Bir Fotoğraf Karesinde

1231 Kelimeler
Önündeki hafif yükseltili taştan duvara dönük bakarken yerinde heyecanla kıpırdandı. Parmak uçlarında yükselip geri indi, ayağının ucundaki taşı şöyle bir itti. Tencereyi sığabileceği bir poşete koymuş onun yanına da birkaç bitki çayı bırakmıştı. Şimdi onlar taşın üzerinde dururken Nare yerinde kıpırdanıp duruyordu. Telefonu titrediğinde hızla şişme montunun cebinden çıkarıp baktı. Vaha mesaj atmıştı. 'Nare geldim ben." Başını kaldırıp etrafına baktı Nare ama Vaha'nın ona verdirdiği sözü hatırlayarak arkasını dönmedi."Neredesin?" 'Arkandayım, bakma ama sen.' Kendisi onu görmese de Vaha'nın gördüğünü bilerek başını salladı. Aynı zamanda yazmayı da ihmal etmedi. "Tamam gözlerimi kapatıyorum, gel al sen." Telefonu yan düğmesine basıp kapattıktan sonra hızla cebine attı. Bir adım ileri atıp duvarın üzerine bıraktığı tencereyi aldı. Arkasını dönmeden öylece beklerken arkasından gelen adım seslerini duydu. Kalbi öylesine hızlı atıyordu ki derince bir soluk aldı. İlk defa böyle hissediyordu. Karnının içinde karınca sürüsü geziyordu sanki. Sık sık yutkunuyor adım seslerinin yaklaşmasını bekliyordu. Taşların üzerine basılan ayak sesleri tam arkasında durduğunda usulca titrek bir soluk çekti ciğerlerine. "Kapatıyorum gözlerimi bakmayacağım sana söz." Ayağını hafif yana çevirdi, ve ardından diğer ayağı da hareketlendi. Ellerinin neden titrediğine anlam veremiyordu. Ve sımsıkı yumduğu gözleri ile arkasını döndü. Söz vermişti ona açmayacaktı gözlerini. "Vaha." diye mırıldandı arkasını döner dönmez. "Yanımda mısın?" Sesi aniden kısılmış çok farklı bir tona bürünmüştü. Sanki yıllardır görmediği çok sevdiği birine kavuşmuş gibiydi. Hiçbir ses gelmedi karşıdan, hiçbir şey söylemedi Vaha. Yalnızca hareket ettiğini hissetti Nare. Bunu da muhtemelen hareket ettiğinde üzerindeki montun çıkardığı hışırtıdan anlamıştı. Ve aniden tencereyi tutan soğuk ellerinin üzerine konan sımsıcak elleri hissetti. Elleri uyuştu sanki, parmak uçlarından yukarılara doğru teni karıncalanmaya başladı. Elindeki tencerenin alınıp az önceki duvarın üzerine bırakıldığını taş zemine değen metal tencerenin sesinden anlamıştı. Ellerini  kaldırıp etrafta onu aradı. Karanlıkta yolunu bulmaya çalışır gibi ellerini sallarken elinin göğsüne çarpması ile hareketleri durdu. Ama elini indirmedi göğsünden üzerinde büyük ihtimalle şişme bir mont vardı. "Vaha gitme." diye mırıldandığında göğsüne koyduğu ellerin bileklerine sardı Vaha ellerini gitmeyeceğim der gibi. Nare tebessüm etti. "Hiç konuşmuyorsun ama, sesini merak ediyorum. Anlamam ki ben kim olduğunu konuş hadi." Bileğindeki eller sıklaştı, hafif bir baskıyla sıkıp geri bıraktı. Israr etmedi Nare. Başını eğip konuşmaya başladı bu sırada utanıp ellerini Vaha'nın göğsünden indirmişti. "Sarma sardım sana onu ye karnını doyur, bitki çayı yapman için bir şeyler de koydum. Dikkat et kendine." Yine ses gelmedi karşısından. Suratını asıp dudaklarını büzdü. "Vaha yanımda olduğunu anlayayım bari bir şey yap." Birkaç saniye sonra kendine doğru atılan bir adım sesi duydu. Aralarındaki yapraklar çatırdadı, taşların birbirine sürttüğünü duydu Nare. Ve hemen ardından beline bir çift kol sarıldı. Aniden soluğu durdu sanki, nefesi hık diye boğazında kaldı. Elleri havada öylece kalakalırken "V...Vaha." diye mırıldandı. Ona sarılan adam çekingenlikten olsa gerek tüy gibi dokunuyordu. Şoku üzerinden henüz atamamışken ellerini kaldırdı Nare. Daha fazla düşünmeden önce Vaha'nın omuzlarına yerleştirdi, ardından usulca boynuna sardı. Evet... Sanki yıllardır görmediği bir sevdiğine sarılır gibiydi. Başını omzuna yasladı, hiç çekinmeden sarıldı ona. Kendini kasan Vaha da Nare'nin ona sarılması ile rahatlamıştı. Kaç dakika öyle kaldılar ikisi de farkında değildi. Nare arada bir şeyler mırıldanıyor Vaha tek kelime etmiyordu, tepki vermiyordu. Vaha'nın saçlarından derin soluklar aldığını fark edince tebessüm etti. Onun kokusu da çok hoşuna gitmişti Nare'nin. Aynı hediye ettiği kitaba sinen koku gibiydi. "Kokun çok güzelmiş Vaha. Bana hediye ettiğin kitap da aynı böyle kokuyordu." Omuzlarına ellerini koyarak geri çekildi Nare, bu sırada ellerini Vaha'nın üzerinden çekmedi. Ama Vaha ellerini Nare'nin belinden çekmişti. Ne yaptığını düşünmeden usulca yukarı doğru çıkardı ellerini. Montun fermuarının olduğu yere geldiğinde durdurdu ellerini. Bir anlık cesaretle dudaklarını dişleyerek konuştu. "Merak ediyorum seni, bakayım mı yüzün nasıl?" Alınıp verilen derin bir soluk sesi ilişti kulağına, sonra duraksayan elin üzerinde sıcak elleri hissetti. Bu soğukta elleri nasıl böyle sıcak kalabiliyordu ki? Nare'nin elini tutup usulca yüzüne çıkardı Vaha. Ve tekrar titrek bir soluk alıp verdi. Eli Vaha'nın yüzündeki yerini alır almaz kıkırdadı Nare. Sakalları avuçlarını gıdıklandırmıştı. Ellerini usulca onun yüzünde gezdirmeye başladı. Kirli sakallı olduğunu düşündü Nare. Nedense gözünde esmer biri canlandı. Hafifçe yüzünde gezindi elleri, yalnızca biçimli bir yüzü ve sert çene hattı olduğunu anladı. Yanaklarının gerginliğini hissedince onun güldüğünü anladı, kendi yüzünde de samimi bir tebessüm belirdi. Ellerini usulca indirip Vaha'nın omuzlarına yerleştirdi. "Boyun da uzunmuş cidden." diye mırıldandı kendi kendine. Senden uzunum demişti ama Nare'nin çoğu insandan kısa olduğu gibi Vaha da çoğu insandan uzun gibiydi. Ellerini omuzundan usulca indirip iki yanına bıraktı. Kapalı gözlerini hiç açmamış öyle hissetmeye çalışmıştı onu. İkisi de öylece karşı karşıya hiçbir şey söylemeden dikilirken ellerini önünde birleştirdi Nare. Soluk verir gibi bir gülüş sesi duyduğuna kendisi de tebessüm etti. Vaha'nın omuzlarına yerleşen elleri onun arkasını döndürdü usulca. Kıpırdamadan kaldı Nare. "Vaha gidiyor musun?" diye sordu endişeyle. Ona söylemeden gitmezdi değil mi? Nare bunu söyler söylemez telefonu titredi. Hızla cebinden çıkarıp gelen mesaja baktı. "Gözlerini açma Nare tamam mı?" Başını telefondan kaldırıp "Tamam." dedi. Ama hemen ardından tekrar titredi telefonu. "Tamam mı Nare?" Anlamayarak sesini yüksek tuttu bu kez. Hem başını sallayarak "Tamam." dedi hem de mesaj olarak yazdı. Sonra hemen arkasından omzuna doğru sarıldı Vaha'nın bir kolu. Nare ne olduğunu anlamazken yanaklarına koyulan eller onu güldürmeye çalışır gibi iki yana doğru çekiştirdi. Nare dayanamayıp kapalı gözlerle tebessüm ettiğinde bir kamera sesi ilişti kulağına. Bu kez anlamazca kaşları çatılsa da dudaklarına bir gülümseme hâkimdi. "Vaha? Fotoğraf mı çektin?" Vaha'nın bedeni kendi bedeninden ayrıldıktan hemen sonra eline sert bir kağıt parçası bırakıldı. Vaha kendini geri çekip Nare'nin arkasına geçtiğinde usulca gözleri açıldı ve hemen eline bırakılan o şeye baktı. "Yaa Vaha..." dedi gözlerini kırpıştırarak fotoğrafı incelerken. Bir fotoğraf karesinde ikisi vardı. Vaha'nın yüzü görünmüyor yalnızca Nare'nin arkasından boynuna sardığı kolu ve boynunun çok az bir kısmı görünüyordu. Sanki eski fotoğraflar gibiydi fotoğrafın rengi. Vaha'nın üzerinde Nare'nin de tahmin ettiği gibi şişme bir mont vardı, lacivertti sanırım rengi. Onun dışında yalnızca boynunun bir kısmı görünüyordu. Nare hafif gülümsemişti. Çok tatlı duruyordu fotoğraf. Çok hoşuna gitmişti Nare'nin. "Çok güzel." diye mırıldandı arkası dönükken. "Odama asacağım, panoya." Ve gözleri kapalıyken arkasını dönüp hızla sarıldı Vaha'nın beline. Onun bir an panik olduğunu hissetse de daha sonra bedeninin gevşediğine bizzat şahit oldu. Onun kollarının sırtına dolandığını bir süre usulca saçlarını okşadığını hissetti. Ardından kolları kıpırdadı Vaha'nın. Cebinden telefonunu çıkardığını anladı Nare. Ve onlar hâlâ sarılmış bir vaziyette iken Nare'nin telefonu titredi. Arkasını dönüp mesajı açtı. "Gitmen gerek artık Nare. Saat çok geç oldu." Derin bir solukla doldurdu ciğerlerini. Başını salladı "Tamam." diyerek. Ve Vaha'dan yeni bir mesaj geldi. "Hava karardı ben sen binaya girene kadar burada bekleyeceğim. Arkana bakma sakın." Keyifsizce güldü Nare. Gülmesine rağmen içi hiç rahat değildi bu konuda. Onu göreceği günü bekliyordu öylece. "Tamam." dedi yine başını sallayarak. Gözleri kapalı iken arkasını döndü birkaç adım atmaya kalktı Vaha'yı geçene kadar. Ama kolunda onun ellerini hissetti. Birkaç adımdan sonra Nare'nin arkasında kalınca çekti ellerini Vaha. Nare de gözlerini açıp olduğu yerde bekledi birkaç saniye. İkisi de aynı anda derin bir solukla doldurdu ciğerlerini. Ve Nare yavaşça yürümeye başladı. Arkasında Vaha'nın hâlâ onu izlediğinin bilincinde olarak "Umarım tekrar görüşürüz Vaha." diye mırıldandı. Adımları binaya doğru usul usul yön buldu. Binadan içeri girer girmez usulca kapıya yasladı sırtını. Birden bir gülümseme oluştu suratında.  Dudaklarını dişleyip az önce yaşadıklarını düşündü ve anın heyecanıyla asansörü es geçip koştura koştura merdivenlerden çıktı evine. O eve girmeden hemen önce yan dairelerinde oturan suratsız adamın kapısı açıldı. Göz ucuyla baktığında yalnızca arkası dönük bir adam görüp umursamadan eve girdi. Ve birkaç saat sonra telefonuna bir bildirim düştü. Hızla, aceleyle açtı telefonu. Vaha'dan geldiğine emindi nedense. Onun isminin yanında gördüğü ile hızla sohbete girdi. Vaha ona fotoğraf atmıştı... 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE