10. BÖLÜM (O)

1460 Kelimeler
Defne'nin fiziksel yaraları iyileştikçe buna sebep olan adamın aslında daha derinlere kazıyarak yerleştirdiği daha büyük sorunları vardı su yüzüne çıkan. Korktuğuna hem fikirdik zaten de artık normal bir hayata sahip olamayacağını düşünen, kendinde suç arayan, umudunu kaybeden ve hayal kurmaktan vazgeçen bir kadından daha kötüsü olamazdı yer yüzünde. Kadınlar çiçekti ve bu çiçeği değil solduran soldurmaya niyet eden, hatta aklının tek bir hücresinden geçirmeye cesaret eden kim varsa asitte eritilmeliydi. Ölmeleri yeterli olmazdı, o zaman da toprakta yer kaplayacaklardı kemikleriyle.  Kafamda Bollywood, Hollywood ne varsa onların bile senaryolarınının, yanında ne halt edeceğini bilmediği pek çok farklı imgeler beliriyordu. Olur da Defne çağırır ve duymazsam diye salondaki kanepede uyumaya başladım. Tam yerimi yaptım tek gözüm yastıkta yatacakken annem görüntülü aradı. Gemiyle dünyayı gezmeye karar verip Avustralya'ya kadar varmışlardı demek. Karaya çıktıklarında ya da çıkmaya yakın olduklarında arayabiliyorlardı. "Güzel annem, nerelerdesiniz?" "Bak şöyle göstereyim Oğuz. Harika burası." Telefonu çevirip bana zıplayan kanguruyu gösterdi. Çok güzeldi gerçekten. "Vaaoov. Yaşıyorsun Melek sultan. Babam nasıl, yanında yok sanki?" "Baban bir tura katıldı. Daha kahvaltı etmedik ne turu be adam desem de gitti. Dünden beri iki tura katıldık zaten, ben istemedim. Yeşil çay içeceğim, kahvaltı yapacağım şimdi. " Bizde saat gece bir olduğuna göre orada da saat sabahın sekiziydi tabii. "İç annecim iç, keyfine bak. Oya'yla konuştun mu?" Defne hakkında bir şeyler biliyor musun, Oya bir şey yumurtladı mı demenin farklı bir soru haliydi sadece. "Aradım açmadı. Sen hayırdır evini Amerika'ya mı taşıdın? Aynı kanepede oturuyorsun?" Ben unuttum bile onu. "Şey ya, gidemedik biz. Bir arkadaş rahatsızlandı." "Hangisi? Ne oldu oğlum?" "Önemli bir şey değil annecim. Halı sahada ayağını incitmiş. Hepimiz kaldık." Acil! Oya'ya annemden önce ulaşmalıydım. "Anladım, geçmiş olsun artık, kısmet." "Aynen, oradan nereye geçiyors..." Çığlık sesleriyle devam edemedim. Arkamı dönüp Defne'nin odasının kapısına baktım. Pencereden biri girip Defne'ye bir şey mi yapıyordu? Yüzüne kapattım annemin. Kapı kolunu tuttum mu anlamadım bile, savruldu kapı. Geri gelirken koştum Defne'nin yanına. Yaşadıkları için benden utanmasına dayanamadım. Yine kabus görmüştü. Durumu anlayıp biraz olsun yönlendirmeye çalıştım. Şu an o kadar çok yaralıydı ki, kendine nasıl iyi davranılır bilmiyordu. Banyoda bırakıp çıktım. Odada bekledim. Su sesi geldikçe ümit ettim. İyileştiğini görmeyi, gülmeye başlamasını, matematik anlatmasını, seveceği birinin gözlerine güvenerek aşkla bakmasını... Hepsini ümit ettim. Oya bugün eve gitmeden kıyafetleri buradaki dolaba yerleştirmişti. Dolabı açıp banyodan çıkınca ne giyeceğini düşünmesin diye bir şeyler seçtim onun için. Yatağa bıraktım. Su sesi kesilene kadar kalıp çıktım odadan. Onu kanepede sallanırken odaya uyuması için getirmiş saate çok da dikkat etmemiştim. Acıkmıştır mutlaka. Uykum da kaçtığına göre iki sandviç hazırladım bize. Bir de süt. Uyumasını istiyordum iyileşmesi için; ama uyuması demek kabuslar görmesi ve gerçekten oluyormuş gibi uyanması demekti artık.  Sapkın şeyler yaşamak elbette kötüydü; ama kurtulmuşken yaşamaya devam etmek...  Yine tepsiye koyup odaya yöneldim. Tıklatıp girdim içeri. Giyinmişti. Yatakta oturmuş halde bana baktı. Ne yapacağını bilmez şekilde bekliyordu. Uzun saçları ıslaktı, sırtına kadar geliyordu ve giydiği tişörtü sırılsıklam yapmıştı. Hemen elimdeki tepsiyi makyaj masasının üstüne koydum. "Özür dilerim Oğuz. Bağırdığımı sen odaya girince fark ettim." "Ben sana bir şey oldu sandım. Bağırman önemli değil. Hatta hep bağır. Sesini kimsenin kesmesine izin verme. Gelsene." Elimle aynanın karşısına çağırdım. Sandalyeyi çekip oturmasına yardım ettim. "Aynaya bak şimdi." "İstemiyorum. Banyoda bir an denk geliyorum bazen unutarak, kendimi görmüyorum artık orada." "Tamam, bakma. O zaman sandviçini ye." Ben de Oya'nın masaya dizdiklerine baktım. Alışveriş demek Oya demekti. Hiçbir şeyi atlamamıştı. Kardeşimle gurur duydum. Saç kremi yazan şişeyi elime alıp Defne'nin saçlarına sıkmaya başladım. Bana baktı şaşkınlıkla. Hafifçe çekti kendini. Saçlarını da çekmiş olmalıydı itin boku. Aklına getirmemesi için hemen gülümsedim aynadan ona bakıp. Çekmeceyi açıp tarağı buldum. Çocukken annem Oya'nın saçlarını tarardı. Çok asabiydi ve yerinde durmazdı saçı acıyacak diye. Annem hiç acıtmayacağım kızım derdi ve yavaşça taramaya başlardı. Oya da susup beklerdi. Hiç acımazdı saçı. Onu taklit etmeye başladım. Hiç acıtmayacağım Defne dedim. Önce saçlarının en ucundan, sonra biraz üstünden taradım. Kademe kademe yukarılara çıktıkça Defne'nin saçlarının daha da uzun olduğunu fark ettim. Toplu görmüştüm dün yıkandıktan sonra. Kalçalarına gelen benim taradığım kahverengi güzel saçlarına bakmıyordu aynada onu fark ettiğimde. Aynadan bana bakıyordu onu görmek için ben de baktığımda. Çekti gözlerini hemen. Tarağı bırakıp kurutma makinesi aldım geldim banyodan. Saçlarını da kuruttum. Bebekmiş gibi ilgilenmek hoşuma gitmişti. Bilmediği şeylerin öğreticisi olmak istedim. Kendisi de öğretmendi; ama şu an öğrenmeye ihtiyacı vardı. Yaşamayı öğrenmeye... Gülmeyi öğrenmeye... Umuda sarılmayı öğrenmeye... Hayal etmeyi öğrenmeye... Ertesi gece yine aynı uyanış. Çırpınış. "Defne, tamam geçti. Benim Oğuz. Sakinleş güzelim." Omzuma yaslanıp ağlamaya başladı. Ne görmüştü rüyasında yine? Sorum kendime bile mantıksız geldi, ona hiç soramazdım. Burada kaldığı üçüncü geceydi. Bu geceyi anlayabilirdim. Eser Defne için eve gelmemişti. Bu da Defne'nin korku ve kuşkularında haklı olduğunu, Eser'in Defne'nin burada olduğunu bildiği ve izlediği anlamına geliyordu. Meriç'in buraya gelmesinden beri en azından. Video elbette onun işiydi. Başka açıklaması olamazdı. Ağlaması kesilince yüzüne baktım. Gözlerinde ışık olduğunda sadece fotoğrafta bile ne kadar hayat dolu, huzurlu görünüyordu. Şimdiki hali yakından uzaktan o Defne olamazdı. Dün aynaya bakamamasının sebebi buydu işte. Bu, o Defne değildi. O Defne yapacaktım onu. Defne Cevher hayata bir armağandı. Bunu tekrar öğrenmesi gerekiyordu. "Tavla oynamak ister misin?" "Tavla mı?" "Evet. İyi misin görelim." "Pek tavla havamda değilim. Senin modunu da düşürmeyeyim." "Ne havandasın, onu oynayalım." "Eser burada olduğumu biliyor. Ben oyun mu oynayayım?" "Neden olmasın? Şu an evin içinde olmadığına eminim." "Peki madem, ev sahibi sensin." Salona geçip orta sehpanın dibine çöktük karşılıklı. Pulları dizip oyuna başladık. İki üç elden sonra normal bir genç kız gibiydi. "Zar tutma Oğuz. Sürekli düşeş ve dübeş atamazsın." "Sen de amma çirkef çıktın ha, niye zar tutayım? Bileğim kuvvetliyse suç benim mi?" "Bu kadar kuvvetliyse bileğin, bilek güreşi yap. Zar tutma." "Bak ya, hala ne diyor? Hadi oyna oyna. Yenilince hemen iftira atmayın canım." "Oyun bitmedi daha. Seni yenmem bir marsa bakar." Son el mars etti beni. İyi oynamıştı. Dört üç ben öndeyken beş dört yendi. Koltuğumun altına vermeyi de ihmal etmedi. "Şimdi kim zar tutmuş oldu Defne hanım?" "Ben bileğimin hakkıyla kazandım." "Bir daha oynamam seninle böyle yapacaksan." Tebessüm mü etti biraz? Tavlayı kaldırıp kanepeye geçtik. Sessizdik. Aklından geçenleri bilebilsem keşke. Senin içine biraz da olsa huzur, güven ekebilsem. Eminim sen o birazı alıp çoğaltırsın arsız çiçeklerin çoğaldığı gibi. O kadar çok olur ki, üleştirmeye başlarsın sonra. "Oğuz? Sonsuza kadar bu evde kalamam." Çöreklenen bir şeylerin umutsuzluğu geldi yine ölü toprağı gibi. Doğru. Kalamazsın. Yine kabusla uyanmadan önce Kemal, Mustafa, Yusuf ikinci bir plan hakkında ortak karara varmış gibilerdi. Kesinlikle karşı çıktım. Tehlikeliydi ve Defne aynı şeyleri bir daha yaşayacağına ölmek isterdi. Şimdi bile isteyip istemediğini düşünürken gecenin yarısında kalkıp kontrol etmeye başlamıştım. "Ailenin yanına, Manisa'ya dönmek ister misin?" "Her şeyden çok isterim. Eser'in tutuklandığını gözümle görmeden gidemem ama. Gitmek zorundayım, biliyorum. Yine de çok korkmaktan vazgeçemiyorum." "Ben götürsem mesela. Çocuklarla hep beraber istersen." "Sorun kiminle gideceğim değil ki. Gittiğimde de orada mı evde hapis kalacağım? Pencereden bile dışarıya bakmaya korkarak. Sokağa adım bile atamadan." "Düşünme şimdi. Buluruz bir şeyler." "Sen ne iş yapıyorsun? Siz bir yere gidecektiniz. Tatilinizi bozdum değil mi?" "Tatilim bir ay benim. Bozulmaz kolay kolay. Pilotum ben." "Ne güzel. Özgür olduğum bir gün senin uçurduğun uçakla bir yerlere gitmek isterdim. Kokpite girip tuşları biraz kurcalamama izin verir miydin?" "Düşünmem lazım. Şimdi seni alırsam Oya da ister. Ne zamandır istiyor. Of fena." "Ne kadar iyisiniz. Beni evine bile almayabilecekken siz seferberlik ilan ettiniz resmen benim için. Hakkınızı ödeyemem." "Yani o eve alma konusu biraz muallak tabii. Ayrıca çocuklarım olursa bir gün özel matematik dersi verirsin ödeşiriz. Bedavaya getirmiş olurum. Pahalı oluyordur o işler." Güldüm kocaman. Sen de gül Defne. "Sana istisna yapabilirim. Artık özel ders vermeyi düşünmüyorum çünkü." "Alper o puştun oğlu değil mi? Ona mı özel ders veriyordun?" "Evet. Pelin için gelince daha ilk an kafayı takmış, sonra öğrendim, beni kaçırdığında. Alper o okulda değildi. Oğluna özel ders vermemi istedi. İyi para da teklif etti. Farklı niyet arama gereği duymadım. Ben öğretmendim Alper de sevdiğim akıllı öğrencimdi." "Kendine yüklenme artık Defne. Söz veriyorum Eser yakalanacak. Bu evi gözlüyorsa da gözlemiyorsa da ben gidip suç duyurusunda bulunurum yarın. Onu etrafta evimi gözetlerken gördüğümü söylerim. Huzursuz olup bir yerde hata yapacaktır." "Yapacaktır da nerede, ne zaman, nasıl yapacaktır? Benim de sizin de o kadar zamanımız yok." "Nerede oturuyor bu pezevenk?" "Ben ders vermeye Kadıköy'deki evlerine gidiyordum. Başka evleri varsa da bilmiyorum." "Süper işte. Polis oradan bir başlasın. Donunu değiştirmek için illa ki evine gidiyordur zaman zaman. Eşini alırlar daha da panikler. Zamanı tükeniyor. İnanıyorum ben. Sen de inan." "Evrene o kadar çok olumlu mesaj yolladım ki, beni bir tarafına taktığı pek söylenemez. Sen iyi bir insansın tavlada zar tutman hariç, seni takar belki." "Oho! Hala mı ordasın? Yarın kahve fincanıyla atacağız. Görelim bakalım kimde bilek varmış?" "Yatabilir miyim artık?" "Tabii Defne, iyi geceler." "İyi geceler." deyip odasına girdi. Yarın suç duyurusu geliyor Eser bey. Bile savaş kılıçlarını. Kaçak dövüşmen bitecek. Bizim hıyarların planı çok iyi de Defne için tehlikeli. Olmaz. Asla olmaz.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE