13

1792 Kelimeler
Bir şeyler genç kızın göğüs oluğuna birikiyordu. Azar azar, damla damla... Nefes almanın ona külfet olduğu zamanlarda yaşıyordu. Kalbi, son zamanlarda ona ihanet edercesine gövdesine dar geliyor ama genç kız bir kez bile şikâyet etmiyordu. Pamir genç kızın hayatına, benliğine, tüm ruhuna usulca sızıyor ve Melek'e ait tek bir nokta bırakmıyordu. Sanki Pamir genç kızın gövdesine kök salıyor, damarlarında dolaşıyordu. Pamir, ona her baktığında adamın mavi gözlerinden bir göktaşı genç kızın zarif bedenini delip geçiyor ve Melek göğsündeki bütün oyuklara rağmen gülümsüyordu. Melek, genç adamın iki ucu keskin kör bir bıçak olduğunu biliyordu. Neresinden tutsa, elini nereye uzatsa yara alması kaçınılmazdı. Üstelik geriye, irini gözyaşı olan, paslı bir kesik kalacaktı. Yine de, bütün bu bildiklerine rağmen Pamir'in onu seveceğine emindi genç kız. "Sadece vazgeçmemem gerekiyor." Diye fısıldadı genç kız. "Sadece vazgeçmemem gerekiyor." "Ne dedin?" Büşra'nın ona doğru eğilmesiyle kirpiklerini birkaç kez hareket ettirip arkadaşına döndü. "Hiç." Genç kızın havalanan kaşları Melek'e hiç inanmadığı belli oluyordu. "Benimle dalga geçtiğin zamanları daha dün gibi hatırlıyorum, benim minik pastam." Cümlesini bitirdiğinde Melek yüzünü ekşitmiş, derin bir nefes almak zorunda hissetmişti kendini. "Bunları Gökalp'e de söylüyor musun sen?" dedi, neredeyse inleyerek. Büşra'nın küçük kahkahası kantinde birkaç kişinin onlara dönmesine neden oldu. Büşra böyleydi işte, gülümseyerek, konuşarak ya da sadece varlığıyla bile ortamda olduğu herkesin dikkatini çekebilirdi. Melek farkında değildi ama Büşra da onun için aynı şeyleri düşünüyordu. Melek gülümsüyordu ve etrafında yıldız tozundan hareler ışıldıyordu. Dudaklarını aralayıp birkaç kelime ediyor, dize dize şiir yazılıyordu. Arkadaşı, bir yere adım atıyor aynı anda yedi iklim, dört mevsim peşi sıra geliyordu. Sadece farkında değildi. Etrafında o kadar çok yıkıcı fırtına, yok edici yangınlar vardı ki genç kız yüzünü aynada görse fark edemezdi. Büşra yanında olmaya, genç kıza yaslanacak bir omuz olmaya çalışıyordu ama Melek okuldan her eve gidişinde biraz daha küçülüyordu. Büşra'nın en çaresiz olduğunu hissettiği zamanlar, arkadaşının evden gelip her şey yolundaymış gibi gülümsemeye çalıştığı zamanlar oluyordu. "Bunlar sana özel canım, Gökalp ile ilişkimizi diri tutmak için daha farklı planlarım oluyor." Tüm düşündüklerine rağmen Melek'e küçük bir kahkaha attıracak bir şeyler söylemeyi başarmıştı. "O planlarını duymak istediğimi hiç sanmıyorum. " dedi eliyle gülümseyen dudaklarını gizlemişti. "Gün gelecek benim tecrübelerimden faydalanmak isteyeceksin. O zaman da ben söylemek istemeyeceğim. " Melek alnına avuç içini bastırıp nefeslerini düzenledi. Bir şey ciğerlerine hava yerine aşk zerrecikleri dolduruyor olmalıydı. Büşra'ya cevap vermek için dudaklarını aralasa da hemen yanında çekilen sandalyenin sesi genç kızı olduğu yerde taşlaştırdı. Pamir, sandalyesini genç kızın sadece birkaç milim uzağına çekmişti. Melek genç adamdan gelen sigara kokusunu, parmağının masanın üzerindeki sessiz ritmini ve en çok da bedeninin sıcaklığını duyumsuyordu. Pamir tek kelime etmeden sessizce oturmaya devam edince Melek, genç adama doğru dönüp "Günaydın." Diye fısıldadı. Pamir cevap vermeden başını sallamakla yetindi. Genç kız aradaki gerginlikten omuzlarını dikleştirme isteğiyle dolup taşmıştı. Büşra bu görüntüyü birkaç saniye izledikten sonra sessizce sandalyesinden kalktı. Melek mutlu görünüyordu. O yüzden şimdilik izlemekle yetinecekti. Ama Pamir'in en küçük hatası pençelerini çıkarması için yeterli olacaktı. Melek arkadaşının sandalyeden kalktığını da, onları yalnız bıraktığını da Pamir masaya bakmaya devam ettiğinde fark etti. Adam bu kadar yakınındayken, genç kızın dünyayla ilgili bütün algıları değişiyordu. Sanki görülmek için sadece Pamir'in yüzü, duyulmak için sesi, hissetmek için ılık nefesi yaratılmıştı. Şimdi genç adamın gergin yüzü, masada düzensiz ritim tutan parmağı sırf bu yüzden genç kızın gövdesini yıkıp geçiyordu. "İyisin değil mi?" Pamir, Melek'in her an dağılıverecekmiş gibi gelen sesini duyar duymaz sakinleşmek adına derin bir nefes aldı. Kızı korkutmak istemiyordu ama belli ki bunun için geç kalmıştı. Sakince sandalyesinde Melek'e döndü. Dizleri birbirine değince genç kızın kıpırdanıp düzensiz nefesler aldığını fark etti. Bu durum, Melek'in bu hali genç adamı bir kez daha güçlü kıldı. "Bu hallerime de alışsan iyi olur. Öyle etrafta gülümseyerek gezen tiplerden değilim ben." Melek, genç adamın sert sesine rağmen gülümsemesini engelleyememişti. Pamir, ne kadarının farkındaydı bilmiyordu ama genç kız bütünüyle adamı seviyordu. Az gülümseyen halini, gözlerinin buz kesen mavisini, sessizliğini ve daha fazlasını kabulleniyordu. Eli kendi bile farkında olmadan Pamir'in yüzünü buldu. Bu yaptığının ne kadar cesurca bir hareket olduğunu, adamın kıvrılan dudağından anladı. Parmakları biraz hareketlenince Pamir'in yüzündeki yeni çıkmaya başlayan sakallar eline hoş, derin bir his bırakmıştı. Genç adam, kızın elini tutup dizlerinin üstünde tutana kadar Melek keşfine devam etti. "Ne oldu? Yüzünün sevilmesinden de mi hoşlanmıyorsun?" diye sordu gülümseyerek. Bakışları sık sık adamın kucağındaki elini buluyordu. Sadece birkaç gün önce biri ona Pamir kendi kucağında elini tutuyor olacak deseydi, Melek muhtemelen içini yakan bir tebessümle sessiz kalmayı tercih ederdi. Ama şimdi adamın avucunun içindeki parmaklarına bakıyordu. Mucize, tam olarak böyle bir şey olmalıydı. "Alışık değilim diyelim." Adamın huysuz sesi Melek'i yıldırmıyordu. Sanki adam ezelden böyleydi ve Melek de onu sevmek için yaratılmıştı. Genç kız sorgusuz, sualsiz kendine verilen bir emri yerine getiriyor gibi seviyordu adamı. İnkâr edilemez, vazgeçilemez ve geri dönülemez bir biçimde. "Sen de sevilmeye alışabilirsin bence, sade kahveden daha kötü olamaz." Gözleri cümlenin sonuna doğru irice açılınca genç adamın üzerindeki gerginliğin dağıldığını, yüzünde ortalığa saçılmak için bekleyen tebessümler olduğunu fark etti. Melek'in göğsü ferahladı. Adam bir damla mutlu oldu diye, genç kızın içinde baharlar açılmıştı. Pamir usulca genç kızın bileğini kavrayıp avuç içine dudaklarını bastırdı. Varlığına, bu kadar sevilmenin verdiği hisse şükrederek genç kıza hak verdi. Sessizce genç kızın cümlesini tekrar ederken nefesi kızın teninde dans etmeye devam ediyordu. "Sade kahveden daha kötü olamaz." ..... Melek, montunun önünü kapatıp pastaneden dışarı attı adımını. Bahar bir türlü gelmek bilmiyor gibiydi. Durağa kadar ıslanması kaçınılmazdı ama bunu çok dert etmedi. Dünyaya bir meteor düşse de dert etmeyebilirdi. Yüzünden eksik olmayan bir gülümsemeyle geziniyordu. Gözleri ilgi odağını sık sık kaybediyor, kendine seslenildiğinde ilk seferde cevap veremiyordu. Bundan şikâyetçi olan tek kişi ise Büşra'ydı. Arkadaşı, âşık olmanın onu gökyüzünde gezdirdiğini söyleyip duruyordu. Ellerini cebine sokup durağa doğru giderken artık tanıdığı bir araba kaldırımın hemen önünde durdu. Açılan cama doğru eğilip Pamir'in yüzüne baktı. Genç adam sinirli görünüyordu ama bu Melek'i hiç şaşırtmamıştı. Adam mütemadiyen sinirli, sessiz ve birilerini parçalamaya hazırdı. Genç kız böyle zamanlarda ona kırılmamak için daha çok çaba göstermek zorunda kalıyordu. Her yeni gün onu ne kadar sevdiğini hatırlıyor, geri kalan her şeyi bir sis bulutunun arkasına gizliyordu. "Yağmurda ıslanmaya devam edecek misin?" Genç adamın tahammülsüz sesi kızı hemen harekete geçirdi. Montunun şapkasını çıkarıp arabanın ön koltuğuna oturdu. "Beni almaya mı geldin?" Pamir doğruca yola baktığı için kızın yüzündeki tebessümü, gözlerindeki heves pırıltılarını, beklediği cevaptaki ışıltıyı göremedi. "Hayır, bir arka sokakta arkadaşım oturuyor. Ama dönüşte sana uğramayı da düşünmüştüm." Dedi sakince. Arabayı genç kızın mahallesine doğru sürüyordu. Bu aralar bunu o kadar çok yapmıştı ki zihni tek seferde kıza giden yolları ezber etmiş olmalıydı. İşin aslı, kendini bu ilişkide boğulmuş gibi hissetmiyordu. Melek onu sevdikçe, böyle canı ona emanetmiş gibi baktıkça, genç adam huzurlu olduğunu fark ediyordu. Omuzlarındaki ağırlıklar onu daha az dibe çekiyor, yalnız kalmak onu o kadar da ürkütmüyordu. "Arkadaşın?" Melek, cümlede ilgisini çeken kelimeyi çekip sakince mırıldandı. Pamir'in vereceği tepki onu ürkütmese kaşlarını çatıp "Arkadaşın kim ve ben neden tanımıyorum?" diyebilirdi. Genç adamla yüz yüze gelmemek için camdan dışarı bakmaya başladı. "Seni aldattığımı falan mı düşünüyorsun?" Melek, adama doğru dönünce dudağının kenarında usulca bir kıvrılma gördü. Gerçek bir gülümseme olmasa bile genç kız derin bir nefes alma ihtiyacıyla dolup taşmıştı. Genç adam arabayı durdurup, bütün bedeniyle Melek'e dönerek cevap beklediğini belli etti. "Öyle bir şey söylemedim." "Ama düşündün." Pamir'in sohbetten keyif aldığını güzel gözlerini kısmasından anlamıştı Melek. Ama ne yazık ki o Pamir kadar hoşlanmamıştı bu sohbetten. Alacağı cevapları bilmemek kızın diken üstünde gibi hissetmesine neden olmuştu. Pamir elini genç kızın yüzüne uzattı. Parmağı usulca dudağının kenarını okşayınca Melek nefesinin göğüs kafesinde büyüdüğünü, bir yumak gibi kaburgalarında dolandığı hissetti. Kalbi, yıllardır olduğu yerden memnun değilmiş gibi çırpınıyor, kızın canını yakıyordu. "Çapkın olmadığımı söylemiyorum ama bir ilişki yaşıyorsam sadık bir adam olurum. O kadar alçak değilim. Eğer hayatıma başka birini sokmak istersem bundan ilk senin haberin olur." Genç kız, adamın ne söylediğinden çok da emin değildi aslında. Bütün dikkati dudağının kenarını okşayan ılık parmaktaydı. Bu yüzden sadece başını sallamayı akıl edebilmişti. Pamir, kızla arasında mesafenin canına okuduğunda nefesi yüzünü okşadı. Pamir, sakince burnunu kızın burnuna dokundurdu. Kızın bir eli adamın bileğini kavradı. Oturduğu yerde yok olacakmış gibi tutundu adama. "Seni burada öpmemden çok hoşlanmazsın herhalde." Diye mırıldandı. Nefesi kızın aralık dudaklarından usulca süzülmüştü. Sonra da kızın burnuna bir kez daha dokunup ondan uzaklaştı. Melek, adam ondan uzaklaşıp camdan dışarı bakana kadar nerede olduklarının çok farkına varmamıştı. Kendine birkaç saniye verip sakinleştikten sonra etrafına baktı. Mahalleye gelmişlerdi ve kız bunun farkında bile değildi. Melek dünyayla bağlantısını tamamen koparmış olmalıydı. "Ben gitsem iyi olacak." Adamın onun bu haline gülümsediğini görmeden arabadan inip eve doğru yürümeye başladı. Kalbi bütün hızıyla atmaya devam ediyordu. ****** Melek çorbasından bir kaşık daha aldıktan sonra Fırat'ın ona anlattıklarını dinlemeye devam etti. "Ama bir penaltı atmışım abla, inanamazsın." Melek, kahkaha atmamak için kendini zorlukla tuttu. Penaltının ne olduğu hakkında ufacık bir fikri yoktu ama Fırat'ı bu kadar mutlu ettiğine göre iyi bir şey olmalıydı. Kapının çalmasıyla söylemek istediği bütün cümleler sessizce ortalığa saçıldı. Annesi açmak için ayaklanırken, kapının yumruklandığını fark etti Melek. Açılan kapıdan adamın öfkeli sesini duydu. "Nerde senin o kızın?" Melek içgüdüsel bir hareketle ayağa kalkıp Fırat'ın hemen önünde durdu. Annesinin yutkunarak onları izlediğini fark etti. Tartışma nedeni ne olursa olsun annesi bir kez daha onu yalnız bırakacaktı. "Fırat, geç odana kapat kapıyı." Adamın gür sesi Fırat'ı yerinden sıçratsa da çocuk gitmek istemediğini belli eden bir tavırla oturduğu yere daha bir yerleşti. "Geç lan içeri, senden çıkarmayayım hıncımı." Melek, kardeşine gülümsemeye çalıştı. Çocuk ona güvenmiş olmalıydı ki kaşığını bırakıp odasına yöneldi. Adam oğlunun arkasından birkaç saniye bekleyip Melek'e doğru yaklaştı. Adımları yeri sertçe dövüyordu. "Ne oluyor Ahmet abi? Dedi sakince Melek. İlk kez adamla tartışmıyordu. Nihayetinde bu evin garip rutinlerinden biriydi artık bu tartışmalar. Melek, yine adamı dinleyecek, sesini çıkarmayacak adam tüm öfkesini kusacaktı. "Sen beni milletin diline düşürmeyecektin. Bu kez yettin artık. Elin adamlarıyla araba köşelerinde öpüşmek ne?" Adam kızın kolunu kavrayıp olanca gücüyle sıktı. Melek annesinin cılız sesini duydu önce. Sonra da adamın ona sesini kesmesini söylediğini. "Cevap versene. Elin herifleriyle mi düşüp kalkıyorsun? Büşralara deyip nerelerde kalıyorsun sen?" Melek, adamdan kolunu kurtarıp birkaç adım geriye gitti. Eğer annesinin beyazlayan yüzünü görmese adamı olanca gücüyle iterdi. Ama yine sakince cevapladı adamı. "Kimseyle düşüp kalktığım yok benim." Melek acıyan kolunu ovaladı. Morarmamasını umdu. Annesinin adamın kolunu tutup ona yalvardığını görebiliyordu ama belli ki kocasının umurunda değildi. "Düşüp kalktın mı kalkmadın mı göreceğiz, hastaneye gidiyoruz yarın. Rezil olduğum yetti millete." Melek'in gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Adamın ondan istediği şey duyduğu en saçma şeydi. Hastaneye götürmek için onu öldürmesi gerekecekti. "Sen milletin ağzını kapatacaksın diye asla gitmem hastaneye. Benim ne yaptığım kimseyi ilgilendirmez. Beni böyle alçaltmanıza izin vermeyeceğim." Melek sakinliğini korumakta zorlanmıştı ama yine de bağırmamayı başardı. "Kes, sokaktan kurtardım ben sizi." "Kurtarmasaydın o zaman. Senin kahrını çekeceğimize sokakta bıraksaydın da ölseydik." Genç kızın yükselen sesi ipin koptuğu son andı. Adamın gözlerinin değişen rengini gördü. Saniyeler sonra adamın bütün gücüyle genç kızın suratına attığı tokat bu yüzden Melek'i şaşırtmadı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE