Nefesimi tuttum Oya'yı izliyordum. Hoparlör açıktı; ama kulaklarımın ses duyabileceğinden emin değildim.
"Evet, siz kimsiniz?"
"Ahmet'in eşiyim."
"Ahmet de kim?"
"Dün evimize eşinizi sormak için gelmişsiniz beyefendi."
"Evet, evet. Tekrar mı geldi?"
"Hayır, gelmedi. Eşimin akşam ben gelince tarif ettiği gibi perişan halde bir kadın gördüm. Bahçede kızımla oynuyorduk. Seslendim ve içeriye aldım."
"Sizde yani şimdi, öyle mi?"
"Evet, bizde. Duşa girmek istedi. Çok kötüydü üstü başı."
"Oh! Çok şükür. Ben Manisa'dayım. Eşimin ailesine geldim iz bulduğumu yüz yüze demek için. Ancak yarın akşam dönebilirim İstanbul'a. Rica etsem bir gece misafir eder misiniz?"
"Yani eşime hasta falan demişsiniz, benim evde küçük çocuğum var, bana ya da ona zarar vermesin. Eşim de evde yok. Yapamam yani. Siz birini gönderip alsanız."
"Lütfen. Zararı kendisine onun. Şu an zarar verme dönemini çoktan geçti zaten. Karşılığını fazlasıyla veririm."
"En ufak bir harekette kendimizi korumak için ona iyi davranacağıma söz veremem Eser bey. Yarın akşam gelmezseniz de evden çıkarmak zorunda kalırım."
"Tabii. Haklısınız. Çok minnettarım."
"Banyodan çıkıyor, kapatıyorum."
Kapattı telefonu. Hep fısıltıyla konuştu sanki ben duyacakmışım gibi. Eser'in sesi ne kadar da aklı başında, düzgün ve hasta karısı için endişelenen bir adam insanı gibiydi.
"İnandı bence." dedi Oya.
"Manisa'dayım dedi. Aileme zarar verecek."
"Defne belki de Oya'yı denedi. Direk kabul edecek mi yabancı birini diye. Oya güzel konuştu, emin ol."
"O zaman inanmadı. Gelmeyecek yarın akşam falan. Benim nerede olduğumu da biliyor. Farklı bir şehir atabilirdi kafasından. Benim yaptığımı biliyor, ailemi bilerek söyledi. Sizi tehlikeye atıyorum burada durdukça. "
Dizlerimi çeneme çekip sallanmaya başladım yine. Kimseden yorum bile gelmedi. Doğru anlamıştım demek ki. Yusuf bey yanıma geldi.
"Defne, korkuyorsun. Gayet normal. Korkmasaydın akıl sağlığından şüphe duyardım. Burada olduğunu biliyorsa bile biz yanındayız. Yalnız bırakmayız seni."
"Ne zamana kadar? Elbette bir gün çıkıp gitmem gerekecek. İki gün bitti. Bir hafta mı kalacağım, bir ay mı? Sizi işinizden gücünüzden hayatınızdan daha fazla alıkoymaya hakkım yok."
"Tahminin doğruysa bile koruma talep ederiz. Evet biraz kısıtlanırsın; ama yakalanana kadar bu şekilde olmak zorunda." Uzun bir. Adı Kemal'di.
"Beş aydır küçük, karanlık bir odada yaşadım. Kısıtlanmak değil derdim, sizi kısıtlıyor olmak."
"Defne, akrabanız mı bu adam? Kaç yaşında? Kapıya gelen adam Meriç gibi genç değildi. Onun tam şu an nerede olduğunu gerçekten bilen birilerini tanımıyor musun?" Oğuz konuştu yine.
"Telefonum olsaydı Alper'i belki de arayabilirdim. Ama onu bu işe sokmak istemiyorum. Daha çocuk. On iki yaşında."
"Nasıl bir ilişkiniz vardı onunla?" Bu adamlar benim için çözüm üretmeye çalışıyordu. Eser benim hiçbir şeyim olamazdı.
"Ben matematik öğretmeniyim. Meriç'in babası üniversitede hocamdı. Meriç'le de öyle tanıştık. Okul bitince bana burada özel bir kolejin orta okul bölümünde iş ayarladı. Her şey çok güzeldi. Öğrencilerle olmak, matematik anlatmak, işimi severek yapmak... Sınıfımda Pelin diye bir kız vardı. Bir gün okulun veli toplantısına Pelin'in ailesi adına dayısı katıldı. Eser Tüfekçioğlu'ydu. Ben onunla da herkesle ne şekilde konuştuysam öyle konuştum. Ona özel ilgi göstermedim."
"Tamam, tabii ki göstermedin." Oya gelip göz yaşlarımı sildi.
"Devam etmek zorunda değilsin Defne. Sana sormadan bir şey yaptık biz. Benim eski nişanlım psikolog. Ona daha rahat anlatır mısın? Onunla görüşmek ister misin?"
Hayatımı belli bir yere kadar anlatmaya başlamıştım. Kafamda sürekli içinde benim olduğum anal seks ve konulu şiddet pornoları dönüp duruyordu. Bunları başkasına anlatabilir miydim? Meriç'e bile anlatabileceğimden emin değilken, o beni bir yere kadar anlayabilmişti. Görüntüleri görene kadar. Ben onları her gün izliyordum. Senaryodan ziyade filmdi onlar. Şimdi kayıt altına alındığını da öğrenmiştim.
"Zaten şikayetçi olduğumda birçok kişiye anlatmam gerekecek. Daha başka kaç kişiye anlatayım? Kaç kez daha yaşayayım aynı şeyleri? Her anlattığımda çarpı beş ay olacak benim için. Yıllarca sürecek bu tecavüzler, işkenceler."
"Düşünemedik, özür dilerim Defne. İstemediğin hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsin. Hadi gel."
Oğuz elimden tutup kaldırdı beni. Yatak odasına gittik. Yatırdı. İlaçlarımı verdi. Ateşim zaman zaman yükselip tekrar düşüyordu. Yaralarımdan çok taze olanlar canımı çok yakıyordu. Küçük odadaki çocuk yatağında bir yanımdan bir yanıma dönerken ağrıyan yerlerim olduğundan aynı şekilde durmaya, Eser bana saldırırken orada olan aslında ben değilmişim gibi davranmaya ve ona asla zevk vermemeye çalışırken kıpırtısız durmaya alışmıştım.
Bir tarafım uyuşuyordu; ama canım daha az yanıyordu bir şekilde. Gözlerimi kapattım.
"Eser bey bu ne demek oluyor? Neden bindirildim arabaya?"
"Seni çok özledim. İki hafta ayrı kalamazdım seni görmeden. Devam et." Arabayı kullanana seslendi. Ben kapıyı açmaya çalıştım, çoktan kilitlendiğini anlasam da. İnmeye çalıştım.
"Lütfen arabayı durdurup kapıları açar mısınız? Bu yaptığınız adam kaçırmak. Şimdi indirin, ikimiz de yolumuza gidelim."
"Defne senin yerin benim yanım artık. Benim olacaksın." Deli bu adam. Ne saçmalıyor? Mesajlarla taciz etmesi yetmedi, şimdi de zorla alıkoyuyor.
"Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Evli, çocuklu adamsınız. Ne saçma, ne ayıp laflar. Sizi istemiyorum ben."
Arabanın arkasında daracık yerde gerildiği gibi bana çok sert tokat attı. Ben yanağımı tutarken o benim kollarımı sıkıyordu.
"Laflarına dikkat et. Hoşlanmadığım her kelimende canını yakmaktan çekinmem. Seninle ilgili çok güzel hayallerim var. Senin için de güzel, zevkli olması ise senin elinde ve dilinde. Bana ilgi göster Defne. Gerisine karışmam."
Ne ilgisi, ne zevki. Tecavüz mü edecekti bana? Zorla mı sahip olacaktı? Delirdim. Sözlerime dikkat falan edemezdim. Sapık bu adam.
"Bırak beni sapık herif, ne anlatıyorsun sen bana? Bana kafayı taktın diye, ben kendimi isteyerek sana mı vereceğim? Böyle bir şey için önce beni öldürmen lazım."
Ben aralıksız itiraz cümleleri kurarken sağ elini ön tarafa uzattı. Şoförün eline verdiği şeyi görünce kendimi savunacak zaman bulamadım. Kıştı. Üstüm giyinikti. Açık olan tek yerime, boynuma batırdı araba çakmağını. Çığlık attım yanan derimle beraber kokular yükselirken.
"Benimle çalışanlarımın yanında düzgün konuşsan iyi edersin Defne Cevher. Ben istediğimi öyle ya da böyle, er ya da geç, zorla ya da isteyerek her şekilde alacağım. Bedenini seviyorum. Ona zarar vermek istemiyorum. Beni buna mecbur etme."
"Eser bey, lütfen. Bu yaptığınız doğru değil. Siz toplumda yeri olan bir iş adamısınız. Böyle şeylerle uğraşmamalısınız. Emel hanım ne kadar da iyi bir kadın. Sizin gözünüze bakıyor. Alper deseniz pırlanta gibi. Benim size verecek hiçbir şeyim yok."
"Bakire olduğunu biliyorum. Bana seni becermem için yalvaracaksın. İlk erkeğin olmak için en doğru adam benim. Sen gözümün içine aşkla, şehvetle bakarken sahip olacağım sana. Kraliçem olacaksın. Bana prensler, prensesler vereceksin kendin gibi güzel ve akıllı."
Hayır, hayır, hayır. Bu adam bir yere kapatılmalı. Yalan söylersem belki vazgeçer benden. Neden emin bu kadar bakire olduğumdan? Ben onunla böyle bir konuşma yapmadım ki. Nasıl yaparım zaten?
"Yanılıyorsunuz ben bakire değilim." Bu kez elinin tersiyle vurdu yüzüme.
"Bu yalan söylediğin için Defne. Bana yalan söylerken iki kez düşün. Bir Eser anlar mı diye iki Eser anlarsa mutlaka zarar verir diye. Sana zarar vermek istemedğimi söyledim zaten. Neden beni daha bir araya geleli bir saat bile olmamışken zorluyorsun ki? Şimdiden bana ait olan bedenine zarar vermeye başladın Defne."
Bunları söylerken bağırıyordu. Nerede olduğumu göremiyordum. Tüm camlara siyah perdeler gerilmişti. Bu adama teslim olamazdım. Ne yaparsa yapsın. Razı gelemezdim. Yapacağı bana sahip olmak da olsa bu zorla olacaktı. Ben dayak yememek için istediğim için değil. Ben bu değildim. Ben Defne Cevher'dim.
"Değilim işte bakire. Kaç kişiyle yattığımı hatırlamıyorum bile. Yanımda mıydınız sanki yaparken? Defalarca birlikte oldum başkalarıyla."
Beni koltuğa yatırdı. Montumu açıp çıkardı. Kuvvetliydi, iriydi, uzundu ve spor yapanların sahip olduğu gibi bedenine iyi bakmıştı. Kırk iki yaşındaydı. Benden çok büyüktü, her anlamda. Birden sol eliyle iki elimi de tuttu başımın üzerinde. Sağ eliyle yüzüme vurmaya başladı.
"En sevdiğim yerine bunları yaptırıyorsun bana. Utanmalısın Defne. Söyle şimdi bakire misin?"
"Değilim. Hiç olmadım. Hiç kanamadım. Kimse beceremedi benden kan getirmeyi."
"Orospu, orospu. Şimdi yalan söyleme demedim mi? Ben seni nerelerinden sikeceğimi çok iyi biliyorum. Gelmeyen kanlar bakalım o zaman da damarlarında durmak için ısrarcı olacaklar mı?"
Sonra duyduğum sadece orospu oldu. Bana diyordu bunları. Ben kendimden geçtiğimi hiç anlamadım. Çünkü yumrukları hiç bitmemiş gibiydi. Arabadan inene kadar sürmüş gibi geldi. Pelte gibi arabadan inerken bana geçen süreyi kimse sormasın. Hiçbir tahminim yok.
Gözümü açtığımda sırılsıklamdım. Çok tepinmiş olmanın yanında altıma da işemiştim. Çok utandım. Allah kahretsin. Bir süredir yapmıyordum. O arabada yapmıştım ilk kez. Korkudan mı, acıdan mı, böbreklerime yediğim yumruklardan ya da kaç saat yolculuk yaptığımı, İstanbul'a geldiğimizi anlamayacak kadar uzun sürdüğü için hiç mola vermediğimizden mi, bilmiyordum. Sadece yapmıştım işte.
Hemen yataktan çıkıp, çarşafları çektim hırsla. Sesli ağlamaya başladım. Nerede olduğumun, ne zaman olduğunun, kimi uyandıracağımın bir önemi varmış gibi gelmedi o an. Düşünmeden bağırarak ağladım. Kapı sertçe açıldı. Oğuz girdi odaya. Arkamı döndüm elimde çarşaflarla. Elbisem de ıslaktı. Siyahtı ve belli olduğundan emindim. Sesimi kıstım. Önüme geçti. Elimden almaya çalıştı çarşafları. Vermedim. Yüzüne bakamazdım bile, değil ki sidikli çarşaflarımı vermek...
"Bana bırak kendini Defne. Ver hadi."
Sakin sesiyle gevşettim ellerimi. Banyoya gidip geldi. Ben hala ayakta duruyordum. Hareketsiz durursam, gözlerimi sımsıkı yumarsam kabus olurdu belki bu durum ve benim o kabusa şimdi her şeyden çok ihtiyacım vardı. Arkama geçip eğildi ve elbisenin eteklerini popoma kadar kaldırdı, görmediğinden emindim, sadece çişli külodumu çekti aşağı. Sonra elimden tutup beni de banyoya götürdü. Bu kez elbisenin fermuarını açtı, duşun suyunu ayarladı ve konuşmadan çıktı.
Elbiseyi ve sütyenimi çıkarıp ılık suya bıraktım bedenimi. Ne sıcak ne soğuk. Ne yakıyor ne üşütüyor. Ne acı var ne zevk. Beni ne soydu ne giyinik bıraktı. Ne eleştirdi ne utandırdı.
Her şey optimal.