Keyifli okumalarr :))
'' Lately I'm counting the minutes that I've got left
And lately I'm counting the words that I haven't said
'Cause you will never know what I been through
And you should be a little more gentle ''
Şarkı: Madison Beer - Stained Glass
8.Bölüm: "Güvenmek mi?"
Yerimde hızla doğrulurken nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Elim kalbimin hizasına giderken gözlerimi yumup bu lanet hissin geçmesini bekledim. Alnımda biriken terleri kazağımın ucuyla silerken gözlerim duvar saatine gitti. Saat onu geçmişti. Müşteri sayısı artmış olmalıydı. Tom'un yanına gitsem iyi olacaktı. Gözlerimi biraz ovuşturup kendime gelmeye çalıştım. Birkaç gecedir doğru düzgün uyuyamıyor oluşum çalışmama böyle yansıyordu işte. Fırsat bulduğum anda Tom'dan özür dileyerek bir saatliğine çalışan odasında kestiriyordum birkaç gündür.
Gördüğüm kabus hafızamdan saniyeler geçtikçe silinirken ayaklandım ve üzerimi düzelttim. Dağılan saçlarımı da elimle tarayıp düzeltirken odadan çıktım. Müzik sesi zaten var olan baş ağrımın üzerine bomba etkisi yaratırken suratımı ekşittim. Tom beni yanına çağırdı.
'' Eftalya! Uyanmışsın. Gel de şu bardakları hallet ben de servise bakacağım.'' Başımı sallayıp onu onayladım ve elime bir durulama bezi geçirip Tom'un yarıda bıraktığı bardak durulama işini halletmeye başladım. Telefonum pantolonumun cebinde titreşirken ellerimi silip hafif bir tebessümle aramayı yanıtladım.
'' Anlaşılan birileri beni özlemiş.'' Telefonu omzumla kulağım arasında sıkıştırıp işime devam ederken oğlumun sesini duymak içimi ferahlatmış ve gülümsememe neden olmuştu.
'' Anne! Sarı şekerimle beraber senin için kocaman bir pasta yaptık. Hem de frambuazlı, en sevdiğinden.'' Efgan'ın mutlu sesi benim de modumu yükseltmişti.
'' Yemek için sabırsızlanıyorum kıvırcığım, ellerinize sağlık. Keyfin yerinde demek ha? Ben de oğlum beni özlemiştir diyordum ama...'' Tom yanıma gelip ağzını oynatarak selam söylememi söylerken ona hafifçe gülümseyip göz kırparak cevap verdim.
'' Tom da sana selam söylüyor bebeğim.''
'' Anneciğim seni çok özledim ben bir kere, sen üzülme tamam? Sen de Tomiş Abi'ye selam söyle anne ben sarı şekerime veriyorum telefonu, pasta süsleyeceğim!'' Oğlumun heyecanlı sesine güldüm ve Cemre'nin telefonu devralmasını bekledim.
''Ay Eftalya sen oğluna gizlice doping falan mı veriyorsun? Bu enerjinin başka bir açıklaması olamaz.'' Başımı iki yana sallayıp bardakları tepsiyle tezgaha götürdüm.
'' Oğluma laf atma Cemre. Sadece fazla heyecanlı.'' Cemre güldü.
'' Demedik kıvırcığına bir şey. Ben ne diyecektim ya?'' Kendi kendine soru sormasıyla güldüm. '' Unuttum. Neyse sana kolay gelsin bebeğim! Pastayı yemek için seni bekliyoruz, ona göre.'' Cemre'yi cevaplayıp telefonu kapadım ve tekrar cebime koydum. İş yaparken telefonla konuşurken görülmek istemiyordum fazla.
''Şşt'' kaşlarımı çatıp gelen sesi görmezden geldim. Aynı ses tekrar gelirken elimdeki viski şişesini sertçe tezgaha bırakıp arkamı döndüm. Karşımda beklediğim kişi kesinlikle Ceyhun denen adam değildi. Kaşlarım birkaç saniyeliğine havalanıp tekrar inerken sipariş alan Tom'a kısa bir bakış atıp Ceyhun'a doğru ilerledim. Zaten pek de geniş olmayan alanda yanına ulaşmam uzun sürmemişti.
'' Neden buradasın?'' Direk bu soruyu sormam onu şaşırtmış gibi görünüyordu. Bence gayet makul bir soruydu. Birkaç gün önce bana ve Cemre'ye tuzak kurduklarını düşünürsek.
'' Önce bir Black Magic alabilir miyim? Çok öneriliyor da buranın kokteyli.'' Yapmacık olduğu her yerden belli olan 'şirin' olduğunu sandığı gülümsemesine gözlerimi devirip ona sırtımı döndüm ve istediği kokteyli hazırlamaya başladım. Tekila ve böğürtlen şurubunu da ekleyip içeceği önüne sert sayılabilecek şekilde bıraktım. Ben orada yokmuşum gibi içecekten ses çıkararak birkaç yudum aldı. Gözlerini kapatıp beğendiğini belirten sesler çıkartırken sinirlerim bozulmuş şekilde ciddiyetsiz tavırlarının sona ermesini bekliyordum.
Birkaç dakika içeceği bitirmesini bekledim. O bitirene kadar üç kişinin daha siparişini hazırlayıp göndermiştim.
'' Methedildiği kadar varmış kokteyller. Bir tane de şey mi sipariş etsem...'' Önündeki boş bardağı sertçe alıp diğer bulaşıkların arasına bıraktım.
'' Ne söyleyeceksen söyle ve git artık. Seni o kaba arkadaşın mı yolladı? Ona söyle; elindeki belgeler için değilse onunla kurulacak hiçbir iletişimim yok.'' Dikkat çekmemek için bir yandan bardakları diziyordum. Hareketli şarkı değişip başka bir parça çalmaya başlarken kulaklarım biraz rahatlamıştı. Diğerinden daha az sesliydi en azından.
'' Ali Soydan eniştendi değil mi? '' Elimdeki bardağı sakince yerine koyup hafifçe yutkundum ve duruşumu dikleştirdim.
'' O benim hiçbir şeyim değil.''
'' Hadi ama birbirimize yardımcı olmamız gerekiyor.'' Gevşek bakışlarına düz bir şekilde baktığımda boğazını temizledi ve dirseklerini bar tezgahına yaslayıp bana doğru eğildi.
'' Bak, biz kötü adamlar değiliz tamam mı? Sadece sen Selim'i tanımıyorsun tabi o da seni tanımıyor. Her neyse, oğlunu korumak istemiyor musun? Bize güvenmen gerekiyor. Bu arada o küçük canavar nerede gerçekten? Geceleri barda çalıştığına göre o sarışın manyakla beraber herhalde.''
'' Sen Efgan'ın oğlum olduğunu nereden çıkardın? Ve korumak derken? Ali Soydan'ın Efgan'a zarar vereceğini mi söylüyorsun yoksa bu bir tehdit mi? Ayrıca arkadaşıma bir daha manyak deme, kendi arkadaşın en büyük manyakken hem de.'' Sorularımı sıralarken sakince beni dinlemiş ve tezgahın üzerindeki kokteyllere koyduğumuz süs amaçlı şemsiyelerle oynamaya başladı.
'' Hadi ama Eftalya, Selim seni evinde yakalayıp öylece salmayacaktı değil mi? Tabi ki hakkında birkaç araştırma yaptım. 25 yaşında, lise mezunu olman, ailenin esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolup 2 ay sonra gölde cesetlerinin bulunması, teyzenin bir süre önce patlamaya kurban gitmesi ve eniştenin seni ve oğlunu evden kovması gibi küçük ayrıntılar... Tabi araştırmamda birkaç pürüz var ama, mesela Efgan'ın babasının kim olduğu vesayre...''
Söyledikleriyle elimdeki bardağı yere düşürürken telaşla etrafa bakınıp bardağı toplamak üzere eğildim ve cam parçalarını toplamaya başladım. Telaştan aklıma süpürgeyi getirmek bile gelmiyordu tek yaptığım titreyen ellerimle cam parçalarını toplamaktı. Ceyhun tezgahın arkasından dolanıp yanıma geldi ve bana yardım etmeye başladı. Ona öfkeyle baktım. Hafifçe ittirdim.
'' İşine git, ben temizlerim. '' Ceyhun'un gözleri bir süre titreyen ellerimde oyalanmış sonra da eski yerine dönmüştü. Gözümden akan lanet bir damla yaşı kolumla silip camları çöpe attım. Ben kimlere bulaşmıştım böyle? Yoksa çoktan bunların içinde miydim?
Sakinleşmek adına sipariş veren birkaç kişiyle ilgilenmiş elimi yüzümü yıkayıp Ceyhun'un karşısına geçmiştim. Yüzleşmeliydim, söyleyeceklerinden kaçamazdım zira işin ucunda oğlum vardı.
'' Anlat. Ne bilmek istiyorsan sor, dinliyorum.'' İyi olduğumu teyit etmek ister gibi bir süre boş boş baksa da kendisini toparladı.
'' Bak, enişten- pardon Ali Soydan öğrendiğimize göre Hikmet Çetiner ile yani Selim'in babasıyla iş birliği içerisinde. Sana şu an söylemem doğru değil. Bunları Selim'in anlatması daha uygun, o yüzden şu kadarını söyleyebilirim. Selim'in sakladığı teyzenin sana vermiş olduğu belgelerde çok önemli şeyler saklı. Sadece bir arsa , ev tapusundan ibaret değiller. Ali Soydan ve Hikmet Çetiner o belgelerin peşinde ve onları ele geçirmek için sen ve oğlunu ortadan kaldırmak onlar için hiç zor değil. Yaralandığın gün Ali Soydan sana bir şey yaptı değil mi? İnan, ucuz kurtuldun. Ailenin sebepsiz yere basit bir boğulmayla öldüğünü düşünmüyorsun değil mi?'' Dedikleriyle sertçe yutkundum ve gözlerimi kaçırdım. Tabi ki de ölümlerinin bu kadar basit olmadığını biliyordum. Birkaç saniyelik duraklamamdan sonra devam etmesi için işaret verdim.
'' Aileni Ali Soydan yok etti. Seni de yok edecek. Oğlunu da. Anne ve baban sandığın kadar normal bir aile değildi Eftalya sadece bu kadarını söyleyebilirim. Şunu bil ki sen ve biz aynı taraftayız. Kolay olmadığını biliyorum fakat bana ve Selim'e güvenmek zorundasın. Sizi ancak o koruyabilir. Bizimle iş birliği içerisinde olmalısın.''
'' İyi de ben ne yapabilirim ki? Ben.. elimde hiçbir şey kalmadı. Hem Selim Çetiner'in bizi korumak için hiçbir sebebi yok nasıl güvenebilirim? Anlayışsız, kaba herifin teki. Ayrıca her yerde katil olduğuyla ilgili haberler dolanıp durdu. Gerçek ismini bile kullanmayan birine nasıl güvenelim?'' Localar arasında gezinen patrona ufak bir bakış attım ve dikkat çekmemek için birkaç müşteriyle ilgilenip tekrar Ceyhun'un yanına döndüm.
'' Kolay olmayacağını söylemiştim fakat dediğim gibi güvenmek zorundasın, başka seçeneğiniz yok çünkü. Gerisi Selim'le konuşman gereken şeyler, ben sadece sana bunları söylemek istedim. Emin ol bizimle iş birliği yaparak bize katabileceğin çok şey var, bir düşün. Bu benim numaram. Kararını verdiğinde ben ve Selim arkanızda olacağız. Sizi korumak için canını vereceğine emin olabilirsin. Selim sandığın kadar maganda herifin teki değil. Tamam birazcık gıcık ve suratsız ve mavi gözlerinden buz sarkıtları fırlatıyor ama inan kötü biri değil.'' Son cümlesinden sonra muzurca güldü ve tezgaha içtiği kokteylin parasını fazlasıyla koyup el sallayarak kalabalığa karıştı. Elime verdiği, numarasının ve isminin yazılı olduğu kağıda ufak bir göz gezdirdim ve katlayarak pantolonumun cebine attım. Söylediği şeyleri daha sonra düşünecektim şimdi işime dönmeliydim.
***
'' Bebeğim çok güzel olmuş pasta ama daha fazla yersem kusacağım!'' Efgan dudağını sarkıtıp omzunu kaldırıp indirmiş ve söylediklerimin umurunda olmadığını ağzıma bir çatal pasta daha uzatarak kanıtlamıştı. Eve gelir gelmez Efgan tarafından salona sürüklenmiş ve pastayı yemem için esir tutulmuştum. Haklarını yemeyecektim pasta gerçekten çok güzel olmuştu fakat zaten iştahsız birine 5 dilim pasta yedirilince kusmak kaçınılmaz oluyordu.
'' Civcivim zorlama anneyi, yarın yemeye devam eder tamam mı?''
'' Ama o hiçbir şey yemiyor, tüm gün aç geziyor. En azından bunları yeseydi, hem onun için uğraşıp yapmıştık hepsini.'' Küskün bir şekilde elindeki pasta tabağıyla kucağımdan inen oğlume şefkatle baktım. Cemre de buruk bir gülümsemeyle Efgan'ı izliyordu.
'' Aşkım, ben aç gezmiyorum gerçekten. İşteyken oho ben her şeyi yiyorum, Tom Abi'n bana her gün güzel yemekler ısmarlıyor.'' Oğlumu ikna etmek için ufak bir beyaz yalan söylesem olurdu herhalde değil mi? Yine de kötü hissetmeme engel olamamıştım. İkna olmuşa benzemeyen yine de yumuşayan oğlumu elindeki tabağı masaya bırakıp kucağıma çektim. Yanaklarına sesli birkaç öpücük kondurup ısırırken kahkahalarla beni itmeye çalışmıştı.
'' Bensiz öpücük ha! İşte şimdi yandınız!'' Cemre de üzerimize atlayıp bize katılırken artık hepimiz gülüyorduk. Kimin kimi öptüğü belli değildi resmen. Bu ufak sevgi dolu anın beni ne kadar mutlu ettiğini görmek huzurla dolup taşmama neden oluyordu. Daha yeni hayatımıza girse de Cemre beni ve oğlumu mutlu ediyordu. İşin gerçeği ikimiz de ona bağlanıyorduk belki de çoktan bağlanmıştık.
'' Tamam, tamam! Hadi herkes elini yıkayıp yatağa. Ben de bulaşıkları halledip geliyorum.'' Konuşmamla ikisi koşuşturmaya devam ederek boğuşmalarına odada devam etmişlerdi. Gülümseyerek başımı iki yana salladım ve masadaki bulaşıkları üstün garsonluk yeteneğimle kucaklayıp mutfağa doğru ilerledim.
&
Sigaranın kalan kısmını da küllüğe bastırıp su ihtiyacıyla sürahiye bir bardak su doldurdum ve suyu kafama diktim. Elimde sıkmaktan buruşturmuş olduğum kağıdı düzelttim.
'' Neyi inceliyorsun öyle?'' Cemre'ye ufak bir gülümseme gönderdim ve benim bardağımdan içtiği suyu bitirmesini bekledim.
'' Ceyhun'un numarası.'' Cemre kaşlarını kaldırıp masanın diğer tarafındaki sandalyeye yerleşti.
'' Yoksa sana mı yürüyor o şebek?''
'' Saçmalama, anlattım ya sana Efgan'ı koruyacaklarını söylüyorlar.''
'' Güveniyor musun peki?'' Cemre'nin sıkıntıyla sorduğu soru beni de düşündürüyordu bol bol. Ceyhun'un barda yanıma gelmesinin üstünden üç gün geçmişti. Bu süre zarfında Şeyma Teyze beni aramış ve evime birilerinin girip durduğunu her yeri darma duman ettiklerini söylemiş ve bizi dikkat etmemiz için uyarmıştı. Beni düşündüren de buydu. Güvende değildik. Daha ne kadar Cemre'nin evinde saklanacaktık?
'' Yeteri kadar değil. Ama sanırım onlar haklı. Güvenmek zorundayım.''
'' Arayacak mısın? Hadi aradın ne yapabilir ki bu adamlar? O mavi gözlü adam kendisi bile kendini koruyamıyor diye ismini değiştirip saklanıp duruyor harabe evlerde.''
'' Haklısın ama böyle bir söz verdiklerine göre bir bildikleri vardır diye düşünüyorum. Bak, böyle durdukça seni de tehlikeye atıyoruz. Burada saklanıp duramayız, elbet bu evi de bulacaklar.'' Cemre suratını asıp başını onaylar şekilde salladı ve derin bir nefes verdi.
'' Ne yaparsan yap arkanızdayım Eftalya, biliyorsun. İstersen hemen şimdi ara, ben de Efgan'a bakayım bir.'' Başımı salladım ve minnet içeren bir gülümseme gönderdim. O da aynı şekilde karşılık vermiş ve mutfaktan ayrılmıştı.
Elimdeki kağıdı döndürüp numarayı telefonuma geçirmeye başladım. Son rakamı da girdikten sonra derin bir soluk bırakıp aramaya bastım. Birkaç çalıştan sonra açılan telefonla ilk konuşamadım.
'' Alo? Eftalya sen misin? Sapık gibi nefes veriyorsun telefona duyuyorum ALO!'' Gözlerimi devirdim.
'' Evet ben sapık Eftalya. ''
'' Sonunda aradın, ee bir karar verdin mi? Bizimle misin?''
'' Size güvenmek istiyorum. Oğlum için.''
'' Pişman olmayacaksın Eftalya, inan.'' Birkaç hışırtı sesi duyuldu. '' Eftalya ile konuşuyorum ne dürtüklüyorsun be mafya seni! He evet kabul etti. Yani mafya derken gerçek mafya değil Eftalya'cığım kaşlarını çattığını buradan hissedebiliyorum.'' Gözlerimi kaçıncı olduğunu sayamıyordum artık tekrar devirdim ve telefonu suratına kapattım. Birkaç dakika sonra bilinmeyen bir numaradan gelen mesajla kaşlarım havalandı.
'' Yarın saat beş gibi hazır olun, sizi arkadaşının evinden alıp güvenli bir yere götüreceğim. Karşı çıkma, yarın Hikmet o evi basacak. Oğlunun güvende olmasını istiyorsundur herhalde?''
Mesajın kimden geldiğini anlamamak için aptal olmak gerekiyordu tabi. Seslice bir nefes bıraktım ve bir kere daha birilerinin yardımına muhtaç kaldığım için kendime ve hayatıma lanet ettim.
Öpüldünüz :)) Bir dahaki bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.