hissedebiliyordum bunu. Tam böyle anlarda kalbimdeki kelebeklerin harekete geçtiğini biliyordum. Atalay beni mutlu etmeyi çokça başarıyordu. "İyi geceler, seni seviyorum." O uyuyana kadar birkaç kez dudakları saçlarıma değmiş varlığını hatırlatmak ister gibi derin derin nefesler almıştı. Yeterince uyuyamama rağmen onun yanında uyuyasım geliyordu. Atalay'ın bende bıraktığı etki çok fazlaydı. Ona çok kısa sürede alışmıştım ve hiç bırakmak istemiyordum. Ona güvenme konusunda hislerim hiçbir zaman onun yanından uzaklaşmak istememişti. Ve hala da istemiyordu. Mutluydum. Çaba göstermesi, bu ilişki için çaba göstermemiz iyi hissettiriyordu. Kısa sürede uykuya daldığımı hatırlıyordum. Sabah gözlerimi boynumdaki baskıyla araladığımda, vücudumda artan sıcaklıkla sinirle uzaklaşmaya çalıştım ama kulaklarıma çarpan homurdanmadan hiçbir şey anlayamadım. Gözlerimi tavandan çekerek üzerimdeki baskının sebebine baktığımda onu gördüm. Başını boynuma sokmuştu. Boynumu mu öpüyordu o? "Atalay." Diye söylendiğimde sesim inler gibi ve yeni uyandığım için çatallaşmıştı. Ama ne fayda uzun ve sert baskıları devam ediyordu. Parmaklarımı ittirmeye çabalasam da pek faydası olmuyordu çünkü bedeni üzerimde sayılırdı. Koca cüssesini hareket ettirmek kolay değildi. Bu yüzden ayaklarımla geri çekilmesini sağlamak istedim ama elleriyle bacaklarımı tutarak beline sardı. Kendisine doğru bastırdığında, boynuma vuran nefesinden iç çektiğini anladım. "Bir alev halinde düştün yüreğime. Söndürülmesi mümkün değil, üstüne o alevi harlıyorsun. Ki senden gelen başım üstüne. Kül olmaktan da korkmuyorum." Ansızın kalbime girmiş ve onun için hazırda bekleyen kapılarını aralamıştı. Sahi bunda hiç zorlanmamıştı. Kendine bulduğu o yerden yüreğime öyle dokunuyordu ki sözlerinden bunu anlayabiliyordum. Gözler dalıp giderdi ya hani sözleri tam olarak onun gözlerine kaybolmama sebebiyet veriyordu. Ki halimden de memnundum, onunla ilgili olan şeyler beni mutlu etmekten başka bir duyguya sürüklemiyordu. "Sadece yanıp kül olan sen olmayacaksın, o alevin içerisinde ben de varım. O yangın gözlerinde başlıyor ve tam o noktada bitiyor." Akan her saniyede biraz daha ona kapılıyordum. Beni etkisi altına alan gözleri yetmezmiş gibi bir de şimdi bedeniyle üstünlük sağlıyordu. Dudaklarını dişlerinin arasına kıstırdığında gözlerimin odağı oraya kaydı. Sıkıca bastırdığı için bir an kanacağını sandım bu yüzden canı yanmasın diye parmaklarımı dudaklarına götürdüm. "Yapma." Diye mırıldandığımda bakışlarında bir değişiklik olmadı. Dişlerini dudaklarından çekmesinin ardından parmağıma dudaklarını değdirdi. "Yanan sadece yüreğim değil." Dediğinde kaşlarım anlamsızca çatıldı. "Ne peki?" diyerek hemen sorduğumda başını aşağıya doğru eğdi ve derince yutkundu. Nereye baktığını anlamak için tam o noktaya baktığımda gözlerimi belerttim. Ama ben hiç böyle düşünmemiştim ki. Ellerinin arasında duran ellerim kaskatı kesildi. "Öyle bakarsan daha fazla canım yanar, zaten yeterince yanıyor." Donup kalmak buysa eğer şuanda aynen böyle olmuştum. Sıkıntısını açıkça dile getirmese de bu şekilde konuşması utanmama sebep oldu. Yanaklarım zaten kızarıktı iyice kasılmaya başlamıştı. Surat ifadem nasıldı bilmiyordum ama gülmesiyle sakin bir nefes aldım. Ellerinin arasında duran parmaklarımı saçlarına doğru götürdüğünde, okşamamı ister gibi baktı. İki farklı duyguların arasındaki değişim o kadar hızla gerçekleşmişti ki uyum sağlamakta zorlanacağım sandım ama öyle olmadı. Kollarımı gererek saç tutamlarını ilk önce okşamak yerine başının arkasından tutarak kendime doğru çektim. "Gel buraya koca bebek." Diyerek mırıldanmam hoşuna gitmiş gibi sırıttı. İkiletmeden başını göğümse yasladı ve aşağıdan aşağıdan bana bakmaya başladı. "Yavrum asker adamı da bebek yaptın." Dediğinde şakasına kaşlarını çatarak ciddileşmeye çalıştı ama içimde şakasına bile ciddi olmak yoktu. "Ne yani yapamaz mıyım?" Uzanarak dudaklarıma kısa bir öpücük kondurdu. Kısa ama etkili hareketleri de beni bocalatabiliyordu. "Senin olacaksam her şekilde olurum." Aferin gözüme girdin demek aklımdan geçse de sustum ve gülümsedim. İçime şuanda katasım geliyordu acaba yapabilir miydim? Saçlarının arasına dudaklarımı değdirerek mis gibi kokusunu burnuma çektim. "Çok güzel kokuyorsun sevgilim." Dediğimde utancımı bir kenara bırakmıştım. Aslında çok fazla utangaç bir insan değildim ama onunla tanışmamın ardından kendimde gördüğüm en fazla olan şeydi artık. Sözleri hatta bir bakışı bile yetiyordu. "Keşke sen de ne güzel koktuğunun farkında olsan." Dediğinde burnunu gerdanımda dolaştırmaya başladı. Tepemde sayılırdı, bir de böyle yapması beni zorluyordu. Derin soluklara hareketine devam ediyor. "Tam bu noktada kokunu daha çok alabiliyorum, sanırım yerimi buldum." Dudakları konuştuğu için tenime değiyor huylanmama sebep oluyordu. "Burada kalmak için bahane arıyor olmayasın?" Sağ dudağı yukarı doğru kıvrıldığında o serseri gülüşünü görebilmiştim. Etkilenmedim desem yalan olacaktı. "Ne münasebet, ben bahane aramam yaparım." Bir şey söyleyecek gibi oldum ama son anda vazgeçtim. Sessizlik odayı ele geçirdiğinde kendimi huzurlu bir sabaha uyanmış olduğum için mutlu hissediyordum. Kolları arasındaydım ve aşırı terlemiş hissediyordum. Dakikalardır bu haldeydik ve doğal olarak sıcak olmuştu. Umarım kokmuyorumdur diye düşünürken bu düşünceyle dudaklarımı aralamak zorunda kaldım. "Duş almam gerek." Dediğimde nefesini seslice vermiş ve benden uzaklaşmıştı. "Tamam yavrum, senden sonra ben de gireyim." "Olur." Diyerek sessizce mırıldandığımda üzerimden çekilerek ayağa kalkmıştı ben de yorganın ucunu bir kenara atarak zemine çıplak ayaklarımla bastım. Küçük adımlarla banyoya geçtiğimde kapıyı kapatmış ve ardından suyu ayarlamıştım. Ilık suyun altına girdiğimde çok eğlenmeden çıkmıştım fakat bedenimde çıkmaya başlayan tüylerle sinirim bozulmuş almam gerektiğinin sinyalini ağılayabilmiştim. Defneyle bu konuda birbirimize yardımcı olduğumuz için kuaföre gitmeye pek gerek duymuyorduk. Genital bölge hariç diğerlerini kendimiz halledebiliyorduk ve acilen halletmemiz gereken işler vardı. Banyodan bornozla çıkacağım vakitte tam da bu konu yüzünden çıkamamış ve benden sonra o da gireceği için odada olmalıdır diye düşünerek Atalay'a doğru seslenmiştim. Kapının arkasına gizlendiğimde o da bu sırada sesimi duymuş ve bana doğru yaklaşmıştı. Elinde duran kıyafetlerimi fark ettiğimde gülümsedim. O çoktan giyeceğim kıyafetleri ayarlamıştı bile. Uzatarak "Al bebeğim." Dedi ve sözlerine karşılık teşekkür ederek kapıyı kapattım. İç çamaşırlarımı giyerken onun seçmiş olmasının verdiği hisle utanarak giyinmiş sonra da bu düşüncelerimi def etmek için kafama bir tane vurmuştum. Çıktığımda beklemeden o da girmiş, düzeltmiş olduğu yatağın üzerindeki eşyalara doğru ilerlemiştim. Saç havlusunun üzerine kurutma makinesini ve tarağımı çıkarmıştı. Bu kadar ince düşünceli bir adamı seviyordum işte. Kurutmaya üşenmeden fişe takmış ve saçlarımı hem kurutmuş hem de taramıştım. Atalay'da bu sırada ellerindeki saç havlusuyla odaya girmişti. Saçlarına götüreceği vakitte yatağa oturdum ve yatağın üzerine vurarak onu çağırdım. "Ben kurutmak istiyorum." Gözlerini gözlerimden uzaklaştırmayarak oturmasını istediğim yetere oturdu ve havluyu ellerime doğru uzattı. Yumuşak kumaşı saçlarına sürtmeye başladığımda dik duran omuzları çökmüşü. Ayaklarımı bağdaş kurmuştum, saçlarını uzun bir süre kurutmamın ardından parmaklarımı omuzlarını çıkarmıştım. Dokunmamla ilk önce bedeni kasılmıştı. Parmaklarını geriye doğru bacaklarıma uzattığında ne yapmaya çalıştığını anlamadığım için merakla bekledim. Bağdaş kurduğum ayaklarımı çözüp belinin iki yanında karnında doğru uzattığında şaşkınlıkla kalakaldım. Ani hareketlerine hayrandım. Ben omuzlarına dokundukça gevşeyemeye başlamış, işe yaramaya başlamasıyla ovmaya devam etmiştim. Ben omuzlarına dokunurken Atalay da ara ara ayaklarımı okşayarak varlığını hissettiriyordu. "Yeter sevgilim, uğraşan ellerini öperim." Dediğinde sadece sözle kalmamış icraata da geçmişti. İşim bittiği için ensesine bir öpücük kondurmuş ardından kalkmak istemiştim ki birden sırtına alarak beraber kalkmamızla küçük bir çığlık dudaklarımın arasından çıkmıştı. "Atalay ne yapıyorsun?" diye sorduğumda odadan çoktan çıkmıştı. Dalga geçercesine "Sırtıma alıyorum." Dediğinde küçük kahkaham onu da güldürmüştü. "Peki neden alıyorsun? Onu da öğrenebilir miyim?" "Canım seni yormak istemiyor, hep taşıyacağım." Yumuş yumuş oluyorum be adam. Dudaklarımı aralayacağım vakitte ikimizin haricinde birisinin sesi koridorda yankılandı. Bu kişinin Defne olma ihtimali epey yüksekti. "Oha enişte ne yaptın ya?" Hayda. "Günaydın baldız. Benim hanımı yürütmeyeyim dedim." Benim hanım? "Helal olsun enişte, herkese nasip olmaz." Dediğinde bunlar ne saçmalıyor? diye düşündüğüm için kaşlarım çatılmıştı. Onlar arasında atışırken benim hala Atalay'ın sırtında olmuş olmam acaba beni unuttular mı? sorusunun aklımda yer edinmesine sebep olmuştu. "Kızıyorum ama indir beni, vallahi vururum." Diye tehdit ettiğimde neyse ki uzatmadan irdirmişti. Allah razı olsun. "Ne yapıyoruz kahvaltıya hanımlar? İsterseniz dışarıda yiyebiliriz?" dediğinde Defne'nin aklına bir şey gelmiş olacak ki dudaklarını araladı. "Behlül'ü de çağırıp bir şeyler yapsak, sizin için uygun olur mu?" Benim için ev de dışarı da olsa fark etmezdi. Benim fikrimi tahmin edeceği için sesimi Atalay'dan önce çıkarmak istemedim. Ki o da zaten beklemeden "Sen onu ara müsaitse çıkalım, bize her şekilde uyar." Dediğinde Defne gülümseyerek bana bakmıştı. Başımı onaylar anlamda salladığım an koşa koşa yanımızdan telefonla konuşmak için uzaklaşmıştı. Aklıma gelenlerle tedirgince Atalay'a döndüm. "Dışarı çıkmamız bir sorun yaratırsa çıkmayabiliriz? Şimdi aklıma geldi böyle bir şey ama yine de sana sormak istedim." Hafifçe dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı. "Sorun olsa olumlu yanıt vermezdim zaten yavrum." Dediğinde derin bir nefesi vermiştim. Aramızdaki mesafe az olmasına rağmen yaklaşarak alnıma dudaklarını değdirdi. Onun yanında rahattım ama yaşadıklarımdan sonra yalnız kalmaktan korkardım. Sürekli tetikte ve korku içinde yaşamak istemiyordum. Sürekli birisinin beni izlediğini bilmek diken üzerinde yürümek gibi rahatsız ediciydi. Defne'nin sevinçli sesiyle ikimizin de bakışları aynı tarafa dönmüştü. Atalay'dan uzaklaştığımda boğazımı temizledim. "O da uygunmuş, mekânı ve saatti belirleyin dedi." Saat öğleye yaklaşıyordu zaten, kahvaltı değil de öğle yemeği gibi bir şey olacaktı. Defne saati söylediğinde bu kadar uyuduk mu gerçekten diye kendi kendime düşünmüştüm. Meğerse vakit onun yanındayken epey hızlı ilerliyormuş bunu da bir kez daha anlayabilmiştim. Biraz düşünmüş etmiş kahvaltımızı ettikten sonra denize girme kararı almıştık. Bu fikri Atalay vermişti. Tabi denizi sevdiğimi biliyordu, bunu duyunca içimde kıpırtılar oluşmaya başladığında yerimde duramıyordum. O mavilik bana çocukluğumu hatırlatıyordu. Ailemle huzur dolu anlarım, gülüşlerimiz... Çoğu anımız ya evimizde ya da denizde geçerdi. Çok paramız olmayınca bir yere gidemezdik. Tabi meyhaneyi de unutmamak lazımdı, çocukluğum orada geçmişti resmen. Arpabükü Koyuna gidiyorduk. Yanımızda denizde giymeye uygun bir şeyimiz olmadığı için Defne'nin evine geçecektik. Bu yüzden üst kata çıkmış ve üzerimizi değiştirmiştik. Atalay'ın kendine çanta ayarlamasına yardım etmiş alacaklarını yerleştirmiştik. Tabi bu sırada Defne flörtünü ne yapacağımız hakkında bilgilendireceğini söylemiş odasına çekilmişti. Birazdan çıkardık zaten, o yüzden birkaç eşyanın olduğu çantayı aşağıya indirmişti. Ayakkabılarımı giyerken arkadaşıma hitaben seslendim. "Kuzu hazır mısın?" diye bağırdığımda cevap vermedi ama merdivenlerden inen bedenini gördüm ve cevap da almama bu şekilde gerek kalmadı. Evden ayrıldığımızda arabaya binmiş, birkaç dakikalık yolu Atalay'ın telefon konuşmasını dinleyerek geçirmiştik. Cevapları tek tük çıkıyordu, sebebi ise arabada bizim olmamızdı. Dışarıda olduğumuzda yanımızda eğer o varsa güvende olacağımızı düşünüyordum. Kaçmak bir çare değildi ama o yokken belki de en büyük çareydi. Evin önünde geldiğimizde Defneyle vakit kaybetmeden yukarı çıkmıştık. Behlül ve Atalay biz yukarıda işlerimizi hallederken birkaç atıştırmalık için market alışverişi yapacaktı. Odaya girdiğimizde ilk iş ağda yapmak oldu, direkt hazır ağda bantlarını kullandığımızda amacımız işimizi daha hızlı halletmekti. Daha sonra eşyalarımızı da çantalarımızın içine tıkıştırmıştık. Hazırdık. Başımın üzerine gözlüklerimi taktığımda odayı dolduran zil sesi hareketimi başka yöne yönlendirmiş olmuştu. Yatağın üzerindeki telefonu elime aldığımda ekranda yazan Atalay'ın ismiyle armayı yanıtladım. Geldiklerini söylüyordu, o yüzden iniyoruz demiş ve evden ayrılmıştık. İki araçla gidecektik. Aslında tek arabaya sığacak kadar az kişiydik fakat yalnız kalmak için hepimiz bu fikre uygun bakmıştık. Herkes araçlara bindiğinde yolculuğa çıkmak için asfaltlı yoldan ilerlemeye başladık. Atalay'a bakışlarım kaydığında bir süre gözlerimi ondan alamayacağımı bile bile baktım. Lacivert kot şortunun üzerine beyaz renkte sıfır kollu bir tişört giymişti. Mesela gömlek giydiğinde kasları kumaşa yapışır ve belirgin olurdu. Peki şimdiki durumu o kadar gözler önündeydi ki gözlerimin odağı sürekli o noktaya kayıyordu. El insaf et be adam, ben de insanım. "Sadece bakma yavrum, dokun." Hı? Kısıkça genzimi temizledim. O kuruluk hissi sözleriyle gelmiş ve bir yutkunmayla geçip gitmişi. Derin nefes aldığımda dudak kıvrımları yukarı doğru yükseldi. Tabi, hoşuna gidiyordu bu tutuklu kalmalarım. Bazen tutuklu kalır lal olurdum, bazen konuşur lal oldururdum. Sonki durumun Atalay'da pek de işe yarayacağını düşünmüyordum. "Hâkimiyeti bozulmasın." "Neyin?" diye sordu anlamayarak. "Direksiyonun."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE