KARANLIK DOLUNAY
Bölüm şarkısı : Merve Deniz - Karanfil
6 . BÖLÜM
' korku '
4 YIL SONRA...
Günümüz 2021
“Ben geldim baba. Hayırsız kızın geldi. En son ne zaman gelmiştim buraya hatırlıyor musun? Dört sene önce değil mi? Toprağını en son dört yıl önce kokladım doya doya. Ama gitmemiz gerekiyordu baba. Buradan bu şehirden kaybolmamız gerekiyordu. Ancak o kadar kaybetmezdim aklımı. Eğer o hastaneye yatmasaydım belki de şimdi beyaz bir önlükle yatıyor olacaktım bir hastane odasında. Aklımı kaçırmamam adına bu gerekiyordu. Nolur beni affet.
O malum olayın üzerinden de dört yıl geçti. Eğer beni oralardan görüyorsan ne kadar çaresiz kaldığımı da görmüş hissetmişsindir. Yalnızca bende değil, annemi de çaresiz bıraktım ben. Gittiğimiz her yerde bana tek destekçi o oldu. Yanlış anlama Çınar’ın hiçbir şeyden haberi yok, hiç olmadı. Eğer olsaydı biliyorum ki beni asla yalnız bırakmazdı. Ama ona söyleyemezdim baba. Çünkü ben bu şehri terk ettiğimde onu arkamda bırakmak zorundaydım. Onu da sürükleyemezdim. İyi de oldu. Şimdi çok güzel bir hayatı var Selen’le birlikte. Eğer olsaydın oğlunla gurur duyardın biliyorum.
Merak etme artık antidepresan kullanmıyorum. Geçen ay bıraktım, böyle daha huzurluyum sanki.. Yokluğunla hala başa çıkamıyorum ama o aptal ilaçları içtikten sonra daha da kötü olduğumu hissediyorum. Sen yoksun ama çoğu rüyamda seni görüyorum. Bu yüzden fazla uyumak da gelmiyor içimden.
Bugün
doğum günüm biliyorsun değil mi baba? Zaten hiç unutmamıştın ki değil mi? Seni
her geçen yıl biraz daha özlüyorum. Her geçen yıl hasretin bir mızrak olup
deliyor içimi. En sonun da kalbime geldiğin de duruyor baba. Biliyorum durmasa
beni mahvedecek. Belki de sen dayanamazsın diye duruyor o da. Sen gittiğinden
beri her gün kalbim biraz daha boğuluyor hüzne. Sen gittiğinden beri beni
sırtımda ki yükün daha da ağırlaştığını hissediyorum baba. Neden beni böyle bir
şeyin altın da tek başıma bıraktın? Babalar kızları yorulduğunda o yüklerin
altına girenler değiller midir baba? Sen neden yalnız başıma bıraktın beni?
19
eylül..
Aynı
zaman da senin ölüm tarihin, o yüzden sen gittiğinden bu yana hiç kutlamadım
doğum günlerimi. Pastalardan hala nefret ediyorum ne yazık ki. Arkadaşlarla
pasta satan kafelere gitmiyoruz. Özellikle Çınar çok dikkat ediyor.
Çınar...
Evet
avukat oldu Çınar. Hayalini kurduğu mesleğe kavuştu. Ondan mutlusu yok.. O
artık adalet terazisini elin de tutan çok başarılı bir avukat. En yakın arkadaşına
rağmen. Bana rağmen..
Bense..
Kazanamadım
baba.. yıllardır girdiğim lanet sınavı kazanamıyorum. Sen olsaydın belki daha
kolay olurdu her şey. Sen olsaydın belki de ilk girdiğim an da kazanırdım en
istediğimiz okulu. İstediğimiz diyorum çünkü birlikte seçmiştik haritadan
birlikte araştırmıştık her şeyini. Okumaya gittiğin de beni de unutmayacaksın
ama diye hep tembihlerdin beni. Ben unutmazdım baba unutmadım da. Peki ya sen?
Sen gittiğin yer de unuttun mu beni? Unutma baba. Yanına geldiğim de beni hatırlarsın
değil mi? Hatırla baba!
Sana
söz verdiğim öğretmenliğe asla kavuşamayacağım sanırım ama umudumu
kaybetmiyorum.
Tıpkı
öğrettiğin gibi...
Evet..
Tam
tamına dört yıl oldu..
O
aşağılık adamı öldüreli tam tamına koskoca dört yıl .
Bir
gün bile pişmanlık duymadığım, bir an bile keşke demediğim dört yıl. Biliyor
musun baba sana yazdığım bu günlüğü daha yeni buldum. Yani dört yıl önce
kaybettiğim ve asla artık sana yazamam, seninle konuşamam dediğim sözlerin
ardından tam da bugün artık babamla konuşmayalım dediğim gün buldum. Sana
yeniden kavuşmuş gibi hissediyorum. meğer ne çok özlemişim seni.. Ne çok
doyamamışım sen hayattayken kokuna.
Biliyorum
hiç bir şey değişmeyecek ama beni affet olur mu baba? Bu günahkar kızını affet.."
Saatler içinde babamın
mezarından çıkıp Selen'in açtığı kafeye geldim. Bu kafenin tek farkı, pasta
üretmiyor olmasıydı.. Maalesef Selen'e ne dediysem dinletememiştim.. Benim
yüzümden pasta satmıyordu. Ha bu arada bu geçen yıllar zarfında Çınar'la
Selen nişanlanmışlardı. Ben burada yoktum ama beni her gün arayıp son
durumu bildiren bir Selen vardı. Beni her ne kadar döneceğimi bilmediğim
dediğim bir tatilde olduğumu bilseler de.. Çınar da Selen de beni dört yıldır
annemle dünya turuna çıktığımızı sanıyorlardı. Onlara ancak böyle bir yalan
uydurabildim. Sebebini de anneme daha yeni kavuşmuş olduğumu öne sürerek yaptım
bunu. Bir gün Selen Çınar'a en sonunda duygularını açarak, ilk adımı atmış. Çınar'ın
sevgisini anlaması aylar sürdü ama Selen asla pes etmedi. En sonunda altı ay
önce nişanlanmışlar. Maalesef ben yoktum ama görüntülü arayıp her dakikasını
aktarmışlardı bana. Şimdi ise onlar mutlu, ben onlardan daha mutluyum.
"Selam fıstığım."
Selen saniyeler sonra
elinde bir limonatayla göründü. "Hemen geliyorum, geç otur." Diyerek
karşı masaya ilerledi. Bugün kafe biraz daha sakindi. Kafenin en
solunda kalan masaya oturarak kolumda ki saate baktım. Çınar da gelmek
üzeredir. İki dakika sonra Selen arkamdan dolanıp yanıma gelerek yanağımdan
öptü kocaman. Gözlerimi kısıp arkama baktığında onun elinde küçük bir tabakta
tepeleme çiğ köfte tuttuğunu gördüm. Bana pasta yerine çiğ köfte mi almıştı?
"Biliyorum pasta
sevmiyorsun o zaman sevdiğin bir şey yiyelim. Hep birlikte.." diyerek
tabağı önüme bıraktı.
O an ağlaya ağlaya
gülmek istedim.
"Manyaksın sen!"
Diyerek boynuna atladım. Tepkimden korktuğu için aldığı nefesi bıraktı. Onu
üzmeye hakkım yoktu. Sarılmama karşılık verip, kulağıma "İyi ki
doğdun çiçeğim." Diye fısıldadı. Gözyaşlarıma bu sefer engel
olamadım.
Yaklaşık yirmi dakika
sonra Çınar da geldiğinde birlikte bir tabak dolusu çiğ köfteyi
yedik. Hayatımda daha önce bu kadar çok yediğimi hatırlamıyorum.
Bundan daha iyisi olacağını da sanmıyordum açıkçası. Zaten
ben ne yaşarsam bu iki deliyle yaşıyordum. Bunlardan ve annemden başka benim
dünyam yoktu artık.
"Ezel eve mi gideceksin güzelim buradan?" Çınar'ın sesiyle düşüncelerden sıyrıldım. Aklıma dört yıl önce okulun son günü aynı bana sorduğu bu soru gelmişti. O günde eve gidecektim ben çıkarken. Keşke gitmeseydim dediğim eve gitmiş hayatım boyunca hep vicdanımın bir yerlerinin sızlayacağı o anlara şahit olmuştum. Keşke ona da gel deseydim. Belki o zaman iki kavga ederler o adamı evden kovar ve olay kapanırdı. Ya da o adamı Çınar öldürürdü diye bir ses fısıldadı aklımda. Silkelenerek bir anda kendime gelip elim de duran ayrandan bir yudum alarak "Evet, sizin programınız mı var?" diyerek ikisine de kaçamak bakışlar attım. İşte tam da bu anlarda psikoloğumun söylediği şeyleri düşünmeye çalışıyordum. Buraya daha iki ay olmasına rağmen bazen bir şeylerin altından kalmayacağımı düşünüyordum. Ama Sema’nın söylediği her şeyi yaptığımda bunu atlatabiliyordum. En azından acısı azalıyordu içimde. Kafamın içindeki tüm sesleri olmasa da çoğunu susturabiliyordum.
Selen mahcupça sırıtıp
Çınar'a baktı. Bu kız yıllar geçse de utanmaktan
vazgeçmeyecekti. Neredeydi o 'Ben sana aşığım Çınar' diye bağıran
deli fişek.
Çınar gülümseyerek
"Evet, sinemaya gidelim dedik. Hatta sen de gel." Dedi. Hafif
bir kahkaha attım söylediği şeye. "Teşekkür ederim ama saplığımı
gözler önüne seremem."
Çınar gözünü devirerek
cevap verirken, Selen de ben gibi gülmeye başladı. Biraz daha oturup
kolumda ki saate göz attım. Geç olduğunu anlayınca kalkmak için hareketlendim. Sandalyeye
astığım hırkayı alarak üzerime geçirdim. Çınar hareketlendiğimi görünce
"Gidiyor musun? Ezel içim hiç rahat değil, dur ben bırakayım seni."
Diyerek oda ayağa kalktı. Selen bana bakarak başını sallayarak onayladı
ama ben kabul etmedim. Sanırım bugün biraz yalnız kalsam daha iyi
hissedecektim. Çınar'ın yanına birkaç adımla gidip ona sımsıkı sarıldım.
İçi belki böylelikle biraz olsun rahat ederdi. Etmeliydi de zaten. Her şey dört
yıl önce de kalmıştı.
Annemle o cesedi
gömdükten sonra o pisliği arayan soran bir tane insan evladı olmamıştı şimdiye
kadar. Bir tane arkadaşı bile yoktu ki evimize gelip Kadir nerede diye sorsun?
Sadece bir tane avukat gelip sordu o da vasiyetiyle alakalı bir şeyler olduğunu
söyleyerek annem de ona yurt dışına çıktığını ve bizimle de irtibata geçmediğini
söyleyip göndermişti adamı. Yeğeni Atlas'tan ise tek bir haber dahi yoktu. Bizi
ilgilendiren kısmı bu değildi zaten. Avukat Atlas hakkında da sorular sormuştu
ama annem hepsini geçiştirmiş, kapatmıştı. Ben de üstünde durmamıştım. Zaten
beni de ilgilendirmiyordu. O şerefsizi yeğeni bile arayıp sormamıştı bu geçen
süre zarfında. Demek ki o da sevmiyordu o adiyi.
Her ne kadar cezamı
çekmemiş olsam da bu yaptığım şey ortaya çıkmamış olsa da gün geçtikçe kanayan
vicdanıma elbette bir çözüm bulamamıştım. Her gün bana fısıldıyor, keşke
yapmasaydın diyordu ama ben onu da umursamıyordum. Çünkü aradan dört yıl
geçmesine rağmen ben hala aynı şeyi düşünüyordum.
Eğer ben onu
öldürmeseydim o bana tecavüz edecekti. Henüz on beş yaşındaydım üstelik. Bir de
üstüne beni susturmaya çalışacaktı. Susmadığımı anladığın da ise belki de o
beni öldürecekti. Arkamdan ise yalnızca kaza süsü verecekti belki de.. Annemin
neler çektiğini bilmeyecektim. O pisliğin anneme neler yaptığını bilmeyecektim.
Bana neden hiç annelik yaptığını bilmeyecektim. Tüm bunlar için işte asla
pişman olamıyordum.
Aynı şekilde karşılık
alınca gülümseyerek geri çekildim. "Ben iyiyim, gerçekten. Sadece
biraz yalnız yürüsem daha iyi olacağım. Siz sinemanıza gidin." Diyerek göz
kırptım.
Biraz daha
huzursuzlandı şimdi farkındayım ama bana hissettirmemek için de yiğitliği
bırakmıyordu elden. Ne yaparsam yapayım Çınar’ın aklında hep bir soru işareti
kalmıştı. Ne yaptıysam giderememiştim. Çünkü bir anda annemle ortadan
kaybolmamız be dört sene boyunca hiç gelmememizi hep irdelemişti. Daha giderken
söylemişti aslında ama bir yandan da babamın acısını atlatamadığımı, onun için
kafamın dağılmasını istediğini de biliyordum. Olanlardan zerre haberi olmayan
adamın içindeki tüm kurtları bir türlü öldürememiştim ama şimdi biraz daha
iyiydik. En azından ben iyi olması için elimden gelen her şeyi yapmaya
çalışıyordum.
Oturduğum sandalyeye gelip, çantamı da sırtıma taktıktan sonra ikisine de sanki son kez bakıyormuşum gibi hissedip, içtenlikle gülümsedim.
Kafeden çıkar çıkmaz
annemi aramak için çantamdan telefonu çıkartıp, annem yazısının üzerine
dokundum. İçimde ki huzursuzluğu başka türlü atamazdım çünkü.
Yıllardır ne zaman umutsuzluğa düşsem, moralim azıcık bozulsa o an o saniye
yılların acısını alır gibi annemi tereddütsüz arardım. Aramızda ki ilişki
günden güne daha da güçleniyordu. Onunla daha önce yapamadığım her şeyi yapmıştım
şu dört yıl boyunca her şeyi gerimize atıp.
Gocunmadan, buna muhtaçcasına..
Telefon ikinci çalışta
açıldı. "Ezel'im n'apıyorsun bebeğim?" annemin sesindeki huzurla,
sanki içime su serpilir gibi olmuştu.
Annem sanki yıllardır,
yaşayamadığı, yaşatamadığı anneliği iliklerime kadar hissettiriyordu. Bu
inanılmaz mutluluk veriyordu bana. O kadar eksik büyümüşüm ki bana sadece kızım
demesi bile inanılmaz sevgiyle dolduruyordu içimi. Bir saniye yanımdan
ayrılmıyordu ve sesini artık daha kısık duyuyordum mesela. Hasta olduğumda bir
saniye dahi ayrılmıyordu başımdan. O hastane odalarında ben ne kadar
süründüysem o da benimle o kadar sürünmüş, kahrolmuştu. Meğer bizim aramızdaki
tek duvar o şerefsiz Kadir denilen adammış. İşte böyle anlarda yaptığım şey
geldiğinde aklıma iyi ki diyorum. İyi ki öldürmüşüm. Öldürmeseydim mahrum
kalacaktım her şeyden. O pislik annemi tehdit etmeye, söylediklerini zorla
yaptırmaya devam edecekti. Bana bakışları daha ileriye gidecek, asla yaşadığımı
hissedemeyecektim.
Bazen kendi kendiyle
kavga ettiğini de duyuyordum ama mesela annemin. Odasın da yatağının
üzerine oturup kendine lanetler yağdırıyordu gözyaşlarıyla. Buna şu geçen
dört yıl boyunca defalarca şahit olmuştum. Onun için hiç bir şey kolay değildi.
Ama onun benim yanım da ki varlığını ben de ona hissettirdim. Bir saniye
ayrılmadım yanından. Hep destek oldum ona. Bana her baktığın da hem acı
çekiyor, hem de daha sıkı sarılıyordu ve her geçen gün benimle o da
iyileşiyordu. Bunu bana da kendine de hissettiriyordu.
Lakin bazı zamanlar
geliyor onun yaşadıklarına, yaşattıklarına içim dayanmıyor, her şeyden kendimi
soyutlamak istiyordum her şeyden.. ama yapamıyordum, yapamazdım. Çünkü artık
yaşamak için bir sebebim vardı. Annem vardı... Her ne kadar onun yerinde ben
olsam dayanabilir miydim diye düşünsem de.. Dayanamazdım.
Gülümseyerek "Selen'lerin
yanından çıktım şimdi. Ben," dedim sıkıntıyla "Ben.. aramak istedim
sadece.." o beni anlardı şimdi.
Annemin de gülümseme
sesini duydum. Derdimi anladığını adım kadar biliyordum. Zaten beni Çınar'dan
sonra anlayan hatta en iyi anlayan ikinci kişiydi. Biz birlikte aşmıştık her
şeyi. O lanet günleri geri de bırakmak hiç kolay olmamıştı. Hatta başımız bir
araya çok ağrımıştı ama atlatmıştık. Ben ona o bana derman olmuştuk.
"Yine şu sebepsiz
aramalardan sanırım bu," dedi derin bir nefes alıp "Şimdi aklına
geçen ay gittiğimiz tatili getir meleğim. Sana nasıl yüzme öğrettiğimi, ne kadar
çok eğlendiğimizi hatırla."
Hatırladığım anılarla
olduğum yerde dururken, gözlerimi yumup söylediklerini hatırlamaya çalıştım. Evet
çok eğlenmiştik, annemle baş başa tatile gitmiştik. Antidepresanları bırakmamın
şerefineydi. Ne kadar doğru bir karar aldığımı o gün daha net
anlamıştım. Ve ben hayatımda ilk kez annemle içmiştim. Deli gibi sarhoş
olup, annemin göğsünde uyuyup kaldığımı hatırlıyordum. Ne yapmak istiyorsan
birlikte yapalım kızım demişti bana. Dilediğin gibi yaşayalım, sen ne
istiyorsan öyle olsun her şey demişti. Dediği gibi de olmuştu. Annemle birlikte
çok güzel şeyler yapmış, girmediğimiz ortam kalmamıştı. Bir kez bile
"Ezel niye bunu böyle yaptın?" diye söylenmedi. Ne yaparsam arkamda
durdu, antidepresanları kullanmayı bırakmak istediğimi söyleyince bile destek
oldu bana. "Sen daha iyi olacağını hissediyorsan arkandayım kızım."
Dedi. Ben ne kadar güzel bir anneye sahipmişim diye düşünmekten
alıkoyamamıştım kendimi.
Gözlerimi bir anda
açıp, annemin nefes alış verişlerimi hala dinlediğini anladım. Bir de bunu
yapıyordu mesela. Her aradığımda iyi olup olmadığımdan emin olana kadar sesini
çıkartmayıp benim nefesimi dinliyordu. Bu bana inanılmaz bir huzur
veriyordu.
Her defasında...
Derin bir nefes alıp
"İyi ki varsın." Diyerek kapattım telefonu. Bizim de annemle
anlaşma şeklimiz böyleydi işte. Bugün taksiyle değil de
kalabalığa karışıp otobüsle gitmek istedim. Çok nadir böyle düşündüğüm
anlardı. Sebepsizce mutlu oluyordum. Elli metre ileride ki otobüs
durağına yürümeye başladım. Akşam daha sekiz olmasına rağmen bu durakta birkaç
kişi dışında kimse yoktu. Bir an ürperdiğimi hissettim. Ellerimi hırkamın
yakalarına götürüp sımsıkı sarıldım ona. Kollarımı göğsümün üzerine topladım. Bir
otobüsün geldiğini gördüm ama benim gideceğim yerin otobüsü değildi
bu. Yanım da benimle bekleyen birkaç kişiden şimdi yalnızca bir yaşlı amca
kalmıştı. Elinde ki kitaba gömülmüş, oturduğu yerde kıpırdamadan
okuyordu. Zararsız olabileceğini düşünüp demir koltukların en kenarına
oturdum. Yaşlı adamın yanındaki kıpırdamaya aldırış etmeden hala kitabını
okuduğunu görünce rahat bir nefes aldım. Artık herkese kuşkuyla
yaklaşıyor, kimseye tam anlamıyla güvenemiyordum. Bu, bence bir insanın
içinde açılmış çok büyük bir eksiklikti. Çok büyük bir eksiklik..
Yani benim içimde..
Yaklaşık on dakika
sonra benim de otobüsüm geldiğimde adama göz ucuyla bakıp, otobüse doğru
ilerledim. Yaşlı adam hala kıpırdamadan elindeki kitabı dikkatle
okuyordu. Aslında normal olan bu davranış niye bana çok korkunç bir şey
gibi gelmişti? Artık kendimi anlamıyordum. Herkesten her şeyden korkar
olmuştum. Hızla otobüse binip, kartı okutup arkaya doğru
ilerledim. Orta da sağda boş bir yer bulunca geçip oturdum. Oturduğum da
otobüs hala hareket etmediği için camdan kafamı kaldırdığım an yaşlı adamla göz
göze geldik. Elindeki kitabı parçalamış, yerlere yırtık sayfalarını
atmıştı. Korkuyla irkilip, yutkundum. Gözleri gözlerimi parçalamak
ister gibi bakıyor, sanki tüm zehrini bana aksettiriyordu. İçimin titrediğini
hissettim. Otobüs bir anda hareketlenince, yerimden sıçradım. Yaşlı adam
hala pür dikkat bana bakıyordu. Sonunda bakışlarını kaçıran ben oldum. Nefesim
ne ara böyle hızlanmaya başlamıştı? Ne ara kalbim göğüs kafesimi yırtacakmış
gibi çarpıyordu böyle!
Gözlerimi sımsıkı kapatıp nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Sırtımdaki çantayı çıkartıp, içinden su şişesini çıkarttım. Bir dikişte yarım şişeyi bitirip, şişeyi tekrar çantama attım. Ellerimin titremesi sanki biraz geçmiş, daha sakinlemiştim. Neydi ki şimdi bu? Halüsinasyon mu görmüştüm yoksa? Ama her şey o kadar gerçek gibiydi ki!
Allah'ım niye tüm
bunlar beni buluyordu? Belki de adam hastaydı, şizofrendi belki de! Ve ben
o adamla bir kaç dakika aynı havayı solumuştum. Tüylerimin ürperdiğini
hissettim. Yaklaşık yirmi dakika sonra varacağım yere geldim. Otobüsün
arka kapısına doğru ilerleyerek butona bastım. Otobüs durduğunda kapısı
açıldı. Kendimi dışarı açıp, ılık esen rüzgara takıldı saçlarım. Derin bir
nefes aldığımda, otobüs hareketlenip uzaklaşmaya başladı. Caddenin karşısına
geçip bizim sokağa doğru yürümeye başladım. Biraz daha yürürsem eve gidip
anneme sımsıkı sarılacaktım. Aklımda ki tüm kötü düşünceler ise bir bir
silinecekti. Bundan o kadar emindim ki. Annem belki de bana sıcacık bir çorba
yapmıştır. Belki patates de kızartmıştır.. Bu düşünceyle gülümsedim. Ellerimle
üzerimdeki ceketin yakalarını birleştirip yürümeye başladım. Her adımımda
saçlarım sağlı sollu rüzgarla arkaya uçuşuyordu ve ben bunu
seviyordum. Adımlarımı daha da hızlandırdığım sırada boğuk bir ses
duymamla yerimde aniden frene basılan araba gibi durdum. Arkamda kalan saçlarım
şimdi yüzümde toplandı.
Nefes alış verişlerim
şimdi daha da hızlandı.
Bu ses..
"Hala gülümserken, çok güzelsin."
Bu ses..
Bu ses Atlas 'ın
sesiydi.
*
BÖLÜM SONU.