Bölüm şarkısı: Duman-Bal
6. Bölüm: " Selim Çetiner"
-Eftalya-
Sıkıntıyla bir nefes daha bırakırken Cemre ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Efgan'ın çizdiği resme bakıp çok beğendiğini söylerken gözleri hala benim üzerimdeydi.
'' Cemre, iyiyim ben. Çeker misin artık şu gözlerini üzerimden?'' Cemre gözlerini devirirken ben de elimdeki boş kahve kupasını mutfağa götürmek üzere ayaklandım. Cemre de peşimden kedi yavrusu gibi gelirken ben de istemsizce gözlerimi devirmiştim. Bardağı sudan geçirip makineye yerleştirdim ve konuşmamı bekleyen Cemre'ye döndüm.
" Otururken , kalkarken, Efgan'a sarılırken yüzünü ekşitip duruyorsun. Ellerindeki sargı da tabi ki gözümden kaçmadı. Ayrıca yüzünde de önceden görmediğime yemin edebileceğim küçük küçük çizikler var. Şimdi, sen mi anlatırsın yoksa seni Efgan ile beraber mi sorgulamalıyım?"
Bu kız fazla mı mafya dizisi izliyordu acaba?
" Sen bence barda temizliği falan bırakıp ajanlığa başlamalısın. Ne dersin? Araştıralım mı senin için belki bir mafya, ya da polisle işbirliği? Ha?" Cemre benim taklidi mi yaparken "Ha ha şakamatik misin sen ya? Espri yapabildiğini bilmiyordum." diye söylenmeyi de eksik etmemişti. Dudağım hafifçe kıvrılırken kapıcıya aldırdığımız sigara paketinden bir dal çıkardım.
" Eftalya bana anlatmalısın. Eğer başında bir bela varsa bunu beraber çözebiliriz. Seni bu hale kim getirdi? Sokakta falan birileri mi bulaştı?"
Kapıdan gelen sesle ikimizin de bakışı gözlerini ovuşturup kapıda bekleyen Efgan'a kaymıştı.
" Anneciğim? Sarı şekerim? Beni içeride bırakıp neden buraya geldiniz? Uykum geldi benim, hadi yatalım."
" Ay benim minik karizmamın uykusu mu gelmiş? Hadi gel pijamalarımızı giyelim sonra da hep beraber yatarız olur mu?" Cemre Efgan'ı alıp mutfaktan çıkarken bana sessizce 'sonra görüşeceğiz' manasına gelen hareketler yapmış ve gözlerimi devirmeme neden olmuştu. Oğlumu daha fazla bekletmek istemediğimden sigarayı söndürüp arkalarından mutfaktan çıktım. Şu ceketi düşünmekten uyuyabilecek miydim ki? Ceketimde telefonumdan başka bir şey var mıydı acaba? Evden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyordum ki neyi koydum neyi koymadım cekete hiçbir fikrim yoktu. Yatağa uzanmış beni bekleyen Efgan'a gülümsedim ve yanına yattım. Cemre de yanımıza gelip Efgan'ın diğer tarafına yatarken bana çekingen bir bakış atmıştı fakat sorun olmadığını belirten bir bakış atıp gözlerimi kapamış ve onu rahatlatmıştım. Daha birkaç gün önce tanıştığım bir yabancı kızla oğlumu aramıza alıp uyuyordum. Cemre mi bana bu kadar güven vermişti yoksa ben mi insanlara güvenmeye başlamıştım?
Çalan kapıyla elimdeki boya kalemini sehpaya bıraktım. Efgan çoktan "Sarı şekerim geldi!" naraları ataraktan kapıyı açmaya gitmişti bile. Gülümseyerek peşinden gittim ve işten gelen Cemre'yi kapıda karşıladım. İkimizi de özür dileyip ittirerek çantasını ve montunu koridorun bir taraflarına fırlatarak tuvalete doğru koşturmasıyla Efgan'la birbirimize bakıp gülmeye başladık. Gülüşmemiz tuvaletten gelen yankılı sesle sona ermişti.
" Gülmeyin! Bir çıkayım şurdan gösteririm size!"
Cemre'nin temizleme işi öğle saatlerinde olduğundan o işe gitmiş biz de Efgan ile Cemre'nin evinde kalmış oyalanmıştık. Cemre birkaç gün burada kalmamızı istediğinde reddedememiştim çünkü evimiz malum güvenli değildi. Yine de birkaç eşya almak için oraya uğramam gerekiyordu. Neyse ki Cemre ile iş saatlerimiz çakışmadığından Efgan'ı Cemre'ye bırakıp gönül rahatlığıyla işe gidebilecektim.
" Evet, neye gülüyordunuz siz ana oğul ha? Pek bir keyifli gördüm sizi. Bensiz nasıl bu kadar eğlenirsiniz?!" Söylene söylene gelen Cemre'ye gözlerimi devirip üstümü değişmek üzere ayaklandım.
" Ben işe gitmek için hazırlanacağım. Çok oyalanmadan da çıkarım zaten. Siz ikiniz çok şımarmayın, tamam? Cemre, Efgan'a gece gece abur cubur yedirmezsen sevinirim tüm gece karnı ağrıyor sonra." İkisi de onaylar bir şekilde kafasını sallarken televizyonda oynayan çizgifilmi izlemeye başladılar. Kafamı iki yana sallayarak Cemre'nin odasına girdim. Altımdaki taytı çıkarıp yerine siyah yüksek bel pantolonumu geçirdim. Siyah kazağım kalabilirdi. Saçlarımı tarayıp ayaklarıma bir kat daha çorap giyindim. Bakışlarım aynadaki gözlerime takıldı. Ellerim yüzümdeki çiziklerin üzerinde hafifçe gezindi. Kabuk bağlamış olan çizikler acizliğimi bir kez daha yüzüme vurmuştu. Cemre ile hala bu konu hakkında konuşmamıştık. Açıkçası bu işime geliyordu. Ne söyleyecektim ki? Teyzem ölmeden önce kendisine ait olan birkaç arazinin ve evin tapusunu bana emanet etmişti. Ali Soydan da bunların peşindeydi. Onca mal varlığının arasında hala teyzemin tapularına göz dikmiş olması midemi bulandırıyordu. Onlar bana emanetti ve asla Ali Soydan'ın eline geçmemelilerdi. Ev güvenli olmadığı için neyse ki hepsini ceketimin iç cebine açtığım küçük bir bölmede saklıyordum. Paralarımla beraber. Paralar. Tapular. Hepsi ceketin içinde. Ceket! Tanrım! Ama ceket bende değildi. Ondaydı. Teyzemin katilinde. Ellerimi gergince saçlarıma geçirdim ve saçlarımı karıştırmaya başladım. Ne yapacaktım ben şimdi? Hızla giysi dolabının kapaklarını araladım ve dolabın en ücra köşesine sıkıştırdığım ceketi oradan çıkartıp yatağın üzerine fırlattım. Ellerim titrerken ceplerini karıştırıyordum. Tanrım, korkudan ceplere bakmak aklıma bile gelmemişti ki! Elime geçen kimliği titreyen ellerimle kavrayamamış yere düşürmüştüm. Kapının açılmasıyla kimliğin üzerine ayağımı koyup saklamaya çalıştım. Kendimi sakinleştirmeliydim önce. Sakin kafayla düşünmeliydim.
" Eftalya, nerede kaldın işe geç kalıcaksın?" Cemre kaşlarını çatarak bir bana bir yataktaki cekete baktı. " Neyin var senin? Hayalet gibi görünüyorsun. Eftalya söyleyecek misin artık , başın mı dertte?" Cemre kapıyı kapatıp yanıma geldi ve ellerini dirseklerime yerleştirerek beni yatağa oturttu. Ayağımın altındaki kimliği daha fazla saklamaya çalışmamın manası olmadığı için eğilip kimliği yerden aldım. Kimliğin üzerindeki isim kaşlarımın çatılmasına neden olurken kimliğin elimden çekilip alınmasıyla kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatılmıştı.
" Selim mi? Selim Çetiner de kim? Çok tanıdık geldi ama çıkartamadım. Of adam taş gibi yalnız Eftalya! Ne işi var bu adamın kimliğinin sende?" Selim. Demek adı Selim'di. Uzay değil. Neden her yerde Uzay diye geçiyordu ismi?
" Eftalya? Anlatmak zorundasın artık biliyorsun değil mi?"
" Cemre, bak lütfen fazla soru sorma sana anlatacağım. Ama yalvarırım soru sorma. Efgan'ı sana bıraktığım gün siz telefona bakmayınca ben de uyuduğunuzu düşünüp eve gittim. Gittiğimde orada eniştem olacak adam yani Ali Soydan'ın bir adamı vardı. Bende olan birkaç belgeyi almak için gelmişti. Onunla birkaç sorun yaşadım o yüzden bu yaralar oluştu. Yani sokakta saldırıya falan uğramadım. Bu kimliğe gelince, inan ne düşüneceğimi ne yapacağımı ben de bilmiyorum. Şunu bil ki şu an bahsettiğim belgeler maaşım her şey o adamın yaşadığı yerde kaldı. Onları bir şekilde almam lazım bu çok önemli. Yardım etmek zorunda değilsin, ben bir şekilde onları almaya çalışacağım. Dediğim gibi lütfen daha fazla soru sorma." Cemre gözlerimin içine bakıp ellerimi kavradı.
" Eftalya, ne olursa olsun seninleyim. Beni tanımıyorsun evet, ben de seni tanımıyorum. Ama bu şu birkaç günde hayatıma renk kattığınız gerçeğini değiştirmiyor. Yalnız olan hayatıma Efgan'ı soktun sen. Kaybedeceğim hiçbir şey yok benim. Sana yardım edeceğim tamam mı? Şimdi söyle, o evin yerini biliyor musun?" Gözlerimi kaçırıp başımı onaylar şekilde salladım ve ellerimi Cemre'nin ellerinin arasından çekip ayağa kalktım.
" İşe gitmek zorundayım şimdi. Teşekkür ederim soru sormadığın için. Bu konuyu daha sonra konuşuruz. Efgan sana emanet."
" Eftalya, iş çıkışında yanına geleceğim. Efgan'ı şu sizin komşunuz olan kadına bırakmaya çalışacağım gözün arkada kalmasın. O adamın evine gidip bir bakalım. Doğru anı yakalayabilirsek belki belgeleri bu gece alabiliriz. Anladığım kadarıyla adamdan korkuyorsun. Ona görünmeden belgeleri almak için bir şeyler düşüneceğiz tamam mı? Sen sadece işine odaklan." Hafifçe gülümsedim ve üzerime Cemre'nin montlarından birini geçirip kapıya doğru ilerledim. Postallarımı ayağıma geçirirken bir yandan da Efgan'ı tembihliyordum.
Bara geldiğimde hafiften dolmaya başlamıştı. Tom bana selam verip siparişleri hazırlamaya devam ederken montumu arka odaya bırakıp Tom'a yardım etmek üzere tezgaha ilerledim. Aklımı siparişlere vermek de zorlansam da sonradan kendimi işe vermeyi başarmıştım.
" Efgan iyi değil mi? Şeyma Teyze bir şey söyledi mi?"
" Merak etme o iyi. Eşi kamyon şoförü sanırım. Birkaç günlüğüne nakliyat işleri için şehir dışına çıkmış adam. Sorun yok yani." Rahatlamış bir şekilde derin bir nefes verirken Cemre'nin gergin yüzüne son kez bakıp seri adımlarla yürümeye başladım. Cemre de yanımdan yürürken burnunu çekip duruyordu.
" Hasta mı oldun?" Cemre bir kez daha burnunu çekip ağzından buhar çıkartarak derin bir nefes verdi.
" Soğuktan çabuk etkileniyorum sadece. O kadar soğuk ki burnumu hissetmiyorum zaten."
Gerçekten bugün önceki günlere göre daha bir soğuktu. Soğuk bıçak gibi derime saplanıyordu resmen. Yıkılmaya yüz tutmuş binanın önünde durup telefon kulübesinin arkasına saklanırken Cemreyi de yanıma doğru çektim.
" İşte şu ev. Dışarıdan böyle görünüyor ama içerisi normal bir ev gibi döşenmiş. Bak, adam bir katil tamam mı? Teyzemin katili. Bu yüzden korktum. Sen de korkmalısın. Yanlış bir şey yapma hakkımız yok. Baktık güvenli değil belgeyi unutup hemen gidiyoruz buradan." Cemre bana gözlerini büyülterek bakarken yutkunma sesini işitmiştim.
" Seninleyim. Ne olursa olsun."
Cemre'ye içten bir tebessüm gönderip ses çıkarmadan telefon kulübesinin arkasından çıktım ve eve doğru ilerlemeye başladım. Daha önce evin içine baktığım pencerenin önüne geldiğimde bol olan pencere tarafının tahtalarla örtüldüğünü gördüm. Yine de çiviyle tutturulmadıkları için onları biraz zorlanarak da olsa kaldırıp içeriyi görebilirdim. Sorun şu ki ya içeride birileri varsa? Hayal kırıklığıyla derin bir nefes verdim.
" Daha önce burada bunlar yoktu ve rahatça içeriyi görebiliyor duyabiliyordum. Şimdi nasıl kontrol edeceğiz bilmiyorum."
" Ne yani, sen daha önce de mi geldin buraya Eftalya? Çıldırdın mı sen! Katil diyorsun!" Elimi dudağıma götürüp sessiz olmasını işaret ettim.
" Sessiz ol, yakalatmak mı istiyorsun bizi Cemre!" Cemre sesinin biraz fazla çıktığını fark etmiş olacak ki gözlerini kaçırıp olduğu yere biraz daha sinmişti. Birkaç adım sesi duyarken ikimizi biraz daha kuytu bir yere çektim ve geleni görmek için gözlerimi kıstım. Beni kurtaran yani Selim denen adamın arkadaşı olan kişi söylene söylene evin girişine yaklaşırken olduğum yere biraz daha sinip Cemre'ye döndüm.
" Bu onun arkadaşı. Bana iyi davrandı birkaç karşılaşmamızda ama güven olmaz."
" Uzay önündeyim evin şimdi mi söylüyorsun lan evde olmadığını. Bekle, bekle geliyorum ömrümün törpüsü tamam!" Cemreyle gözlerimiz kesişirken son kez adamı kontrol ettim.
" Evde değil belli ki. Ne yapıyoruz? Kendini iyi hissetmiyorsan sen eve git tamam mı? Ben bir şekilde halledeceğim." Cemre gözlerini devirirken fısıldadı.
" Saçmalama istersen. Ben şu yakışıklıyı oyalayacağım. Madem ev boş, sen de o sırada eve gir. Ama çok dikkatli ol Eftalya tamam mı?" Kararsızca Cemre'ye baksam da bana hafifçe gözlerini kırpmış ve evin etrafından dolaşıp adamı oyalamak için yanımdan uzaklaşmıştı. Birkaç dakika sonra Cemre'nin adamla konuşma seslerini duydum.
"Nolur yardım edin. Peşime sapık takıldı ve birkaç sokaktır beni takip ediyor. Lütfen, lütfen yardım edin. Çok korkuyorum!" Cemre'nin oyunculuğu dudağımı büküp kafamı hayranca sallamama neden olmuştu. Eğer bilmiyor olsam ben bile inanabilirdim gerçekten korktuğuna. Adam ve Cemre uzaklaşırken Cemre endişeli bir şekilde bana bakmış ve adamla beraber yürümeye devam etmişti. Yeterince uzaklaştıklarında çok sessiz olmaya çalışırken bir yandan da penceredeki büyük tahtayı indirmeye çalışıyordum. Elimdeki sargı simsiyah olmuştu kirden. Ama sonunda tahtayı indirebilmiştim. İçerisi çok karanlıktı, kimse yokmuş gibi görünüyordu. Ellerimi pervaza dayarken kendimi yukarı doğru ittirip pencereye tırmandım ve son bir hareketle kendimi evin içine attım. Çıkardığım sesle dudağımı dişlerken ne yapacağımı düşünüyordum. Ceket nerede olabilirdi ki? Bir katilin yaşadığı yeri karıştırmak istemiyordum. Sessizce birkaç adım attım. Camdan yansıyan ay ışığıyla gördüğüm kadarıyla koltukların üzerinde gözlerimi gezdirdim. Ceket burada değildi. Birkaç adım daha attığımda yan tarafımdan gelen sesle çığlık atıp birkaç adım geriledim.
" Bunu mu arıyorsun?" Elinde ceketimi tutan ve ifadesiz gözlerini gözlerime diken Selim Çetinerden başkası değildi.