Bölüm Şarkısı:
Seafret- Be There
NO.1- Dünya Gül Bana
8.Bölüm: " Tapunun Dili "
Rutubet kokan odaya yaşlı adamın içtiği sigaranın kokusu eşlik ediyordu. Ağzından yılan gibi kıvrılarak isli tavana doğru kıvrılan zehirli dumanı izliyordu Hikmet Çetiner. Radyoda eski bir şarkı çalıyordu. Hikmet Çetiner gözlerini mest olmuş şekilde kapatmış, karanlık zihnini çalan müzikle dinlendirmeye çalışıyordu.Kapı tıklatılmıştı. Yaşlı adam sigarasından son bir nefes daha çekip izmariti yere atmıştı. Dumanı havaya salıp odanın havasını daha bulanık hale getirirken yanında dikilen adamına kafasıyla kapıyı işaret etti. Adam aldığı emirle tek bir saniye kaybetmeden kapıyı açtı ve içeriye saygıyla giren diğer görevdaşına arkasından içeriye giren adama yer açtı. Hikmet Çetiner'in yüzünde hin bir gülümseme belirirken hafifçe toparlandı ve yaşına rağmen hala dinç olan vücudunu dikleştirip ayağa kalktı.
Ali Soydan kendisini tutan adamın zoruyla yere diz çökerken burnundan sertçe bir nefes vermişti.
" Ali Ali Ali..." Hikmet Çetiner Ali Soydan'ın etrafında dönerken ölüm meleği edasıyla ismini üç kez fısıldamış ve kendi kendine gülmeye başlamıştı. Emrindeki adamlar da onunla beraber gülerken Ali Soydan gözlerini yere dikmiş konuşmanın bir an önce sonlanmasını bekliyordu. Zira meslektaşı tarafından yeterince aşağılanmıştı.
" Karını ortadan kaldırmana yardım ettim. Yalvardın bana hatırlarsın. Ha evet; karının ailesini de ortadan kaldırmana yardım ettim. En temizinden hem de. Bunun bir karşılığı vardı onu da hatırlarsın değil mi Ali Soydan?"
Hikmet Bey Ali Soydan'ın suskunluğuna sinirlenirken karnına bir tekme atmış ve adeta kükrercesine bağırmıştı.
" Hatırlıyorum diyeceksin! Bana cevap vereceksin anladın mı!"
" Ha-hatırladım."
" Güzel. Peki nerede o karşılık Ali Soydan? Tapuları alıp kaçıyorsun ama oldu mu bu ha? Gerçekten seni bulamayacağım mı sandın?!" Adam sinirle karışık bir alayla gülerken Ali Soydan nefes nefese kalmış ısrarla yere bakıyordu.
" Ta-tapular yok. Bende de-değiller."
" Senin yalanını sikeyim Soydan. Söyle! Nerede belgeler!"
" Karımın orospu yeğeni sakladı. Bulamadık. Yok!" Hikmet Çetiner dişlerini kırarcasına birbirine kenetlemiş ve emrini bekleyen adamlarına başıyla Ali Soydan'ı işaret etmiş ve sakince kalktığı koltuğuna oturmuştu. Ali Soydan çırpınıp kurtulmaya çalışıyordu fakat oradan ölüsü çıkmasa bile sağlam çıkmayacağı kesindi.
-Eftalya-
" Bunu mu arıyordun?"
Cebinden telefonunu çıkartıp gözlerini gözlerimden ayırmadan kulağına götürdü.
" Kız elime düştü Ceyhun, dönebilirsiniz." telefonu kapatıp tekrar cebine atarken bana doğru iki adım attı. Ayaklarım geriye doğru hareket ederken hafiften titrediğimi hissediyor ve bundan nefret ediyordum. Uzay ya da Selim Çetiner her neyse üzerime doğru gelirken cebimden ona ait olan kimliği çıkartıp sıkıca kavradım.
" Neden buradasın? Konuş. Hikmet mi gönderdi seni?!" Yönelttiği sorulara odaklanamıyordum bile. Cemre ne olmuştu peki? Bize tuzak kurmuşlardı. Ceyhun denen adam Cemre'nin numara yaptığını biliyordu belli ki, ona zarar vermiş miydi?
" Bana cevap ver!"
" Beni kimse göndermedi. Yanlışlıkla senin ceketini almışım. Sana seninkini verip kendi ceketimi alacaktım sadece." Sakince verdiğim cevap onu tatmin etmiş gibi görünmüyordu. Sırtım soğuk duvara değerken Selim Çetiner üzerime doğru gelmeyi bırakmıştı.
" Düzgünce kapıyı çalmak yerine gizlice evimin arkasına saklandın. Pencereden içeriye girdin? Tek amacın bu 'tesadüfi' yanlışlığı düzeltmek ha? Üstelik seni daha önce de gördüm. Yine geldin, evimi izledin. Ertesi gün mucizevi bir şekilde benim gerizekalı arkadaşım Ceyhun seni yolda yaralı buluyor ve evime getiriyor. Neden bu kadar gözüme battığını şimdi düzgünde açıkla! İşe önce şu elimde tuttuğum belgelerden başlayabilirsin bence. Ali Soydan ile nasıl bir ilgin var?" Sinirle dişlerimi sıktım. Elimle sıktığım kimlik de elimi yaralamaya başlamış olmalıydı.
" Sana açıklama yapmak zorunda değilim. Sana ait olan kimliği getirdim. Bana ait olanları da almaya geldim, bu kadar. Evet evine gizlice girmem doğru değildi fakat teyzemin katilinin evine öylece kapıyı çalıp giremedim tamam mı?! Şimdi sen açıkla SELİM Çetiner, teyzemi neden öldürdün? Adını neden her yere Uzay olarak yansıttın? Neden kendini ölü olarak gösterdin?"
Selim Çetiner'in gözlerindeki ifade bir anlığına sarsılırken yutkundum.
" Bilmediğin şeylere burnunu sokma turuncu şeytan. Kimliğimi bana veriyorsun şimdi. Cebinden çıkan şeyleri sana vereceğim. Fakat bu tapular bende kalacak. Sen de sessizce buradan aptal sarışın arkadaşını da alıp gideceksin. Ha, çeneni kapalı tutman gerektiğini söylemem gerek yok heralde." Kaşlarımı çatıp yapıştırdığım bedenimi duvardan ayırdım ve Selim denen adama sinirle ilerledim.
" O tapular bana emanet! Kim oluyorsun da sana onları bırakacağım? Teyzemi de bunlar için mi öldürdün ha?! Aşağılık pislik!" Kollarımdan sertçe tutup beni duvara doğru ittirdi. Güçsüz bedenim sinirlerimi daha da bozarken buz gibi olan bakışlarımı kahverengi gözlerine diktim.
Kimliğini elimden çekip aldı ve cebine attı. Gözümden bir damla yaş akarken hırsla kolumu ondan kurtarıp gözyaşını kolumun iç kısmıyla sildim. Sinirlendiğimde ağlamaktan nefret ediyordum!
" Bana bak! Teyzen olacak kadını ben öldürmedim. Bunu o turunçgil kafana sok! Ama seni öldürmemi istemiyorsan çeneni kapalı tutacaksın. O tapular bende güvende kalacak. Başka bir şey bilmek zorunda değilsin. O belgeler sende kalınca seni yaşatacaklarını mı sanıyorsun aptal kız! Hiçbir şeyden, ne sakladığından haberin bile yok. Ceketin koltuğun üzerinde. Al ve git. Ceyhun ve arkadaşın kapıda. Bir daha seni bu evin çevresinde görmeyeceğim!" Gözlerimin içine dondurucu bir bakış atıp sert adımlarla bir odaya girip kapıyı çarptı. Çarpan kapıyla hafifçe yerimde sıçrayıp ceketimi aldım ve giyindim. Hareketleri, hakkında okuduklarım bana güven vermese de söylediklerinin yalan olduğunu düşünmüyordum. Yine de bu burada bitmemişti. O tapular onda kalamazdı. Nereye ait olduklarını neden bu kadar önemli olduklarını bilmiyordum dediği gibi fakat onları bana teyzem emanet etmişti. Teyzem melek gibi bir kadındı beni tehlikeye atacak bir şeyi benden istemezdi değil mi? Yine de adama biraz daha laf edersem gerçekten beni öldürecek gibiydi. Beni bekleyen bir oğlum olmasaydı daha cesur davranabilirdim belki fakat şu an öyle bir lüksüm yoktu. Üstelik Cemreyi de tehlikeye atmıştım. Kim bilir ne kadar korkmuştu. Sinirle Selim Çetiner'in girdiği odanın kapısına baktıktan sonra hızla evden çıktım. Dediği gibi Ceyhun ve Cemre dışarıda sessizce beni bekliyordu. Cemre beni görünce hızla bana doğru geldi ve sarıldı.
" Sen iyi misin Eftalya! O katil sana bir şey yaptı mı ha?! Eğer öküzün teki beni tutmasaydı orayı basıp seni kurtaracaktım ama direnemedim" alt dudağını sarkıtmış bana yavru köpek gibi bakan Cemre'ye ciddi olup olmadığımı anlamak için dikkatlice baktım. Sonra gözüm arkada gözlerini deviren Ceyhun'a takıldı. İstemsizce kaşlarım çatılırken ona bakışlarımı fark edip kafasını 'ne oldu?' Gibisinden sallamıştı.
" Selim katil falan değil. Siz iki kaçık kız neye bulaştığınızı bilmiyorsunuz. Yanındaki küçük canavarı göremedim bu arada o nerede?" Merakla sorduğu soruyla kaşlarım daha da çatılmıştı.
" Sana ne benim kıvırcık miniğimden be maganda seni! Gel Eftalya gidelim şuradan. İyisin ya gerisi önemli değil." Ceyhun arkamızdan seslense de onu takmamış yürümeye devam etmiştik. Aklım o kadar çok doluydu ki Cemre'nin anlattıklarını dinleyememiştim.
Bir an önce Efgan'ı Şeyma Teyze'den almak ve oğluma sarılarak güzel bir uyku çekmek istiyordum. Bu şartlar altında ne kadar güzel bir uyku olabilirse artık.
~
" Ya bu adam tapulara neden el koydu şimdi? Bende daha güvendeler de ne demek? Gerçekten o belgelerde ne olduğunu bilmiyor musun Eftalya? Teyzen illa ki bir şeyler söylemiştir." İçmeyip soğuttuğum kahveme sıkıntıyla baktım ve koltuğun yanındaki ahşap sehpaya kupayı bıraktım.
" Bilmiyorum, her neyin tapusu ve senetleriyse Ali Soydan da onların peşinde. Anlaşılan Selim Çetiner için de önemliler. Uğruna insanları öldürecek ne olabilir ki içlerinde? Ben sadece boş birer arsa, birkaç daire falandır diye düşünmüştüm. Belli ki başka bir şey var işin içinde. Arsa desen daire desen bunlardan zaten Ali Soydan'da tonlarca var." Kendi kendime sesli düşünürken Cemre iyi olup olmadığını anlamaya çalışırcasına beni izliyordu dikkatlice. İyi miydim, değil miydim ben de bilmiyordum ki.
" Annecik annecik bugün yine üçümüz beraber yatalım, ha?" Dudaklarımı birbirine bastırıp oğlumun saçlarını okşadım ve sarıldım.
" Tamam birtanem. Sen geç yatağa biz de geliyoruz." Efgan başını sallayıp heyecanla odaya giderken ben de ayaklandım.
" Biraz korkunç biri farkındayım ama ona bu konuda güvenebilirmişim gibi geliyor Cemre. Hadi gel Efgan'ı daha fazla bekletmeyelim."
Cemre bana hafifçe gülümsedi ve kolumu sıvazladı.
" Eğer sen ona güvendiysen benim için de tamamdır. Yeter ki sen ve oğlun huzur içinde yaşayın."
Odaya geçip Efgan'ı ortamıza alacak şekilde yatağa yerleştik. Gözlerimi yumup oğlumun sarılması eşliğinde uykuya dalmaya çalıştım.