BÖLÜM 5 'giz'

3805 Kelimeler
KARANLIK DOLUNAY Bölüm şarkısı : Yusuf Taşkın - Masum Günahlar 5 . BÖLÜM ' GİZ ' Salıncak demirlerine takılan ruhum ilk kez avaz avaz şimdi. Kal ve yaptığının üstesinden gel. Şimdi yapmazsan bir daha yapmaya cesaretin de aklın da olmayacak. Bir günaha bulanmak üzeresin. Her şeye rağmen saf tuttuğun kalbine günah bulaşacak. Ama sen de haklısın. Sana yapılan bu vebal ömür boyu omuzların da duracak. Her baktığın da bu kambur büyüyecek. Sen de büyüyeceksin onunla birlikte. Kimse böyle bir hayatı hak etmez. Senin omuzların bu günahlar için biçilmiş kaftanlardı. Keşke böyle olmasaydı.. Keşke böyle olmasaydı.. Ve kulakları sağır edecek bir kurşun sesi. O adamın tam sol göğsünün üzerinden vurdum. Bir saniye pişman olmadan. Şimdi kızının kalbi un ufak olması gerekmez miydi baba? Oluyordu baba. Sağ elim de hesapsızca duran silah kayıp giderken avuçlarımdan aynı saniyeler bir çığlık nüksetti kulaklarımda. Olduğum yere mıhlanmıştım sanki. Hiç bir şekilde hareket edemiyordum. Bu sesi en son duyduğum da babam kanlar içinde yerde yatıyordu.. Şimdi ise.. "Sen!" sımsıkı yumduğum gözlerime komut verip açma çabalarım boşa gittikçe, içimde ki ezilen duygular daha da baş göstermeye başladı. Zangır zangır titriyordum. Oysa ben buna daha fazla buna katlanamadım. Ve bunu anladığım anda da açtım gözlerimi. Elleri ağzının üzerinde, hızlı hızlı kalkıp inen göğsü ve gözlerinde dehşetle harmanlanmış korku... Bu sesin sahibi annem.. Buradaydı.. Şahit olmuştu her şeye. Dakikalar sonra yerde kanlar içinde yatan bir adam, onu o hale getirirken zerre pişman duymayan ben ve olayın şokunu henüz atlatabilmiş üzerime doğru gelen bir çift göz. "S-Sen nasıl yapabildin bunu?" Gözlerim yerde yatan adamla, bana şaşkınca bakan annem arasında mekik dokumaya başladığında ne zamandır içimde tuttuğumu bilmediğim soluğu titrekçe bıraktım. Göğüs kafesimin tam üzerinde büyük bir basınç vardı. Sanırım bundan sonra hep böyle olacaktı. Alıp verdiğim her nefes batacaktı her yerime. Ardından güç bela kaldırdığım işaret parmağımı ona hızla çevirip sallamaya başladım. "O.. o adam bana.." devamını getiremedim. Ağzımın içinde yuttum tüm kelimeleri. Dilim dönmüyordu. Bulanan mideme küfür savurup gözlerimi kapattım yeniden. İnsan pişmanlıklarını nereye kadar görmezden gelebilirdi ki? Bir hışımla yerde yatan adamın yanına gelip nabzını kontrol etmeye çalışan annemin elleri de zangır zangır titriyordu. Korkudan, belki de kocam dediği adamın kanlı bedenine temas etmekten. Seviyordu o adamı değil mi? Babamı sevmediği kadar hem de çok seviyordu o adamı! Belki de kızını kendi elleriyle teslim ederdi adaletin eline? Bu kız benim kocamı öldürdü diye. Peki ondan sonra annem beni öldürmüş olmaz mıydı? "Ölmüş Allah'ın belası! Nasıl hesap ettin bu sıktığın yerin tam kalbine denk geleceğini!" sımsıkı kapattığım gözlerimi bir an da açıp ne dediğini idrak etmeye çalıştım çok kısa bir saniye. Artık o saniyelerden sonra beynimde tek bir kelime yankılanmaya başladı. Ölmüş. Ölmüş. Ölmüş. Kulaklarım zonkluyor, sanki beynime giden damarların bir bir kesilip atıldığını, bedenimle tüm bağlantısının koparıldığını hissettiğim an ellerimi kulaklarımın üzerine dayadığımı hatırlıyorum. Sonra bir şey oldu.. Karşımda ki kadın bir anda zangır zangır titreyen bedenimi bir hışımla kavrayıp sarsmaya başlıyor. Ruhum sallanıyor. Ben ölmekten değil, ruhumdan korkuyorum. Vereceği tepkiden. "Bana bak Ezel! Kendine gel!" hayır hayır bu söylenen şeyleri duymam, tepki vermem gerektiğini hissediyorum ama... Ama.... Olmuyor işte.. "Ben! Ben onu öldürdüm." Omuzlarımda hissettiğim eller daha da sıklaşmaya başladı o an.. "Yüzüme bak Ezel!" o an yüzümde hissettiğim tokat annemden yediğim ikinci tokattı. Ama ben bu kez yüzümde değil yüreğimde hissettim o acıyı. Tüm çaresizliğimle. "Ne yaptı bu adam sana? Ne yaptı da vurdun kızım?" hayatımda belki de senden isteyeceğim tek şeyi şimdi gözlerimin içine baka baka böyle bir anda mı söyleyecektin anne? Bana kızım demen için illa ki birini mi öldürmem gerekiyordu? Şimdi tüm çaresizliğimin akıp gittiğini hissediyorum üzerimden. Annemin bana kızım deyişi belki de, bu hayata bir kez daha yenildiğimin göstergesi oluyor. Sonra tüm cesaretimi toplayıp belki de bana tüm hayatım boyunca sırtını dönen insana güvenip hayatımdaki tek çaresizliğimi anlattım... Gözlerimi gözlerine dikip olan gücümle bağırmak istiyorum. Bu benim hakkımmış gibi. "Bana tecavüz etmeye kalktı! Bana saldırdı!" bir kızın henüz on beş yaşındaki bir kızın bu hayatta başına gelecek olmasından korktuğu tek şey buydu belki de. Annem gözlerime hayretle bakarken ben kafamı utançla yere eğdim.. Belki o andan utandım, belki de bana çizilen bu hayatın her bir sayfasını hak ettiğimden. "Ezel gel buraya." Hayır hayır benden sakındığın şefkati şimdi bu durumda gösterme yalvarırım anne.. Ezme beni! Üzerime basma! Kalbimin buzlarının kırılmasına izin verme. Verme! Veriyor. Hem de belki de bu hayatta asla duymam dediğim şeyleri söyleyerek.. "Sen öldürmeseydin ben öldürecektim zaten bu şerefsizi!" Bir kaç saniye sonra benim duymayı beklemediğim bu cümlelere attığım şaşkın bakışlara takılıp “Bakma bana öyle. Yapacaktım fırsatını kolluyordum!" dedi acılarıma sünger çekercesine. İçimde titreyen yaprak şimdi daha da üşüyordu. Fırtınalara boyun eğecek tek atımlık canı kalmıştı belki de. O an ise hiç düşünmeden "Anne!" diye koştum kollarına. Hayatımda ilk defa içten çıktı dudaklarımdan bu kelime. Böyle olmasaydı keşke! Sırtımda hissettiğim ellerle durmaya zar zor ikna ettiğim gözyaşlarım şimdi şelale olup gönlüme gönlüme akmaya başladı. Dakikalar sonra yumduğum gözlerimi belimden iteleyen ellerle açtım. Anne kokusuna hasret burnuma şimdi nasıl yeter bitti diyeceğim! Geriye doğru çekilmemle başımı iki eline almış annem şimdi gözlerime bakıyordu. En içlerine.. On beş senenin özrü gibi adeta. "Şşş! Ağlama prensesim. Seni asla bırakmayacağım bundan sonra. Asla!" deyip tekrar kolları arasına aldı beni. Ben ise bir kez dana çektim anne kokusunu içime. Ne yalan söyleyeyim silinip gitti o an her şey aklımdan hafızamdan zihnimden.. "Anne ben.. ben... böyle olsun istemedim. O adam sarhoştu.. kıyafetlerimi kokluyordu." Suratımda aniden yine bir tiksinti peydah oldu. Midem yeniden bulanmaya başladı . "Tamam anneciğim. Bu adam hak ettiğini yaşadı. Şimdi onu cehennemine göndereceğiz tamam mı benim güzel kızım?" Yüreğime işlenen bu sözler kabuk bağlayan yaralarıma merhem oldu. Anne sözü çok başka bir şeymiş. Akan gözyaşlarımı eliyle silip "Bunları sonra konuşacağız. Şimdi eve kimse gelmeden şu pisliği götürüp gömelim bir yere." Dediği an tüm bedenim buz kesti olduğu yerde. Söylenenleri idrak etmeye çalışan beynim daha fazla dayanamadı.. "Anne sen neler söylüyorsun? Nasıl gömeceğiz? Ben tutamam!" neler söylediğimi yeni idrak eden beynim kaynıyordu. Gözlerini yumup tekrar açan annem tekrar bana dönüp "Bak Ezel," dedi sakin bir sesle bana bir şeyler açıklama telaşına girmişti. Belki de ilk kez .. "Eğer şimdi bunu yapmazsak bir daha asla şimdi ki gibi bir hayatımız olmayacak. Hapse atarlar bizi. Bunu mu istiyorsun? Kimse dönüp bakmaz bize kızım. Kimse!" "Ben vicdanımı nasıl susturacağım anne?" diye sordum ben de vakit kaybetmeden. Sanki kendiliğinden çıkıyordu dudaklarımın arasından bu cümleler.. "O pisliği ben vurdum ve kahretsin ki zerre pişmanlık duymuyorum ama kanayacak anne! Vicdan denen meret beni rahat bırakmayacak. Kanayacak!" ben babama nasıl derim işlediğim suçu ört bas ettim diye. Nasıl derim senin kızın hem katil hem vicdansız oldu diye ! Beni böyle nasıl kabul eder ki artık, nasıl yeniden kızı olurum ben onun? olamam ki.. asla olamam.. "Yapmak zorundayız. Eğer şimdi bunu yapmazsak suçu ben üstlenirim Ezel. Her şeyi ben yaptım derim polise. Bunu vicdanın kaldırabilecek mi peki?" Nasıl bir çıkmazdayım ben? Kalbim de beynim de aynı şeyleri düşünemiyorlardı. Bir adım yanına yaklaşıp gözlerinin içine baktığımda onun da bana tereddütle baktığını gördüm. "Yapamazsın!" dedim düz bir sesle. "Hem benim için böyle bir riske girmezsin sen!" Öyleydi girmezdi. Aklımdakileri bir bir yüzüne söylerken kalbimin haykırışlarını susturmaya çalışıyorum. Ne olur söylediklerimin aksini söyle! Ne olurr! Bir saniye düşünmeden kollarımdan sertçe tutup "Bak çok hatalar yaptım. Bundan sonrası için de söz veremem ama bu adamın bir şekilde ölmesi gerekiyordu. Tamam bunu sen yapmamalıydın belki ama hak etmiş pislik," dedi yerde cansız yatan bedene tükürürken. Dolan gözlerime aldırış etmeden "Bu yüzden bunu yapmak zorundayız Ezel. Sana söz veriyorum ben hep yanında olacağım." diye de ekledi. Nasıl güvenebilirdim ki? Derin bir nefes alıp kafamı aşağı yukarı yalayıp akan gözyaşlarımı sildim ve ben o gün ilk defa çaresizliğe teslim oldum. Kader insanı önce parçalara ayırıyor, sonra o parçalardan kendisine yapboz yapıyor. İnsan oğlu da kendi hayatını kendisinin yaşadığını zannediyor. Ben bir çıkmaza sürükleniyorum, kader benim iplerimi salıncak demirlerine bağlıyor. Annem bir an da yanımdan uzaklaşıp bacaklarından çekiştirmeye başladığında, bana seslendi. "Hadi kızım, sen de kollarından tut da aşağıya indirelim." Dediğinde bir an tereddüt etsem de ben de kollarından tutmaya çalıştım.. Yüzüne baktıkça bulanan mideme aldırış etmeden çekiştirmeye başladık. Yerlerde süründükçe gömleğinin kenarından taşan kan parkelerde silik silik izler bırakıyordu. Bu görüntü içimde zehirli sarmaşıklar yeşertmeye yetmişti. Sonra tüm bunları düşünmemek için "Çok ağır anne bu!" diye mırıldandım.. Güçsüz çıkan sesimle duraksayan annem ise bir anda merdivenlerin başına geldiğimizi fark edip "Çekil Ezel ." diyerek beni kenara çekti. Ben daha ne yaptığını anlayamadan son gücüyle merdivenlerin başından, adamın cansız bedenini aşağıya attı, çıkan gürültüden aklım çıkmıştı neredeyse. Gözlerimi sımsıkı yumup çıkan sese kulaklarımı tıkadım. Birkaç saniye sonra kesilen sesle gözlerimi açıp aşağıya doğru baktığımda pisliğin cansız bedenini bu sefer yüz üstü buldum. Gerçekten hak ettiği bu muydu? Annem vakit kaybetmeden “Hadi Ezel." diyerek kolumdan tutup aşağıya yönlendirdi beni. Cesedin yanına geldiğimizde hala yoğun bir şekilde burnuma gelen alkol kokusuna gözlerimi devirip tekrar baş kısmına geçtim. Tüm gücümüzle birimiz bacağından, birimiz kollarından tutup sürüklemeye başladık.. Annem kapıyı açtığında etrafı kolaçan etmek için bir kaç saniye başını çıkartıp etrafa bakındığında kimsenin olmayışından emin olduktan sonra yanıma gelip "Araba kapının tam önünde. Şimdi hızlı bir şekilde taşıyıp bagaja tıkacağız tamam mı? Çok hızlı olmamız gerek Ezel! " diye bir çırpıda konuştuğunda kafamı tekrar onaylar bakışla salladıktan sonra seri bir şekilde söylediğini yapmaya çalıştım.. Ellerimin tutmadığını hissettiğim halde annemin söylediğini yapmaya çalıştım. Öyle ki başka şansım yoktu. Kapının dışında gördüğüm arabanın önüne geldiğimiz de annem bacaklarını bırakıp bagajın kapağını açtı. Yanıma geçip üçe kadar saydıktan sonra, bir anda kaldırıp iki büklüm soktuk bagaja. Kapağını saniyesinde kapatıp derin bir soluk aldık ikimiz de. Elimi kalbime götürüp arabanın arkasına yasladım bedenimi. Arttık ayaklarım da taşımakta güçlük çekiyordu beni. Ayakta duracak halim kalmamıştı. Ardından hız kesmeden annem "Şu evi temizleyelim de gidelim Ezel hadi." dediğinde söylediğini yaparak annemin arkasından bende eve doğru yürüdü. Sanki bir film ya da dizi sahnesindeydik.. İdrak etmekte güçlük çekiyordum hala ve hala.. Evin içine girip kapıyı örttüğüm de, bu sefer burnuma gelen koku kan kokusuna aitti.. Ağır metal kokusuyla harmanlanmış alkol kokusunu annem de almış olacak ki bana dönüp "Evin bütün havalandırmalarını aç Ezel. Aspiratörü bile." Dediğinde kendime gelip önce mutfağa sonra da salondaki pencereleri açtım. Yarım saat süren temizliğin ardından kapıdan çıkacağımız sıra mutfaktan gelen kapı örtülme sesiyle yerimize çakıldık bir anda. Bir kaç saniye ikimiz de hareket etmeden, gelenin kim olduğunu kestirmeye çalışıyoruz ama pek başarılı olamıyoruz. Derken... "Ezel?" Kalbimin bir an da değişen ritmine aldırış etmeden sesin geldiği yöne başımı çevirdiğimde Çınar'la göz göze geldik. Koyu irisleri yüzümün her köşesinde gezindiğini hissettiğim an başımı çevirmemek için kendimi zor tutarak araladım dudaklarımı. "Efendim?" evet berbat gidiyordum. Şu an zaten konuştuğum için bile şanslıydım.. Çınar şüpheli bakışlarını annemle benim üzerimde sektirmeye devam ederken "Bir yere mi gidiyordunuz?" diye sordu. Bedenimi ruhumdan tamamen ayırmaya gidiyoruz. Bunu deseydim anlardı beni biliyordum. Ben ne cevap vereceğimi bile daha düşünemeden, Çınar bu kez başka bir şeye dikkat etmişçesine endişeyle "Niye yüzün kireç gibi senin?" diye sordu. Anlıyordu Çınar, beni hep anlamıştı zaten. Ama keşke şimdi anlamasaydı. Onu da bu işe bulaştırmak istemiyordum çünkü. Bir de.. Bir de belki bir daha yüzüme bile bakmazdı benim. Tiksinirdi benden. Sevmezdi bir daha beni eskisi gibi. Bu hayatta yalnızca o varken benim için bu aşağılık adam yüzünden onun da ellerimin arasından kayıp gitmesine izin veremezdim. Hayır hayır bu asla olmamalıydı.. Ben duyduğum şeyle sertçe yutkunduğum da, Allah kahretsin ki Çınar bunu da fark etti. Ama eğer biraz daha cevap vermeden beklersem, asıl o zaman bir şeylerin kesin olabileceğini düşüneceği geldi aklıma. Ve ben o an da hayatımda belki de ilk yalanımı söyledim ona Çınar'a .. "Ben biraz rahatsızlandım da Çınar. " diyerek bir çırpı da yalan uydurduğum da içim nasıl titredi tahmin bile edemezsiniz. “Annem de beni hastaneye götürüyordu." Çınar ' ın söylediğim şeyle gözleri büyürken şu an benim hasta olmama değil de annemin beni hastaneye götürebileceğine takıldığından adım gibi emindim.. Bunu başka zaman biri bana söylese ben de böyle olurdum muhtemelen. O kadar uzak bir ihtimaldi ki bu benim için .. Sonra merakı bir kenara bırakmış olacak ki söylediğim ilk cümleyi fark etti. O şaşkın ifadeden çıkıp ellerini alnıma dayayıp endişesi artmış sesle "Neyin var?" diye sordu. Kalbim yumuşacık oldu. Sana yalan söylemek zorunda kaldığım için ilk dakikadan başladım vicdan azabına. Bunun dışında bir şeyim yok. Annem sonunda ortama el atma ihtiyacı hissetmiş olacak ki bana fırsat vermeden "Hadi Ezel. Daha fazla bekleme ayakta." dediğinde söylediğim yalana ortak olduğunu anladım. En azından şu ana iyi olmuştu. Ben daha fazla bir şey sormasına izin vermeden kafamı salladığımda ise Çınar'ın yüzüne bakmadan yanında geçerken kolumdan tutup "Gelmemi ister misin?" diye sordu bu kez, beni daha da yerin dibine sokarak. Bu kadar iyi olmak kalbine kötü gelmiyor muydu Çınar. Ama Çınar hep böyleydi ki. Bana sonsuz bir kredisi vardı onun. Sonsuz bir sevgisi.. Sonsuz şefkati.. Sonsuz hoş görüsü.. Eğer bu pisliğe yaptığımı öğrenirse bütün bunları bana karşı hissetmeyecekti artık biliyordum. Buna asla izin veremezdim ki ben. Böyle bir şeyden asla vaz geçemezdim. Ben ise kafamı çevirip ne zaman dolduğunu anlamadığım gözlerle ona bakıp "Yok zaten hemen döneriz. Gelince konuşuruz olur mu?" deyip yanağına öpücük kondurdum. Bana şefkatle bakıp kafasını salladı. Özür dilerim. Yeryüzünde meleklerin de ağlayabildiği bir hayatı kendi ellerimle senden habersiz nakşettiğim için. Arkamı hızla dönüp kapıdan çıkan anneme yetiştim hızla Yaklaşık yirmi dakika sonra çiftlik gibi bir yere geldiğimiz de etrafıma bakındığımda kimselerin olmadığını gördüm. Burası bom boş bir araziydi. Kuş uçmaz kervan geçmez.. Annem arabayı bu boş arazide durduğunda vakit kaybetmeden ikimiz de indik. Bir kaç dakika sonra anneme dönüp "Burası neresi?" diye sordum ciddi bir ses tonuyla. Etrafta hiç bir şey görünmüyordu. "Babanın at çiftliği," diyerek yanıt verdi oda. "Sen burayı daha önce hiç görmedin ama." Çok güzel anılarımız olabilirdi burada baba, ama ben birini öldürdüm ve şimdi onu buraya gömeceğiz.. Bagajın kapısı tekrar açıldığında ağırlaşmış kokuyla tiksintiyle yüzümü buruşturdum. Ve o dakikadan sonra önümde, bana biçilen bu hayatın en ağır, en sancılı, en acımasız sahneleri oynatılmaya başladı. Yarım saat sonra ise çamur içinde kalan ellerim ve ayaklarımla üzerine toprakla doldurduğum o kabarık yığınına diktim bakışlarımı. Benden bağımsızdı sanki her şey. Ben hiç içinde değildim hiç bir şeyin. Bir an da aklıma o pisliğin bana yaptıkları, babamın o son anı ve bu aşağılık herifin söylediği dokunduğu yerler gelince hüzünle dolan gözlerimi yere eğip olduğum yere çöktüm., Vicdanım, kinime çoktan çemkirmeye başlamıştı. "Böyle olmamalıydı!" diye bir haykırış koptu dudaklarımın arasından gözümdeki yaşlardan baktığım yerler buğulanırken. "Dokunmasaydın bana, yapmasaydın onları. Belki de.. Belki de..." cümlemi devam ettiremedim. Ölmezdin diyemedim. Kahretsin ki bir yanım kahırdan ölebilecekken bir yanım, hak ettiğini düşünüyordu. Ve bu düşünce onu öldürdüğümden beri var oluştu ve terk edemiyordu beni.. Bir kaç saniye sonra ne zaman geldiğini anlamadığım kollarımdaki ellerle irkildim. Sanki o anın gerçek olmadığına inandırmak üzereyken kendimi. "Kalk kızım." dedi kulaklarımda bir ses. "Hadi gidelim. Söz veriyorum unutturacağım sana bu olayı." sonra bir anda annemin bu kadar soğuk kanlı olmasına tahammül edemediğim o saniye kurtuldum ellerinden. Ayağa bir anda kalkıp elimdeki küreği hışımla yere fırlatıp "Sen neyi unutturmaktan bahsediyorsun!" diye çemkirmeye başladım. "Nasıl unutturacaksın ya! Sen neyi nasıl unutturacaksın!" o ise bir avazda sorduğum bu sorulara küçümsercesine bir bakış atıp birkaç adımda yanıma gelip bileğimden sımsıkı tuttu. Onun için de kolay değildi hiç bir şey biliyorum . Ama.. “Ne bekliyordun Ezel? Eğer böyle söylediğim için ben kalpsiz oluyorsam hiç gocunmam. En azından katil değilim!" dediğinde hayal kırıklığıyla gözlerine baktım. Bunu yüzüme zaten vuracağını ben zaten biliyordum. Tuttuğu bileğimi çekiştirip "En son böyle küçümser bakışlarla bileğime yapıştığında sen bu adamla evleneceğini söyledin. Öldürüp katil olduğum adamla anne!" deyip arkamı döndüm ona. Her şeyi boş verip ilerlemeye başladığımda bir anda belimden çekilmemle olduğum yerde duraksamam bir oldu. Saçlarımın arasında hissettiğim nefesle gözlerimi sım sıkı yumdum sonra. Annem bana sarılıyordu. Yeniden.. Bugün yeniden .. "Ben çok özür dilerim Ezel." diye fısıldadı kulaklarıma. "Sen haklıydın, o adamla her ne olursa olsun hiç evlenmemeliydim ama bilmediğin şeyler var." duyduğum son sözlerle yüzümü yavaşça anneme döndüm. Ellerini bu sefer belime yerleştirip beni kendine çekip tekrar sarıldı. "Sana anlatacağım her şeyi. Kafanda ki tüm soru işaretlerini gidereceğim. Ama," dedi yasladığı bedenimi geriye çekip tekrar konuştu. "Şimdi buradan gidelim olur mu kızım?" Sanki başka şansım varmış gibi. "Biz Kadir ve onun kardeşi aynı zaman da Atlas'ın da babası Demir'le üniversiteden arkadaştık," diyerek söze başladığında annem, ben can kulağıyla onu dinliyordum. "İstanbul'a üniversite için geldiğim ilk yıl tanıştım ikisiyle de. Demir her zaman kız kardeşi gibi sevip kollardı beni, hatta kardeşinden bile korumuş defalarca. Ben ise bunları çok geç fark ettim Ezel. O pislik yüzünden onu da kaybettim ben." dediğinde sertçe burnunu çekti annem. Yüreğinin parçalandığını ben de tam sol tarafımda hissediyordum. "Babanla da bir sene sonra tanıştık. Baban başka bir üniversiteden, bizim üniversiteye geçiş yapmış. Ben zaten ilk görüşte aşık olmuştum babana da. Baban da bana." bu kez gözlerinin içine buruk bir tebessüm yerleştiğine şahit oldum. "Sevgili olduk babanla. Çok sevdik birbirimizi. Kadir ise bana her defasında baban hakkında olmadık şeyler söylüyordu. Meğer bana.." duraksıyor. Diline hala konduramıyordu belli ki. O cümlesini tamamlayamadan, diğer bir cümleye bağlıyor sözlerini. "Biz evlilik kararı aldığımız gün yakıp yıktı o pislik. Meğer bana aşıkmış. İlk gördüğü andan beri.. Bana, babanla evlilik kararı aldığımız güne kadar bir şey söylemedi ki söylese de bir şey değişmezdi. Çünkü babanla birbirimizi çok sevdik." Dediğin de dolan gözlerime aldırış etmeden, yıllardır bilmediğim şeyler kalbime ağır gelmeye başlamıştı. "Zaten anneannenlerin tutumunu biliyorsun babana karşı. Hiç istemediler Nazım’ı. Ama ben pes etmedim kızım, babanı asla bırakmadım." Annem karşımda artık küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladığında, bende acı çektiğini iliklerime kadar hissediyordum. Anne acısı görmek bambaşka bir şeymiş. Fakat o derin bir iç çekişten sonra devam etti anlatmaya. "Bir şekilde püskürtmeyi başardık Demir'le. Bana çok yardımcı oldu her konuda. O dönem yani bizim nikaha kadar olan o dönem psikolojik tedaviler gördü Kadir. Günlerce haftalarca uyutuldu. O hastaneden iki ay çıkamadı. Ama " dedi artık öfkesini belli eden sesiyle "Bizim nikah günümüz kanla bitti Ezel.. her şey o pislik yüzünden oldu her şey..." Artık annemin gözyaşları öfkeye bulaşmıştı. Durmuyordu, durduramıyordu. "Nikahı basmak için hastaneden kaçmış. Bir şekilde nereden aldıysa almış haberimizi. O geldiğinde çoktan nikahımız kıyılmıştı babanla ama o pislik boş durmadı. Hazmedemedi bunu. Kapıda Demir'le karşılaşmışlar, Demir'in artık çok geç olduğunu söylemesiyle kriz geçirmiş Kadir. Ardından demirin belinde ki silaha uzanıp tam kalbinden vurmuş kardeşini." Benim dizlerimin bağı çözülmüştü artık. Tüm kaslarımın gevşediğini ve uyuştuğunu hissediyordum. Ben bilmeden Demir amcanın kendisine yapılanı kardeşine mi yapmıştım yani? Atlas'ın babasına? Peki bundan Atlas'ın haberi var mıydı? Amcasının babasını öldürdüğünü biliyor muydu? Ama bilse durur muydu yanında? Amcam der miydi? "Demir oracıkta can vermiş. O pislikte kaçmış, yıllarca kaçtı. Bunları benim dışımda kimse bilmiyor. Baban bile bilmiyordu Ezel. Maganda kurşunu dediler. Zaten o şerefsiz de böyle yırttı. Onun yerine yatacak birini buldu, suçu başkası üstlendi." Annemin gözyaşları şimdi sel gibi akıyordu. Söylediği her kelime yüreğime iğneler batırıyor, içimi tuzla buz ediyordu. O nasıl dayanmıştı tüm bu olanlara.. Kısa bir bekleyişten sonra "Peki sonra?" diye sordum bir an önce anlatıp konuyu kapatması için. "Sonra yıllarca çıkmadı karşımıza." diyerek cevap verdi oda. "Baban çok aradı çok merak etti ama hiç bir şey söyleyemedim ben. Sonra sana hamile olduğumu öğrendik." dediğinde bir anda gözlerinin parladığını gördüm. Elleriyle yüzümü avuçlayıp okşamaya başladı. İlk kez anne şefkati hissediyordum ben! "Seni bir gün bile bırakmak istemedim ben Ezel. Asla istemedim ama sen henüz iki aylıkken bir gün bir numara aradı beni. O pislik hattın diğer ucunda beni seninle tehdit etti. Deliye döndüm. Babana söylersem de onu öldürmekle tehdit etti. Kimseye bir şey söyleyemedim kızım. "Nasıl içim acıyordu şimdi. Ciğerlerim soluk alıp vermeyi reddediyordu artık. Neler yaşamışsın be annem, neler yaşamışsın da kimseye bir şey söyleyememişsin. Babama bile.. O bile çektiğin bu acılardan bir habermiş. Nasıl ayakta durabildin bunca sene? "Beni aylarca aradı. Babanla aramı bozmak istedi. Babanı öldürmekle sınadı beni. Sonra bir gün sen çıkıp gelmek için hareketlendin." Annemin şimdi göz yaşları mutluluktan akar gibi oluyor, mutlulukla karışık o hüzünlü gözyaşları kalbime akıyordu şimdi. Annemin gülümsemesine karşılık verip, hala yüzümde duran ellerine ellerimi koyup okşamaya başladım ben de. "Sen doğduktan üç gün sonra tedavilere olumlu cevap veren vücudum senin yanında aldı soluğu benim güzel kızım. Sen asla seni sevmediğimi düşünürken ben gözlerimi açar açmaz senin yanındaydım." elleri bir anda iki yana düştü. Gözlerini benden başka bir yere çevirdi sonrasında. Bense O zaman annemin çaresizliğini çok net anladım işte. "Sonra o pislik dönmüş Türkiye'ye. Ben senin yanından çıkıp odama giderken beni çekip bir odaya kilitledi. Bana, eğer sana annelik yaparsam, seni benden alacağını söyledi Ezel. Delirmiş gibiydi. Derdi bizimleydi ama yaktığı sen oldun. Ben defalarca karşı çıksam da.. " dediğinde bu kez haykırarak ağlamaya başladı. Aynı saniyeler ise benim de gözyaşlarım onunkilere eşlik ediyordu. Yaklaşık on dakika avaz avaz ağladık annemle. O dakikaları ömrüm boyunca unutamayacağımı hissediyorum. Öyle de oluyor. Ben hala unutamıyorum. Sonra biraz kendini toparlayıp devam etmek istiyor ama ben omzuna dokunup "Anne! Annem! İstersen sonra devam edebiliriz." dediğimde o istiyor, annem tüm acılarına rağmen devam etmek istiyor. "Kabul etmek zorunda kaldım Ezel. O pisliğe boyun eğmek zorunda kaldım ama sırf sizin için. Senin için baban için.." kelimeler boğazında düğümleniyor, her sözcük nefes borusuna batıyordu sanki. Başımı aşağı yukarı sallayıp dolan gözlerimi kırpıştırıp "Sen çok güçlü bir annesin," dedim gülümseyerek "Ben annelerin bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum anne." Suratıma dönüp bana gururla baktığında gülümsemeye çalıştım. Sen çok güçlü bir annesin canımın içi annem. "Ben her gece senin yanına gelip o güzel saçlarının kokusunu ciğerlerime kadar çekiyordum Ezel. Yetmiyordu bana ama böyle olması gerekiyordu. Aldığım anti depresanlar da bir işe yaramıyordu artık. Kafayı yediğimi bile düşündüm. eminim siz de öyle düşündünüz. Ama ben zaten sağlıklı düşünemiyordum ki.." "Baban öldüğü gün karşıma tekrar çıkıp beni seninle tehdit etti yine. Benim senden başka hiçbir şeyim kalmamıştı. Babanın yasını bile tutamadım. Eğer benimle evlenirse, seni yeğeniyle evlendirmeyecekti." Son duyduğum şeyle kulaklarıma uğultu gibi gelirken akan gözyaşlarımı sildim. " NE!" diye bir nida koptu dudaklarımdan. "Anne sen neler söylüyorsun?" Her şeyi anlardım ama bu ne demekti ?! Nasıl böyle bir antlaşma öne sürülebilirdi? "Kızım dinle. Bana böyle dedi ama evlendikten sonra sana göz koymuş pislik. Ben bunu çok geç fark ettim. Sende farkındaydın hatta bana defalarca söyledin ama o zamanlar elimden hiç bir şey gelmiyordu. Defalarca polise gitmek istedim, her defasında bir şekilde durdurdu beni. Her defasında beni anneliğimle vurdu. Her defasında geçmişi önüme sundu. Bir anne ne olursa olsun bırakmazmış evladını. Hasta gibiydi Ezel. Söyledikleriyle yaptıkları asla örtüşmüyordu. Ben de o derse bir aptal gibi yaptım. Çok güçsüzdüm Ezel, beni anlayabiliyorsun değil mi? Ben asla böyle olsun istemedim. Ben ne seni ne babanı bırakmak istemedim. Ama o.. Ama o.. " delirmiş gibi ağlamaya başladı annem. Her hıçkırığının ardından bir cümle kuruyor, yatağın üzerinde sallanarak kendisine vuruyordu. Daha fazla dayanamadığım da onu kendime öyle bir güçle çektim ki başka çaresi kalmadı. Dakikalar geçti hatta saatler.. Biz orada öylece senelerin hıncını alırcasına oturduk birbirimize sımsıkı sarıldık. Daha sonra biraz kendine geldiğinde kendisine hatırlatır gibi o cümleyi kurmak istedi. "Sonra.." dedi ama cümlesini ben tamamladım. “Sonra ben onu öldürdüm ..!" ** " Allahım ! .. İşte bugün , Şu zavallı ömrümün En matemli bir günü. Elim böğrümde kaldım, Ben bugün haber aldım: Babamın öldüğünü. Bitti hayatın tadı, Bu haber bırakmadı, Dudağımda tebessüm. Kalbim oyuldu yer yer, Aman Yarabbi, meğer Ne acıklı imiş ölüm . ” ** SABAHATTİN ALİ BÖLÜM SONU...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE