Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.'
Necip Fazıl KISAKÜREK
Bölüm şarkısı: Cat Pierce- You Belong To Me
5.Bölüm: "GİYSİLERİN SIRRI"
Hikmet Çetiner, dibi kalan sigarayı kül tablasına bastırıp söndürdü. " Selim'den bir haber var mı?"
Adam, zaten dik olan duruşuna gelen soruyla biraz daha çeki düzen verdi ve ellerini önünde birleştirdi. " Hala ölüp ölmediği bilinmiyor, efendim. Bana sorarsanız saklanıyor, yoksa şimdiye cesedi çoktan elimize geçmişti."
Hikmet Bey'in yüzünde alaycı bir gülüş belirirken ellerini beyazlamaya başlayan kirli sakallarında gezdirdi.
" Saklansın bakalım, Uzay isminin arkasına saklanıp asparagas haberlerle kurtulabileceğini mi sanıyor?" masasındaki kalemi elinde iki tur döndürdükten sonra ağzından samimiyetten uzak bir kıkırtı kaçtı. " Patlamaymış, peh!"
" Ne yapacağız, efendim?" yaşlı adam en sadık adamından gelen soruyla yüzündeki gülümsemeyi sildi ve kalemi masaya sertçe bıraktı.
" Kuşu serbest bırakacağım Halil. Er ya da geç ortaya çıkacak. Bir adam bul ve reddedemeyeceği bir rakam karşılığında Reyhan Soydan'ı öldüren kişinin kendisi olduğunu söylemesini sağla. Bu şimdilik ortaya çıkması için yeterli olacaktır."
-Eftalya-
" Anne biraz daha sıkarsan boğulacağım!" Efgan'ın sesiyle kendime gelirken birkaç saniye şaşkınca atkıyla boğduğum oğluma baktım. Hemen atkıyı gevşetirken Efgan da derin bir nefes alıp verdi ve gülümsedi. " Çok dalıyorsun bugünlerde anne." Gülümseyip kıvırcık saçlarını karıştırdım.
Teyzemin katilini gördüğümden beri fazla dalıyordum, evet. Her ne kadar bunu Efgan'a yansıtmak istemesem de farkediyordu işte. Gerçi farkedilmeyecek gibi değildi ki, boğuyordum çocuğu!
" Cemre ile kalabileceğine emin misin? Çok gecikmemeye çalışacağım." Efgan yeşil gözlerini bilmiş bilmiş devirip bana kendimi aptal gibi hissettirecek bir bakış attı. Bu çocuk neden bu kadar bilmiş Allah'ım? " Anneciğim merak etme, biz sarı şekerimle idare ederiz. Sen güzelce işini yap, yeter." Kaşlarım havalanmış bir şekilde bir kez daha saçlarını karıştırdım ve ayağa kalktım.
" Pekala." Deri ceketimi üzerime geçirdim. Başımda hissettiğim boşlukla gözüm odada siyah beremi aradı. " Efgan beremi gördün mü anneciğim?" Efgan da gözlerini odada gezdirirken başını olumsuz anlamda salladı. Yapacak bir şey olmadığından Efgan'ı evden çıkarttım. Son kez küçük salonda gözlerimi gezdirdikten sonra ben de Efgan'ın ardından çıkıp kapıyı kapattım.
Cemre bizi kapının önünde arabasına yaslanmış bir şekilde bekliyordu. Yanına doğru ilerledim. Cemre de bizi farkedip gülümseyerek bana ardından da Efgan'a kollarını sardı. " Bugün beraberiz ha yakışıklı?" Efgan saçlarını karıştıran Cemre'ye burnunu kırıştırarak bakarken ne düşündüğü belliydi.
'Ne istiyorsunuz saçlarımdan?'
" Ben artık gitmeliyim Cemre. Size iyi eğlenceler!" Vedalaştıktan sonra yanlarından uzaklaştım. Üşümeye başlayan ellerimi deri ceketimin ceplerine sığıştırırken yüzüme yapışan turuncumsu saçlarıma bir kez daha lanet ettim. Neredeydi ki bu bere? Gece başımdaydı oysa ki.
Gece.
Başımdaydı.
Katilin evinin önündeyken yani.
Kafamda çakan şimşekle adımlarım bıçakla kesilir gibi kesildi. Orada düşürmüş olamazdım değil mi? Bu aptallığı yapmış olamazdım. Gerçi, ne olacaktı ki canım? Siyah bir bere işte, hani herkeste olabilecek olan bir bere.
Kendimi bir nebze de olsa rahatlattıktan sonra sıkıntılı bir nefes verip işe geç kalmamak için hızlı adımlarla barın olduğu sokağa ilerlemeye başladım.
Kendimi yorgunlukla personel odasındaki deri koltuğa atarken uykusuzluğum nirvanadaydı sanki. Bugün cumartesi olduğundan bar diğer günlere göre iki kat daha yoğundu. Buz gibi havaya rağmen alnımda biriken ter damlalarını önlüğümle silerken ne kadar berbat gözüktüğüm umrumda değildi.
" Yoğun bir gündü ha?" ellerini bezle kurutarak kapıdan bana sırıtan Tom'a halsizce başımı sallayıp ayaklandım. Kolumdaki eskimiş gümüş saat, gece üçü gösteriyordu. Of, yine çok geçe kalmıştım.
En kısa zamanda gündüz vakti çalışabileceğim bir iş bulmalıydım. Tek olsam neyseydi de, Efgan için zor oluyordu. Onu oradan oraya sürüklemek benim de hoşuma gitmiyordu. Belki yardımcı olabilir umuduyla Tom'a sıkıntılı bir bakış attım.
" Tom, gündüz vakti garsonluk falan yapabileceğim eleman arayan tanıdığın olma ihtimali var mı?" Kaşları havalanırken düşündüğünü belli edercesine gözlerini personel odasında gezdirdi.
" Aslında buralara yakın bir yerde bildiğim bir kafe var. Sahibi yaşlı bir adam, seni seveceğine eminim. Aynı zamanda kitapçıdır da. İnsanlar hem kitap okuyor hem de kahvelerini içebiliyorlar. Tam senlik bir iş!" hevesle öne doğru iki adım atıp yanına yaklaştım.
" Adresi verebilir misin? Yarın ilk iş oraya uğrayacağım." Başını salladı ve cebinden siparişler için kullandığımız not defteriyle bir kalem çıkartıp adresi yazdı. Dudağımı kemirirken bu işi alabilmek için içimden dua etmeye başladım. Eğer olursa gayet güzel ve güvenli bir işti. Belki buradaki kadar kazanamazdım ama en azından hem kendimi hem de Efgan'ı perişan etmezdim.
Tom'a veda ettikten sonra ceketime iyice sarılarak bardan çıktım. En son 1 saat önce Efgan'ı kontrol etmek için Cemre'yi aradığımda uyanıktı, hala uyanık olması umuduyla tekrar aradığımda çalan ama açılmayan telefona gözlerimi devirdim.
Uyumuşlardı demek. Daha fazla rahatsız etmenin bir manası yoktu. Soğuk havaya söylenerek eve doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Her gün geçtiğim tanıdık yollar gözüme bugün daha bir korkunç görünürken başımı iki yana doğru salladım. Paranoyak düşüncelerle kendimi korkutmanın hiçbir faydası yoktu. Ahşap ev görüş açıma girerken açık olan kapıyı görmemle kaşlarım eş zamanlı olarak çatıldı.
Temkinli adımlarla kapıya yaklaşırken içeriye girmeden gözlerimi küçük odada gezdirdim. Bir şey görünmüyordu fakat kapı neden açıktı?
İçeriye adımımı atarken tahminen yatak odasından gelen tıkırtıyla irkilip iki adım geriledim. Gözüme ilişen annemin eskimiş vazosunu elime aldım. Ses çıkarmamak için minik adımlarla yatak odasına doğru ilerlerken tek dayanağım olan vazoyu iki elimle sıkıca kavramıştım. Hırsız olsa, neden bu eve girsindi ki? Abartısız sokaktaki en dikkat çekmeyen, yaşanılmayacak evdi burası. Çalınacak ne görmüştü de biri buraya giriyordu? Belki de bir kediydi, sadece ben fazla paranoyaktım. Yine de duyduğum fısıldama sesleri bu tezimi çoktan çürütmüş ve titrek bir nefes vermeme neden olmuştu. Fısıldayan kişi büyük bir ihtimalle telefonda konuşuyordu.
" Evde kimse yok Ali Bey." Duyduğum isimle kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatılırken o an gözlerimden ateş fışkırdığına emindim. " Evet, eminim. Evin her yerine baktım. Hoş, zaten ev yaşanılacak gibi değil adresin burası olduğuna emin misiniz?" Bizi evden kovduğu yetmiyormuş gibi bir de gittiğimiz yerde bize rahatsızlık vermeye devam ediyordu soysuz! Kullandığım hakaretle soyadının çelişkisi beni sinirle güldürürken ses çıkarmamak için ağzımı elimle örttüm ve vazoya iyice sarılıp adamın telefon konuşmasını sonlandırmasını bekledim. Eğer adama telefonla konuşurken bir şey olursa seslerden şüphelenip birilerini daha gönderebilirlerdi, bu riski alamazdım. Efgan'ı Cemre ile bırakmış olmama şükrettim. Adam telefonu kapatıp cebine atarken yerimde doğruldum ve ses çıkarmadan yanaşmaya başladım. Adam yatak başlığının üzerindeki düş kapanını incelerken " Buradasınız demek." diye mırıldanmıştı. Adamın düş kapanını incelemesini fırsat bilip arkasında bittim ve vazoyu sertçe ensesine geçirdim. Zaten sağlam olmayan vazo adamın ensesinde tuzla buz olurken adam dengesini kaybedip yere düştü.
Düşmesiyle vakit kaybetmeden etkisiz hale geçirmek için karnına birkaç tekme atarken yeterli olduğunu umarak uzaklaştım. Düş kapanını çividen çıkartıp elime alırken almam gereken başka birşey var mı diye gözümü etrafta gezdirdim. Biriktirdiğim paralar zaten sırtımdaki çantadaydı. Giysiler şimdilik kalabilirdi. Hareketsiz yatan adama son bir kez daha yüzümü buruşturarak baktım ve cam parçalarına dikkat ederek birkaç adım attım. Sağ ayak bileğimin sertçe tutulmasıyla adımım havada kalırken gözlerim anın verdiği şaşkınlıkla büyümüştü. Bayılmamış mıydı bu adam?
"Benden bu kadar çabuk kurtulacağını mı sandın küçük cadı!" sinirle tuttuğu ayağımı ona doğru savururken ayağımı çekmesiyle camların üstüne düşmüştüm. Tenime çivi gibi batan cam parçalarıyla acıyla inlerken adam doğruldu ve ayakkabısıyla yerdeki elimin üzerine sertçe basmaya başladı. Acıyla çığlık atarken adama sövmeyi de ihmal etmiyordum.
" Orospu çocuğu! O köpeği olduğun pisliğe söyle; asla istediklerini alamayacak, duydun mu beni!" Adam iğrenç bir şekilde sırıtırken ayakkabısını iyice elime bastırdı. Elimin işlevini yitirdiğine emin olmuştum, alttan camlar batıyor bir yandan da eziliyordu çünkü!
" Yerde sefil bir şekilde sürünürken fazla yürek yemiş bir şekilde konuşmuyor musun sence küçük sürtük?" Acıdan çok sinirle bir kez daha çığlık atarken bir kez daha bağırdım. " Psikopat!"
Son güç kırıntılarımla elimin üstündeki ayağına yerden aldığım cam parçasını saplarken boşluğundan yararlanıp sağlam elimle adamı yere çektim. Adam camların üstünde kayıp yanıma çakılırken bir kez daha yakalayamaması için aceleyle düş kapanını da alıp odadan gücüm elverdiğince koşarak çıktım. Sırt çantamın sırtımda olup olmadığını kontrol ederken bir yandan da ezilen elimi sağlam elimle sıkıca tutuyordum. Evden koşarak çıktım ve öylesine koşmaya da devam ettim. Şu anlık o adamdan kaçsam yeterdi, nereye gittiğim çok da önemli değildi. Görüş açım bulanıklaşırken yeterince uzaklaştığımı düşünüp girdiğim aralıktaki duvara yaslanarak yere çöktüm. Üzerimdeki yünlü beyaz kazağın yünleri batan camlar yüzünden yer yer sökülmüştü ayrıca kesilen yerlerimden bulaşan kanlar da kazağın üzerinde yer edinmişti. Yüzümdeki yanma hissinden de suratımın da camlardan nasibini aldığını anlamıştım.
Teşekkürler annemin antika vazosu! Çok işe yaradın, sağol!
Dudak etimi sertçe dişlerken ezilen elimi incelemeye başladım. Baktıkça başımın daha da döndüğünü farkedince incelemeyi bırakıp gözlerimi kapattım ve sertçe yutkundum. Şu an perişan gözüktüğüme emindim, umarım birileri beni bu halimle bulmazdı. Zayıf gözükmekten nefret ediyordum.
Yaklaşık on dakika o şekilde kaldıktan sonra gözlerimi hafifçe araladım ve karanlık sokakta gözlerimi gezdirdim. Gözlerim sokaktaki tek renkli şeye, düş kapanıma kaydı. Koşarken birkaç tüyü düşmüş olmalıydı ki biraz seyrekleşmişti. " En azından seni kurtarabildim, ha?"
Gözlerim yavaşça kendiliğinden kapanırken düş kapanını sıkıca kavradım.
&
Adam endişeyle odayı turlarken bir kez daha arkadaşına söylendi. '' Uzay sence de şu adamın suçu üstlenmesi çok garip değil mi? Bunun arkasında babanın olduğuna adımın Ceyhun olduğu kadar eminim. ''
Selim, gözlerini devirip kupanın dibindeki soğumuş olan kahveyi kafasına dikti. Gözlerini boş sokaktan ayırmadan en yakın arkadaşını cevapladı. '' Ölmediğimden artık emin olmalı. Ortaya çıkmamı istiyor. Her neyse anlaşılan bir süre daha buraya kapanacağım. Sen de küçük bir kız çocuğu gibi evhamlanmayı bırak Ceyhun, canımı sıkıyorsun.''
'' Hikmet Çetiner bu sefer gerçekten kararlı seni yok etmekte Selim. Şu rahatlığını anlamıyorum. Sen de biraz kendin için endişelensen iyi olacak. Ulan şu gencecik yaşımda yaşlandım senin yüzünden piç herif!'' Ceyhun'un laflarıyla Selim'in dudağının bir kenarı kıvrılırken boş kupayı sertçe sehpaya bıraktı. Arkadaşı asıl ismiyle ona seslendiğine göre gerçekten sinirlenmiş olmalıydı.
'' Karşımdaki Hikmet Çetiner olabilir ama unutuyorsun galiba; senin de karşısında tıpkı kendisi gibi yetiştirdiği oğlu Selim Çetiner var. Ne yapacağı varsa yapsın, karşılığını da alır.''
'' Hah! Kime laf anlatmaya çalışıyorsam zaten? Her neyse, açım ben. Yiyecek bir şeyler almaya gidiyorum, istediğin bir şey?''
'' Geri gelmemen.'' Ceyhun ceketini giyerken arkadaşına yapmacık bir gülüş atıp '' 15 dakikaya yanındayım bebeğim.'' diyerek kafasına koca bir kupanın denk gelmesi ihtimaline karşı kendisini dışarı attı. '' Kıçım dondu lan, bu nasıl hava?''
&
'' Tanıyorum diyorum kızı, sokakta mı kalsın bu halde lan it herif?'' Üşüyorum anne.
'' Kötü görünüyor durumu, bilmiyorum. Getiriyorum kızı, söylenme boşuna.'' Efgan, o nerede? Ben neredeyim ya da?
Gelen sıcaklıkla gözlerimi hafifçe araladığımda sokakta olmadığımı kavramıştım.
Aferin Eftalya, nasıl düşündün bunu? İnanılmaz.
Her yanım ölümüne ağrıyordu. Yan tarafımdan gelen sesle sonunda kafamı çevirmiş ve bir adamla karşılaşmıştım. Bu beni taşıyan adam olmalıydı. Sonunda sesime kavuşabildiğimde kuruyan ağzımı zar zor oynattım.
'' S-sen de kimsin?'' ağzımı zar zor açıp sonunda sesimi çıkarabildiğimde beni taşıyan adam bir an irkilse de hemen toparlanmış ve gülümseyerek bana dönmüştü.
'' Ayıldın demek?'' Bu adam... Bu adam Efgan'la beni kurtaran adam değil mi ya? Hani şu katilin arkadaşı olan? Gözlerim irice açılırken yerimde doğrulmaya çalıştım. Elimi zorlamamla hafifçe inleyip sinirle sargılanmış elime baktım.
'' Fazla hırpalanmışsın, hareket etmezsen senin yararına olur.''
"Sağol ya (!). Ne işim var benim burada?" Odayı daha yeni incelerken buranın geçen akşam pencereden gördüğüm ev olduğunu anlamamla iyice korkmaya başlamıştım. Ya o da buradaysa? Peki ya saat kaçtı? Efgan ve Cemre meraktan ölmüş olmalılar.
'' Duvar kenarında baygın yatıyordun. Durumunun kötü olduğunu düşünüp buraya getirdim. Bu kadar korkmana gerek yok.'' Kötü bir niyetinin olmadığını anlamamla kısık bir nefes verdim dışarıya. Aklıma Efgan'ın gelmesiyle elimin ve diğer uzuvlarımın acısını umursamadan ayaklandım.
'' Benim Efgan'a gitmem lazım. Çok endişelenmiştir şimdi.'' Aceleden gözüm hiçbir şey görmüyordu sanki. Tabi bunun yanında katilin burada olma ihtimali düşüncesinin verdiği korku ve sinir de vardı. Kenarda duran çantamı elime aldım. Koltuğun üzerindeki siyah deri ceketimi görmemle hemen üzerime geçirmiş ve bana açılmış gözlerle bakan adama '' Her şey için çok teşekkürler, daha iyiyim. Ama şimdi gitmeliyim.'' diye mırıldandıktan sonra koşar adımlarla evden çıkmıştım. Evden iyice uzaklaştığımı anlayınca rahatlamış ve derin bir nefes daha dışarıya bırakmıştım. Şimdi daha iyi hissediyordum. Hemen Cemre'nin verdiği adrese doğru yola koyuldum. Çatlamış olan saatim neredeyse sabah olacağını gösteriyordu. Sinirle tuhaf bir ses çıkartıp hızımı arttırdım. Cemre'nin evinin olduğu apartmana geldiğimde daha rahatlamış hissediyordum. Dördüncü kata çıkıp 12 numaralı dairenin zilini çalarken oldukça heyecanlıydım. Oğlumu çok özlemiştim, şu an beni tek rahatlatacak şey oydu belki de. Kapıyı gözünü ovuşturarak açan oğluma sırıttım ve o daha algılayamadan onu kucakladım.
''Anneciğim!'' Efgan da uykusu açılınca kollarını sıkıca bana dolamıştı. Arkadan gelen Cemre '' Ay Efgan, korkuttun beni yakışıklım!'' diye çığırırken gülümsemiş ve Efgan'ı yere bırakmıştım. Cemre beni görüp endişeli bir bakış atmış ve küçük bir çocuk gibi o da boynuma atlamıştı.
'' Ya sen neredesin? Telefonunu arıyorum cevap yok! Öldüm meraktan. Efgan'a çaktırmayacağım diye de kafam koptu gerçekten.'' son cümlesini fısıldayarak söylerken dudağımı kanatırcasına dişlemiş ve özür dilemiştim.
'' Daha sonra anlatacağım. Telefonumun sesini de hiç duymadım.'' Kaşlarımı çatıp elimi cebime atarken elime bana ait olmayan bir paket sigara ve cüzdan gelmişti. Telefonum neredeydi? En önemlisi de bunlar kime aitti ve buraya nasıl gelmişlerdi. Peki bu ceket neden son giyindiğimden beri daha bol duruyordu üzerimde? Hatta bayağı bir bol. Sonradan farkettiğim gerçekle gözlerim büyürken '' Ya hayır ya!'' diye kısık sesle çığlık atmıştım. Kendi ceketimi orada bırakmış olamazdım ya! Aceleden gözüm mü gördü sanki? Ah aptal Eftalya! İki gündür yaptığın salaklıkların haddi yok ama bu... Bu artık nirvanası gerçekten. Cüzdanın içinde kimlik olup olmadığına baktım. Elime gelen kimliği çıkarırken Cemre de yaptıklarıma anlam veremiyor tuhaf bakışlar atıyordu bana. Kimliğin üzerindeki resim, teyzemin katili yani Uzay Çetiner'e aitti. Gözlerimi sinirle kaparken başımın ağrısı da beni iyice zorlamaya başlamıştı. Kimliğin üzerinde yazan isimle kaşlarım daha da çatılmıştı. Selim Çetiner mi? Adı Uzay değil mi bu adamın? Resimdekinin o olduğuna adım kadar emindim hem de.
Bugün sınırlarım oldukça sınanıyordu anlaşılan.
&
''Bir şey ister misin? diye sorduğunda kalkıp da evime bir kadın getireceğini düşünmemiştim Ceyhun, sağol kardeşim beni yine şaşırtıyorsun.'' Odasından söylene söylene çıkan Selim kendisini yine pencerenin önüne atarken düşünceli düşünceli koltukta oturan arkadaşına ters bir bakış attı.
'' O çocuk onun neyi acaba? Kendisinden bile önemli tutuyorsa ya kardeşi ya da kendi çocuğudur heralde?'' kendi kendine konuşan Ceyhun onu deliymişçesine izleyen Selim'den habersiz düşünmeye devam ediyordu. '' Ama çok genç de görünüyordu. Yani kardeşi falandır herhalde? Neden dövülmüştü ki bu kadar kötü?'' Selim Ceyhun'un kafasına eline geçen yastığı fırlatırken '' Kendine gel!'' diye seslenmişti. Ceyhun kafasını sallayıp kafasını Selim'e çevirdi.
'' Ne istiyorsun be? '' Selim gözlerini devirdi. '' Kendine gelmeni. Manyak mısın oğlum sen? Kendi kendine konuşuyorsun.''
'' Ne bileyim, dalmışım.'' Ceyhun ayaklanırken Selim '' Ceketimi yollasana şuradan.'' diye seslenince söylene söylene koltuğun üzerindeki ceketi Selim'e fırlattı. Sigara paketini almak üzere cebine elini sokan Selim, eline gelen telefonla gözlerini sinirle kapattı.
'' Bu ne lan?! Benim ceketim değil bu.'' cepten çıkan eski model telefona şokla baktı sonra da başını Ceyhun'a çevirdi. Ceyhun kaşlarını çatmış bir telefona bir Selime bakarken aklına kızın üzerine geçirdiği ceketin gelmesiyle saçını çekiştirip ''Eyvah!'' diye yakındı. '' Hass..kız yanlışlıkla senin ceketi giymiş lan!''
Selim sinirle elindeki ceketi koltuğa fırlatırken dar alanda bir ileri bir geri yürümeye başlamıştı.
'' Kimliğim vardı o cekette Ceyhun, sikeceğim senin o yardımsever pezevenk kalbini!''