" Başınız sağ olsun. " dedi biri daha.
Hiç tepki vermeden sadece kafamı sallayıp az önce toprağı atılan babamın mezarına bakıyordum. İnsanlar iyi dileklerde, temennilerde bulunuyordu ama ben sadece kafamı sallayabiliyordum.
Böyle bir şey miydi evladın babasını kaybetmesi ?
Uzun zaman önce unutmaya başladığım acı kendini tekrar hatırlatmak ister gibi gün yüzüne çıkmıştı . Önce henüz çocukken annem alındı benden, şimdi de babam. İçimden isyan etmek gelse de ona bile mecalimin kalmadığını içten içe biliyordum.
Daha fazla dayanamayıp kendimi toprağın üzerine bıraktığımda " Babam. " dedim acı içinde.
" Ben senin iyileşeceğin günü beklerken senin yaptığın oldu mu baba ? Ben sensiz nasıl ayakta duracağım. Nasıl ? Sen varken her şey kolaydı. Yürüyemesen de gölgen yetiyordu. Ne zaman birine derdimi anlatmak istesem ilk sen gelirdin aklıma. Ben şimdi kime sığınacağım. Kime derdimi anlatacağım. " dedim gözyaşlarım eşliğinde.
Bir süre daha babam ile son kez dertleştikten sonra bu durumdan rahatsız olan üvey annem Sevda gitmemiz gerektiği konusunda ısrar ettiğinde sırf onunla uğraşmak ve muhatap olmamak adına kafamı sallamak zorunda kaldım.
Kendimi öylesine yorgun hissediyorum ki kelimeler kifayetsiz kalırdı. Sanki babamın gidişi ile tüm renkler canlılığını yitirmişti. Kafam dolu bir şekilde öylece yola odaklandığımda nihayet evin önüne geldik. Ancak gördüğüm araç ile bedenimi birden öfke ve sinir ele geçirdi.
Arabadan iner inmez Ardaya tokat attığımda kafası yana düştü.
" Senin burada ne işin var. " dedim bağırarak. " Bu nasıl bir yüzsüzlük. Senin hiç mi utanman yok, ya ? "
Arda sözlerime karşılık sessizliğini korumaya devam ederken arkadan Eslem'in sesi geldi.
" Her şey seninle ilgili olmak zorunda değil Merve. Arda buraya benim için geldi. " dedi sanki çok normal bir durumdan bahsediyormuş gibi.
İğrençsiniz der gibi ikisinin de suratına baktığımda olaya müdahale eden Sevda hanım bir an önce içeriye girmemiz gerektiğini söylediğinde sert adımlarla eve girdim. Rezil olmak umurumda bile değildi ama sonrasında çıkacak olan kavgaya şimdilik kendimi hazır hissetmiyordum.
Dedim ya babamın gidişi ile tüm renkler canlılığını yitirdi diye. Aslında canlılığını yitiren sadece renkler değildi. Bendim... Eve girdiğimizde kendimi kanepeye bıraktım, sert olduğundan emin olduğum bakışlarla cevap bekler gibi Arda, Eslem ve Sevda hanıma baktım. Ancak üçü de tek kelime etmemek için yemin etmiş gibilerdi.
" Onun burada ne işi var. " dedim her kelimeye baskı uygulayarak.
Sorum üzerine Sevda hanım derin bir nefes verdi ve yanıma oturdu. Elini saçlarıma değdirdiğinde yan yan suratına baktım. Bizi uzaktan gören biri ne kadar iyi anlaştığımızı ve aynı acıyı çektiğimizi düşünebilirdi. Ama durumun öyle olmadığını en iyi ben biliyordum. Yanımda oturan kadının nasıl bir şeytan olduğunu ve isteklerine ulaşmak adına neler yapabileceğini biliyordum.
" Bak canım. " diyen Sevda hanım bir yandan benimle konuşuyor, diğer yandan da kızına bakıyordu. " Babanı yeni kaybettik. İnan onun ani gidişine senin kadar ben de üzüldüm. Ama haksız yere herkese suçlayıcı bakışlar atarak içini soğutamazsın. Şımarıklık yapmana, inan gerek yok. " dedi.
" Şımarıklık mı ? " dedim şaşkın şaşkın.
" Evet. "
" Ulan ne şımarıklığı. " diye bağırdım. " Babasını kaybeden benim. Düğün günü boynuzlanan benim. Buna rağmen şımarık olan yine benim öyle mi ? "
" Sözlerine dikkat et karşında annem var. " dedi Eslem.
Gözlerimi Esleme diktim ve asla pişman olmayacağım o sözleri söyleyiverdim.
" Doğru karşımda annen var. Bir an onun da senin gibi bir orospu olduğunu unutmuşum. Böyle birinden anlayış beklemem benim hatam, hepinizden çok özür dilerim. " dedim sesimi üzgün çıkarmaya çalışarak.
" Merve. " dedi Sevda hanım sinirli bir şekilde.
" Ne ! " dedim umursamaz bir tavırla.
Biz kendi aramızda kavga etmeye başlarken salona giren evimizin çalışanı Şükran hanım ellerini önünde bağlayarak konuşmaya başladı.
" Şey... Efendim. Avukat bey geldiler. Sizinle görüşmesi gerekiyormuş. " dedi.
Sevda hanım, ben henüz ağzımı açmaya vakit bulamadan gelmesini söylediğinde neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Avukat durduk yere neden gelmişti ki. Miras işlemleri için olsa mutlaka haber verirdi. Kafamda bir dolu soru oluşmaya başlarken elinde siyah renk evrak çantası ile salona giren avukat gülümseyerek bize baktı.
" Merhaba efendim. Müsaitseniz sizinle konuşmam gereken konular var. " diyerek söze başladı. Sevda hanım kafasını sallayıp çalışma odasında konuşabileceklerini söylediğinde avukat hepimizin duyması gerektiğini söylemişti. Mecburen sesini çıkaramayan Sevda hanım hiç de samimi olmayan gülümsemesi ile koltuğa oturduğunda avukat da karşısına geçti.
" Öncelikle hepinizin başı sağ olsun. " dedi ve evrak çantasından bir takım kağıtlar çıkarmaya başladı.
" Sağ olun. " dedim kimseden ses çıkmayınca.
Kısa bir an avukat ile göz göze geldiğimizde tebessüm ederek bana baktı ve tekrardan konuşmaya başladı.
" Buraya merhum Hakan Özer'in üstüne kayıtlı şirket ve diğer konutların durumu hakkında konuşmak için geldim. Malumunuz Hakan bey son yıllarda felçliydi, şirket işleriyle Sevda Özer ve Eslem Doğan ilgilendiler. Ancak mali tablolara bakıldığında işlerin hiç de iyi gitmediğini fark ettik. Şirket batma durumunda. Durum böyle olunca Hakan beyin mirasından tek bir kuruş bile talep edemiyorsunuz. Bu ev dışında diğer tüm konutlara el konuldu. Şimdi oturmuş olduğunuz muhit ise ipotek altında. Eğer bir ay içerisinde ödeme yapmazsanız bu ev de elinizden gidebilir. " diyen avukata deyim yerindeyse ağzım açık bakakaldım. Ne demek şirket battı, ne demek eviniz her an elinizden gidebilir.
Bu evde, şirkette babamın ve annemin emeği vardı. Yıllarca bugünlere gelebilmek için çırpınıp durduklarını en iyi ben biliyordum. Şimdi öylece her şeyin elimden gitmesine izin veremezdim.
" Kurtarma şansımız hiç yok mu ? " dedim bir ümit.
" Maalesef Merve hanım. Şirket kesin olarak battı. "
" Borçları ödesek. " dediğimde bana gülen Sevda hanıma tek kaşımı havaya kaldırarak baktım. Bunda gülünecek ne vardı Allah aşkına. Üstelik neden tek kelime etmiyordu.
" Neden gülüyorsun. " dedim karşımda pişkin pişkin gülmesinden rahatsız olarak.
" Çok merak ediyorum canım. Elinde yirmi beş milyon doların var mı ? " diye sorduğunda işitme algılarım duyduğum rakamla yetilerini kaybetti.
" Yirmi beş milyon dolar mı ? " dedim.
" Evet. " dedi öylesine bir şeyden bahseder gibi.
" Siz bu kadar borcu hangi ara yaptınız. Güya şirketi güzelce yönetiyordunuz. Gördük nasıl yönettiğinizi. Allah ikinizin de belasını versin. " diye bağırdım.
" Kes sesini kardeşim. Bize laf kalabalığı yapmana gerek yok. Annem ve ben elimizden geleni yaptık ... Senin aksine. " diyen Esleme gözlerimi devirdim ve tekrar Sevda hanıma baktım.
" Son kez soruyorum şirket bu hale gelene kadar neredeydiniz. " dedim.
" Şirketi büyültmek istedik ve bankadan borç aldık. Daha fazlasına sahip olabilirdik. İyi bir iş vardı. Her şey güzel gidiyordu. Ancak karşımızdaki şirketin mali gücünü hesaba katamadık. Bu yüzden Eslem kendinden fedakarlık yapmak zorunda kaldı. Çeliker holdingin Ceo'su Polat Çeliker ile evlenmeyi kabul etti. Karşılığında da şirket batmaktan kurtulacaktı. " diyen Sevda hanım ile şaşkınlığım daha da artmıştı. Polat Çeliker'in adını daha önce duysam da kendisi ile karşı karşıya geldiğim söylenemezdi. Nasıl biridir bilmiyorum. Hakkında bildiğim şeyler kısıtlı olmakla beraber kulaktan dolma bilgilerden ibaretti.
" Bu yüzden Eslem aniden nişanlanmak istedi. " dedim.
Kafasını sallayan Sevda hanım sessizliğe bürünürken kafama yatmayan bazı detaylar vardı. Madem Eslem evlenmeyi kabul etmişti o zaman neden Arda ile yattı. Peki ya Polat Çeliker o neden hiç evimize gelmedi. Çünkü hatırladığım kadarıyla nişan konuşmaları yaklaşık olarak bir sene önce yapılmıştı. O zamandan bu yana gerçekleşmesi gerekmez miydi ? Yoksa vaz mı geçmişlerdi ?
" Neden Çeliker ailesi gelip Eslem'i istemedi o zaman. " dedim.
" Çünkü tatlım, para için bile olsa yüzünde maske ile dolaşmak zorunda olan biriyle asla evlenmem. " diyen Eslem hemen yanında sessizce oturan Ardaya baktı ve devam ettirdi sözlerini. " Ben çok daha iyilerine layığım. "
" Senin gibi bencil birinin layık olacağı tek şey yalnızlıktır. Çünkü kendinden başkasını asla düşünmüyorsun. O adam yıllardır seni kendi kızı gibi sevdi. İnsan onun için bunu yapar. " dedim.
" O benim hiçbir zaman babam olmadı. " dedi Eslem.
" Parasını yerken öyle demiyordun ama. "
" Onu annemle evlenirken düşünseydi. " dedi omuz silkerken. Yapmış olduğu hareketten sonra içimden saçını başını yolmak gelse de şimdi düşünmem gereken çok daha önemli bir durum vardı. Evi nasıl kurtarabileceğim gibi.
" Madem şirketi kurtarma şansım yok. En azından evi kurtarıp kurtaramayacağımı söyler misiniz ? " dedim avukata dönerek.
" Bunlar ödenmesi gereken borçlar. Daha önce bankalardan alınan borçlara günü geciktiği için faiz eklendi bu yüzden banka şirket ve diğer mülklere el koydu. Bu ev ve kendi adınıza ait araçların elinizde kalmasını istiyorsanız burada yazan tutarı karşılamanız gerek. "
Avukat açıklama yaparken bana uzattığı evraklara göz gezdirdirdiğim de tutarın tek başıma üstesinden gelemeyeceğim kadar fazla olduğunu fark ettim. Yazan rakam dudak uçuklatacak cinsten olsa da savaşmadan geri çekilmeyeceğimi adımın Merve olduğu kadar iyi biliyordum.
" Ödeme gününe daha var. Ben elimden geleni yapacağım. " dedim avukata.
Sözlerimden sonra Sevda hanım ve Eslem bana burun kıvırsalar da başlarına geleceklerden ikisi de habersizdi.
" Buna ne gerek var. Çeliker ailesi her şeye rağmen bizimle akraba olmak istiyorlar. Eslem yerine sen de evlenebilirsin. Hem böylesi çok daha kolay olur. " dedi Sevda hanım.
O an anladım ki Sevda hanım kendi kafasında kurtuluş planlarını çoktan hazırlamıştı. Kendi kızı yerine evlenecek olan kişi bendim. Evlenirsem yaşadıkları lüks hayata devam edebileceklerdi. Mutlu olup olmamam umurlarında bile değildi.
" Neyse ki ben kolay pes eden biri değilim. Savaşmadan asla pes etmem." dedim kesin bir dille.
" Hahaha... Sen şuna yüzünde yarası olan çirkin biriyle evlenmem desene. " dedi Eslem.
" Yüzüne botoks yaptırmaktan beynine kan gitmiyor olabilir canım, ama ben yine de şunu bilmeni istiyorum. Kendini benimle kıyaslama. Çünkü bir değil, bin işlem de yaptırsan asla bir Merve Özer olamazsın. " dediğimde sinirden mosmor olan Eslem görülmeye değerdi. Keyfim yerine gelirken gitmek için ayaklanan avukatı kapıya kadar geçirdim ve odama çekildim. Odama girer girmez ilk işim elime kağıt kalem alıp hesap yapmak oldu. Artıları, eksileri düşüne düşüne yaptığım hesaptan sonra çıkmaza girsem de zaman kazanmak için elimden ne geliyorsa yapmam gerektiğini biliyordum.
***
Ertesi sabah gözlerimi yorgunlukla açtığımda başıma giren ağrıyı yok saymaya çalıştım. Yatağımdan kalkar kalkmaz elimi yüzümü yıkamak için lavaboya girdim. İşlerimi hallettikten sonra yatağımı toplayıp, üzerimi giyindim. Makyajımı da yapınca hazır olduğuma kanaat getirdim ve akşamdan hazırladığım içine mücevherlerimi koyduğum çantayı alıp, odadan çıktım.
Merdivenlerden indiğimde Sevda hanım ve Eslem'in hiçbir şey olmamış gibi büyük bir iştahla kahvaltı yaptıklarını görünce midem ağzıma gelmişti. Nasıl olur da bir insan kocasının kırkı bile çıkmadan neşeli bir şekilde kahvaltı yapabilirdi aklım almıyordu.
Onlardan mümkün olduğunca uzak durarak mutfağa girdim ve kendime hızlı bir sandviç hazırlayıp ikisine de görünmeden evden çıktım. Böylesi akıl ve ruh sağlığım açısından çok daha iyiydi.
Arabama biner binmez ilk olarak mücevherlerimi satın aldığım kuyumcuya gittim. İşletme sahibinin nasıl biri olduğunu bildiğim için fiyat kıracağını düşünmüyorum. Bu yüzden özellikle Ardınç kuyumculuğu seçtim takıları elden çıkarmak için. Böylece hem içim rahat edecekti, hem de ilk taksiti ödeyebilecektim.
Kuyumcunun önüne gelir gelmez arabamı park ettim ve elime aldığım çanta ile birlikte içeriye girdim. Çalışanlar beni görünce şaşırsalar da üzerinde durmamaya çalışıyordum. Şaşırmaları çok normal. Muhtemelen babasını yeni kaybeden birinin kuyumcuda ne işi olduğunu sorguluyor olmalılar.
Tüm gazete manşetlerinde babamın ölüm haberi vardı. Yakında şirketin battığı da duyulurdu. Durum böyleyken millet ne der diye düşünecek değilim.
" Kolay gelsin. " dedim gülümsemeye çalışarak.
Kuyumcunun sahibi Orhan bey gülümseyerek bana karşılık verdiğinde başın sağ olsun demeyi de ihmal etmemişti. Nazik bir şekilde teşekkür ettikten sonra durumu anlattım ve mücevherlerimi çantadan çıkardım. Orhan beyin taşları incelemesini beklerken içeriye giren müşteri ile kısa süreliğine göz göze geldik.
" Hoş geldiniz Tolga bey. Sizi kısa süreliğine bekletmek durumundayım. Lütfen kusurumuza bakmayın. " dedi Orhan bey.
" Sıkıntı yok. İşinize bakın lütfen. "
Orhan bey minnetle gelen müşteriye baktığında takılarımı incelemeye devam etti. İncelemesi bittikten sonra hesap yapan Orhan bey nihayet benimle göz göze geldi ve konuşmaya başladı.
" Merve hanım taşlar gerçekten çok değerli. Hatırladığım kadarıyla size bazılarını ben satmıştım. " diye söze girdiğinde olumlu anlamda kafamı salladım.
" Evet. Ben hep buradan alırım mücevherlerimi. Bazıları hediye olarak gelmişti. Fiyat olarak ne verirsiniz Orhan bey. " diye sordum.
" Hepsine beş yüz bin veririm. "
" Ama Orhan bey sizin de söylediğiniz gibi bu mücevherlerin taşları değerli. Verdiğiniz fiyat az değil mi ? " dedim itiraz ederek.
" Haklısınız ama alış ve satışlar sizin de bildiğiniz gibi aynı olmuyor. Eğer satmayı düşünüyorsanız vereceğim tutar bu kadar üzgünüm. "
Bir süre düşündükten sonra çaresiz kalarak onayladığımda Orhan bey parayı hesabıma yatırdı. Gözüm babamın bana hediye ettiği kolyeye gittiğinde gözlerimden yaşlar bir bir akmaya başladı.
" Sizden bir şey rica edebilir miyim ? " dedim sesimin titremesine manii olamayarak.
" Tabi. "
Babamın bana hediye ettiği lotus çiçeği şeklinde olan kolyeyi elimle gösterdim.
" Şu kolyeyi hemen satmasanız olur mu acaba ? Benim için çok kıymetli, babamın hediyesiydi. Çaresiz kalmasam inanın satmazdım. Lütfen en azından bir süre satmayın. Ben bir şekilde para bulup tekrar satın alacağım. " dedim.
Kararsız kalan Orhan bey gözlerimin içine baktı. Gerçekten çaresiz olduğumu anlamış olacak ki olumlu anlamda kafasını salladı.
" Peki. " dedi. " Ancak sadece üç ay süre verebilirim. Üç ay içinde gelip almazsanız satarım. "
Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu.
" Merak etmeyin mutlaka geleceğim. Çok teşekkür ederim. " dedim.
" Rica ederim. " diyen Orhan beye gülümsedikten sonra kuyumcudan çıktım ve arabama bindim. Yolda bir ATM 'nin önünde durdum ve kasamdaki nakit parayı hesabıma yatırdım. Mobil bankacılık üzerinden avukatın verdiği hesap numarasına parayı gönderdim. Ne olur ne olmaz diye avukata bilgi vermeyi de ihmal etmedim. İlk taksiti ödemenin verdiği rahatlık ile deniz kenarına sürdüm. Denize baka baka evde hazırladığım sandviçi yemeye başladığımda bir yandan da diğer taksitleri nasıl ödeyeceğimi kafamda hesaplamaya çalışıyordum.
İşim hiç kolay değildi. Özellikle tek başıma mücadele etmek zorunda kalırken. Yine de pes etmek yerine kafamda planlar yapmaya devam ettim. İnatçılığım ve dik başlılığım tamamen annemden gelmişti. Bu huyumu seviyorum. Yıllarca ne yaptıysam inatçılığım sayesinde başarmıştım.
İşletme mezunu biri olarak başlarda şirketimizde çalıştım. Babam asla beni şımartan biri olmadı. Kızı olmam bana tolerans göstereceği anlamına gelmiyordu. Sırf bu yüzden okuldan mezun olur olmaz şirketin başına geçirmek yerine en alt kademeden başlamak zorunda kaldım. Sadece ben de değil. Esleme de aynı tarifeyi uygulamıştı.
Babam hep hak ederek bir yerlere gelmemiz gerektiğini savunurdu. Eslem ilk zamanlarda sürekli şikayet etse de sonradan işi savaşa dönüştürmeyi başardı. Sevda hanım baktı kızına göre başarılı oluyorum hemen babamı ikna etmenin bir yolunu buldu. O sıralarda kaza geçiren babam mantıklı düşünmemiş ve Sevda hanım ne derse yapmıştı. Böylece holdingin hakimiyeti anne kızın eline geçmiş oldu. Şimdiki geldiğimiz durum da ortadaydı. Yönetmeyi beceremedikleri gibi borç batağında yüzüyorduk sayelerinde.
Babamın o an verdiği karar başta beni hayal kırıklığına uğratsa da kendi ayaklarımın üzerinde durmak adına biraz kredi çekip küçük de olsa butik açmayı başardım. Kazancım bana yetiyordu. Paramı boşa harcamak yerine ya kasamda biriktirmiş, ya da takı almıştım. Şimdi geldiğimiz durumu düşününce iyi ki demekten kendimi alamıyorum.
Düşünceler içinde bitirdiğim sandviçten sonra arabadan inip çöpleri attım ve en yakın bijuteri mağazasına sürdüm. Mağazanın önüne gelince arabamı park ettim ve dikkatli bir şekilde takılara bakmaya başladım. Akşam yatmadan önce Sevda hanım ve Eslem'in odasına girmiş, takılarının fotoğrafını çekmiştim. Madem bu borcu ikisi birlikte yapmıştı o zaman cefasını da çekmek zorundalardı öyle değil mi ?
Amacım gerçek mücevherleri sahteleri ile değiştirip zaman kazanmaktı. Onlar durumu anlayana kadar ben takıları satıp borcun ikinci taksitini çoktan yatırmış olacaktım. Bu süreçte sahibi olduğum butiği satmak için zamanım olacaktı. O zamana kadar da kalan ürünleri satmayı umuyordum.
Dikkatli bir şekilde hem mağazadaki takılara, hem de çektiğim fotoğraflara baktığımda neyse ki beş tanesini bulabildim Yüzümdeki gülümseme ile birlikte sahte takıları aldım ve mağazadan çıktım. Şimdi tek yapmam gereken Eslem ve Sevda hanıma fark ettirmeden takıları değiştirmekti.
Eve geldiğimde etrafa göz gezdirdim. Kimseyi bulamayınca rahatladım ve hızlı davranarak takıları sahteleriyle değiştirdim. İşim bitince odama girdim. Elimdeki takıları kimsenin göremeyeceği bir yere sakladıktan sonra sinsi bir şekilde sırıttım.
" Siz iki enayi fark edene kadar ben çoktan işimi halletmiş olacağım. Yok öyle borç yapıp bana kakalamak."
***
Böyle böyle tam iki ay geçti. İki aylık süreçte önce Eslem ve Sevda hanımın takılarını sattım. Ancak elimde sadece beş adet takı olunca düşündüğüm kadar yüksek bir meblağ etmedi. Ben de çareyi ikisinin de eşyalarını satmakta buldum. Eslem çok sevgili pembe kürkünü arayana kadar da gayet iyi gidiyordum aslında.
Ne kürkmüş arkadaş resmen beni ele verdi. Aklıma o gün geldiğinde ister istemez içimden gülmek geliyor.
" Sen nasıl benim eşyalarımı satarsın. " demişti Eslem.
Oturduğum yere daha çok yayılıp üstüne sırıtınca iyiden iyiye mora dönmüştü sinirden.
" Canım abartma istersen ne olmuş yani bir kaç kıyafetini, ayakkabını, çantanı ve takılarını sattıysam. Biz bir aileyiz öyle değil mi ? Bu borcu siz yaptığınıza göre bir zahmet elinizi cebinize atacaksınız artık. " dedim.
" Seni sürtük nasıl buna cüret edersin. " diyen Eslem tam bana tokat atmak üzereydi ki ondan önce davranıp elini sertçe tuttum.
" Kıçındaki donunu da satabilirdim kardeşim. Ama yapmadım, olaya bir de iyi tarafından bak. Hem annen bile senin kadar yaygara koparmadı. " dememle Sevda hanımın bana bakması bir oldu. Şaşkın ve soru dolu yüz ifadesi ile yüzüme baktığında onu sinir edecek kadar sakindim.
" Yalan söylüyorsun. " dedi inanmak istemeyerek.
" Yooo. " diye cevap verdim gayet rahat bir şekilde.
" Sen bunu nasıl yaparsın. " dedi bağırmaya başlayarak.
" Siz borcu nasıl yaptıysanız, ben de öyle yaptım. " dediğimde üzerime yürümek istese de başarılı olamadı.
" Seni aptal bunu yapmana ne gerek vardı ki. Çeliker ailesinin teklifini kabul etseydin bunları yaşamak zorunda kalmayacaktık. " diyen Sevda hanıma göz devirdim.
" Bu hareket tam da sizin gibi ucuz insanların yapacağı bir şey. Neyse ki ben kalitemden ödün vermem. Şunu iyi anlayın Sevda hanım pilim bitene kadar savaşacağım. Ama bunu yaparken salak gibi sadece kendimi ön plana atmam. Madem bu borcu ikiniz yaptınız o zaman sonuçlarına da katlanacaksınız. " dedim net bir şekilde.
O gün Sevda hanım mecburen bazı şeyleri kabullenmek zorunda kaldı. Tabi öncesinde aşırı güzel bir kadın kavgası çıkmış olabilir, ancak konumuz bu değil. Öyle ya da böyle iki ayı geçirdim. İkinci ve üçüncü taksiti bir şekilde ödemeyi başardığımda satılan butiğim ile sıra diğer taksitlere geldi. Toplu ödeme yaptığım için kolaylık sağlasalar da yeterli gelmiyordu.
Evdeki kullanılmayan eşyaları teker teker satmaya başladığımda iyice sinirlenen Sevda hanım yüzünden diğer taksitleri ödeyecek durumumuz ne yazık ki kalmamıştı. Zaten evdeki kalan eşyalar da kullanıldığı için satamazdık. Durum kötüleşmeye başlayınca mecburen evdeki çalışanları işten çıkarmak zorunda kaldım. Zorda kalmasınlar diye arabamı satıp ücretlerini ödedim.
Diğer taksitler için ne yapacağımı kara kara düşünürken çalan telefonum ile düşünce denizinden çıktım. Kimin aradığına baktığımda avukat olduğunu gördüm. Acele ile aramayı yanıtladım.
" Alo. "
" Merve hanım bir sonraki taksiti gerçekleştirmeniz gerek. " dedi avukat doğrudan konuya girerek.
" Bakın avukat bey. Parayı bulmaya çalışıyorum ancak bana biraz daha zaman verin lütfen. Birden bire üç yüz bini nereden bulabilirim. Bankalar kredi vermiyor, sizden rica ediyorum bana zaman tanıyın. " dedim durumu anlatarak. Fakat insan bir kere düştü mü kelimeler kifayetsiz kalıyordu. En yakının bile işin içine para girince seni tanımamazlıktan geliyordu.
" Maalesef Merve hanım size zaten gerekli kolaylık sağlandı. İcra işlemini başlatmak durumundayım. " diyen avukat ile çaresizliğim artarken bir gün müsade istedim. Avukat neden bir gün diye sorsa da açıklama gereği duymadan telefonu kapattım suratına.
Ellerimle saçlarımı çekiştirdiğimde yapabileceğim tek şeyi yaptım.
Yenildim... Şimdi diyeceksiniz hani savaşacaktın. Savaştım ama gücüm buraya kadar yetti. Başıma ne geleceğini bilmiyorum. Tek bildiğim ailemden kalan bu eve sahip çıkabilmek. Anne babamın emeklerinin öylece heba olmasına izin veremem. Verdiğim karar hiç şüphesiz en çok Sevda hanım ve Eslem'i sevindirecek. Fakat bunu umursamıyor, yeniden doğmak için son çırpınışlarımı sergiliyordum.
Merdivenlerden indiğimde salonda oturan anne kızın karşısına geçtim.
" Kabul ediyorum... Polat Çeliker ile evleneceğim. " dedim.