3.BÖLÜM

3196 Kelimeler
Duş alıp yemeğe indim, ben gelmeden başlamayacaklarını bildiğimden acele ederken iki ayağım bir pabuca girmişti. Özgür ne aksi adamdı, ne yapacaktım hiç hoşlanmadığım adamı nasıl tavlayıp ta kendime âşık edecektim… Ya annemlere olan biteni söylediğimde tavırları ne olacaktı. Babam asla böyle bir durumu kabul etmezdi. Etmezse de gencecik kızla bir adam benim yüzümden ölmüş olmayacaklar mıydı? Bu vicdan azabını ömrüm boyunca nasıl taşırdım. Yok, birkaç gün daha olanları babama anlatamazdım. Anneme söylesem kesin babama yetiştirirdi… Ne yapacaktım ben ne yapacaktım… Aynaya baktığımda dudaklarımın her zamankinden daha kırmızı olduğunu fark edince öpüşü aklıma geldi. Sıcak ama sert dudaklar, hırsla öpmeyip isteyerek öpseydi nasıl olacağını, nasıl hissedeceğimi düşünmeden edemedim… “Gel bakalım kızım, bu gün oldukça merak içinde bıraktın bizi. İlk önce ses tekrar geldi mi ve bu Özgür denen çocukla nasıl karşılaştın?” Özür dilerim babacığım şimdilik size gerçekleri anlatamayacağım, daha ben bile ne yapacağıma karar verememiş durumdayım… Derin bir nefes aldım ve… Üçü de pür dikkat ağzımdan çıkacak kelimeleri bekliyorlardı…“Ruh gün içinde birkaç kez daha geldi, aynı sözleri söyledi. Bir daha da gelmedi, Özgür’le” Babam ters ters bakınca “Yani Özgür Bey arabama arkadan çarptı, alnım kanayınca doktora götürdü. Arabama geri getirdiğinde arabam marş basmadı. Ayni yerde oturduğumuzu öğrendik ve evime getirmeyi teklif etti. Ben baştan kesinlikle kabul etmedim, ısrar etti gecenin bir vakti genç bir kızı yolda bırakamam deyince ve çok kibarda davranınca bir tehlike görmedim. İşte bu kadar” “Özür Dağıstanlının babasını iyi tanırdım… İyi adamdı çok genç yaşında öldü, bir yerlerden intihar ettiğini duydum” “Nedeni neydi Cihan” “Karısı doğum yaptıktan kısa süre sonra evini terk edip gitmiş. Sonrasın da Şenol öldü dediler, intihar ettiğini aile söylemese de tüm tanıyanlar, gayet sağlıklı genç adamın birden bire ölmesinin altında bir şeylerin olduğundan şüphe edildi. Neyse geçmiş olaylar, başkalarının ailevi durumu bizi ilgilendirmez” “Ya Özgür, birkaç inşaat anlaşmasında ismini görmüş gibiyim” “Kendini şahsen bu gece görmeme karşın hakkında hiç iyi şeyler duymadım” Aman tanrım işte şimdi duyacaklarım pek hoş şeyler olmasa gerekti…“Ne gibi baba?” “Ne gibisi mi var kızım, iş sektöründe başarılı olmasına sözüm yok çalışkan genç. Babasının dedesinin ardından oturduğu koltuğun hakkını verdi. Şirketini iyi yönetiyor” “Eeee o zaman” “Aşırı çapkın, kadınlarla oyuncak gibi oynayıp oynayıp atıyor” “Ha ha söyleyene bak, gençliğine sende az çapkın değilmişsin. Yedi sene uyudun kalkar kalkmaz hemen bir tane kadın buldun” “Yedi sene be karıcığım insaf et, hem seni hemen hatırlasaydım o kadın olmazdı. Özgür denen çocuk çapkınlık sınırlarını çoktan aşmış. Olay bu değil kadınları acımasızca kullanıp, yine acımdan başından atması sorun. Sevgi denen hiçbir duygudan nasibini almadığı söyleniyor” “Onun hakkında bunca şeyi nereden biliyorsun?” “Aylık arkadaş toplantılarında konuşulanlar Hakkı Bey köpürüp duruyordu, o herifi öldüreceğim kızım yataklara düştü deyip duruyordu. İşte o zaman öğrendim ne biçim adam olduğunu” “Belki kız abartmıştır, o kadar kötü biri gibi durmuyor. Bana çok kibar davrandı” “Onu bunu bilmem kızım, böyle adamlardan uzak duracaksın. “ “Aman benim onunla hiçbir işim olmaz, ilk ve son görüşüm” “Aferin benim kızıma, öylelerine sakın bulaşma. Senin canın yanarsa bizimde canımız yanar. Senin canını yakan adamın ölümü de benim elimden olur” Eyvahlar olsun, şimdi yandığımın resmiydi… Babama imkânı yok anlatamazdım, bu düşüncelerle ölsün gitsin diyeceği kesindi. Ne yapacaktım, bu işin içinden nasıl sıyrılacaktım… (Ne olur vaz geçme, ne olur Hale) Damla yine gelmişti, “Ben doydum, yarın erkenden dersim var.” “Tamam yavrum, dur masayı ben toplarım sen git dinlen. Gece korkarım dersen yanında yatabilirim”  ***** Hale’nin tavırları bir garip geliyordu, bu kadar çabuk kabullenebileceğini hiç düşünmemiştim. Ben günlerce, aylarca panik halinde korkuyla dolaşmıştım. Tek başıma olduğumdandı herhalde, yanında olmamız korkusunu yenmesine neden olmuştu. “Gerek yok anne, bir şey olursa seslenirim” Hemen odama çıktım “Şimdi konuş, babamın neler dediğini duydun. Ben kuzu o kurt” (Bu kadar olduğunu bilmiyordum, öf Hale sana veda etmekten başka çare kalmadı. İki kardeş birlikte öleceğiz) “Dur biraz, düşünmem için hiç fırsat tanımıyorsun. Ağabeyine her şeyi anlatsam, ilk beni deli yerine koysa da zamanla dediklerime inanır. Onun yaptığı hatalar yüzünden hem senin hem de kendinin öleceğini, yapması gerekenin kadınlara çektirdikleri yüzünden içten af dilemesi ve seveceği bir kadın bulması olduğunu söylesem. Sende bir sorsan belki melekler benim söylememi kabul ederler” (Ben sormadım mı sanıyorsun, kabul etmediler her olay gerçek olmalıymış yoksa hiçbir anlamı kalmazmış, gerçekten pişmanlık duymasını tövbe etmesini istiyorlar) “İstemesi kolayda kadınlara bu kadar düşman olan erkeği yolundan çevirmesi zor, neden böyle olduğu hakkında fikrin var mı?” (Bende tam bilmiyorum belki annemizden kaynaklanıyordur) “Neden annen mi?” (Beni dünyaya getirdikten kısa süre sonra evi terk etmiş. Babam benim yüzüme bile bakmadı velhasıl istenmeyen bebekmişim. Benimle ilgilenen tek kişi ağabeyimdi, düşün o da daha dokuz yaşındaydı. Küçücük çocuğun bebek bakması ne kadar zordur) “Bak bu olabilir, annenden kaynaklanıyordur. Ama her kadının bir olmadığını bir yerlerde unutmuş gitmiş. Annenin hatasını diğer kadınlara yüklemiş” (Kararın ne?) “Elimden geleni yapıp, ağabeyini kendime âşık etmeye ve yaptıklarından pişmanlık duymasını sağlamaya çalışacağım. Başaramazsam şimdiden çok üzgün olduğumu bilmeni isterim”  ***** “Abla müsait misin?” “Gel Kerem” (Ne kadar yakışıklı) “Evet yakışıklıdır, çok da iyidir kardeşim” “Yine ruh mu geldi kendi kendine konuşup duruyorsun” “Kerem yardımına çok ihtiyacım var” “Ne yardımı?” “Annemle babam yattıktan sonra odama gel, seninle oldukça önemli bir konu hakkında konuşacağım. Sakın kimseye belli etme” “Ne bu gizlilik ama dikkat et, annemler hareketlerinden şüpheleniyorlar” “Şüphelenmeleri için hiçbir şey yapmadım ki” “Annem bu kadar sakin olmanın iyi olmadığını düşünüyor” “Hadi şimdi git” Kardeşim anneme yatacağını bağırarak söyleyip odasına girdi, bir saat daha bekledim, adım sesleri annemle babamın yavaş sesle konuşmaları. Annemin kıkırdamasını duyunca uzun süre rahat olacağımızı anladım. Yeni sevgili gibi olmaktan hala vazgeçmemişlerdi… Biraz daha bekledim, kardeşim yavaşça odamın kapısını açtı. “Uzun süre rahatız bir an önce anlatsan iyi olur” “Kerem hiç konuşmadan soru sormadan beni dinle, sonra ne yapmam gerektiğini birlikte konuşalım. Yanıma otur dışarı ses gitmesin” “Of abla anlat bir an önce, sende bende rahatlayalım” “Ruh yani ses on yedi yaşında genç bir kız, Drakula’nın evi dediğimiz yerde oturuyormuş” “Ben o kızı görmüştüm, nasıl olur” “Sus, ismi Damla ağabeyiyle birlikte tek başlarına yaşıyorlar. Bir gün kız sıkılmış, ağabeyinin arabasına saklanmış arkadan vuran kamyon sayesinde kız komaya girmiş. İşin ilginç yanı bundan sonra başlıyor, ölmesi gereken kız değil ağabeyiymiş.” “Neden?” “Neden olacak babamın söylediklerini duydun, adam tam bir kadın düşmanı. Bir bilemedin iki gece kullanıp gözlerinin yaşına bakmadan ayrılan tiplerden. O kadar ah almış ki beddua kotasını doldurmuş. Damla olayı duyunca ben geldim ağabeyimin yaşamasına izin verin demiş. Melekte kendisi yanlışlık yaptığından, eğer Özgür bir kadına âşık olup yaptıklarından pişmanlık duyarsa affedileceğini, yoksa ikisinin birden öleceğini söylemiş.” “Senden istediği ne?” “Tüm kadınları dolaşmış en son bana gelmiş nedeni de bir kez ben koşu yaparken ağabeyinin ne güzel kadın demesinden… Sesini duyurabildiği tek kadın benim… Şimdi benden ağabeyini kendime âşık etmemi istiyor. Olmazsa ikisi de ölecekler” “Meleğin öldürmesine gerek yok, Özgür denen adam senin saçının teline dokunursa babam onu vaktinden evvel kesin öldürür. Tabi bende yardım ederim” “Of Kerem bir sen eksiktin, adamı öldürmek isteyen isteyene. Yakında randevu vermeye başlayacağım, benden randevu almayan hakkını kaybedecek” “Ne bu tavırlar, Özgür ilgini çekmiş gibi Allah için çok yakışıklı” “Aman ilgimi çektiği yok, aksinin kaba adamın teki. Kadınlar onun nesine bayılıyorlar bilmem. Bin tane gönlüm olsa bir tanesini vermem” “Benden ne istiyorsun” “Bana destek olmanı, babamda annemde bu olayı duymamalılar. Özgür için değil de o gencecik kızın ölmemesi için uğraşacağım” “Kız gerçekten güzeldi, buradaysa çok üzüldüğümü söyle” (Sende teşekkür ettiğimi söyle) “Sana teşekkür ediyor ve biraz önce senin çok yakışıklı olduğunu söyledi” (Ya Hale) “Nedenmiş hep ben mi zorluk çekip utanacağım. Bu işleri başıma açan sensin” “Hadi abla vakit oldukça gel oldu ne yapmam gerek” “Özgür nereye gidiyorsa bilmeliyim ve evden çıkmamı sen sağlayacaksın. Babam ne yapmaya çalıştığımı anlarsa asla izin vermez. Damla sende ağabeyinin zevklerini söyleyeceksin, nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz” “Sakın o adamla anladığın tür ilişkiye gireyim deme” “Merak etme, ben önüne gelenle birlikte olan birimiyim. Ablana güvenin yok mu senin” “Ablama varda…  Adam çok çekici, yakışıklı ona güvenmiyorum. Senin gibi tecrübesiz birini kahvaltı niyetine yer. Damla ağabeyin için olan sözlerim için kusura bakma… Sende duyduysan Özgür’ün ne olduğunu biliyorsundur” “Hadi git bak aramızda sır olarak kalacak, iki kişinin hayatı bize bağlı” “Söz, sende hareketlerine dikkat edeceksin”                                                               **********                                                   Kardeşim gitmişti, biliyordum sırrımı koruyacağını. “Buradaysan ağabeyin nelerden hoşlanır anlat bakalım” (Yemek yemeyi sever, gezmekten hoşlanır. Maç izlemek, özellikle basket maçlarını hiç kaçırmaz. Kahvaltı onun en sevdiği öğündür) “Tabi kahvaltıyı çok sever geceleri oldukça efor sarf ediyordur. Kesin bal, kaymak, ceviz baş yiyecekleridir” (Nerden bildin) “Babam masadan eksik etmez de oradan biliyorum” (Ha ha ha) “Başka sevdikleri” (Güzel kadınları sever, dolaştığı kadınlar hep kaliteliydi. Ha bir de en çok sevdiği cevizli kektir, nerdeyse gün aşırı bana yaptırırdı) “Bu kadar yemeğe nasıl kilo almıyor hayret” (Evimizin alt katı spor aletleriyle doludur, gerçi açık havada koşmayı çok daha fazla sever. Hava çok kötü olunca aletlerle çalışır) “Neden kilo almadığı anlaşıldı. Şimdi konuştuklarımızı toparlayalım, kahvaltı seviyor, basket seyretmekten hoşlanıyor, cevizli kek vazgeçilmez yiyeceği. Güzel ve kaliteli kadınları seçiyor. Her gün spor yapıyor. Evet, canım şimdi uyumam gerek yarın dersim var şiş gözlerle okula gitmek istemiyorum” (İyi geceler, teşekkür ederim. Abim gerçekten sana âşık olsa, sende ona âşık olsan yengem olmanı çok isterdim) “Sen bu hayallerinden vazgeç, abinin kısa sürelide olsa beni sevmesi yeterli. Siz kurtulunca hepimiz kendi yolumuza gideceğiz”  ***** Sabah zar zor yataktan kalktım, babam kahvaltıyı hazırlamakla meşguldü… “Günaydın baba, annem yine uyuyor mu?” “Küçüklüğünden beri uykuya bayılır, sizin küçüklük zamanlarınız hariç vazgeçmedi bu alışkanlığından. Annenizin kalkmasını beklersek hepimiz aç kalırız” “Taktınız uykuma geldim işte, eline sağlık ruhum masa çok güzel gözüküyor” Güzel karım yine aynaya bakmadan aşağı inmişti saçları karmakarışıktı, sanki on yedi yaşında gibiydi, dayanamadım yanına gidip sarıldım. “Sen benim bir tanemsin, saçaklı karım benim” “Ya öyle deme inat ettin saçlarımı kestirtmedin, bak Hale’nin saçları ne güzel omuzlarında, birkaç fırça darbesiyle düzene giriyor benimkiler öylemi” Hale’ye baktım, buzdolabından bir şeyler alıyordu, sevgilimin kulağına eğildim “Saçların açıkken göğüslerinin üzerine düşmüyor mu, görüntüsü beni çıldırtıyor” Diye fısıldadım, karşılığında saçlarını karıştırıp iyice dağıttı… “Anne cadılara benzedin” “Babanız böyle seviyormuş, karmakarışık. Ay Cihan vurmasana popoma” “Artık ben sizin cilvelerinize katlanamıyorum, tostumu aldım okula gidiyorum” “Kızım biz bıraksaydık seni” “Babacığım siz hazırlanana kadar en az iki ders kaçar” “Abla beni de bekle, anne coğrafya kitabım nerede” “Cebimin içinde oğlum” “Aman anne her zaman bunu dersin, biraz değiştir” “Tamam, bir dahakine babanın cebinde derim. Kitabını en son nerede bıraktıysan oradadır. Sende tostunu al, aç aç okula gitme” Çocuklarımın bu telaşlı halini seviyordum, Hale ağzında tostu, montunu giymeye çalışırken Kerem sırt çantasını takmaya çalışıyordu. Yanlarına gidip ikisine de güle güle öpücüğü verdim… “Gel bakalım benim tatlı cadım, şu Halenin ruh meselesini bir daha konuşalım” “Dün gece sana söyledim, ne olduğunu anlamadım. Çok rahat sanki hiçbir şey olmamış gibi hareket ediyor” “Ruh ya dediği gibi bir daha gelmedi, ya da bize anlatmak istemediği olaylar dönüyor” “Kızımızı sıkmadan gözlemlemeliyiz, kötü olaylara maruz kalmasını istemiyorum. Hadi işe geç kaldık, bu günkü toplantıyı daha fazla erteleyemeyiz” Yarım saat sonunda ayni arabayla işe doğru yola çıktık. Beni tekrar hatırladığından beri hiç ayrı kalamıyordu. Kuaförümüz bile birdi ayni zamanda gidiyor o berber kısmına, ben kuaför kısmına geçiyordum. Aşkımız hiç bitmedi, her zaman çok ilgili seven koca, çocuklarına çok iyi baba oldu. “Bu gün seni sevdiğimi söyledim mi?” “Söylemedin” “Seni seviyorum ruhum” “Bende seni çok seviyorum Firuzem”  ****** Okula geç kalmıştım, babamın teklifini kabul etmeliydim. Yoğun kar trafiği Arapsaçına çevirmişti, otobüs değil taksi bile bulamıyordum. Özgür Bey rahat olmalıydı, onun yüzünden yayan kalmıştım… (Hale vaktim azalıyor) “Dün bir bu gün iki hemen ne yapmamı istiyorsun? Derslerim var, aileme karşı sorumluluğum var. Tek yanlış hareketimde babam beni mahveder. Oldukça kıskançtır… Ağır ilerlemem gerek ailem anlamamalı. Arkadaşım geliyor git artık” Tuğçe elleri cebinde, başı önünde bana doğru yürüse de hedefinin ben olmadığı belliydi. Bu sıralarda oldukça dalgındı… “Arkadaşım Karadeniz de gemilerin mi battı” “Seni fark etmedim günaydın, önemli değil ıvır zıvır olaylar” “Derdini söylemeyen derman bulamazmış derler” Asık olan yüzü birden değişime uğradı, arkamda bir yerlere bakıp gülümsedi. Başımı çevirdim, şimdiye kadar nasıl fark etmemiştim bu kız Yamana âşıktı, tabi bizimki yine birini koluna takmış gülerek yürüyordu. Birden içim fena oldu, arkadaşımın sevdiği çocuğu kaç kez onunla konuşmuş, beğendiğimi ifade etmiştim. Nereden bilebilirdim ki? “Aman bu Yaman’ın neresini beğenmişim hiç anlamıyorum” “Neden ne oldu da fikrini değiştirdin, çok beğendiğini söyleyip duruyordun” “Benim ki çocuklukmuş, dün bir erkekle tanıştım, Apollon yanında çocuk gibi kalır. O ne çekicilik, boy, pos bir görsen kalbim duracak sandım” “Kim adı ne, nerede tanıştınız” “Özgür, arabama vurdu. Bir centilmen, bir nazik sana anlatamam, biraz fenalaştım hemen beni kucağına aldı.” “Kimmiş seni kucağına alan” Yaman çatılmış kaşlarla bana bakıyordu “Sana ne” Deyip Tuğçe’nin koluna girdim okula doğru yürümek için hareketlendiğimde sıkıca kolumdan tuttu. “Bıraksana kolumu ne oluyor sana” Öyle sıkı tutuyordu ki, kurtulamıyordum, Tuğçe’ye baktım üzgün gözlerle bizi seyrediyordu. Yaman hala kolumdan tutmaya devam ediyor oldukça da sıkıyordu. “Okulun ilk gününden beri gözüm sende, benimle ilgilen diye yapmadığım kalmadı. Şimdi seni elin adamına öylece bırakacağımı mı sanıyorsun” “Sen kim oluyorsun da bırakmıyorsun” “Hale sana iyilikle yaklaşmaya çalıştım hep çekingen durdun, kızlarla seni kıskandırmak için çıktım umursamadın. Seni beğendiğimi anlamış olmalıydın” “Demek anlamamışım veya sen anlatamamışsın. Kusura bakma hoşlandığım başka bir var, şimdi kolumu güzellikle bırak yoksa çığlık çığlığa bağırırım, ikimizde disipline gideriz” “Ne oluyor burada” Aniden kolumu bırakıvermişti “Önemli değil hocam ufak bir sohbet” Yanından hemen uzaklaştım, şimdi bu neydi adamın gözleri dönmüş gibi bakıyordu, içimin ürperdiğini hissettim. Özgür kucağına aldığında hissettiğim sıcaklıktı, Yaman kolumu tuttuğunda buz parçaları tenimde geziniyor gibi gelmişti… Acele adımlarla yürümeye başladım tekrar Tuğçe’nin koluna girdim… “Ne dedi sana” “Önemli değil ama yaptığı hareket oldukça etkili oldu, benden uzak dursun” “Senden uzak kalacağını sanmıyorum, devamlı seni ne yaptığını sorup duruyor” “Tuğçe sen ağlıyor musun, neden?” “Ben Yamanı seviyorum, şimdiye kadar sen hoşlandığını söylediğin için sesimi çıkaramadım. Senden bahsederken içim kan ağlıyor” “Artık üzülmene gerek yok, ondan hoşlanmadığımı söyledim. Hadi derse girelim bu sabah ilk dersten sonra çıkacağım evde işlerim var” Sınıfta resmen Yaman’ın göz hapsindeydim, dikkatli olmalıydım hiç iyi elektrik almıyordum ( Haklısın etrafında olan ışık siyah) Hislerimin doğru olduğunu Damlada onaylamıştı (Arkadaşını da uyarsan iyi olur) “Tuğçe Yaman’a karşı biraz temkinli yaklaş, huyunu biliyorsun. Üzülmeni istemem” Ders nihayet bitmişti, diğer derslerim çok gerekli olmadığından eve gitmeye karar verdim. Özgür’ü tavlamaya çalışmaya başlamalıydım. Nasıl olacaksa… ***** Eve geldiğimde kimseler yoktu, uzunca sürede olmayacaklardı. Üzerimi değiştim ilk tavlama çalışmalarına mutfak hünerlerimi göstererek başlamaya karar vermiştim. “Damla buradaysan ses ver…” (Yanındayım) “Söyle bakalım, ağabeyinin deli olduğu cevizli kek tarifini” İki saat sonunda iki adet kek hazırdı, biraz soğumasını bekledim. Annemler kokuyu alıp ta yaptığın kek nerde diye mutlaka sorarlardı. “Ağabeyinin nerde olduğundan haberin var mı?” (Sabaha karşı eve geldi, hala uyuyor) “Oh beyimiz hangi kadının koynundaydı kim bilir” (Ağabeyimin günahını alma benim yanımdaydı) Söylediğim sözden bir anda pişman olmuştum, keki tabağa koyup üzerimi folyoladım. Kabanımı da giydikten sonra ilk adım için hazırdım. Aramızda oldukça uzun mesafe vardı, hava soğuk kar yağıyor olsa da yürürken oldukça çok sıcaklamıştım. Kabanın önünü açtım, kek ıslanmasın diye üzerini korumaya aldım. Bahçe kapılarının önüne geldiğimde kapı yarı aralıktı, çekinerek başımı içeri uzattım. Yaşlıca bir adam bahçe yolunu karlardan temizlemeye çalışıyordu. Beni fark etti “Kimi aramıştın kızım” “Özgür’e gelmiştim” Adamın yüzünde ki değişik tebessümü anladığımda yüzümün kızarmasını engelleyemedim. Özgürün çapkınlıklarından haberi olmalıydı… “Sizi bekliyor muydu?” “Beklediğini hiç sanmıyorum, dün arabama vurmuştu, ailem yemeğe davet ettiğinde buyur demediğim için çok üzüldüm. Özür için gelmiştim” “Ha iyi o zaman geç bakalım” Adamı arkamda bıraktım, cesaretli olmalıydım. Kapı ziline birkaç kez basmak zorunda kaldım, neredeyse geri dönecekken kapı birden açıldı. Bu soğukta yarı çıplak karşımda duran adama bakakaldım. Saçları darmadağındı, yüzünde uzamış sakalları ile inanılmaz hoş duruyordu. Beni görünce şaşkınlıkla açılan gözlerini görünce neredeyse kahkaha atacaktım, şöyle bir çevresine baktı, çıplak olduğunu yeni hissetmiş gibiydi, kollarını göğsünde bağladı. Kasları dalgalandı…  Beynimin içinden geçen tek söz “Vay be” Oldu… “Ne işin var senin burada” “Aksiliğin karakterinin bir parçasıymış demek” “Niye geldin, hiç seninle uğraşacak havada değilim” “Dün gece biraz ayıp ettim, ailemin yemek davetini onaylamalıydım. Kendimi affettirmek için sana kek yaptım” “İstemem sağ ol kendin ye” “Aksileşme cevizli kek desem yine de istemez misin” Ha ha tam isabet, cevizli kek sözünü duyunca yüz ifadesi değişmişti. “Dondum kapıda içeri davet etmeyecek misin?” “Geç,  mutfağa bırak ben üzerimi giyinip hemen geliyorum” Devasa büyüklükte evin içerisine adımımı attığımda Drakula’nın evini ilk kez görmenin heyecanı içerisindeydim. Allahtan hava aydınlıktı, büyük salon köşede şömine evet yapay değil sahici şömine, bir duvar tamamen camdı. Bahçede ki ağaçların kısa bitkilerin üzeri karla kaplanmış, görüntü çok güzelleşmişti. Bu manzarayı seyrederken şöminede yanan odun kokusunu duyarak kahve yudumlamak ne keyifli olurdu. Kısa koridorun sonu mutfak olmalıydı, tahmin ettiğim gibi çıktı. Kekin üstünü açarak masaya bıraktım, çevreme bakınırken geldi. Kalın balıkçı yaka beyaz kazak, siyah kadife pantolon giymişti. Kazağın beyazlığı siyah saçlarını, esmer tenini daha da ortaya çıkarmıştı. Birden yutkunma ihtiyacı hissettim, cinsel titreşimler vücudumda dolaşıyordu. Avcıyken av durumuna düşmemek için kendimle mücadele etmek zorunda olduğumun o an farkına vardım. Deneme yanılma yoluyla bulduğum tabağı çatalı masanın üzerine bıraktım. Hiçbir şey söylemeden mutfaktaki dolaşmamı izliyordu. Masaya geldi kestiğim kek dilimini eline aldı. İki ısırmada kek yok olmuştu, bir dilim daha kestim… “Çok güzel olmuş, kardeşimin yaptığı kadar güzel” “Teşekkür ederim” Birden yanıma geldiğinde oldukça panikledim, elindeki kek parçasını ağzıma uzattı, ısırdım… Öteki eliyle dudaklarımı sildi “Şimdi git ve bir daha evime gelme” “Kovuldum mu, bana mı öyle geldi” “Kovuldun say, benden uzak dur” “Seni kaba adam, kibarlık yapmaya çalıştım dediğin sözlere bak” “Bana bulaşırsan yanarsın, seni uyarıyorum uzak dur oldukça uzak” “Ne o kendini dayanılmaz mı sanıyorsun, her hangi birisin daha fazlası değil. Senden etkilendiğimi sanıyorsan çok yanılırsın. Yakışıklı erkeklere karşı bağışıklığım vardır. Babamda, kardeşimde senden daha yakışıklı” Birden dudaklarımdan öptü geri çekildi, öpüldüğümü bile anlamamıştım “Onlar seni böyle öpemez değil mi?” “Seni kendini bilmez ukala” Elimi kaldırsam da yarı yolda yakaladı,” Kemiklerin ne kadar ince iki parmağımla bile kırabilirim… Şimdi uslu kız ol buradan git” “Sevgilim bu gece 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE