26

932 Kelimeler
Beraber yapılan kahvaltıdan bir gün sonra Melek pastanedeki işine geri dönmüştü. Beyza hanım ve kızlar onu büyük bir sevinçle karşılamış, gün boyu peşinden ayrılmamışlardı. Beyza hanım dışındakiler genç kızın hayatı ile ilgili bilgi sahibi olmadığı için Melek'i soru yağmuruna tutmuşlardı. Bir tek Beyza hanım, genç kız mutfakta yalnızken yanına yaklaşıp omzunu sıkmıştı. "Yardımcı olabileceğim bir şey olursa lütfen söyle. Her ne olursa çekinme olur mu?" Melek, kadının yüzüne baktı minnetle. Derin bir saygı parmak uçlarını karıncalandırdı. "Teşekkür ederim, buraya dönmeme izin vererek en büyük yardımı yaptınız zaten." Diye mırıldanıp kadının omzundaki elini minnetle tuttu. "Burası senin iş yerin Melekciğim tabiki döneceksin." Melek uzun zamandır ilk kez birileri tarafından bu kadar değer verildiğini, varlığının kimseye yük olmadığını hissediyordu. Bunu kendisine el olan insanlardan değil de ailesinden duymak istediğini düşündü. Eksiksiz, tastamam bir kadın olurdu o zaman. Başkasının yaralarını da kendi göğsünde büyütmezdi. Günlerdir ne annesinin ne de kardeşinin sesini duymuştu. Derin bir nefes alıp ellerini tezgaha yasladı. Herkes içerde müşterilerle ilgileniyor, o da mutfakta  siparişleri servise hazırlıyordu. Yeni bir müşteri gelene kadar eldivenlerini çıkarıp önlüğünün cebindeki telefonuna uzandı. Tereddütü de özlemi de öyle büyüktü ki kızın içinde hırçın bir fırtınaya neden oluyordu. Gözlerinden dökülüyor, yanaklarında ince uzun yollar yapıyordu.  Yine de içindeki tüm kırılan pencerelere inat rehbere girmeye gerek duymadan ezbere bildiği numarayı tuşladı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra annesinin insanı huzura boğan sesini duydu. "Melek, hiç aramayacaksın sandım. Nasılsın iyi misin? O çocuk üzüyor mu seni?" Kadının tek nefeste sıraladığı cümleler Melek'i gülümsetti. Eli yüzüne uzanıp, dudaklarına kapanana kadar ağladığını, neredeyse hıçkırmaya başlayacağını fark etmemişti. Ailesine olan özlemi kızın gövdesinde derin bir oyuk açıyor, omurgasını sızlatıyordu. "Sizi çok özledim. İyi misiniz? Kötü davranıyor mu sana?" Melek, annesi ağladığını fark etmesin diye derin bir nefes almak zorunda kalmıştı. Annesi de ondan farklı olmamalıydı ki kadının duraklamasındaki derin nefesler kulağına doluyordu. "Sen bizi merak etme. Korktu sanırım. Üzmüyor bizi. Sen iyi misin söylemiyorsun hiç?" "İyiyim ben aklın bende kalmasın. Sizi özlüyorum. Fırat soruyor mu beni?" Kardeşinin kahkahası kızın zihnin öyle hızlı doldu ki gülümsemesi saniyeler içinde büyüdü. "Sormaz mı her gün. Şimdi konuştuğumu öğrenince çok kıskanacak." Kadının gözyaşlarının arasından gülümsediğini hayal edebiliyordu Melek. Kendi yüzünü kurulayıp mırıldandı. "Evde ikiniz olduğunuz da ara beni olur mu? Sesinizi duymak istiyorum." Dedi yalın bir sesle. Aslında çok daha fazlasını söylemek istiyordu ama bazı kapıların yüzüne kapandığını da biliyordu. "Ararım merak etme. Sen ken..." "Anne hâlâ geç değil, hâlâ üçümüz bir hayat kurabiliriz." Annesinin cümlesini bitirmesine izin vermeden konuşmuştu. Bir türlü vazgeçmek nedir bilmiyordu. Annesi bir gün tamam der diye tüm hücreleriyle savaşmaya her daim hazırdı ama kadın bir kez bile geçit vermiyordu. "Sen artık kendi hayatını düşüneceksin kızım. Biz iyiyiz merak etme. Kendine dikkat et yeter." Kadının sakin sesi Melek'in içinde sürekli bir şeyleri kırıyor, bir kapıyı kızın yüzüne kapatıyordu. Melek sevdiği şeylerden vazgeçmeyi asla öğrenemiyordu. Kadını sessizce onaylayıp  telefonu kapattı. Toparlanmak için birkaç dakikaya ihtiyacı vardı ki yeni gelen tost siparişi bunu ona fazlasıyla sağlamıştı. Genç kız içindeki bu savaş karmaşasından kaçmak için saatlerce çalıştı. Sadece mutfakta değil, servise, bulaşığa hatta kasaya bile geçti. Pamir pastanenin büyük kapısından içeriye girene kadar kendiyle savaşı bitmek tükenmek bilmemişti. "Üç saat önce evde olman gerekiyordu farkındasın değil mi?" Pamir neredeyse öfkeli görünüyordu. Bu Melek'i hiç şaşırtmadı. Aksine bu durumdan garip bir keyif bile almıştı. "Eve saatle mi alacaksın artık beni? Bil diye söylüyorum bu hesabı anneme bile vermiyordum." Dedi genç kız sildiği masaya yaslanarak. Öfkelenmemişti ama adam duracağı yeri de bilsin istiyordu. Pamir'in saniyeler içinde yüzündeki ifade yumuşadı ama ses tonu değişmemişti. "Hesap ver diye demiyorum. Endişelendim sadece. Yani geç gelirsen haber verirsin diye ummuştum. " Melek gülümseyip başını iki yana salladı. Öyle ya adam onun için endişeleniyordu. İçindeki kafeste kelebekler kanat çırpıyor, genç kıza çoğu zaman soluk alacak yer bırakmıyordu. "Bir dahaki sefere haber veririm tabi. Merak etme." Dedi gülümseyerek. Sonra da adama doğru yaklaşıp mırıldandı. "Aç mısın?" Adamın saniyeler içinde bakışlarının koyu bir maviye dönüştüğüne yemin edebilirdi. Pamir aralarındaki mesafeyi azaltıp, elini genç kızın bel kıvrımına yerleştirdi. "Ben hep açım. Uzun zamandır." Genç kızın şaşkınlıktan göz bebeklerinin büyüdüğünü görebiliyordu. Kızardığını, nefesinin neredeyse kesildiğini, kendi fısıltısının genç kızı usulca sarstığını görebiliyordu. "Pamir, etrafta insanlar var. Ne yapıyorsun?" Dedi genç kız içine kaçan nefesini bulduğunda. Genç adam teslim olur gibi ellerini kaldırıp Melek ile arasına birkaç adımlık mesafe koydu. Ancak saklayacak değildi, genç kızın bu kızaran halleri o kadar hoşuna gidiyordu ki sürekli onu kışkırtma isteğiyle baş etmek zorunda kalıyordu. "O zaman bana kitap oku." Diye küçük bir çocuk gibi omuzlarını silkti Pamir. Yüzünde yaramaz, oyuncağının peşinden koşan çocukların o neşeli ifadesi vardı. "Çalışıyorum ama şu an görüyorsun. Akşam evde okurum." Aslında içeride birkaç kişiden başka kimse yoktu, mesaisi biteli iki saat olmuştu ama adamın bu yüz ifadesini izlemek genç kızın ruhunu genişletmişti. "Karnımı doyurmuyorsun bari ruhumu doyur." Dedi Pamir büyük bir gülümsemeyle. Çoktan cam kenarındaki bir sandalyeye oturup hevesle genç kızın yüzüne bakmaya başlamıştı bile. Melek, ona bakarken gülümseyip başını iki yana salladı. Adama hayır diyemeyeceğini ilk andan beri biliyordu. O yüzden hızlı adımlarla askıdaki çantasının içinden kitabını aldı. Pamir'in karşısına oturduğunda, genç adam hevesle arkasına yaslanmış kız arkadaşının okumaya başlamasını bekliyordu. "Bunu her zaman yapmam haberin olsun." Diyerek kaldığı kısmı hızla açtı. Pamir'in içini delen bakışlarını görmezden gelerek okumaya başladı. "Bir insanın kaderi dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar."* Paragrafın sonuna geldiğinde başını kaldırıp karşısında onu izleyen adama baktı. Genç kızın kitabın üzerindeki eline uzanıp parmaklarını sıktı. Melek paragrafı okumaya başlayınca adamın günlerdir fark ettiği bir şey gözünün önünde dolanmaya başlamıştı. "Biz, seninle ben yani bu yolda omuz verdik değil mi?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE