4. BÖLÜM

2349 Kelimeler
'Seni binbir çiçek kokusunun mabedinden tanırım.' - Altan sınıftan çıktıktan bir süre sonra Zümrüt'ün telefonuna bir mesaj geldi. -Bilmediği bir numara- Sahi ya, Altan'ın numarasını hala bilmiyordu kendisi. Mesajı merakla açtı. Okumaya başlar başlamaz gözleri parlamaya başladı. Her bir satır ısıttı yüreğini. Bir buket çiçek kurumaksızın değer büyülü ellerine. Zaten çiçekler senin için doğdu bereketli topraklarda. Büyüdüler. Yağmur senin için yağdı İstanbul sokaklarına. Güneş senin için doğdu. Kalbim senin için attı. Senin için yaşadım. Doğdum. Senin için yaşlanacağım. Mabedim. Mesajı okuduktan sonra sessizce 'Mabedim.' dedi Zümrüt. Lezzetli bir yemeğin tadına varır gibi dolaştırdı dilinde, tekrar söyledi. 'Mabedim.'  Öyle de kaydetti adamı telefonuna. Nasıl bir sevap işledim de böyle bir sevda verdin Allah'ım bana diye geçirdi aklından. En büyük sevabı karşısında sessizce oturan miniklerin yüzünde oluşturduğu tebessümdü. Boşluğa bakan gözlerde oluşturduğu her mutluluk sevabıydı kendisinin. - Gün sonunda herkes sınıftan çıkmıştı ama Tuana'yı almaya gelen olmamıştı. Zümrüt tebessüm ederek kızın yanına oturdu. Üzerini giydirmeye başladı. Tuana 'Hakan abim gelmemiş mi öğretmenim?' dedi. 'Bilmiyorum canım, bence gelmiştir.' 'Peki neden almaya gelmedi beni?' diye sordu kız. 'Bilmem. Bu gün birlikte çıkalım dışarıya, belki oradadır Hakan abin. Altan abin.' Tuana dudaklarını büzdü. 'Öğretmenim size bir şey sorabilir miyim?' 'Sor birtanem.' Biraz bekledi küçük kız, sonra konuşmaya başladı 'Abim sizin arkadaşınız mı öğretmenim?' Zümrüt ne desem diye düşündü ama sonunda 'Evet güzelim, arkadaşım.' dedi. 'Yakın arkadaşınız mı? Yani benimle Serkan gibi?' Zümrüt kahkaha atmak istedi bir an. 'Serkan ile siz nasıl arkadaşsınız bakalım?' diye sordu kıza. 'Yani, böyle, Serkan beni çok seviyormuş öyle dedi. Sonra bana bazen saçların çok güzel kokuyor da diyor.' Zümrüt gülümsedi. 'Peki sen abin ve benim öyle yakın arkadaş olmamızı ister misin?' Kız sevinçle çırptı ellerini. 'İsterim. İsterim öğretmenim. Hem siz bize gelip çilekli pasta da yaparsınız. Çünkü Serkan'ın annesi ikimiz için kurabiye yapıyor.' 'Yaparım bitanem. Senin canın ne zaman pasta isterse söyle bana, ben sana yaparım.' Sonra kıza annesinin yaptığı bereyi taktı. 'Bu kedili bereyi Emine teyzen sana ördü Tuanacığım.' Kız başındaki berenin ucundaki püsküllerle oynayarak 'Teşekkür ederim.' deyip öğretmeni tutsun diye elini uzattı. Zümrüt de kızın elini tutup sınıftan çıktı. Okulun bahçesine çıkınca Altan'ın bu sefer tek araba gelmiş kendilerini beklediğini gördü. Altan, okuldan kardeşi ile çıkan kızın gözlerine aşkla baktı. Zümrüt Tuana'nın kulağına eğildi. 'Bugün konuştuklarımız aramızda tamam mı?' Tuana 'Aramızda öğretmenim.' deyip güldü. O sırada yanlarına ulaşmış olan Altan 'Ne aranızdaymış bakalım?' diye sordu gülerek. 'Söyleyemem, öğretmenim ile aramızda sır.' Altan Zümrüt'e göz kırptı.  'Öyle olsun bakalım. Bence bir gün ben de öğrenirim.'  Zümrüt adama otuz iki diş sırıttı. Altan da gülümsediği yerde kardeşini alıp arka koltuğa yerleştirdi. Zümrüt beklemeden hemen ön koltuğa oturmuştu. Bunu gören Altan başını gökyüzüne çevirdi. Kızın onun yanında rahat davranması o kadar mutlu etmişti ki, göğsünün içinde serçe misali çırpınan yüreğini. 'Sen ne büyüksün Allah'ım.' deyip bindi arabaya. Arabayı çalıştırmadan üzerindeki paltoyu çıkarıp bir şey söylemeden Zümrüt'ün kucağına bıraktı. Adamın bu hareketi kızın midesinde artık yerleşmiş olan kelebekleri tekrar harekete geçirdi. Paltoyu kucağına yerleştirip kollarını üzerine koydu. 'Nasıl geçti günün?'  Adam kendisine yöneltilen soruya bir an şaşırdı. Şimdiye kadar -annesinden sonra- kimse sormamıştı bunu kendisine. 'Güzeldi, ama yoruldum biraz.' dedi tebessüm ederek. 'Sizin gününüz nasıl geçti?' diye sordu ardından. Kadın parmaklarıyla elinin altındaki paltoyla oynuyordu. 'Bizim günümüz de güzeldi. Güzel güzel oyunlar oynadık Tuana'yla.'  Küçük kız arkada usulca başını sallıyordu. Altan başka yola sapınca Zümrüt 'Altan eve gitmiyor muyuz?' diye sordu.  Adam kızın yüzüne sırıtarak baktı. 'Ne güzel Altan diyorsun sen öyle.' Tam elini kızın yanağına uzatmıştı ki Zümrüt telaşla 'Sus' der gibi elini ağzına götürdü. Parmağıyla arkada oturan kızı gösterdi. Altan sırıtarak kafasını salladı. 'Sonra götürürüm seni eve, önce Tuana'yı eve bırakayım.' - Altan eve yanaşınca Zümrüt başını merakla yanı başında duran büyük eve çevirdi. Altan kardeşini almak için arabadan inince Zümrüt'te arkaya dönüp 'Görüşürüz Tuanacığım.' dedi. O sırada Altan arka kapıyı açmış kızı çıkarıyordu. Tuana da 'Görüşürüz Zümrüt abla.' diyerek el salladı arabaya doğru. Altan kızı kucağına alıp kapıyı kapattı. 'Söyle bakalım Ela'm, sen öğretmenine abla mı diyorsun?' 'Öğretmenim dışarıda abla diyebilirsin dedi. Hem zaten siz de yakın arkadaşmışsınız.' dediği an elleriyle kapadı ağzını. 'Hiii söylemeyecektim.' Altan kızın tepkisine kahkaha attı. Demek yakın arkadaşmışız dedi içinden. Tuana'yı, kapıda bekleyen Gürkan'a verdi. 'Söyle Ayla hanıma bahçeye bile çıkmasınlar.' deyip tekrar arabaya yürüdü. Arabaya biner binmez, 'Biraz gezelim bakalım Zümrüt ablası.' dedi gülerek. Zümrüt gülümsedi. 'Söyledi mi?' Altan 'Hı hı söyledi. Yakın arkadaş olduğumuzu da söyledi.' deyip ufak çaplı bir kahkaha attı.  Zümrüt, 'Yaaa' diye utanarak ellerini yüzüne kapattı. Altan uzanıp elini tuttu. Tuttuğu eli dudaklarına götürüp üzerine derin bir öpücük bıraktı. 'Ben sana yakın arkadaşta olurum, abi de. Gerekirse baba da olurum.' dedi, bu sefer avuç içlerini öptü kızın. - Araba yavaşlayıp sağa yanaştı. Altan önce kendisi indi, ardından hemen kızın kapısını açtı. Zümrüt elindeki palto ile indi arabadan. Altan kapıyı kapatıp arabayı kilitledikten sonra Zümrüt konuşmaya başladı. 'Üşüyeceksin.' Elindeki paltoyu uzattı. Altan arkasını dönüp sen giydir der gibi arkaya uzattı kollarını. Zümrüt sıcacık gülümseyerek koyu gri paltoyu adamın kollarından geçirdi. Geniş omuzlarının üzerine bıraktı. Altan üzerini düzeltip kızı kolunun altına aldı. 'Gel yürüyelim biraz.' Başını salladı Zümrüt. Adamın bedeninden yayılan sıcaklığı hissedince sanki dili tutulmuştu. Zaten yanında konuşmakta güçlük çekiyordu. Şimdi bir de omuzunun üzerinde duran kol, bedenine yapışmış sıcak beden iyice bağlıyordu dilini. Ara ara başının üzerine hafifçe dokundurulan dudak darbelerini hissediyordu. Uzun bir süre konuşmadan yürüdüler. Daha sonra Zümrüt konuşmaya başladı. 'Altan.' Adam kulağına gelen yumuşak sesle mest oldu. Bir de o dilden kendi adı sevdayla dökülmüyor muydu? İşte bu olmuştu en büyük mutluluğu. 'Söyle güzelim.' Zümrüt adamın omuzuna yasladığı başını kaldırıp devam etti konuşmaya. 'Ben seni hiç tanımıyorum. Şimdi biz böyle...' konuşmanın devamını getirmedi. Altan kızın elini tutup yakın bir banka oturttu. Kendisi de yanına oturup Zümrüt'ün elini kendi kucağına çekti.  'Kalbim görür görmez tanıdı seni. Sen Ela'ma baban gelmiş seni almaya dedin ya, o an onun çocuğuna baba olayım diye içimde fırtınalar koptu. Bu zamana kadar yaşamadım ben böyle bir şeyi. Bu zamana kadar kimsenin ağzından böyle güzel duymadım ben adımı. Dünya küçük, seni çıkardı Allah karşıma. Ama kader bu işte, şimdiye kadar kapının önünde durup Ela'mı bekleyen ben, o gün kendim almak istedim sınıfından. Dünyam küçüldü, sığındı bu avuçların içine.' Dudaklarını kızın avuç içlerine bastırdı tek tek. 'Senin de kalbin tanıdı beni. Bir şey söylemene gerek yok. Gözlerinde gördüm ben titreyen sevda ateşini. Yanmayalım daha fazla dedim geldim kalbinin kapılarına. Sende benim avuçlarıma bıraktın kalbini.' Elini cebine atıp kızın verdiği kolyeyi çıkardı. 'Annemin kolyesiymiş.' diye fısıldadı Zümrüt. Sonra Altan'ın elini kendi ellerinin arasına aldı. O sırada elinde çay tepsisi ile dolanan çocuk yanlarına yanaştı. 'Vereyim mi abi? İçiniz ısınsın.' Altan gülümsedi. 'Ver bakalım.' Çayın birini kıza uzattı. Tepsiye para koyulduktan sonra çocuk yanlarından uzaklaştı. Kız sıcak çaydan bir yudum alıp, içi sınınca titredi. Altan kıza sevgiyle baktı. 'Üşüdün mü?' Zümrüt yok der gibi başını sallasa da, Altan kolunu kızın omuzuna atıp iyice dibine çekti. Sonra 'Annenin kolyesi mi?' diye sordu. Zümrüt başını salladı. 'Evet, ama..' sustu. Altan meraklandı. 'Ama ne?' 'Evde gördüğün kişi..' sonra tekrar sustu. Zorlukla yutkundu. 'Öz annem değil. Annem öldü.'  Altan'ın içi titredi, bedeni buz kesti. Demek güzel gözlüsü de aynı ateşte yanıyordu onun gibi. Aynı özlemi çekiyordu. '6 yaşlarındaydım. Tuana kadar işte. Hep hastaydı annem, babam gece gündüz başında beklerdi. İşe de gidemezdi. Sonra bir gün dışarıda oynamama izin verdi babam. O gün annem daha fazla öksürmeye başlamıştı. Beni yanına çağırıp eğilmemi istedi. İyice içine çekti kokumu son kez nefes alıyormuş gibi. Bende onun saçlarını kokladım, öptüm sonra.' Gözünden bir damla yaş süzüldü ama devam etti. 'Çıktım dışarıya, çocukluk işte uzun saatler yaylada oynamaya dalmışım. Hava kararmaya yakın gittim eve. İçeriye girdiğimde annem yatağında yoktu. Ama babam hala yatağın başında bekliyordu. 'Annem nerede?' diye sordum. 'İyileşmeye gitti kızım.' dedi. 'Çabuk gelsin baba, ben daha saçlarını taramadım annemin.' diye ağlamaya başladım. Babam da ağladı. Sadece annem elam derdi o zamana kadar bana. O gün babam da elam dedi. Anlamıştım annemin iyileşmeye gittiği yerden çabuk dönmeyeceğini.' Son cümlesini söylerken göz yaşları iyice sel olmuştu. Altan uzanıp yaşlı gözlerinden öptü kızın. Zümrüt'ünün gözünden akan her bir damla kor gibi düşüyordu yüreğine, ama ağlama diyemedi. Kız tekrar devam etti. 'Babam o gece geldi, oturdu yatağıma. Uyuyamıyordum. Ağlamam da durmamıştı zaten. Elimi tutup o kolyeyi avucumun içine bıraktı. 'Annen bana diyememişti de sevdaluk ettiğini, avucuma bırakmıştı bunu. Sen de sevdaluk edersen ver bunu o adama. Belki görürüm belki göremem. Ama kalbin tamam demeden verme kimseye.' dedi. Sonra gülümsemeye çalışarak 'Bizim oralarda 'Sevdaluk' derler.' dedi yaşlı gözleriyle Altan'a baktı. Altan da gülümsedi. 'Bizum oralarda da sevdaluk derler.' Kız şaşkınlıkla kafasını kaldırdı . 'Nasıl?' Altan 'Yakınım size, Rizeliyim.' dedi gülümseyerek. Sonra, 'Hadi geçelim arabaya hava çok soğudu.' deyip kızı elinden tutup kaldırdı. İkisi de daha çayını içememişti. 'E çaylar.' diye söylendi Zümrüt.  Altan kızın elini tutmuş çoktan yürümeye başlamıştı. 'Buz gibi oldu onlar. Sen sonra bana demlersin.' - Zümrüt, arabaya bindiklerinde sıcaklığın etkisiyle ne kadar çok üşüdüğünü anladı. Hareket etmeye başladıklarında tekrar konuşmaya başladı. Başlamıştı bir kez anlatmaya bari sonunu getirseydi değil mi? 'Babam birkaç sene sonra Emine annemle evlendi. Tek başına kalmıştı bir kız çocuğuyla adamcağız. Yetişemiyordu hem eve hem de benim işlerime. Emine annemin de benden iki yaş büyük bir çocuğu vardı. Beni kendi çocuğundan hiç ayırmadı. Annem oldu. Hissettirmemeye çalıştı eksik yanımı. Anne-kız olduk onunla. Babam da Sinan'ı hiç ayırmadı benden. Emine annemin oğlunu yani. Küçük bir aile olduk işte. Ama üç sene önce kalp krizinden kaybettik babamı.' Altan gözlerinde bariz belli olan acıyla baktı sevdiği kıza. Bir şey diyemedi. Ne dese hafiflemeyecekti çünkü acısı, biliyordu. - Zümrüt'ün evine vardıklarında Altan kızla birlikte kapıya kadar gitti. 'Hadi çık, çıkınca da bak pencereden. İçim rahat etsin.'  Zümrüt gülümseyerek parmak uçlarında yükseldi, adamın boynuna ulaşıp ufak bir buse bıraktı. 'Tamam.' Sonra hızla içeriye girdi. Arkasında küçük çocuklar gibi sırıtan bir adam bıraktı. Eve çıkınca Zeynep kapıyı açtı. Bir yandan da söyleniyordu. 'Kız neredesin sen? Okuldan çıkalı yıl oldu. Merak ettim.' Zümrüt 'Dur Zeynep anlatırım.' deyip pencereye ulaştı hemen. Arabasına dayanmış yukarıya bakan adama el salladı. Altan da bunun üzerine keyifle bindi arabasına. - Altan eve ulaşınca kardeşinin hala uyumamış olduğunu gördü. 'Ela'm niye uyumadın sen?' 'Senin gelmeni bekledim abicim. Ben sana dedim ya Zümrüt ablamla yakın arkadaşmışsınız diye, söylediğim için kızdınız mı bana?' 'Hayır güzelim kızmadık.' 'Bizim aramızda sırdı ama o.' 'Tamam abicim yanlışlıkla söylemiş oldun, bir daha söylemezsin.' Kız aşağı yukarı salladı başını. Bir süre sessizce oturdu, sonra tekrar başladı. 'Öğretmenim bize ne olunca mutlu olursunuz diye sordu abicim.' 'Sen ne dedin güzelim?' 'Abim bana şarkı söylerse mutlu olurum dedim.' Altan duyduğuyla aniden yerinden kalktı. 'Böyle mi söyledin?' 'Evet abicim.' 'Öğretmenin ne dedi peki?' Dolaştığı sırada sakallarını kaşıyordu. 'Bende abin şarkı söylerse mutlu olurum dedi.' Altan bir anda sırıtmaya başladı. 'Yaaa?' 'Hı hı' diyerek kafa salladı kız. Altan, Ayla'ya seslenip Tuana'yı uyutmasını istedi. Sonra kendisi de çıktı odasına. 'Biz de mutlu ederiz o zaman Zümrüt hanımı.' dedi muzipçe sırıtarak. Biraz çalıştıktan sonra kendini uykunun rahat kollarına bıraktı. - Sabah Hakan'dan gelen can sıkıcı haberlerle keyfi kaçtı adamın. 'Sen Zümrüt'ü almaya git. Gürkan Tuana'yı bırakır. Ben bir ziyarette bulunacağım.' dedi. Hakan da 'Tamam abi.' dedikten sonra ayrıldı adamın yanından. - Altan sinirle koridorda ilerleyerek Kenan'ın kapısına ulaştı. Arkasında 'Beyefendi. Beyefendi durun lütfen.' diye koşarak gelen kıza bağırdı. 'Ne var beyefendi beyefendi? Çek git!' Sonra hışımla büyük odaya daldı. 'Kenan Konyalı!' diye bağırdı. Masasının üzerinde bulunan her şeyi bir hareketle devirdi yere. 'Oo Altan Bey, hoş geldin.' 'Bana bak lan şerefsiz. Seni bir daha okulun, evin çevresinde görmeyeceğim! Senin derdin benimle!' Sesi olabileceğinin en yüksek tonunda çıkıyordu. 'Benim derdim seninle değil. Babanın geride bıraktığı her şeyle. Zaten kardeşin de küçücük kız, benden ona ne zarar gelecek değil mi?' Altan 'Ulan it, seni hiçbir yakınımın etrafında görmeyeceğim.' deyip pişkin pişkin sırıtan adamın yakasına yapıştı. 'Ama kardeşinin bir öğretmeni varmış. Çok güzel diyor bizim oğlanlar. Tam bana göreymiş.' Altan'ın duyduğu cümlelerle kan beynine sıçradı. Adamın burnuna kafa atıp yere devirdikten sonra hırsını alamayıp üzerine çöktü ve birkaç kere de yumruk attı. 'Öldürürüm lan seni. Yeminim olsun öldürürüm.' Adam hala sırıtıyordu. Altan adamın yüzüne tükürüp kalktı. Kendisi kapıdan çıkarken biraz önceki kız telaşla odaya girdi. Altan ceketini düzeltip yürümeye başladı. İşte tekrar başlıyordu kara günleri. Geldiği yolu sıkıntıyla geri arşınladı. - Zümrüt sabah kapıdan çıkınca beklemekte olan Hakan'ı gördü. Zümrüt'ün arkasından da Zeynep çıktı kapıdan. Hakan hemen kapıyı açıp, 'Buyurun yenge.' dedi. Zümrüt garip gözlerle adama baktı. 'Yenge mi?' 'Pardon, Zümrüt Hanım. Abim direk şirkete gitti de, ben bırakayım sizi.' O sırada Zeynep atıldı konuşmaya. 'Aaa ben ne olacağım?' Zümrüt gözleriyle 'Sus!' der gibi baktı arkadaşına. 'Ne var?' diye omuz silkti Zeynep.  'Buyurun siz de.' dedi Hakan siyah, kıvırcık saçlı, çakmak çakmak bakan kıza. Zeynep hemen geçip arka koltuğa kuruldu. Zümrüt utanarak, gülümseyen adama baktı. 'Sen bana Zümrüt de, istersen abla de.'  Hakan sırıttı. 'Valla abla dersem abim kızar.' Zümrüt gülümseyerek 'Yok yok kızmaz.' dedikten sonra kendisi de arka koltuğa geçti. Araba çalıştıktan sonra Zeynep Zümrüt'e yanaşıp gözleriyle Hakan'ı işaret etti. 'Kız kim bu çocuk, Atatürk gibi maşallah!'  'Zeynep bi sus kızım ya. Unutmadım biraz önceki hareketini.' 'Aman be ne var sanki? Eniştemizin nimetlerinden yararlanmayacağız da ne yapacağız. Özel şoför göndermeyen enişteye enişte demem ben.' Zümrüt dürtükledi kızı. 'Sus şimdi duyacak bak.' Zeynep 'Duysun, çünkü haklıyım.' dedi sırıtarak. 'Atatürk gibi olduğu konusunda yani.' Zümrüt de 'Off zevzek.' deyip sırıtmaya başladı. - (Şarkımızı açalım) Okul bitmiş yine Hakan bırakmıştı kızı evine. Zümrüt, Altan'ı merak etmiş aramıştı ama açılmamıştı telefonları. İçinde sıkıntıyla evi topluyordu. O sırada Altan, Zümrüt'ün evine ulaşmak üzereydi. O yüzden telefonu açmadı. 'Mutlu edelim bakalım Zümrüt Hanımımızı.' deyip sırıttı kendi kendine. Evin önüne yanaşıp indi arabadan. Gelmeden önce üzerini değiştirip takım elbiseden kurtulmuştu. Şimdi üzerinde kot pantolon ve lacivert bir kazak vardı. Kazağının tonlarında da bir mont giymişti. Islık çalarak merdivenleri çıkmaya başladı. Kapıya ulaşıp kısa bir şekilde zile bastı. Zili duyan Zümrüt mercekten bakmak aklına gelmeden hemen kapıyı açtı. Kapıyı açtığı gibi belinden çekilip içeriye alındı. Altan kızı belinden yakalayıp içeriye girmiş, ayağıyla da kapıyı örtmüştü. Kızı kapıya yaslayıp yine toplu saçın açıkta bıraktığı boynuna doğru sokuldu. Sonra dudaklarını kızın kulağına doğru kaldırdı. Başladı yumuşak sesiyle türküsünü söylemeye. Oy ince bel ince bel da boylaruna maşallah Bizum evde gelin yok da sen olursun inşallah İnce belun zayifi trabzon kadayifi O ince bellerunden da alamadum hayifi Güz başları ince bel çayirini biçince Alev alev yanarum ince beli görünce. ********* Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyorum Sizleri seviyorum Sevgiyle kalın ❤  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE