9.BÖLÜM: ''MİNİK BİR YOLCULUK''

2067 Kelimeler
Keyifli okumalarr... Şarkı önerisi: İkiye On Kala - Koptu İpim Düşüyorum '' Yasak bir kitap gibiyim Bodrum katında Saygı duyduğum bir şey yok Şu hayatta'' 9.Bölüm: '' Minik Bir Yolculuk '' Saat akşam dört buçuğu gösterirken içime çektiğim nefes oksijen değil karbonmonoksitmiş gibi beni zehirliyordu. Hızla derin bir nefes verdim. Aslında beni zehirleyen içimdeki merak, şüphe, kızgınlık ve korkuydu oysaki. Efgan ve Cemre şarkının sonlarına doğru bir rock starı edasıyla kendilerini yere atıp saçlarını savururken yüzümü yorgun bir gülümseme kapladı. Yaklaşık bir saattir deliler gibi bağırarak şarkı söyleyip dans ediyorlardı. Salon harp alanına dönmüştü. Yere saçılan yastıkları toplama çabamı yarım saat önce sona erdirmiştim. Zira ben topladıkça yine dağıtıyorlardı. Evden ayrılacağımız için evde üstünkörü bir temizlik yapmış eşyalarımızı toparlamıştık. Cemre'nin bizden daha fazla eşyası yerleştirilmiş olduğundan onun eşyaları bizi oyalamıştı. Saat beşe yaklaşırken hala o adama güvenebileceğimizden emin değildim. Fakat Cemre beni bir şekilde ikna etmişti. Evinden ayrılma fikri onu üzmüş olsa da Efgan'ın güvenliğini benim kadar o da düşünüyordu. Düşünmeden evden çıkmayı ve bizimle gelmeyi kabul etmişti. Cemre'ye olan hakkımı nasıl ödeyeceğimi bilmiyordum. Cemre kendisini koltuğa atıp soluklanırken düşünceli yüzümü incelemiş ve sırıtmıştı. '' Bize katılmalıydın , çok iyi stres attırıyor.'' Çocuksu hallerine gülümsedim. '' Senin mavi göz ne zaman gelecek acaba?'' Omzumu silkerken gözüm istemsizce saate gidip geliyordu. Cemre huysuz ve sessiz hallerime alışsa da tepkisizliğim onu sinir etmiş olacak ki bana doğru bir yastık fırlatıp çemkirmişti. '' Of Eftalya! Bu kadar sakin olamazsın. Hiç mi merak etmiyorsun bizi nereye götüreceğini?'' '' Güvenli bir yer olduğu sürece merak edilecek bir şey bulamıyorum. Ayrıca o adam nereden benimki oluyor anlamadım?'' Somurtarak sorduğum soruyla sırıtışı genişlerken yanıma doğru zıplayıp omzuyla beni dürttü. ''Çok yakışıklı değil miydi sence de? Çok yakışıyorsunuz çok!'' Cemre duvara doğru hevesle bakıp iç çekerken yüzümü ekşitip neredeyse üstüme çıkmış olan bedenini ittirdim. '' Bir kere adamı sadece uzaktan iki saniye falan gördün Cemre, abarttığın kadar değil. Hem nereden yakıştığımız kanaatine vardın acaba? '' Cemre tam ağzını açıp cevap verecekti ki bacağını cimcikleyip başımla bize bakan Efgan'ı gösterdim. '' Çocuk dinliyor bizi görmüyor musun?'' '' Ne var canım babasını tanımak en büyük hakkı!'' Cemre'nin dedikleriyle gözlerim büyürken Efgan'ın duymamış olmasını dileyerek çığlık attım. '' Cemre!'' Cemre kahkahalarla yanımdan kaçıp giderken başımı iki yana sallayıp Efgan'a öpücük attım. O da gülümseyip öpücüğü havada yakalarmış gibi yaparken sırıttım. Çalan kapıyla kalp atışlarım olması gereken ritminden saparken çoktan kapıya koşmuş olan oğluma yetişmek için aceleyle yerimden kalktım. Kapıya vardığımda Efgan çoktan kapıyı açmış Selim Çetiner'in dev gibi cüssesi karşısında hayranlık dolu bakışlarıyla dikiliyordu. Selim Çetiner bakışlarını oğlumdan çekip yavaşça bana doğru çevirdi. '' Anne, bak evimize Hulk geldi!'' Beş yaşındaki oğlumun 1.90'ı geçkin boyu olan Selim Çetiner'i Hulk'a benzetmesi olasıydı tabi ki. Çetiner gözlerini benden çekerek Efgan'ın boyuna inmek amacıyla olduğu yerde çömelmiş ve beceriksizce Efgan'a gülümsemişti. Yapmacık değildi fakat içten de değildi. '' Merhaba delikanlı. Ben Selim. Sen de Efgan olmalısın.'' Efgan tanınıyor olmasına kocaman bir gülümsemeyle karşılık verirken arkadan dürtüklenmemle kaşlarım çatılmıştı. Cemre'nin sırıtkan suratıyla gözlerimi devirdim. Efgan oluşan sessizlikten sonra utanmış bir şekilde arkama geçip bacaklarıma sarılırken gülümsedim. Selim Çetiner de ayağa kalktı. '' Hazırsanız ben eşyalarınızı alayım, çıkalım.'' Gözlerini gözlerime sabitlemiş cevap bekliyordu. Cemre'nin alışkanlık haline getirdiği dürtmesiyle gözlerimi kaçırıp başımı onaylar şekilde salladım. '' Olur. Cemre sen Efgan'ı alır mısın? Ben de birkaç çantamızı alayım.'' Cemre beni onaylayıp küçük çantasıyla evden çıkarken ben de adama kapının önüne önceden çıkardığımız valizleri gösterdim. Tepki vermeden eşyalara yönelince birkaç saniye ne yapacağımı bilemez halde etrafta göz gezdirip saçlarımı karıştırdım. Çetiner elindeki valizlerle doğrulup karşımda dikilince alttan alık alık ona baktım. Sersemlemiştim resmen. Kendim gibi davranmıyordum. '' İzin verirsen?'' Konuşmasıyla kendime gelip özür diledim ve kapının önünden çekildim. Kalan birkaç hafif çantayı da ben alıp kapıyı ardımdan çekip kapattım. Kapıyı kilitledim ve asansöre eşyaları yükleyen adamın peşinden gittim. '' Asansör dar, sen eşyalarla in. Ben merdivenlerden inerim.'' Birkaç saniyelik duraklamadan sonra başımla onaylayıp asansöre bindim. Kapı kapanırken donuk bakışları gözlerime tutundu. Yüzüme doğru düşen bir tutam saça kısaca üfleyip gözlerimi kaçırdım ve zemin katın tuşuna bastım. Asansör dördüncü kattan aşağıya doğru inerken aynadaki görüntüme sinirle baktım. '' Kendine gel Eftalya. O adama güvenmek zorundasın. Donuk bakışlarına takılma...Donuk bakışlarına takılma...'' İnene kadar kendi kendime tekrarladığım cümleyi asansörün durmasıyla kesip asansörün kapısını açtım ve içerideki valizleri sürükleyerek asansörün dışına çıkarmaya başladım.  '' Ben alırım onları, sen oğlunun yanına git.'' Sözlerini bana bakmadan söylemesine takılmadım ve sessizce dediğini yapıp bizi dışarıda bekleyen oğlumla Cemre'nin yanına ilerledim. '' Anneciğim nereye götürecek bizi Hulk Abi?'' Oğlumun dağılan kıvırcık saçlarını elimle düzeltip aynı boya gelecek şekilde eğildim ve tombul yanaklarına birer öpücük kondurdum. '' Eski evimiz çok eskiydi ve güvenli değildi bebeğim. Hulk Abi bizi güvenli bir yere götürecek. Korkma hiç tamam mı?'' '' Korkmam ki ben. Sen ve sarı şekerim yanımdasınız nasıl olsa!'' Gülümsedim. '' Aynen öyle bir tanem, biz yanındayız.''  Selim Çetiner tüm valizleri tek seferde getirip arabaya yerleştirirken oğlum da bu süre boyunca hayranlıkla onu izlemiş ve büyüyünce kendisinin de böyle güçlü olacağı hakkında heyecanlı heyecanlı konuşmuştu. Bu süre zarfında sesi çıkmayan Cemre'ye gözlerimi çevirdim. Dalgın dalgın telefonuna bakıyordu. Yanına biraz daha yaklaşıp hafifçe omzuna dokundum. İrkilip gözlerini bana çevirdi. '' Bir şey mi oldu? Kötü bir haber mi geldi?''  '' Yok, hayır. Annemle her zamanki gibi tartıştık. Önemli bir şey değil.'' Gülümseyip gözlerini arabaya çevirdi.  '' Her şey arabaya yerleşmiş bile. Bu arada benim arabamı Tom birine aldıracak. İkimiz için de işten bir haftalığına izin aldım. Her şey tamam.'' Biz yukarıdayken benim unuttuğum ayrıntıları halletmesine minnetle gülümsedim.  '' Başka bir şey kalmadıysa araba yerleşebilirsiniz.'' Selim Çetiner bize seslenip şoför koltuğuna geçti. '' Düşündüğümüz kadar kaba herifin teki değil sanki? '' Cemre dile dökmek istemediğim şeyleri söylerken cevap vermeden Efgan'la arabaya ilerledim.  '' Eftalya sen öne geç. Ayıp olur şimdi arabayı şoför kullanıyormuş gibi arkaya geçersek.'' Gözlerimi devirdim. Katil olduğunu düşündüğümüz adama ayıp olup olmadığı ne kadar umurumdaydı orası meçhuldu fakat haklıydı. Efgan'ı arka koltuğa oturtup kemerini bağladıktan sonra dikkatlice kapısını örtüp ön kapıyı açtım. Selim Çetiner kısaca bana bakıp arabayı çalıştırırken ben de yerime yerleşip kemerimi taktım. Yola çıkalı yarım saat olmuştu fakat hala bir yere varamamıştık. Sıkılmıştım. Bir nefes bırakıp arkada dışarıdaki arabaları sayma oyunu oynayan Efgan'a gülümsedim. Cemre ise telefonunda oyun oynuyordu.  '' Sıkıldıysan radyoyu açabilirsin. Yarım saatlik bir yolumuz kaldı. '' Yarım saattir ısrarla gözlerimi değdirmediğim adama yandan bir bakış attım. Cemre haklıydı. Düşündüğüm kadar kaba ve gaddar biri değildi. Yol boyunca Efgan'ı sürekli kontrol edip onun üşüme durumuna göre klimanın ayarlarıyla oynayıp durduğunu fark etmiştim. Efgan sıcaklarsa klimanın ayarını düşürüyor, hırkasına sarılınca ayarını tekrar arttırıyordu. Beni korkutuyor olsa da düşüncesiz değildi.  Elim radyoya gitti. Birkaç haber kanalını atlayıp bir şarkı kanalında durdum.  '' Anne biliyorum ben bu şakrıyı! Sesini açar mısın n'lur?'' Şarkı kelimesini telaffuz edemeyen oğluma minik bir gülüş gönderip isteği üzerine şarkının sesini rahatsız etmeyecek düzeyde yükselttim. Şarkı sevdiğim bir şarkıydı. Efgan bağırarak şarkıyı söylerken Cemre de kahkaha atıp ona katılmıştı. Rahatsız olduğunu tahmin ederek gözlerimi çekinerek Selim denen yabancıya çevirdim. Ya rahatsız olmuyordu ya da gerçekten iyi saklıyordu hislerini. Yüzünden hiçbir şey anlamıyordum. Gözlerini dikiz aynasından Efgan'a çevirip gerçek olup olmadığını ayırt edemeyeceğim kısa bir süre gülümsedi ve şarkının sesini biraz daha açtı. Ona attığım tuhaf bakışları fark etmiş olacak ki gözlerini bana çevirdi.  '' Bir şey mi oldu?'' ''Hiç.'' Cevaplayıp gözlerimi yola çevirdim ve oğlumla Cemre'nin kahkaha seslerine kulak verdim. '' Sana koşuyorum, ölmesem diyorum!  Dönüyor başım,  seni seviyorum!'' Efgan şarkının sözlerini bağırıp kıvırcık saçlarını sallayıp dururken ağzımdan minik bir kıkırtı kaçtı. Selim Çetiner'in kaçamak bakışlarını üzerimde hissetsem de ona dönmedim.                                                                                                 *** Gözlerimi badem ağaçlarıyla kaplı ferah alanda gezdirdim. Sonunda yolculuğumuz bitmişti. Urla'dan fazla uzaklaşmamıştık. Bademler Köyü adlı sakin ve huzur dolu bir yerdeki müstakil bir evin önündeydik.  '' Burası kimin evi?'' Cemre'nin sorusu benim için de bir merak konusuydu bu yüzden gözlerimi deniz manzarasında gezdirirken Selim Çetiner'in cevabına kulak kesildim. '' Bana ait. Uzun zamandır burada kalmıyorum. Burada güvende olacaksınız. Köy halkı da çok iyi ve yardımseverdir.'' O da kısaca çevrede gözünü gezdirip eve doğru ilerlemeye başladı. Efgan elimi tutmuş heyecanla etrafa bakıyordu. Gözlerindeki parıltı beni mutlu etmeye yetmişti.  '' Anne, bayıldım buraya bayıldım!''  '' Burada çok popüler bir oyuncak müzesi de var delikanlı. İstersen bir gün oraya da gideriz.'' Oğlum heyecanla yerinde zıplayıp sırıtırken ben de kendimi gülümserken buldum. Burası köyün tam içinde kalmayan bir koyun ilerisindeki ağaçlık arazide kalıyordu. Müstakil denize bakan beyaz taştan yapılma bir evdi. Evin yeşil bahçesine adımımızı atarken Cemre büyülenmiş bir şekilde etrafı izliyordu. '' Urlada böyle bir yer olduğunu bilmiyordum.'' Diye mırıldandı. Ben de başımı salladım. Evin küçük verandasına geçtik. Kapının üstünden sarkan geneli siyah renkli boncuklardan oluşan üzerinde minik çanlar bulunan düş kapanı da beni büyülemiş ve gülümsememe neden olmuştu. Selim Çetiner elindeki valizleri ve çantaları açtığı kapıdan girip kenara koyarken bizden izin isteyip bir arama yapmak üzere tekrar verandaya çıktı. '' Eftalya bu ev yakıyor!'' Cemre kendisini şömine karşısındaki beyaz pufa atarken gözlerimi devirdim '' Sözde zengin olan benim ya! Azıcık heyecanlansana kızım, görgüsüz gibi hissediyorum kendimi.''  '' Görgüsüz gibisin zaten. Kalksana kızım oradan gelecek adam şimdi.'' Cemre omuz silkip olduğu yere yayılırken ben de gözlerimi evin içinde gezdirdim.  Efgan çoktan evde koşuşturmaya başlamıştı heyecanla.  '' Aşkım sakin ol, tamam.'' Gülerek oğlumu durdurup kucağıma alırken oğlum da beni öpücüklere boğmuştu. Bir boğaz temizleme sesiyle oğlumu yere indirdim. '' Ceyhun birazdan evin ihtiyacı olan her şeyi getirecek. Uzun zamandır burada kalmadığımdan mutfak falan boş.'' Açıklamasıyla başımı salladım. '' Teşekkür ederiz. Güvenimizi boşa çıkartmayacağını düşünüyorum.'' Dediklerimle ellerini ceplerine soktu ve birkaç adım yaklaştı.  '' Merak etme. Ben bir söz verdim sen de bize yardımcı olacağını söyledin. Sen bize uy ben de sizi koruyayım. Bu kadar basit.'' Yüzümü delip geçen bakışlarından rahatsız olurken gözlerimi kaçırdım. Düş kapanının çanlarının çarpışma sesleriyle ikimiz de kapıya dönmüştük. '' Selam gençler! Evinizin erkeği Ceyhun ihtiyaçları karşılamaya geldi! Dürüm sevmeyen var mı?'' Ceyhun bizi şaşırtmayan karşılamasıyla poşetleri içeriye götürürken dürümlerle geri döndü. '' Hadi, öleceğim açlıktan!  Kız çekilsene şuradan benim köşem orası.'' Ceyhun Cemre'yi puftan kalçasıyla itip düşürüp kendisi yerleşirken bu tavırlarına şaşkınlıkla baktım. '' Aptal herif. '' Yanımdaki adam mırıldanıp kendisini tekli koltuğa bıraktı. '' Sen tam bir hödüksün! Hem sevmem ben dürüm falan, yemeyeceğim!'' Cemre ayaklarını yere vurup Ceyhun'a çemkirirken kaşlarım havalandı. Gülmemek için dudaklarımı dişledim. '' Sarı şekerim, hödük ne demek?'' '' Şu gördüğün horoza benzeyen sarı abin gibilere denir aşkım. Sen onun gibi olma tamam mı?'' Efgan anlamamış bir şekilde bir Cemre'ye bir Ceyhun'a bakıyordu. Ceyhun Cemre'nin dediklerine pek takılmamış olacak ki dürümüne gömülmüştü. Oğlum için de alınan acısız dürümü çıkartıp kağıdından sıyırdım ve oğluma uzattım. Onun için ayran da çıkartırken gözüm homurdanıp duran Cemre'ye kayıp duruyordu. '' Anne? Ceyhun Abi gibiler nasıl oluyor?'' Nasıl bir cevap vereceğimi bilemezsen Ceyhun dolu ağzıyla konuşmaya başladı. '' Yakışıklı , kaslı , mükemmel , düşünceli , yardımsever , komik...'' Daha da devam edecekken Cemre 'hah' sesiyle Ceyhun'u tamamlamıştı. '' Aptal , kaba , hödük , kendini komik sanıp rezil eden , olgunlaşmamış...'' Yan tarafımdan bir gülme sesi gelirken şaşkın bakışlarımla alttan alttan Selim Çetiner'e baktım. Gülmesini beklemiyordum. Bakışlarımı fark edip gülmesini durdurdu ve mırıldandı. '' Cemre Ceyhun'u iyi tanımış.'' Dürümünü kadeh kaldırır gibi Cemre'ye uzatmış ve bir ısırık almıştı. Cemre kıkırdadı.  '' Sonunda içinizden beni anlayan biri çıktı. Uzay'cığım sen de çok muşmula suratlı gözüküyordun ama işte ön yargı bunlar hep! Adamsın sen!'' Selim Çetiner Cemre'ye birkaç saniye şaşkın şaşkın bakıp sonra düz bakışlarına yeniden büründü.  '' Kızım kuduruyorsun seni o gece kandırabildim diye. O dürümü yemeyeceksin değil mi? Ben yerim.'' Ceyhun Cemre'nin önündeki açılmamış dürüme de uzanırken başımı iki yana sallayıp gülümsedim ve ayranımdan bir yudum aldım. Efgan yüzünü bana doğru yaklaştırıp dudaklarını büzerken sırıttım. Dudaklarının üstünde ayran kalmış, temizlememi istiyordu. '' Siz burada mı kalacaksınız? Ben bu hamur kafayla aynı yerde durmak istemiyorum.'' Cemre kollarını birbirine dolayıp arkasına yaslanırken gözlerimi devirdim. '' Cemre.'' uzatarak adını söylememle omzunu silkti. '' Biz gidip birkaç işi halletmeliyiz. Siz de evden çıkmayın.'' Selim elindeki dürüm kağıdını çöpleri attığımız poşete koyup ellerini çırptı ve ayağa kalktı. Ceyhun da ayranını kafasına dikip ayağa kalkarken Efgan'ın yanağından makas aldı. '' Naber yakışıklı? Yemeğe gömülünce seni unutmuşum ben yahu!'' Efgan sırıttı. '' Kahramanlık yapmaya mı gideceksiniz Hulk Abi ile beraber?'' Ceyhun Hulk benzetmesine gülerken Selim Çetiner'e alayla baktı. '' Hulk Abi'n yeşil, kızgın, kocaman bir deve dönüşmeden birkaç kötü amcaya bakmamız lazım Efgan'cığım.'' Selim kaşlarını çatıp söylenerek evden çıkarken Ceyhun'un adını sinirle seslenmişti. '' Görüşürüz, Ceyhun kaçar! Sen hariç katil civciv, sen benden uzak Allah'a yakın.'' Ceyhun sırıtarak çıkarken Cemre sinirle ufak bir çığlıkla beraber Ceyhun'un arkasından ayakkabısını atmıştı. Efgan'la birbirimize acıklı birer bakış atıp bunlardan adam olmayacağını belirtircesine başımızı iki yana salladık... * Umarım bölümü beğenmişsinizdir :)) Bir dahaki bölümde görüşmek üzere!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE