KARANLIK DOLUNAY
Bölüm Şarkısı : Sezen Aksu - Keskin Bıçak
8 . BÖLÜM
' İHANET '
İnsan geçmişinden kaçamazdı. İnsan benliğinden kaçamazdı. İnsan geçmişiyle dost olursa her şey daha kolay olurdu. Ben beni geçmişimle affedemiyorum. Ben kendimi geçmişime affetiremiyorum. Meğer ihanet karanlığın diğer yüzüymüş. Ben ihaneti en çok kendime yapmışım , en çok kendime.. Zaten insan ne yapıyorsa da en çok kendine yapmıyor muydu? En çok içindeki çocuğa küfürler yağdırmıyor muydu?
Tam iki gün..
Bana verilen süreyi tükettim an itibariyle. Ve ben asla yapmam dediğim bir şeyi daha yapıyorum.
Gidiyorum. Hatta ve hatta bunu her ne kadar böyle olmasını istemesem de dillendirmek istemesem de kaçıyorum. Gidiyoruz annemle. Bu hayatta bana öğretilen bir şeye daha sırtımı dönüyorum. Bu hayatta babamın bana öğrettiği bir şeyi daha yok sayıyorum. Çıkmaz bir yola gireceğimi bile bile kaçıyorum her şeyden. En çok da kendimden. Ya da öyle zannediyorum. İnsan en çok kendinden kaçamaz bunu öğreneceğim. Bu hayat bunu da öğretecek bana. Belki de burnumu sürte sürte. Hani insanlara o kadar tecrübeniz olduğu halde söylersiniz o yoldan gitme düşeceksin diye ya, o insanlar yine de o yol da düşmeden anlamazlar hiç bir şeyi.. Ben de öyle hissediyorum. O yoldan gidip o yol da düşeceğim.. Hissediyorum.. düştüğümde kanayacağım, dizlerim parça parça olacak. Ama ben yine de gitmeye devam edeceğim.
Babam bana "Asla acılarından da korkularından da kaçma. Eğer kaçarsan, sıkı sıkı tuttuğun o ip senin elin de çözülür kızım ve sen bunu ancak o ipi koparttığın da anlarsın." dediğin de, ona da kendime de o gün söz vermiştim ben.
'Ne olursa olsun, acılarıma da korkularıma da sırtımı dönmeyeceğim.'
Ama ben sana verdiğim sözlerden birinin daha bugün üzerini çiziyorum baba.
Kaçıyorum.
O adamdan kaçıyorum. Dört yıldır kendi kendimi avuttuğum bu düzlükten bu sefer sağlam çıkamadım. Bu sefer düşeceğim. Kimsenin gücü de beni kaldırmaya yetmeyecek düştüğüm yerden..
Hissediyorum.
Ve bu his beni, bizi yollara düşürdü. Gidiyoruz baba. Acılarımdan gitmiyorum yanlış anlama, ben o adamın öfkesinden kaçıyorum , hırsından , gözü karalığından..
Ben o adamın o kap karanlık gözlerinden kaçıyorum. Beni içine hapsedecek gözlerinden. Bana bakan o zehirli irislerden.. çünkü eğer şimdi gitmezsem dört yıldır durduğum o uçurum kenarından düşeceğim. Beni de aşağıya bizzat kendisi atacak. Çünkü bir şeyler biliyor o adam. Gözlerinde gördüm. Bir şeylerin peşinde bunca yıl aradan sonra. Şimdiye kadar aramadığı amcasının peşine neden şimdi düştü hiçbir şey bilmiyorum. Anlatmıyor. Sadece ağzımdan duyacak bir şeyler arıyor. Eğer ona tek kelime edersem sanki kafasında kurduğu bilmecelerinde cevaplarını alacak gibiydi. bunu gözlerinde görebiliyordum. O yüzden elimden, elimizden başka hiçbir şey gelmiyor.
Beni "Sana iki gün veriyorum. Kafanı topla. Bana her şeyi anlatacaksın ve anlatmak için de kendi ayaklarınla geleceksin." diyerek göndermişti o gün. Anneme anlattığım da bu yolu ancak kaçarak kapatabiliriz dedi. Ben istemedim ilk başta. O adama her şeyi anlatmak istedim. Bıktım çünkü bu girdapta yaşamaya çalışmaktan. Ben yoruldum artık. Nefes alıyor gibi yapmaktan. Ben bu yaşta yorgun nefesler almaktan yoruldum. Olmuyor işte bunu anlamıyor kimse. Annem belki de en iyisinin bu olduğunu düşünüyor ama olmuyor işte. Yapamıyorum.. Soluklarım boğazıma takılıyor, günden güne hissizleşiyor, kahırdan yaralarım sızım sızlıyordu. Babamın yokluğu yine kor bir ateş gibi yakıyordu içimi.
Ben ne yapacağımı şaşırdım. Şu an elim de bir bavulla ne yapacağımı şaşırdım.
"Hadi Ezel, araba kapı da bizi bekliyor." annemin sözleri üzerine kafama taktığım bereyi düzelttim. Yürümek için bazen yüreğe de gerek olabiliyordu. Ama benim yüreğimde, ne de bacaklarımda derman vardı yürüyebilmek, ilerleyebilmek için.
Elim de sımsıkı tuttuğum çantayı sırtıma geçirip, belki de bundan sonra son kez göreceğim odaya baktım. Duvarlarına üfledim . 'Size tozlu bir geçmiş bırakarak gidiyorum. Sanmayın o geçmişten korkup kaçıyorum, bir gün size geçmişimden arınıp geleceğim.' diye mırıldanarak elime aldığım bavulu parkede sürümeye başladım. Tekerlek seslerine gözlerimi devirip, odadan çıkıp kapısını örttüm.
Sanki her şeye sırtımı dönüyordum, tüm sırlarıma kinimi akıtıyordum.
Merdivenlerin başına geldiğim de, inmek için adımımı attığım da beni bir ses mıh gibi olduğum yerde durdurdu.
"Sen gitmiyorsun, sen kaçıyorsun!" öfkeyle çıkan bu cümleler Çınar 'a aitti.
Ona da bir şey diyememiştim ki ben. Ne diyebilirim ki zaten. Her şeye arkamı dönüp giderken onu da yok saymıştım ben. İçim de öyle büyük bir vicdan azabı vardı ki.. Ne yapsam da geçer bu asla bilmiyorum.
Yüzümü dönemedim, yüzüne bakacak bir şeyler söyleyecek cesaretin kırıntısı yoktu çünkü ben de. "Yüzüme neden bakmıyorsun Ezel? Bakamıyor musun yoksa?" ahh Çınar! Yapma ne olur! Daha fazla içimin ihtilallerine karşı çıkma. Daha fazla yankılanmalarına izin verme. Ben zaten yüreğime sinmiş acıyla yaşamak zorunda bırakılıyorum. Bari sen yapma. Issız bırakma beni! Kalbim tarumar olurken bir de sen parçalama beni! Zaten yeterince her şey çok zor. Zaten yeterince yaralıyım. Zaten yeterince çaresiz, kapana sıkışmış gibi hissediyorum. Bir de sen dağlama yüreğimi.
"Ben... " nefesim boğazıma takıldı. "Ben..." daha fazla ben dersem, benliğimden çıkacağım.
"Sen koca bir yalancısın!" dedi bu kez. Tek amacı beni kışkırtıp, ağzımdan laf almaktı. Seni tanıyorum Çınar. Neyi, ne maksatla yaptığını çok iyi biliyorum.
Hışımla döndüm yüzümü. Derim bir nefes alıp "Karışma Çınar. Yolumdan çekil. Daha fazla kırmak istemiyorum kalbini. Bu kez olmaz anlıyor musun? Bu kez olmaz!" dedim. Evet bu geçen iki gün de, benden en çok nasibini alan kişi Çınar olmuştu. Hiç bir suçu yokken üstelik. Zaten en çok yakınlarımızı kırıp dökmez miydik bir şey olduğunda?
Histerik bir şekilde güldü. Karşım da daha fazlasını yapacaktı ama o gücü bulamıyordu kendin de. "Sen bu değilsin Ezel!" dedi gülümsemesi sönerken bir an da üzerime gelmeye başladı. Bakma nolur, gözlerimin içine bakma. Anlarsın..
"Bak bana," dedi daha da yaklaşarak "Daha fazla ne kadar kırabilirsin kalbimi !? ne kadar daha yaralayabilirsin kardeşim dediği insanı? Bak ta söyle Ezel!"
Kalbim acıdı. Yerini, varlığını unuttuğum kalbim derinden sarsıldı. Öyle şiddetliydi ki bu göğsümün acısını hissettim .. Gözlerimi gözlerine değdirdim. Acıyordu, kardeşim dediğim insanın canı benim yüzümden acıyordu.
Katlanamıyordum. Benim ki önemli değildi ama onun ki.. Canım dediğim, küçüklükten beri bir saniye ayrılmadığım ve beraber büyüdüğüm insana zaten gözünün içine bakamamak nasıl bir duygu biliyor musunuz?
"Çınar," dedim bu kez yumuşayan sesimle. Bakışlarım değmiyordu, değemiyordu. "Ben üzgünüm yani kalbini kırmak istemedim hiç bir zaman, biliyorsun."
"Bilmiyorum!" diye bağırdı, belki de bunca yıldır ilk defa bana bağırdı. İlk defa. Hak ettim mi? Sonuna kadar..
"Artık ben bir şey bilmiyorum. Ben artık senin gözlerine baktığımda, Ezel diye birini göremiyorum. Benim canımdan çok sevdiğim, kardeşim dediğim, küçükken saçlarını karıştırıp sinir ettiğim o kız çocuğunu göremiyorum Ezel! Bunu neden yapıyorsun, neden seni görmeme izin vermiyorsun artık? Neden uzaklaştırıyorsun yine beni yanından? Dört yıl önceki gibisin yine. Ama..” deyip duraksadı. Bakışlarım ona tutundu. “Ama bu kez farklı gibi Ezel! Bu kez çok farklı gibi..” yapma yalvarırım yapma. Göz kapaklarımı sıkmaktan sızım sızım sızlıyordu artık. Ama olmaz. Ağlayamazdım. Çünkü ağlarsam yıkılırım, ağlarsam toparlanamayız.
Göz kapaklarım yanmaya başladığında, bakışlarımı ondan kaçırdım. O inatla gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu. "Ezel gözlerime bak. Yalvarıyorum sana!" dedi beni daha da ezerek. "Sen dört yıl önce de bu şekilde bu evden giderken, hiç bir şey söylemedin. Ama böyle de değildin. Kaçıyor gibi değildin o zaman. Geleceğini gözlerin bağırıyordu çünkü. Ama şimdi," dedi derin bir nefes alarak. Dört yıl önce de böyle bırakıp gitmiştim onu sebepsiz yere. Kliniğe yatmam gerektiğini söylediğinde annem, ilk aklıma gelen Çınar olmuştu. Çünkü o bensiz ben onsuz yapamazdık. Bunu çok iyi biliyorduk ama o zaman çok kısa bir an sonra dönmüştüm. Evime dönmüştüm, ona dönmüştüm. Tamam eskisi gibi değildim, değildik belki ama çok kısa bir süre de aşmıştık bunu. Çok daha iyi olmuştu. Çünkü artık yanımda annem de vardı. O da çabalıyordu ben gibi çok çabalamıştı. Çınar da farkına varmıştı bunun. Ve kabullenmişti de artık annemi yanımda görmeyi. "Çok başka farkındayım. Sen kaçıyorsun Ezel! Her şeyi arkanda bırakıp kaçıyorsun! Ben yaralarını görmek istedikçe benden de kaçtın hep! Ve ben seni asla affetmeyeceğim Ezel! Duydun mu beni’ beni böyle bir başımı çaresiz yine yeniden bırakıp gideceğin için affetmeyeceğim."
Son cümlesi içimin tamamen ölmesi için kurşundu benim için. Tek bir kurşun ve bam!
İçimde kalbimin kıyılarına zar zor tutunan o çiçekler tek bir cümleyle soldu. Ben artık su bile vermeye cesaret edemem bundan sonra. "Deme öyle," dedim gardımı indirerek "Sen böyle dersen, benim tutunacak son dalımı da benden almış olursun. Ben seni asla kırmak istemedim yalnızca bunu bil tamam mı kahramanım? Ben seni çok seviyorum, hep de seveceğim. Bunu asla unutma." hitabın hep böyle kalacaktı bende. Ama ben onun kardeşi olarak kalabilecek miydim orası muammaydı işte.
Söylediklerime gülümsedi. Onu hâlâ sevdiğimi bildiğini biliyordum. Ellerini kollarıma uzattı bu sefer. Sımsıkı tuttu kollarımdan. Gözleri de tuttuğu ellerindeydi. Sıkıntıyla "Beni söylediklerin değil, söyleyemediklerin kırdı Ezel. Ben bunları elbette hak etmedim ama hâlâ vaktin var. Gel güzelim," dedi şimdi gözleri umutla parlıyordu. Benim hala ona bir şeyler açıklayacağımı düşünüyordu. Eğer anlatırsam şimdi şu an bana yardım etmek için hazırdı. Bunu gözlerinde görmemek imkansızdı. "Anlat bana her şeyi. Anlat ki seni düştüğün o bataklıktan tutup çıkarayım. Aynı küçüklüğümüzde ki gibi. Yine kahramanın olayım. Düştüğün o çamurdan bu sefer ellerimiz temiz çıkalım. Ha Ezel?"
Her şeyin farkındaydı Çınar.. Bir şeylerin olduğundan o kadar emindi ki. Zaten kim olsa anlardı çünkü annemle o yakınlığımızın bir an da gerçekleşen o yakınlığımızdan kim olsa bir şeyler çakardı. Kaldı ki Çınar da salak bir adam değildi elbette anlayacaktı. Keşke her şeyi ben söylemeden bilseydi. Biri anlatsaydı da yine de yanındayım diyebilseydi bana keşke!
Göz kapaklarım daha fazla dayanamadı ağırlıklarına. Keşke.. keşke mümkün olsaydı bu söylediklerin. Her şey bu kadar basit olsaydı. "Yapamam!" dedim en sonun da bir an da düşünmeden. Çünkü düşünürsem, vazgeçerim. Düşünürsem, düşerim kalkamam. Bu kez kimse kaldıramazdı da beni ayağa. Debelenirdim olduğum yer de. Annem de çare olamazdı hiç bir derdime. daha fazla da gelmesindi artık üzerime. "Ben iyi bir insan olmayı bundan dört yıl önce bıraktım Çınar. Şimdi tüm gözyaşlarım bir araya gelse de beni arındıramaz. Ben bu sonu hak ettim. Ben bana yazılan bu hayatın her zerresini hak ettim. Lütfen tekrar kalbimin kenarlarına çiçek dikilmesine izin verme. Ben.." dedim ağlamaklı sesimle "Ben onları sulayamam..." Sulayamazdım. Onlara da yazıktı. Umutla dikilen o güzellikler elbet bir gün solacaktı çünkü. Ne gerek vardı onları da kandırmaya. Kendimi kandırabilirdim ama ya onlar? Günah değil miydi onlara?
Aradan saniyeler geçti. Bıraksak dakikalar da geçecekti. Hatta saatler de.. Yıllar geçseydi belki unutulurdu da her şey.. Ama şimdi değil. Şimdi hiç bir şeyin sırası değildi..
"Ezel, hadi kızım." Annem seslenmeseydi eğer.
"Selen' e de onu çok sevdiğimi söyle. Vedalaşamadım." Dedim yanından geçip merdivenlerden inerken.
Sakın dönme arkanı, sakın bakma arkana.
Bölüm arası şarkısı : Sezen Aksu- Sen Ağlama ..
Yaşlar firar ediyordu şimdi gözümden. Dakikalardır gözlerimde hapsolan yaşlar şimdi özgürlüklerini ilan ediyorlardı. Tam göğüs kafesimin üzerine bir çığ düştü. Kalbim buzlar altında kaldı. Bundan sonra hep üşüyecektim ben..
"Yine de," dedi Çınar ılımlı sesle. Duraksadım. "Geri gelirsen, asla çekinme olur mu? Ben hep burada olacağım. "
Son nokta.. şimdi durduğum yer de yer yarılsa da en dibine gömülsem, hiç çıkamasam oradan.
Senin şefkatinden öperim kahramanım.
Dünya da ki tüm acılar birleşip kalbimin içine enjekte olmuştu sanki. Tüm bedenim ayaz da kalmış gibi buz gibiydi. Titriyordum .. Öyle titriyordum ki yüreğim de kalan son duygular da etrafa saçılıyordu. Sarsıntı dan tek geriye kalan ağlamak oluyor bana. Gözlerimin bundan sonra yaşının durmayacağını biliyordum .. Keşke dünyanın sonun agelmiş olsaydık .. Keşke bu kadar acıya dayanmak zorun da bırakılmasaydım ..
***
Dakikalardır kulaklığımdan gelen müziği defalardır başa alıp dinliyorum. Kulaklarım aşındı, ben bırakamadım. Bırakamıyorum. Başım arabanın camına yaslı, avucum da küçüklüğümün en büyük dostu bez bir bebek ve kalbimde onarılmayacak acılar. Nereye gidersem gideyim. Tüm şehir bile küsse bana şimdi, dönüp arkama bakamayacak güçteyim. Bakarsam ayağımın bir an da kayacağını hayatımın tepe taklak olacağını biliyorum çünkü. Elimden her zaman ki gibi yine bir şey gelmiyor. Babam olsaydı .. Babam olsaydı belki her şey çok daha farklı olurdu. Şu gencecik yaşım da ölümü diliyorum. İçim de tarif edemediğim acıların kölesiyim şimdi. Ben onların önüne geçemiyorum artık. Sözümü dinletemiyorum. Acıma dediğim canım bana ihanet ediyor. Ben kendimi kaybettim, bulamıyorum ..
Ben sırtımı geçmişime dönüp, doğduğum büyüdüğüm bu şehri bir hiç uğruna bırakıp gidiyorum. Ben kendimi bu şehirde bırakıp gidiyorum. Çaresizlik bir koza gibi sarıyor bedenimi, ruhumu, benliğimi.. kurtulacağım derken daha karışıyor her şey. Aklım mantığımla, kalbimle savaşıyor.
Yarım saattir İstanbul trafiğinden soyutlamaya çalışıyoruz kendimizi annemle birlikte. Ben acılarımı bastırmaya gidiyorum, annemde bana yardımcı olmaya gidiyor. Annemin doğup büyüdüğü şehre gidiyoruz. Anneanneme rağmen.. Beni de annemi de asla sevmeyecek, kabullenmeyecek o kadının yanına gidiyoruz. Belki de bizi gördüğü gibi kovacak evine dahi almayacak. Bunu o kadar iyi biliyorum ki.. Ama elimizden bir şey gelmiyor.
Çünkü ne var biliyor musunuz?
Çaresiziz.
Hiç olmadığımız kadar hem de.
Her şeyi sil baştan yaşamaya gidiyoruz. Ne kadar mümkünse..
Parmaklarım usul usul dökülen yaşlarımı siliyor, zehir ediyor vücudumun her zerresi gülümsemeyi bana. Dört yıl önce yakama yapışan bir gerçek bundan sonra ölünceye dek peşimi bırakmayacaktı. Şu geçen dört yılım belki de hayatımın en iyi zamanlarıydı. Bundan sonrasına kıyasla.. Belki de bundan sonra güleceğim tek şey kendi halim olacaktı ..
Elimi kulağıma atıp, dakikalardır kulağım da yankılanan müziğin kulaklığını çekip çıkardım. Bu dünyaya sağır olmak vardı şimdi. Sağ tarafım da oturup, camdan dışarıyı izleyen anneme baktım. O da ağlıyordu. Biri daha benim yüzümden gözyaşı döküyordu. Ben yine kahroluyordum. Ama yine ve yine hiç bir şey gelmiyordu elimden..
"Anne," diyerek omzuna dokundum. O da bu dokunuştan sonra irkilerek, refleksle elini yanağına götürerek yaşını sildi. Gülümsedi "Efendim Ezel, bir şey mi oldu?" diyerek gözlerini kaçırdı.
Bir anne acısını evladına göstermeden yaşar. Canı acıdan çıkıyormuş gibi olsa da.
Gülümsemeye çalıştım ben de "Bir şey yok. Ben özür dilerim anne. Her şey benim yüzümden. O adamı eğer," deyip taksi şoförüne baktım göz ucuyla, sesimi kıstım "Öldürmeseydim ,"
Benim yüzüm yine düştü, bu kaçıncı düşüştü peki? Ya da ne kadar daha düşeceksin?
Annemin elleri yüzüme uzandı. Çenemden tutup başımı kaldırdı, şefkatle göz bebeklerime bakıyordu.
"Sana defalarca söyledim, senin tek suçun," sesini kıstı oda aynı sebepten. "O pisliğin soluğunu benden önce kesmen. Sen yapmasaydın, ben yapacaktım." Dedi. İyi de benim içim artık soğumuyor bu sözlerle. Beni artık başka sözlerle kandır anne. Kandır yalvarırım.. değilse ben kafayı yiyeceğim..
Ağzımı açıp bir şeyler söyleyecektim ki taksi şoförü bir an da küfrederek, arabanın hızını arttırmaya başladı. Bir yandan aynadan arkaya bakıp, bir yandan da bir şeyler daha mırıldanıyordu.
"Neler oluyor?" diye sordu annem öne doğru eğilerek.
"Arkada ki araba şimdi kaza yaptıracak bize abla." Diye söylendi taksici.
Annemle eş zamanlı arkamıza dönüp baktığımız da, siyah bir arabanın hızımıza yetişmeye çalıştığını, bir yandan da dörtlüleri yakıp söndürdüğünü gördük.
"Anne!" dedim korkuyla. Kimdi bu? Yoksa?
Arabayı süren, resmen, biz nereye gidersek oraya hızla geliyor, resmen birlikte cadde de zikzak çiziyorduk. Aradan dakikalar geçti, biz kaçıyorduk arkamızda ki araba bizi kovalıyordu.
Ama sonra bir şey oldu.
Taksi şoförü hızla sürdüğü taksiyi bir an da frene basarak durdurdu. Ben çığlık atarak öne savruldum. Annem belimden kavrayarak korku dolu gözlerle ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bizi durduran arabaya baktığımda, bu arabayı daha önce de gördüğümü anımsadım. Bu araba.. bu araba onun arabasıydı.. Bu araba Atlas’ın arabasıydı. Nefesim adeta içimde kilitlendi. Soluk alamadım. Bir bıçak içimdeki tüm korkuyu kestiğini, oluk oluk kan boşaldığını hissettim. Ciğerim yanıyordu.
"Pezevenk," diye bağırdı taksi şoförü.
Emniyet kemerini çıkartıp, dışarı çıkmak için arabanın kapısını açtı.
"Anne!" dedim yine korkuyla. Etrafıma bakındım. Gecenin karanlığında etrafı yalnızca karşı şeritten gelen arabaların ışıkları aydınlatıyordu.
"Korkma." Dedi annem titrek bir sesle. Eli başım da, gözü önümüzde ki arabadaydı. O da anlamıştı kim olduğunu.
Kafamı baktığı öne çevirdiğimde, siyah arabanın sürücü kapısı açıldı. Tüm heybetiyle oydu. Arabadan inip, taksi şoförün yakasını kavradı. Suratına kafa atıp, dünyanın en doğal şeyini yapıyormuş gibi, piskopatça gülmeye başladı. Ardından saniyeler içinde adam zaten kum torbası gibi yığıldığından onu bırakıp içinde bulunduğumuz arabaya doğru yürümeye başladı.
Hem bize doğru yürüyor, hem de gülmeye devam ediyordu. Annemle ikimiz ne olduğumuzu şaşırıp, ağızlarımız açık onun hareketlerine bakıyorduk.
Biraz daha yürüdü, yürüdü, yürüdü.
Tam taksinin önüne geldi, durdu ve artık bizi o hapsedecek sesiyle aynen şöyle söyledi.
"Benden kaçabileceğinizi mi sandınız hanımlar!"
Ben bir kez daha yenildim her şeye. Korkularım gün yüzüne çıkıp benimle alay etmeye çoktan başlamışlardı bile. İşte buraya kadardı benim tüm yaptığım planlarım. Bundan sonrası için düşünebileceğim tek şey canımdan başka hiçbir şey değildi. Bunu benim burnumu yere sürte sürte öğretecekti hayat! Her ne kadar kaderimden kaçmaya çalışsam da beni bir şekil de yakalayıp acı zehrini tıkıyordu işte ağzıma. Ben ben olmaktan çıkacağım işte. Daha ne kadar zorlayabilirdim ki kaderi? Onun bana biçtiği bu yaşamdan bir gün ben de alacaklı olacaktım. Ben de bu hayattan davacıyım hakim be! Ben den her şeyi çaldı! En önemlisi benim hayatımda ki en büyük varlığımı babamı çaldı. Hem de gözlerimin önünde. Ben ne yapmış da hak etmiş olabilirim böyle bir şeyi?
**
BÖLÜM SONU..