4.BÖLÜM

3012 Kelimeler
“Sevgilim bu gece geleyim mi?” Diyen kadın sesine baka kaldım. Kadın neredeyse çırılçıplaktı… Özgür hala kolumu tutuyor yüzüme bakıyordu. “Üzerini giyin, bir daha da gelme seninle işim bitti” “Sevgilim bana mı diyorsun, anlamadım” “Evet sana diyorum Emel, Tülin adın her neyse çık git evimden” Kadın duyduklarına inanamamış gibiydi, ağlayarak mutfaktan çıktı. Tekrar yüzüne baktım, kolumu hızla çektim “Sen gerçekten alçak adammışsın” “İşte bu yüzden sakın bana âşık olayım deme” “Sana âşık olacağıma eşeğe âşık olurum daha iyi” Beni duymamış gibi tekrar keke uzandı, hırsla tabağı aldım “Sen bunu hak etmiyorsun” “Madem getirmek için bu kadar eziyet çektin geri alamazsın” “Hayır alırım, henüz başka kadının tadını taşıyan dudaklarınla beni öptün iğrençsin”                                                                                                                                                                          ****** Gülüyordu hem de kahkahayla “Buna mı kızdın, merek etme onunla sevişmedim bile. Sızıp kalmışım, sabah tam bir şeyler yapmaya hazırlanırken hayatımın içine bomba gibi düştün. Yarım kalanı tamamlamaya ne dersin” “Alçağın önde gidenisin derim” Ayağımdaki kar botları aklıma gelince hıncımı almanın en güzel yolunu bulmuştum, dizine hızla vurdum bir anda acıyla bağırdı. “Teklifinin karşılığını almış bulunuyorsun, her kuşun eti yenmez. Hele benim kemiklerim boğazında takılı kalır” “Seni küçük …” “Kötü söz sahibine aittir, ben vücudumu kimseye vermedim. Sen önüne gelene veriyorsun hangimiz fahişe sence” Öfkeden önümü göremez haldeydim, birden atılıp belimden yakaladı. Elimdeki kek tabağını aldı… “Haklısın ama bu kek benim” ******  Hırsla dışarı çıktım, ben bu adamla asla birlikte olamazdım. Damla ne yapıp edip meleklerin fikirlerini değiştirmeliydi, ağabeyinin hatasını niye günahsız bir kız ödeyecekti ki… Diye düşünürken yeni temizlenmiş yolda kayıp düşmem bir oldu. Acıyla iki büklüm oldum sırtım çok şiddetli yanıyordu, temizlik yapan adamın ana eve koşturduğunu gördüm. Doğrulmaya çalıştığımda sırtım daha fazla acıdı. “Seni aptal bastığın yere niye dikkat etmezsin” Birden kucaklandım kolunun değdiği yerin acısıyla yine çığlık attım. “Bırak beni” “Rahat dur canını yakacaksın” Evin içine hızla yürüdü, ayaklarımın üstüne bıraktığına bir kez daha canımın acıdığını hissettim. Üzerimdeki kabanı bir anda çıkarmıştı. “Kadınları soymada bayağı ustalaşmışsın” “Bu halde bile bana sataşmadan duramıyorsun” Aniden sırtımı döndürüp kazağımı yukarı kaldırdı “Ne yapıyorsun sen?” “Sence ne yapıyor olabilirim, sırtın sıyrılmış. Kaban olmasaydı kim bilir ne hale gelecekti” Yarası ufaktı kemiğin üzerinde olduğundan canı acımış olmalıydı. Sıcacıktı parmaklarım yaranın çevresinde dolaşırken ipeksi tenini hissetmekten haz almıştım. Uzunca süredir almadığım kadar büyük haz… “Eee doktor bey ölecek miyim?” “En kısa zamanda öleceksin” İçimden geçen zevkten demek oldu, ecza dolabına giderek pansuman ilaçlarını alıp yanına geldiğimde tekrar montunu giymeye çalışıyordu. Elinden çekip aldım, diğer koltuğa fırlattım yine sırtını çevirdim… “Beni evirip çevirmekte sende alışkanlık haline geliyor. Evime gideyim kendim yaparım” “Sırtına nasıl ulaşacaksın, ailen evde mi bu saatte” “Değiller yine de…” “Ya bir sus kadın, amma çenen var. Pansuman yapayım gidersin, bana yaptığın kekin karşılığı olarak yapılmış iyilik olarak düşün” Üfleyerek kıpırtısız durdu, kısacık sürede hayatıma girip beni deli eder hale gelmişti. Bana ilgisi olduğunu biliyordum istesem şu anda istediğim duruma getirebilir zevkten inletebilirdim. Bu kızda bir şeyler vardı, diğer kadınlar gibi bir gecelik olmasını önlemek için kendimi frenlemeliydim. Beni kızdırması, sohbet etmeye çalışması. Sanki beni elde etme çabasına girip, sonra bir anda vazgeçmesi hoşuma gidiyordu. Kız kardeşim hariç hiçbir kadınla bu kadar uzun süreli beraber olmamıştım. “Bitti, annen akşam yine pansuman yapsın” “Olur doktor bey, bakıyorum senin işler kendi kendine yürüyor herhalde” “Ne bu merak ve sana ne” “Bu gidişle çabuk batarsın” “Sana açıklama yapmak zorunda olmasam bile, şantiyeye gitmek üzereyken beni oyalayıp geç kalmama neden oldun. Hadi seni evine bırakayım” “Ben kendim giderim” “Yolumun üstü bu karda yürümenin gereği yok” “Ben karı severim” “Tanrım bu kadın gibi inatçısını hiç görmedim” “Bak yine değişiğim, özel olduğumu söylemiştim” “Yürü hadi” Biraz naz biraz niyaz, aramızda şöyle veya böyle bir ilişki başlamalıydı. Arabasının arka koltuğuna geçtim… Hayretle yüzüme baktı “Niye öne oturmadın?” “Görenler olursa laf olmasın diye” “Vallahi ben seninle ne yapacağımı bilemiyorum, her sözün beni şaşırtıyor. Bekar adamın evine girerken görürler diye korkmuyorsun da arabasına binerken görürler laf olur diye korkuyorsun. Saçmalamada yanıma gel” “Gelmiyorum, arka koltuk çok rahatmış” “Arabanı ne zaman alıyorsun?” “Bilmiyorum daha haber gelmedi” Aramızda ki yol mesafesi hemen bitmişti, babamların arabasını görmeyince içim rahatladı. Kapıyı açıp aşağı indim “Teşekkür ederim hayırlı işler” Çok uzun süredir bana bu sözü söyleyen olmamıştı, bu kız her an beni şaşırtıyor içimde ki katılığın yumuşamasına neden oluyordu. Karların üzerinde dikkatlice yürümesine baktım, zarifti… Birden kayınca yüreğim ağzıma gelir gibi oldu, yumuşak karların içine düştü. Arabayı stop edip inecekken kalktı. Her yeri bembeyaz olmuştu iki elini başının üzerine kaldırıp kendi düşmesine gülerken el sallayarak veda etti… “Sakar kar perisi” Diye mırıldandım…  Radyoyu açtım, çıkan müziğe ıslıkla eşlik ettiğimi fark ettiğimde kendi kendime gülümsedim. İşime ilk kez evet ilk kez bu kadar huzurlu gidiyordum… ***** Ay rezil olmuştum rezil, bir kez düştüğüm yetmemiş ikinci kez yine düşmüştüm, kesin bu kız özürlü diye düşünmüştü. Kabanımı eve girmeden çıkarıp silkeledim, annem evi su içinde bıraktığımı görse kıyameti koparırdı… Yok, yapmazdı çok iyi anneydi, birçok arkadaşım annesiyle geçinemezken benim annem hem arkadaşım hem annemdi. Kardeşime de bana da tatlı sert davranır. Bize karşı yumuşak olmasını asla kullanmazdık. Yeri geldiğinde ne kadar sert olduğunu da bilirdik. Tek dayanamadığı babam bile yumuşamasını sağlayamazdı. Ya babam harika babaydı, tek kötü huyu kıskançlığıydı. Her ne kadar sert gözükse de yumuşaması annemin bir gülücüğüne bakardı. Ah babam gibi aşık erkek bulmak herhalde hayal olmalıydı. Aşkları o kadar güzeldi ki. Allah onları birbirinden ayırmasın diye dua ederdim. Annem daha biz küçükken düşüp bacağını kırdığında neredeyse kahrından ölüyordu. Elinden gelse annemin yerine kendi bacağını kırardı. Ailemi çok seviyordum, ileride böyle mutlu aile olmak istiyor daha azıyla mutsuz olacağımı da biliyordum. Kahve yapıp kekten bir dilim kestim, gerçekten nefis olmuştu… “Damla nerelerdesin?” (…) Ses yoktu, yukarı çıkıp üzerimi değiştim, madem evdeydim annemler gelmeden yemekleri yapabilirdim. Karlı kış gününe özel çorbamız hepimizin ortak yiyeceğiydi. Hep pratik hem lezzetli, dolapta tüm malzemeleri buldum. Kuşbaşı kesilmiş tavukgöğsü, soğan, patates, havuç ve bol maydanoz. Biraz tuz birazda karabiber… Kısa sürede hazırdı, Annem çok güzel yemekler yapardı, babam anneme çektiğimi söylediğinde çok sevinmiştim. Kocam beğenecek miydi acaba, of Özgür bu gece ne yiyecekti, yemek yapabiliyor muydu? “Aman Damla tek başıma olduğumda gelmeyeceğin tuttu ne güzel muhabbet ederdik” Yine ses çıkmayınca, kitaplarımı açarak işlediğimiz ders notlarının üzerinden geçmeye başladım. Dersler ihmale gelmezdi, şunun şurasında bir senem kalmıştı. Çorbam bu arada pişince, masayı da hazırladım. Kerem buz tutmuş şekilde geldi… “Dondum vallahi, mis gibi yemek kokuyor ne yaptın abla” “Sevdiğimiz çorbadan, sen niye geç kaldın?” “Hastaneye gittim” “Neden bir şeyin mi var çabuk söyle” “Damla’yı görmek istedim, canlı neşeli kız nasıl kımıldamadan öylece yatıyor. Her ne olursa olsun sana yardımcı olacağım. Keşke bilmeseydim, şimdi bilince iki kişinin hayatını kaybetmesini izleyemem. Sabahtan beri beynimi yedim durdum” “Bende sırf onun için bu saçma sapan olayın içine girdim. Annemler geldi, hadi üstünü değişte gel, çok oyalanma”  *****  Eve girer girmez annemin, babamın yüzündeki gülücüklerden yemeği hazırlamakla çok iyi yaptığımı anladım… “Vay benim hamarat kızım kekte pişirmiş” “Çayı da hazırladım babacığım, siz salona geçin hemen getiriyorum” “Bu gün dersin yok muydu senin?” “İlk dersim önemliydi, sonra eve erken gelmek istedim yolların durumu malum” (Abim bıraktığın keki yiyor) Birden içim kötü oldu, keşke çorbadan biraz götürseydim. Yok ya bu sefer bahanemde yoktu, biraz oturup günlük olayları konuştuktan sonra odalarımıza çekildik. Yarın okula nasıl gidecektim, gitmeyi bırak nasıl dönecektim…  ***** Sabah babamı biraz öpücüklere boğduktan sonra nihayet kandırabilmiştim, saat oldukça erken olduğundan annem hala uyuyordu. Kerem de çok geçmeden bize katıldı, tam kapıdan çıkmak üzereyken annemde geldi. “Sizi hınzırlar beni öpmeden kaçmak ha alacağınız olsun” “Seni uyandırmak istemedik anneciğim” “Kahvaltı için biraz tembellik yapsam da şimdiye kadar sizleri bu kapıdan yolcu etmediğim bir günü hatırlamıyorum” Gerçekten doğruydu iş için yolculuk etmeleri hariç, okul zamanlarında mutlaka arkamızdan el sallardı. ”İki dakika bekleyin çantamı alayım, sizi okula bıraktıktan sonra sevgilimle dışarıda kahvaltı yapalım” Birden babamın yüzünde güller açtı “Hazır çıkmışken, iki günlüğüne Uludağ’a kaçmaya ne dersin” “Ya çocuklar ne olacaklar” “Anne kocaman olduğumuzun farkında değilsin herhalde, iki kardeş birbirimize bakarız”  “Kızım ya ses yine gelirse” “O günden sonra gelmedi, Uludağ ne kadar yol her hangi terslikte size hemen haber ederim, işleriniz yüzünden yaz tatiline gidemediniz, hadi anne kırma babamı” “Bekleyin birkaç parça kıyafet alayım” “Gerek yok, yoldan ayarlarız. Çocuklar okula geç kalmasınlar” Annemin artı babamın üst üste tembihlerini uzun süre dinledik, hele annem “Sakın anahtarınızı unutmayın, ütü yaparsanız fişini çekin, üstünüzü kalın giyinin” diye sözlerine devam edince babam haince gülümsedi “Karıcığım, seni istemeye geldiğim gün söylediğim sözü hatırlıyor musun?” “Cihan sen benden farklısın sanki anana benziyorsun sözünü çok kullanmaya başladın, o günkü sözünü unutmuş değilim. Canın boşanmak istiyor herhalde” “Evet, boşanalım…  Sonra yine evlenelim. Düğünümüz bile rezil olmuştu” “Bu yaşta da ne güzel gelin damat oluruz, hatta gelinliğimin kuyruğunu kızımızla oğlumuz tutar. Bak dansöz isterim en az beş tane” Kerem’le birbirimize baka kalmıştık kardeşim endişeyle sordu “Ciddi değilsiniz değil mi? Tam rezillik olur” “Kesin şaka yapıyorlar” Annemle babam aynı anda gülmeye başlayınca içimiz rahatladı, arabadan ilk kardeşim indi. Sonra da ben…  ****** Bahçede durulacak gibi değildi, hemen koşturarak okulun içine girdim. Birçok kişi gelmemişti, havanın oldukça yoğun kar yağışından olmalıydı. Yine de gelenlerle ders işlendi, çıkışta nasıl gidecektim. Timuçin amcaya telefon açtım, arabamın hazır olduğunu. Kar lastiklerini taktığını oğlu gelir gelmez yollayacağını söyleyince çok sevindim. Rahatlamıştım, okulun çıkış saatinde acele adımlarla dışarıya yürüdüm. “Hale” Sesi kapüşonumdan zor duymuştum “Hale, beni duyduğunu biliyorum numara yapma” “Of Yaman ne istiyorsun?” “Seni istiyorum beni oyaladığın yeter” “Seni istemediğimi söyledim, sevgilim olduğunu da söyledim. Israr etme ayıp oluyor artık” Yine kolumdan yakaladı, artık bıkmıştım önüne gelen kolumdan tutuyordu. “Bırak beni, kar hızlandı eve geç kalacağım” “Umurumda mı sanıyorsun, bu gün beni dinleyeceksin. Gel sıcak bir yere gidip konuşalım” “Allah’ım niye anlamıyorsun, sana söyleyeceğimi söyledim. Bir kelime daha eklemeyeceğim çok sevdiğim erkek var” Çevreme bakındım, tam o anda arabamın geldiğini görünce çok sevindim Burak beni korurdu. “İşte sevgilimde geldi, bırak kolumu kavga çıkmasın” “Çıkarsa çıksın, dağdan gelip bağdakini kovamaz.” “Yahu ne laf anlamazmışsın. Seni sevmiyorum, istemiyorum sevdiğim var diyorum. Sözlü bildirdim, yazılı veya İngilizcede söylememi ister misin?” Arabama birkaç adım kalmışken, kapısı açıldı içinden çıkanı gördüğümde neredeyse küçük dilimi yutacaktım. “Bu mu yeni sevgilin” Özgür arabaya yaslandı, kollarını kavuşturdu alaycı gözlerle bana bakıyordu. Nasıl anlayacağını umursamadım. Aramızdaki iki üç adımı aşıp yanına gittim “Hoş geldin sevgilim” Birden çenemi tuttu dudaklarıma kısa öpücük kondurdu “Hoş bulduk sevgilim, beni bu kadar özlediğini bilseydim daha önce gelirdim” “Abartma istersen” Diye fısıldadım… Yanağımdan bir kez daha öperken “Bu yapışkandan kurtulmak ister gibisin bu yüzden bana uyacaksın” Dedi yine öptü… Kolunu omzuma sardı… “Hayatım arkadaşını benimle tanıştırmayacakmısın?” Yaman kızgınlıktan ne yapacağını bilemez durumda gibiydi… “Sen bana bak, bu kızdan…” Özgür kolunu omzumdan çekti, bir adım öne çıktı… Yaman kendinden oldukça iri olan adamın üzerine geldiğini görünce geri adım attı. Korkuyla onları seyrediyordum, işler oldukça ciddileşmişti… “Bu kızdan ne? Sözünü bitir” “Uzak dur, ben Hale’yi seviyorum” “Ne tesadüf Hale’de beni seviyor, bu yüzden delikanlı, sevgilimden uzak duracaksın. Yanında yöresinde dolanıp bir kez daha rahatsız etmeye çalışırsan durum çok kötü olur. Arabaya bin sevgilim eve gidelim” “Eve mi? Vay masum görünen burnundan kıl aldırmayan Hale’ye bak sen.” Yamanın yüz ifadesi birden değişti. “Bu kadar rahatlıkla yeni tanıdığın birinin koynuna giriyorsan, benimkine de girersin herhalde” Özgür’ün ani yumruğuna hazır olmadığı karların içine düşüp kanayan burnunu tutarken acı ve şaşkınlıkla bakan gözlerinden belliydi… “Sözlerine dikkat et delikanlı, bir dahakine kanayan sadece burnun olmaz. Sana ağabey tavsiyesi bir erkek reddedildiği vakit, hatta kız sevgilim var diyorsa kibarca geri çekilmesini bilmeli.” Geriye dönüp kolumdan tuttu, arabanın kapısını açıp içeri bindirdi. Kendisi de binip arabayı çalıştırdı, sesi çıkmıyordu ay rezil olmuştum. Çekinerek baktım, yüzü şekilden şekle giriyor gibiydi “Ben böyle olmasını istemedim” Birden arabayı durdurdu, direksiyona başını koydu… Ne oluyordu bu adama, omzuna çekinerek dokundum “Neyin var” Gülüyordu evet kahkahayla gülmeye başladı “Gülecek ne var, çocuğun burnunu haşat ettin” “Sen nasıl bir şeysin, asla bir kadın için kavga etmemiştim. Lise çağlarım geldi gözümün önüne” “Seni güldürebildiğime sevindim, in istersen birkaç kişinin burnunu daha kır. Daha çok keyiflenirsin” “Ne o peşinde dolaşan erkek sayısı fazlamı, kaç kişiye daha karşılaşmak zorunda kalacağım” “Sana gel diyen olmadı, Burak sandım. Hem arabamda ne arıyorsun” Gülmesi nihayet bitmişti, bana doğru döndü. Cama doğru çekilebildiğim kadar geri gittim… “Bana borçlandın küçük hanım ve teşekkür etmeyi unuttun” “Tamam, teşekkür ederim şimdi soruma cevap ver, arabamda ne işin var” “Tamircin yolumun üstündeydi, benim arabamın da sorunları vardı göstereyim dedim. Kalması gerektiğini söyledi. Burak denilen çocuk senin arabanın anahtarlarını istedi. Duyunca hem arabasız kalmamak hem de, çocuk bu karda zorlanmasın diye ben bırakırım dedim. Tamirci ilk mırın kırın etti aileni tanıdığımı aynı yerde oturduğumuzu söyleyince kabullendi. Hatta o yetmedi enikonu şeceremi istedi. Seni oldukça iyi tanıyorlar” “Annem ilk arabasını aldığından beri Timuçin amcanın tamirhanesine gidermiş, bizde alışkanlığı devam ettiriyoruz” “Sana asılan çocuğun adı ne” “Yaman” “Sevgilinmiydi?” “Niye sorup duruyorsun, bir daha karşılaşacak değilsiniz” “Kim demiş onu beni sevgilin olarak lanse eden sensin, birkaç kez daha gövde gösterisi yapmam gerekebilir. Doğruyu bilmem gerek, bir kez bu işe beni bulaştırdın” “Bir zamanlar hoşlandığımı sandım, sana çok benzediğini biliyor musun? Devamlı kız değiştirir, kullanır ve atar. Bu yüzden onu istemedim, kırık kalpler kulübüne katılmaya niyetim yok” “Gelene git demek olmaz, bak ne güzel sen adamın ne mal olduğunu anlamış uzak durmuşsun. Kimde kabahat huyunu bilerek gelen kadında mı, geleni kabullenen erkekte mi?” “Ya başından attığın kadınların ahı ne olacak. Her gelen kadın sizler gibi erkeklerin sevgisini elde edebilmek için çabalıyor” “Gelen hiçbir kadına bağlılık sözü vermedim, sevdiğimi söylemedim” “Neden sevmiyorsun, bunca kadın içinde hiç mi sevdiğin biri olmadı” “Niye beni bu kadar merak ediyorsun?” “Kullanıp bıraktığın kadınlara acıdığımdan yoksa seninle başka derdim yok” “Bana âşık olmayasın” “Ha ha senin gibi sadakatsiz erkeğe mi âşık olacağım şaşarım aklına. Ben babam gibi bir erkek istiyorum, beni ölümüne sevecek erkek.” “Ölümüne bir kadını sevmek, babam tam senin dediğini yaptı ölümüne bir kadını sevdi, sonunda kendini onun için öldürdü. Hiçbir kadın uğruna ölmeye değmez” Gözleri çakmak çakmak olmuş, yüzü hırstan katılmıştı. “Ben… mecazi anlamda demiştim, çok sevmek kendini öldürmek için neden değil. Bence zayıflıktır” “Bu yaşında sen ne bildiğini sanıyorsun ha, senin ailen mutlu diye her ailenin de mutlu olduğunu mu sanıyorsun. Evine geldik bir daha da bilmediğin konularda ukalalık taslama”                                                                ***********                                                          Anahtarı elime tutuşturup hırsla arabadan indi, ellerini ceplerine soktu yağan karın altında ağır adımlarla evine doğru yürümeye başladı… Uzunca süre araba iç ısısını kaybedene kadar oturdum, çok kızgındı, öfkeliydi… Bu hisleriyle pişmanlığını dile getirmesi çok zor olacaktı… “Allah’ım böyle bir yükü nasıl benim zayıf omuzlarıma yükledin” (Çok öfkeli değil mi?) Damla ağlıyordu… “Ağlama elbet bu öfkesi dinecektir” (Vakit gittikçe daralıyor, seni kendi mutsuzluğumuz içine çektiğim için gerçekten çok pişmanım) “Üzülme oldu bir kere, senin ölmemen için elimden geleni yapacağım. Gerisi Allah’ın takdirine kalmış” Kardeşim koşturarak geldi, arabadan çıkıp sarıldım “Ne o abla üzgün görünüyorsun?” “Hem üzgünüm, hem değilim” “İkilemdesin yani” “Aynen o dediğindenim. İnan her gün babamla annemin birbirlerini sevmelerine neden olduğu için, bize mutlu aile hayatı yaşattığı için Allaha her gün şükretmeliyiz. Mutlu bir evlilik hayatı içine doğduğumuz için biz çok şanslı çocuklarız” “Haklısın ablacığım, bu gün sınıfımda ki arkadaşım ağlıyordu. Görsen iri yarı korkulan karakterde biridir, okulun arkasına tesadüfen gittim beni görünce toparlanmaya çalıştı. Hemen gözlerini sildi, yanına gidip elini omzuna koydum neyi olduğunu sordum, ilk anlatmak istemese de yine ağlamaya başladı. Babası annesi her an birbirleriyle kavga ediyorlarmış çocukluğumdan beri böyle artık dayanamıyorum dedi. Mutsuz evliliklerin kurbanları sadece kadın ve erkek değil, en büyük kurbanlar çocuklar oluyor. İşte o an anladım arkadaşımın niye o kadar sinirli olup her seferinde sağa sola çattığını. Konuşması bitince bile beni üstü kapalı tehdit etti, bu halimi kimseye söyleme yoksa fena olursun dedi” Tam bahçe kapısının içinden geçecekken sırtıma gelen kartopuna geri döndüm, kardeşim hınzırca sırıtıyor. Yerden aldığı karları sıkıp üzerime fırlatıyordu. “Savaş” Diye çığlık attığım gibi, birbirimize kartopu fırlatmaya başladık. Hava kararmış sokak lambaları yanmıştı. Çevreden birkaç kişi daha dayanamayıp oyunumuza katılınca daha da şenlikli oldu. Birbirimize isabet ettirdikçe kahkahayla gülüyorduk. Son, kardeşimin çelme takarak sırt üstü düşürdüğü anda savaşımız bitti, sarmaş dolaş karların içine yuvarlandık, son anda gözüme çarpan iri karaltı, başımı kaldırdığımda yoktu… İyice üşümüştük, biraz da sırtım acımıştı hemen içeri girdik. Üzerimizi değişip, dünden kalan çorbamızı ısıttık… Masayı hazırlamaya başladık…  ****** Ne mutluydu, ani çığlığına dönmüştüm. İki kardeşin mutluluk içindeki kartopu savaşına imrenerek baktım. Dakikalarca onları seyrettim, mutlu ailenin çocukları da mutlu oluyorlardı… Birden düşünce korktum… Evet, ben bu küçük kız için korktum, yine sırtının üstüne düşmüştü… Düşüncelerim allak bullaktı. Bir kadın için endişelenmek… Duygularımın tersliğine şaşırarak evime doğru yürümeye başladım. Bu kızın mutluluğu bulaşıcıydı zamanla onunda öteki kadınlar gibi acımasız olacağından emindim. Daha çok genç olduğu için saf duygulara sahipti. Yine yüreğimin donduğunu hissettim, o varken eriyor, o yokken tekrar donuyordu… Hiç sıcaklık olmayan evimden içeri girdim, Hale kardeşiyle yemek yiyor olmalıydı, dolaba baktım hep hazır yiyecekler. Tekrar geri kapattım, masanın üzerinde kek tabağını gördüm tek dilim kalmıştı, yine yapar mıydı acaba? Aklıma gelen ani fikirle, tabağı hemen suya tutup kuruladım…  *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE