24

971 Kelimeler
Genç adam dakikalardır pencereden dışarıyı izliyordu. Sessizce, kimsesiz bir çığlıkla cama vuran iri damlaları dinliyordu. Kendi hayatı öyle ustaca yerle bir edilmişti ki şimdi arkasına dönüp baktığında o enkazdan nasıl sağ çıkabildiğine, kendini nasıl bir uçurumdan aşağıya bırakmadığını bilmiyordu. Uzun zamandır yaşadığını, nefes almaktan daha fazlasını hissettiğini biliyordu. Babası, ki ona böyle söylemek büyük bir zulümdu, annesini öyle çok sevmemiş öyle çok kendinden mahrum bırakmıştı kadına kucak açan tek şey bir dar ağacı olmuştu. Pamir kendi sevgisizliğine alışmış dahası bunu yok saymayı çok çabuk öğrenmişti. Ama annesi her seferinde daha çok yıkılıyor, yeni bir harabe oluyor, adamın üzerine devriliyordu. Pamir en çok bu yüzden kırılmış, annesinin intiharından sonra bu yüzden ayağa kalkamamıştı. Kadının, oğlunu daha çok seveceğine inanmıştı. Bir anne olarak kocasını değil, evladını bağrına basmak isteyeceğini düşünmüştü. Ah, ne büyük yanılgıydı. Annesi, kocasına hayatını altın tepside sunmuştu. Her seferinde daha fazla oğlundan vaz geçerek, onu da bu acımasız kumarda harcayarak ayrılmıştı. Pamir dağıldığı dönemi artık hatırlamakta zorlanıyordu ama emin olduğu tek bir şey vardı. Yok olmasına, bu dünyadan yarım akıllı bir hiç gibi ayrılmasına ramak kalmıştı. Bunu Melek'e anlatmamıştı ama hikayenin en kötü kısmı dedesinin onu bulmadan önce babasının bulmuş olmasıydı. Pamir, adamın hırsından, kötülüğünden, kalbindeki katran karasından oğlunu izbe bir akıl hastanesine kapattırdığında emin olmuştu. Dedesi onu bulup kurtarmasaydı o hastanenin karanlık bir odasında öleceğine emindi. Pamir elini cama yaslayıp derin bir nefes aldı. Bununla yaşamak zordu. Ama alıştığını hissediyordu. Bunun nedenini tahmin etmek zor değildi. Pamir arkasına bakıp koltukta uyuyan genç kıza baktı. Yaslandığı yerde öylece uyuyakalmıştı. Saçlarından bir tutam koltuğu berrak bir örtü gibi saklıyordu. Yavaş adımlarla koltuğa yaklaşıp genç kızın boynunun ağrıyacağını düşünerek sakince yastığın üzerine çekti. "Pamir." Genç kızın korkmuş  fısıltısı adamı kısa bir an dondursada yastığını düzeltmeyi ihmal etmedi. "Burdayım ben uyu hadi." Koltuğun ucundaki kalın örtüyü alıp kızın üstünü örttü. Melek, adamı dinlerken uyuyakalmıştı, ağlayarak. Adamın acısını kendi göz bebeklerinde taşıyarak uyumuştu. Pamir bunun özlemini bir ömür çekmişti. Şimdi Melek büyük bir nimet, tüm hayatına kefaret gibi onun acısına ağlıyordu. Genç kızın yanından ayrılmadan, koltuğa yaslanarak yere oturdu. Başını biraz arkaya yaslayınca genç kızın elleri adamın saçlarını buldu. "Bununla baş edebilir miyim bilmiyorum." Melek adamın saçlarına ipekten bir buse konduruyordu elleriyle. Sesinde ince bir kırgınlık vardı ama Pamir'den çok onu bu hâle getiren o katran karası geceye kırılmıştı. Onu başka biri haline getiren o alevden güne. "Sana yemin ederim temizim Melek. Seni buna nasıl ikna edebilirim bilmiyorum ama bunu kendime bir daha yapmam. " Genç kıza doğru dönecekti ki Melek'in saçını okşamaya devam eden elleri onu durduruyordu. Kızın uykuya bulanmış sesinden derin bir nefes Pamir'in boynuna ulaştı. "Biliyorum, yalan söylemiyorsun ama benim bunu kabullenmem için biraz zamana ihtiyacım var sanırım." Diye fısıldadı. Pamir telaşla kızın dokunuşundan uzaklaşıp tamamen Melek'e döndü. Böyle kızın hemen önünde diz çökmüş gibi görünüyordu. "Gitmeyeceksin değil mi?" Sesi telaşlı, neredeyse korkarak çıkmıştı ama genç adam farkında değildi. Melek birkaç kez uykulu gözlerini kırptı. Omzunu silkip gözlerini tamamen kapatmadan önce fısıldadı. "Gidemem ki." Melek uyumaya devam ederken Pamir derin bir soluk almıştı. Alnını kızın ellerine yaslayıp sakinleşmeye çalıştı. Gitmeyeceğim dediyse gitmezdi değil mi, adamı buna inandırıp onu arkasında bırakmazdı. Günün ilk ışıkları pencereden sızana kadar oturduğu yerden kalkmadı Pamir. Melek'i izleyerek, dokunmaya kıyamayarak hemen kıyısında oturdu. Hava tamamen aydınlandığında tutulan bedenini kaldırıp telefonuna uzandı. Arkadaşı uyanmış mıydı bilmiyordu ama Pamir onu uyandırmaktan çekinmeyecekti. *** Melek saatler sonra gözlerini araladığında kendini uzun, çakıllı bir yolda yürümüş gibi hissediyordu. Pamir, genç kızın kalbinden çok daha fazlasına sahipti, Melek bunu dün gece daha iyi anlamıştı. Adam isterse kızı elinde eğip bükebilir, kendi omurgasından yeniden inşa edebilirdi. Pamir ona elini uzattığında, gülden bir bahçenin kapısı açılmıştı önünde. Şimdi o güllerin dikenleri tenine batarken bunu daha çok hissediyordu. Dün geceye, adam ona yaralarını gösterene, kadar Melek onun hayatının inci bir köşkten ibaret olduğunu düşünmüştü. Ancak gerçeklik keskindi, adam o inci köşkün altında ezilmiş, parçalanmış geriye kalanlardan yeni bir Pamir yaratmıştı. Melek onu o geceden önce tanımayı dilerdi. Pamir bir insanı iliklerine kadar severken ve sevmekten bu kadar korkmazken nasıl bir adamdı görmeyi isterdi. Ama inkâr edecek de değildi, Pamir iyileşiyordu. Onu koridorda gördüğünde gözleri buzdan olan adama benzemiyordu artık. Gülümsediğinde baharın sabah ışıkları doluyordu göz bebeklerine. Bazen Melek'e bakıyor, aydınlık bir iklim adamın peşi sıra kızın gövdesine doluyordu. Ama yine de onu sevdiğini hiç söylememişti. Bazı kelimelerin ağırlığı vardı. Sadece söylendiği zaman değil, söylenmediğinde de insanı öldürebilirdi. Koltuktan kalkıp ayaklarını yere sarkıttı. Etrafına bakıp, gözleri ile odanın çevresini inceledi. Pamir buralarda görünmüyordu. Kalkıp camdan dışarıya baktı. Gece yağan yağmurun arkasından ince bir sis tabakası kalmıştı ama birkaç saat içinde güneş o güzel yüzünü gösterir diye düşündü. Önce yatak odasına baksa da açık olan kapıdan odanın boş olduğunu görebiliyordu   Kapalı olan mutfak kapısına doğru yaklaşınca Gökalp'in sesini duydu. Kız uyurken gelmiş olmalıydı.  "Sana inanacak, sadece biraz zaman ver ona. Sürekli gider mi diye düşünmekten vazgeç. Kızı korkutacaksın." Melek, dinlememesi gerektiğini biliyordu ama Pamir'in söyleyeceklerini duymak istiyordu. Bazen herkes kadar onun da kuralları çiğnemeye hakkı olmalıydı. "Benden korkuyor mudur sence?" Melek'in gözleri şaşkınlık ile açıldı. Adamın öfkeli haliyle karşılaştığında bile ona ondan korkmak ilk seçenekleri arasında olmamıştı. Sadece, endişeleniyordu. Adam tekrar aynı kör kuyuya düşerse, o cehennem bu kez ikisinin üzerine de yağarsa diye ince bir bulut çöküyordu kalbine. "Pamir, kes artık şunu. Kendine gel. " Gökalp sesini kısık tutmak istiyor gibiydi ama  yine de kendini tutamamış olmalıydı. Tartıştıklarını düşünmüştü ancak Gökalp bundan keyif alıyordu. Adamın sesinde ince bir alay kol geziyordu. Gökalp'in çok fazla haliyle tanışmıştı o yüzden bir durumdan keyif alıyorsa bunu bilirdi.  " Kızı uyandıracaksın sessiz ol." Pamir'in keskin fısıltısını neredeyse duyamayacaktı. Biri bir sandalye çekmiş olmalıydı ki tiz bir ses duyuldu. "Resmen kahvaltı hazırlıyorsun. Büşra'yı arayacağım bu anı kaçırsın istemem." "Dalga geçecek bir şey mi anlatıyorum ben sana. Canımı sıkıyorsun Gökalp, Melek beni terk edecek diyorum sana." Birinin hızlı soluklarının yanında Gökalp'in sakin sesi kulaklarına dolduğunda Melek derin bir nefes alma ihtiyacı ile dolmuştu. "Eğer ona aşık olduğunu söylersen, seni bırakmaz. Hiçbir zaman."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE