BÖLÜM 6 'korku'

2525 Kelimeler
KARANLIK DOLUNAY Bölüm şarkısı : Merve Deniz - Karanfil 6 . BÖLÜM ' korku ' 4 YIL SONRA... Günümüz 2021 “Ben geldim baba. Hayırsız kızın geldi. En son ne zaman gelmiştim buraya hatırlıyor musun? Dört sene önce değil mi? Toprağını en son dört yıl önce kokladım doya doya. Ama gitmemiz gerekiyordu baba. Buradan bu şehirden kaybolmamız gerekiyordu. Ancak o kadar kaybetmezdim aklımı. Eğer o hastaneye yatmasaydım belki de şimdi beyaz bir önlükle yatıyor olacaktım bir hastane odasında. Aklımı kaçırmamam adına bu gerekiyordu. Nolur beni affet. O malum olayın üzerinden de dört yıl geçti. Eğer beni oralardan görüyorsan ne kadar çaresiz kaldığımı da görmüş hissetmişsindir. Yalnızca bende değil, annemi de çaresiz bıraktım ben. Gittiğimiz her yerde bana tek destekçi o oldu. Yanlış anlama Çınar’ın hiçbir şeyden haberi yok, hiç olmadı. Eğer olsaydı biliyorum ki beni asla yalnız bırakmazdı. Ama ona söyleyemezdim baba. Çünkü ben bu şehri terk ettiğimde onu arkamda bırakmak zorundaydım. Onu da sürükleyemezdim. İyi de oldu. Şimdi çok güzel bir hayatı var Selen’le birlikte. Eğer olsaydın oğlunla gurur duyardın biliyorum. Merak etme artık antidepresan kullanmıyorum. Geçen ay bıraktım, böyle daha huzurluyum sanki.. Yokluğunla hala başa çıkamıyorum ama o aptal ilaçları içtikten sonra daha da kötü olduğumu hissediyorum. Sen yoksun ama çoğu rüyamda seni görüyorum. Bu yüzden fazla uyumak da gelmiyor içimden. Bugün doğum günüm biliyorsun değil mi baba? Zaten hiç unutmamıştın ki değil mi? Seni her geçen yıl biraz daha özlüyorum. Her geçen yıl hasretin bir mızrak olup deliyor içimi. En sonun da kalbime geldiğin de duruyor baba. Biliyorum durmasa beni mahvedecek. Belki de sen dayanamazsın diye duruyor o da. Sen gittiğinden beri her gün kalbim biraz daha boğuluyor hüzne. Sen gittiğinden beri beni sırtımda ki yükün daha da ağırlaştığını hissediyorum baba. Neden beni böyle bir şeyin altın da tek başıma bıraktın? Babalar kızları yorulduğunda o yüklerin altına girenler değiller midir baba? Sen neden yalnız başıma bıraktın beni? 19 eylül.. Aynı zaman da senin ölüm tarihin, o yüzden sen gittiğinden bu yana hiç kutlamadım doğum günlerimi. Pastalardan hala nefret ediyorum ne yazık ki. Arkadaşlarla pasta satan kafelere gitmiyoruz. Özellikle Çınar çok dikkat ediyor. Çınar... Evet avukat oldu Çınar. Hayalini kurduğu mesleğe kavuştu. Ondan mutlusu yok.. O artık adalet terazisini elin de tutan çok başarılı bir avukat. En yakın arkadaşına rağmen. Bana rağmen.. Bense.. Kazanamadım baba.. yıllardır girdiğim lanet sınavı kazanamıyorum. Sen olsaydın belki daha kolay olurdu her şey. Sen olsaydın belki de ilk girdiğim an da kazanırdım en istediğimiz okulu. İstediğimiz diyorum çünkü birlikte seçmiştik haritadan birlikte araştırmıştık her şeyini. Okumaya gittiğin de beni de unutmayacaksın ama diye hep tembihlerdin beni. Ben unutmazdım baba unutmadım da. Peki ya sen? Sen gittiğin yer de unuttun mu beni? Unutma baba. Yanına geldiğim de beni hatırlarsın değil mi? Hatırla baba! Sana söz verdiğim öğretmenliğe asla kavuşamayacağım sanırım ama umudumu kaybetmiyorum. Tıpkı öğrettiğin gibi... Evet.. Tam tamına dört yıl oldu.. O aşağılık adamı öldüreli tam tamına koskoca dört yıl . Bir gün bile pişmanlık duymadığım, bir an bile keşke demediğim dört yıl. Biliyor musun baba sana yazdığım bu günlüğü daha yeni buldum. Yani dört yıl önce kaybettiğim ve asla artık sana yazamam, seninle konuşamam dediğim sözlerin ardından tam da bugün artık babamla konuşmayalım dediğim gün buldum. Sana yeniden kavuşmuş gibi hissediyorum. meğer ne çok özlemişim seni.. Ne çok doyamamışım sen hayattayken kokuna. Biliyorum hiç bir şey değişmeyecek ama beni affet olur mu baba? Bu günahkar kızını affet.." Saatler içinde babamın mezarından çıkıp Selen'in açtığı kafeye geldim. Bu kafenin tek farkı, pasta üretmiyor olmasıydı.. Maalesef Selen'e ne dediysem dinletememiştim.. Benim yüzümden pasta satmıyordu. Ha bu arada bu geçen yıllar zarfında Çınar'la Selen nişanlanmışlardı. Ben burada yoktum ama beni her gün arayıp son durumu bildiren bir Selen vardı. Beni her ne kadar döneceğimi bilmediğim dediğim bir tatilde olduğumu bilseler de.. Çınar da Selen de beni dört yıldır annemle dünya turuna çıktığımızı sanıyorlardı. Onlara ancak böyle bir yalan uydurabildim. Sebebini de anneme daha yeni kavuşmuş olduğumu öne sürerek yaptım bunu. Bir gün Selen Çınar'a en sonunda duygularını açarak, ilk adımı atmış. Çınar'ın sevgisini anlaması aylar sürdü ama Selen asla pes etmedi. En sonunda altı ay önce nişanlanmışlar. Maalesef ben yoktum ama görüntülü arayıp her dakikasını aktarmışlardı bana. Şimdi ise onlar mutlu, ben onlardan daha mutluyum. "Selam fıstığım." Selen saniyeler sonra elinde bir limonatayla göründü. "Hemen geliyorum, geç otur." Diyerek karşı masaya ilerledi. Bugün kafe biraz daha sakindi. Kafenin en solunda kalan masaya oturarak kolumda ki saate baktım. Çınar da gelmek üzeredir. İki dakika sonra Selen arkamdan dolanıp yanıma gelerek yanağımdan öptü kocaman. Gözlerimi kısıp arkama baktığında onun elinde küçük bir tabakta tepeleme çiğ köfte tuttuğunu gördüm. Bana pasta yerine çiğ köfte mi almıştı? "Biliyorum pasta sevmiyorsun o zaman sevdiğin bir şey yiyelim. Hep birlikte.." diyerek tabağı önüme bıraktı. O an ağlaya ağlaya gülmek istedim. "Manyaksın sen!" Diyerek boynuna atladım. Tepkimden korktuğu için aldığı nefesi bıraktı. Onu üzmeye hakkım yoktu. Sarılmama karşılık verip, kulağıma "İyi ki doğdun çiçeğim." Diye fısıldadı. Gözyaşlarıma bu sefer engel olamadım. Yaklaşık yirmi dakika sonra Çınar da geldiğinde birlikte bir tabak dolusu çiğ köfteyi yedik. Hayatımda daha önce bu kadar çok yediğimi hatırlamıyorum. Bundan daha iyisi olacağını da sanmıyordum açıkçası. Zaten ben ne yaşarsam bu iki deliyle yaşıyordum. Bunlardan ve annemden başka benim dünyam yoktu artık. "Ezel eve mi gideceksin güzelim buradan?" Çınar'ın sesiyle düşüncelerden sıyrıldım. Aklıma dört yıl önce okulun son günü aynı bana sorduğu bu soru gelmişti. O günde eve gidecektim ben çıkarken. Keşke gitmeseydim dediğim eve gitmiş hayatım boyunca hep vicdanımın bir yerlerinin sızlayacağı o anlara şahit olmuştum. Keşke ona da gel deseydim. Belki o zaman iki kavga ederler o adamı evden kovar ve olay kapanırdı. Ya da o adamı Çınar öldürürdü diye bir ses fısıldadı aklımda. Silkelenerek bir anda kendime gelip elim de duran ayrandan bir yudum alarak "Evet, sizin programınız mı var?" diyerek ikisine de kaçamak bakışlar attım. İşte tam da bu anlarda psikoloğumun söylediği şeyleri düşünmeye çalışıyordum. Buraya daha iki ay olmasına rağmen bazen bir şeylerin altından kalmayacağımı düşünüyordum. Ama Sema’nın söylediği her şeyi yaptığımda bunu atlatabiliyordum. En azından acısı azalıyordu içimde. Kafamın içindeki tüm sesleri olmasa da çoğunu susturabiliyordum. Selen mahcupça sırıtıp Çınar'a baktı. Bu kız yıllar geçse de utanmaktan vazgeçmeyecekti. Neredeydi o 'Ben sana aşığım Çınar' diye bağıran deli fişek. Çınar gülümseyerek "Evet, sinemaya gidelim dedik. Hatta sen de gel." Dedi. Hafif bir kahkaha attım söylediği şeye. "Teşekkür ederim ama saplığımı gözler önüne seremem." Çınar gözünü devirerek cevap verirken, Selen de ben gibi gülmeye başladı. Biraz daha oturup kolumda ki saate göz attım. Geç olduğunu anlayınca kalkmak için hareketlendim. Sandalyeye astığım hırkayı alarak üzerime geçirdim. Çınar hareketlendiğimi görünce "Gidiyor musun? Ezel içim hiç rahat değil, dur ben bırakayım seni." Diyerek oda ayağa kalktı. Selen bana bakarak başını sallayarak onayladı ama ben kabul etmedim. Sanırım bugün biraz yalnız kalsam daha iyi hissedecektim. Çınar'ın yanına birkaç adımla gidip ona sımsıkı sarıldım. İçi belki böylelikle biraz olsun rahat ederdi. Etmeliydi de zaten. Her şey dört yıl önce de kalmıştı. Annemle o cesedi gömdükten sonra o pisliği arayan soran bir tane insan evladı olmamıştı şimdiye kadar. Bir tane arkadaşı bile yoktu ki evimize gelip Kadir nerede diye sorsun? Sadece bir tane avukat gelip sordu o da vasiyetiyle alakalı bir şeyler olduğunu söyleyerek annem de ona yurt dışına çıktığını ve bizimle de irtibata geçmediğini söyleyip göndermişti adamı. Yeğeni Atlas'tan ise tek bir haber dahi yoktu. Bizi ilgilendiren kısmı bu değildi zaten. Avukat Atlas hakkında da sorular sormuştu ama annem hepsini geçiştirmiş, kapatmıştı. Ben de üstünde durmamıştım. Zaten beni de ilgilendirmiyordu. O şerefsizi yeğeni bile arayıp sormamıştı bu geçen süre zarfında. Demek ki o da sevmiyordu o adiyi. Her ne kadar cezamı çekmemiş olsam da bu yaptığım şey ortaya çıkmamış olsa da gün geçtikçe kanayan vicdanıma elbette bir çözüm bulamamıştım. Her gün bana fısıldıyor, keşke yapmasaydın diyordu ama ben onu da umursamıyordum. Çünkü aradan dört yıl geçmesine rağmen ben hala aynı şeyi düşünüyordum. Eğer ben onu öldürmeseydim o bana tecavüz edecekti. Henüz on beş yaşındaydım üstelik. Bir de üstüne beni susturmaya çalışacaktı. Susmadığımı anladığın da ise belki de o beni öldürecekti. Arkamdan ise yalnızca kaza süsü verecekti belki de.. Annemin neler çektiğini bilmeyecektim. O pisliğin anneme neler yaptığını bilmeyecektim. Bana neden hiç annelik yaptığını bilmeyecektim. Tüm bunlar için işte asla pişman olamıyordum. Aynı şekilde karşılık alınca gülümseyerek geri çekildim. "Ben iyiyim, gerçekten. Sadece biraz yalnız yürüsem daha iyi olacağım. Siz sinemanıza gidin." Diyerek göz kırptım. Biraz daha huzursuzlandı şimdi farkındayım ama bana hissettirmemek için de yiğitliği bırakmıyordu elden. Ne yaparsam yapayım Çınar’ın aklında hep bir soru işareti kalmıştı. Ne yaptıysam giderememiştim. Çünkü bir anda annemle ortadan kaybolmamız be dört sene boyunca hiç gelmememizi hep irdelemişti. Daha giderken söylemişti aslında ama bir yandan da babamın acısını atlatamadığımı, onun için kafamın dağılmasını istediğini de biliyordum. Olanlardan zerre haberi olmayan adamın içindeki tüm kurtları bir türlü öldürememiştim ama şimdi biraz daha iyiydik. En azından ben iyi olması için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyordum. Oturduğum sandalyeye gelip, çantamı da sırtıma taktıktan sonra ikisine de sanki son kez bakıyormuşum gibi hissedip, içtenlikle gülümsedim. Kafeden çıkar çıkmaz annemi aramak için çantamdan telefonu çıkartıp, annem yazısının üzerine dokundum. İçimde ki huzursuzluğu başka türlü atamazdım çünkü. Yıllardır ne zaman umutsuzluğa düşsem, moralim azıcık bozulsa o an o saniye yılların acısını alır gibi annemi tereddütsüz arardım. Aramızda ki ilişki günden güne daha da güçleniyordu. Onunla daha önce yapamadığım her şeyi yapmıştım şu dört yıl boyunca her şeyi gerimize atıp. Gocunmadan, buna muhtaçcasına.. Telefon ikinci çalışta açıldı. "Ezel'im n'apıyorsun bebeğim?" annemin sesindeki huzurla, sanki içime su serpilir gibi olmuştu. Annem sanki yıllardır, yaşayamadığı, yaşatamadığı anneliği iliklerime kadar hissettiriyordu. Bu inanılmaz mutluluk veriyordu bana. O kadar eksik büyümüşüm ki bana sadece kızım demesi bile inanılmaz sevgiyle dolduruyordu içimi. Bir saniye yanımdan ayrılmıyordu ve sesini artık daha kısık duyuyordum mesela. Hasta olduğumda bir saniye dahi ayrılmıyordu başımdan. O hastane odalarında ben ne kadar süründüysem o da benimle o kadar sürünmüş, kahrolmuştu. Meğer bizim aramızdaki tek duvar o şerefsiz Kadir denilen adammış. İşte böyle anlarda yaptığım şey geldiğinde aklıma iyi ki diyorum. İyi ki öldürmüşüm. Öldürmeseydim mahrum kalacaktım her şeyden. O pislik annemi tehdit etmeye, söylediklerini zorla yaptırmaya devam edecekti. Bana bakışları daha ileriye gidecek, asla yaşadığımı hissedemeyecektim. Bazen kendi kendiyle kavga ettiğini de duyuyordum ama mesela annemin. Odasın da yatağının üzerine oturup kendine lanetler yağdırıyordu gözyaşlarıyla. Buna şu geçen dört yıl boyunca defalarca şahit olmuştum. Onun için hiç bir şey kolay değildi. Ama onun benim yanım da ki varlığını ben de ona hissettirdim. Bir saniye ayrılmadım yanından. Hep destek oldum ona. Bana her baktığın da hem acı çekiyor, hem de daha sıkı sarılıyordu ve her geçen gün benimle o da iyileşiyordu. Bunu bana da kendine de hissettiriyordu. Lakin bazı zamanlar geliyor onun yaşadıklarına, yaşattıklarına içim dayanmıyor, her şeyden kendimi soyutlamak istiyordum her şeyden.. ama yapamıyordum, yapamazdım. Çünkü artık yaşamak için bir sebebim vardı. Annem vardı... Her ne kadar onun yerinde ben olsam dayanabilir miydim diye düşünsem de.. Dayanamazdım. Gülümseyerek "Selen'lerin yanından çıktım şimdi. Ben," dedim sıkıntıyla "Ben.. aramak istedim sadece.." o beni anlardı şimdi. Annemin de gülümseme sesini duydum. Derdimi anladığını adım kadar biliyordum. Zaten beni Çınar'dan sonra anlayan hatta en iyi anlayan ikinci kişiydi. Biz birlikte aşmıştık her şeyi. O lanet günleri geri de bırakmak hiç kolay olmamıştı. Hatta başımız bir araya çok ağrımıştı ama atlatmıştık. Ben ona o bana derman olmuştuk. "Yine şu sebepsiz aramalardan sanırım bu," dedi derin bir nefes alıp "Şimdi aklına geçen ay gittiğimiz tatili getir meleğim. Sana nasıl yüzme öğrettiğimi, ne kadar çok eğlendiğimizi hatırla." Hatırladığım anılarla olduğum yerde dururken, gözlerimi yumup söylediklerini hatırlamaya çalıştım. Evet çok eğlenmiştik, annemle baş başa tatile gitmiştik. Antidepresanları bırakmamın şerefineydi. Ne kadar doğru bir karar aldığımı o gün daha net anlamıştım. Ve ben hayatımda ilk kez annemle içmiştim. Deli gibi sarhoş olup, annemin göğsünde uyuyup kaldığımı hatırlıyordum. Ne yapmak istiyorsan birlikte yapalım kızım demişti bana. Dilediğin gibi yaşayalım, sen ne istiyorsan öyle olsun her şey demişti. Dediği gibi de olmuştu. Annemle birlikte çok güzel şeyler yapmış, girmediğimiz ortam kalmamıştı. Bir kez bile "Ezel niye bunu böyle yaptın?" diye söylenmedi. Ne yaparsam arkamda durdu, antidepresanları kullanmayı bırakmak istediğimi söyleyince bile destek oldu bana. "Sen daha iyi olacağını hissediyorsan arkandayım kızım." Dedi. Ben ne kadar güzel bir anneye sahipmişim diye düşünmekten alıkoyamamıştım kendimi. Gözlerimi bir anda açıp, annemin nefes alış verişlerimi hala dinlediğini anladım. Bir de bunu yapıyordu mesela. Her aradığımda iyi olup olmadığımdan emin olana kadar sesini çıkartmayıp benim nefesimi dinliyordu. Bu bana inanılmaz bir huzur veriyordu. Her defasında... Derin bir nefes alıp "İyi ki varsın." Diyerek kapattım telefonu. Bizim de annemle anlaşma şeklimiz böyleydi işte. Bugün taksiyle değil de kalabalığa karışıp otobüsle gitmek istedim. Çok nadir böyle düşündüğüm anlardı. Sebepsizce mutlu oluyordum. Elli metre ileride ki otobüs durağına yürümeye başladım. Akşam daha sekiz olmasına rağmen bu durakta birkaç kişi dışında kimse yoktu. Bir an ürperdiğimi hissettim. Ellerimi hırkamın yakalarına götürüp sımsıkı sarıldım ona. Kollarımı göğsümün üzerine topladım. Bir otobüsün geldiğini gördüm ama benim gideceğim yerin otobüsü değildi bu. Yanım da benimle bekleyen birkaç kişiden şimdi yalnızca bir yaşlı amca kalmıştı. Elinde ki kitaba gömülmüş, oturduğu yerde kıpırdamadan okuyordu. Zararsız olabileceğini düşünüp demir koltukların en kenarına oturdum. Yaşlı adamın yanındaki kıpırdamaya aldırış etmeden hala kitabını okuduğunu görünce rahat bir nefes aldım. Artık herkese kuşkuyla yaklaşıyor, kimseye tam anlamıyla güvenemiyordum. Bu, bence bir insanın içinde açılmış çok büyük bir eksiklikti. Çok büyük bir eksiklik.. Yani benim içimde.. Yaklaşık on dakika sonra benim de otobüsüm geldiğimde adama göz ucuyla bakıp, otobüse doğru ilerledim. Yaşlı adam hala kıpırdamadan elindeki kitabı dikkatle okuyordu. Aslında normal olan bu davranış niye bana çok korkunç bir şey gibi gelmişti? Artık kendimi anlamıyordum. Herkesten her şeyden korkar olmuştum. Hızla otobüse binip, kartı okutup arkaya doğru ilerledim. Orta da sağda boş bir yer bulunca geçip oturdum. Oturduğum da otobüs hala hareket etmediği için camdan kafamı kaldırdığım an yaşlı adamla göz göze geldik. Elindeki kitabı parçalamış, yerlere yırtık sayfalarını atmıştı. Korkuyla irkilip, yutkundum. Gözleri gözlerimi parçalamak ister gibi bakıyor, sanki tüm zehrini bana aksettiriyordu. İçimin titrediğini hissettim. Otobüs bir anda hareketlenince, yerimden sıçradım. Yaşlı adam hala pür dikkat bana bakıyordu. Sonunda bakışlarını kaçıran ben oldum. Nefesim ne ara böyle hızlanmaya başlamıştı? Ne ara kalbim göğüs kafesimi yırtacakmış gibi çarpıyordu böyle! Gözlerimi sımsıkı kapatıp nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Sırtımdaki çantayı çıkartıp, içinden su şişesini çıkarttım. Bir dikişte yarım şişeyi bitirip, şişeyi tekrar çantama attım. Ellerimin titremesi sanki biraz geçmiş, daha sakinlemiştim. Neydi ki şimdi bu? Halüsinasyon mu görmüştüm yoksa? Ama her şey o kadar gerçek gibiydi ki! Allah'ım niye tüm bunlar beni buluyordu? Belki de adam hastaydı, şizofrendi belki de! Ve ben o adamla bir kaç dakika aynı havayı solumuştum. Tüylerimin ürperdiğini hissettim. Yaklaşık yirmi dakika sonra varacağım yere geldim. Otobüsün arka kapısına doğru ilerleyerek butona bastım. Otobüs durduğunda kapısı açıldı. Kendimi dışarı açıp, ılık esen rüzgara takıldı saçlarım. Derin bir nefes aldığımda, otobüs hareketlenip uzaklaşmaya başladı. Caddenin karşısına geçip bizim sokağa doğru yürümeye başladım. Biraz daha yürürsem eve gidip anneme sımsıkı sarılacaktım. Aklımda ki tüm kötü düşünceler ise bir bir silinecekti. Bundan o kadar emindim ki. Annem belki de bana sıcacık bir çorba yapmıştır. Belki patates de kızartmıştır.. Bu düşünceyle gülümsedim. Ellerimle üzerimdeki ceketin yakalarını birleştirip yürümeye başladım. Her adımımda saçlarım sağlı sollu rüzgarla arkaya uçuşuyordu ve ben bunu seviyordum. Adımlarımı daha da hızlandırdığım sırada boğuk bir ses duymamla yerimde aniden frene basılan araba gibi durdum. Arkamda kalan saçlarım şimdi yüzümde toplandı. Nefes alış verişlerim şimdi daha da hızlandı. Bu ses.. "Hala gülümserken, çok güzelsin." Bu ses.. Bu ses Atlas 'ın sesiydi. * BÖLÜM SONU.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE