Kördüğüm - 4-

2092 Kelimeler
Buğlem'e iltifat ettikçe yüzünün aldığı hali çok sevmişti Buğra. Ensar gelmiş çoktan bir şeyler yemeye başlamışlardı. Buğlem elindeki hamburgeri çok sevmişti. İlk kez deniyordu. Yanlışlıkla soğan koydurmamıştı Ensar. "İyi ki unutmuşsun soğanı sevmiyorum." demişti Buğlem. Bu bilgi çoktan Buğra'nın aklına kazınmıştı. "Bu çok güzelmiş ya. Mangaldan sonra artık en sevdiğim şey bu." ikisi de gülmüştü bu haline. Ağzı yüzü mayonez içinde kalmıştı. "Ağzımın çok kirli olduğunu hissediyorum. Ne kadar iğrenç duruyorumdur kim bilir." Buğra gördüğü tatlılığı ısırmamak için kendini zor tutarken Buğlem'in kendini çirkin düşünmesinden huzursuz olmuştu. Keşke ne kadar güzel olduğunun farkında olabilseydi. "Ben yardımcı olurum sana." Fırsatı anında değerlendirip peçeteye uzanmıştı. Yavaşça Buğlem'in çenesini tutup dudaklarının çevresini silmeye başlamıştı. Öpmemek için çok zor duruyordu. Bir an dalmış şekilde öylece bakarken Ensar kardeşinin yanlış bir şey yapacağını düşünüp boğazını temizlemişti. "Bir şey mi oldu?" Kalbi küt küt çarpıyordu. Buğra'nın nefesini yüzünde hissediyordu. Ne kadar yakında olduğunun farkında olsa belki daha az heyecanlanırdı çünkü bu şekilde hiçbir şeyi bilmeden durmak onu daha çok hareketlendiriyordu. İçi kıpır kıpırdı, Buğra'nın elleri yüzündeydi. Onun yüzünü siliyordu. Hareket kesilmişti. Duyduğu sesle de iyice gerilmişti. Yanlış bir şey mi olmuştu? Acaba yakın olduğu için tiksinmiş miydi ondan? "Yok bir şey olmadı. Tertemiz oldun yemeye devam edebiliriz. İçecek ne istersin. Soğuk çay almış Ensar." "Olur." Buğra içeceği alıp, pipeti Buğlem'in dudaklarına uzattı. Buğlem pipet değene kadar düz durmuş, pipeti hissedince de dudaklarını aralamıştı. Ağzına dolan tat ile kaşları çatılmıştı. Babasının aldığı soğuk çayın tadı gibi değildi. Yutmayıp ağzında tutuyordu. Çünkü hissettiği tat olmaması gereken bir şeye aitti. "Buğlem neden yutmuyorsun?" Buğlem ağzı soğuk çayla doluyken konuşamıyordu. O yüzden kafasını sağa sola sallamaya başladı. O göremesede onu görüyorlardı sonuçta. Buğra ve Ensar bir şeyin ters gittiğinin farkındaydı. "Tadını mı sevmedin?" diye sordu Ensar. Buğlem kafasını onayladı hızla. Ensar Buğlem'i kaldırıp çimenlere doğru çevirdi. "Hafif eğilip tükür istersen." Buğlem böyle bir şeyi Buğra'nın önünde yapmayı asla istemiyordu. Ama yapmak zorundaydı. Sağlığını ümitsiz bir ilişki için tehlikeye atmak istemeyecek kadar zekiydi. Hafifçe öne doğru itip tükürdü. Biliyordu ikisi de şuan ondan tiksiniyordu. Dudağına bir şeyin dokunduğunu hissetti. "İyi misin? Miden mi bulandı?" sakin bir sesi olsa da endişesi belli oluyordu. Buğra korkmuştu onun için. Dudaklarını ve çenesini temizlerken ne olduğunu da merak etmişti. "Şey ben ne içtim az önce?" "Limonlu soğuk çay almıştım. Sevmedin mi tadını?" Buğlem duyduğu şeyle oh çekti. İyi ki son anda fark edip yutmamıştı. "Ben limonlu hiçbir şey yiyip içemem. Limona alerjim var." Buğra Ensar'la bakışmıştı. Öfkelenmişti. Onun suçu değildi elbette. Bunu nerden bilebilirdi ki? Ama buna rağmen sinirine engel olamamıştı. Buğlem'e bir şey olması fikri onu korkutmuştu. "Özür dilerim Buğlem. Böyle bir şey aklıma bile gelmemişti. Bilsem asla almazdım." "Saçmalama Ensar. Tabi ki bilmiyordun. Neyseki tadından fark ettim bir şeyler olduğunu." "Özür dilerim tekrardan." Ensar'da en az Buğra kadar korkmuştu. Buğlem'i kardeşi gibi görmeye başlamıştı bile. Ona zarar gelmesinden çekinmişti. Daha 1 haftadır tanıdıkları kız ikisi içinde büyük bir yer edinmişti. "Saat kaç oldu? Annem merak etmiştir." "Eve bırakalım o zaman seni. Epey geç oldu çünkü." Buğra bu fikri hiç sevmemişti. Buğlem istemeye istemeye kurmuştu bu cümleyi. Uzun zaman geçtiğinin farkındaydı ve babası dönmeden evde olmalıydı. Babası ona çok değer veriyordu ve onun için korkması beş dakika bile almıyordu. Hep beraber arabaya bindiklerinde Buğra eğilip Buğlem'in kemerini bağlamıştı. O sırada omzu Buğlem'in ağzına fazla yaklaşmıştı neredeyse üzerindeki gömlek dudaklarına değiyordu. . Kokusu o kadar yakından geliyordu ki Buğlem kalbinin gürültüsünü duymasından korkuyordu. Buğra'ysa duyduğu kalp atışlarıyla heyecanlanmıştı. Buğlem onun yaklaşması üzerine mi bu kadar heyecanlanmıştı? Kemeri taktıktan sonra onları dikiz aynasından izleyen Ensar'ın yanına yerleşmişti. Artık adresi ezbere biliyorlardı. Bu yüzden sormadan arabayı sürmeye başlamıştı Ensar. Kısa süren yolculuğun ardından kapının önüne gelmişlerdi. Böylelikle Buğra'nın bu günlük hayali buraya kadar sürmüştü. Buğlem'se aklına gelen fikri nasıl dile getireceğini bilmiyor, bundan çekiniyordu. Yoldayken aradıkları Buğlem'in annesi Nehir Hanım çoktan aşağı inmişti. Buğlem annesinin teşekkür edişini duyunca özgüvenini tamamen kaybetmişti. Böyle bir şeyi annesinin yanında soramazdı. "Hoşgeldiniz çocuğum. Çok teşekkür ederim bu iyiliğinizi unutmam." "Rica ederiz ne demek. Bu bir iyilik değildi ki asıl siz izin verdiğiniz için teşekkür ederiz." Buğra heyecandan bir şey diyemediği için olgunluk abidesi Ensar devralmıştı konuyu. "Yukarı gelmez misiniz? Çay demledim sizin için. Buraya kadar geldiniz Bi çay için lütfen." Ensar Buğra'nın çayı sevmediğini biliyordu. O kahve insanıydı. Bu yüzden kalmayacağını biliyordu. Bunu söylemek için Nehir Hanım'a döndüğünde, başka bir ses ondan önce davranmıştı." Tabi ki efendim. Sizi nasıl kırabiliriz?" Ensar duyduğu şeyle gülmemek için zor duruyordu. Hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Buğra duyduğu teklife bodoslama dalmıştı. Onun için kaçınılmaz bir fırsattı Buğlem'i biraz daha görmek için. Buğlem'se içinden şükür etmekle meşguldü. Arabaya bindiğinden beri bunu söylemek için özgüvenini toplamaya çalışıyordu. Oysa onun yerine annesi çoktan onları ikna etmişti. Buğra'yla aynı ortamda biraz daha durabilecekti. Mahallenin bazı teyzeleri çoktan, kapının önündeki pahalı arabaya ve Nehir 'in kör kızının yanındaki iki yakışıklıya bakmak için cama çıkmıştı. Bunların içinde Sevtap' ın annesi de yer alıyordu. Kızının Buğlem'i hiç sevmediği için bir aptal olduğunu düşünüyordu. Bu kör haliyle bile iki tane yakışıklı zengini kapıya dikmişti. Kendi kızıysa hiçbir şeyi beceremiyor, sabahtan akşama kadar ordan oraya geziyordu. İstemsizce kıskanmıştı Nehir'i. Kör bile olsa çok güzel ve dürüst bir kızı vardı. Kendisinin yapamadığını onun yapması zoruna gidiyordu. Herkes evlere girdiğinde annesi Buğlem'i ellerini yıkamaya göndermişti. Buğlem duvarlara tutunarak ezbere bildiği yere doğru yürürken bu görüntü Buğra'nın canını yakmıştı. Belinden sarılıp bizzat götürmek istiyordu onu. Yapamadığı her şeye yardımcı olmak, onun her şeyi yapmasını sağlamak istiyordu. Buğlem'se alev alan yüzünü soğuk suyla kavuşturmak için can atıyordu. Buğlem gidince annesi iki delikanlıya dönmüştü. "Çocuklar sizi bir konuda uyarmak istiyorum. Buğlem odasını illaki göstermek isteyecektir. Odasını olduğu gibi bilmiyor. Bizde isterdik odasında her şeyin en güzeli olsun ama maalesef durumumuzun el verdiği kadarını alabildik. Buğlem odasını turkuaz beyaz renkli her mobilyanın yeni olduğu bir oda olarak biliyor. Çünkü bu onu mutlu ediyor. Lütfen bozuntuya vermeyin. Üzülmesini istemiyorum. " İkiside duyduğu şeyler karşısında üzülmüştü. " Siz hiç merak etmeyin. Buğlem'in üzülmesine izin vermeyiz. " Buğra'nın kendinden emin konuşmasıyla Ensar 'Aslanım bee' diye geçirmişti içinden. Nehir Hanım Buğra'nın ciddiyetinin farkındaydı. Sabahki hal ve tavırlarından da fark ettiği kadarıyla kızına karşı bir şeyler hissedip hissetmediğinden şüphelenmeye başlamıştı. Akşam Buğlem'in ağzını araması gerekecekti. Buğlem yine duvarlara dokunarak geldikten sonra bir odanın kapısını açıp içeri doğru yürümeye başladı. Duvarlar bitipte odanın ortasına geldiğindeyse ellerini etrafa doğru savurup sandalyesini aradı. Nihayet bulduğunda ondan destek alarak ayağıyla yolladığı yatağına doğru bıraktı kendini. Buğra gördüğü şeylerle ufaktan gurur duymuştu. Kimseden destek almadan bir şeyler yapabilmesi mutlu etmişti onu. Ona göre Buğlem hassas ve muhtaç gibi hissetmişti. Ama Buğlem kimseye muhtaç değildi. "Siz burada oturun. Ben size çay getireyim." İkisi de onayladıktan sonra Ensar Buğra oturmadan önce odadaki sandalyeye oturmuştu. Başka oturacak yer olmadığı için Buğra Buğlem'in yanına, yatağın üzerine oturmak zorunda kalmıştı. Buğlem yanında hissettiği hareketlilik irkilince Buğra açıklama yapmak zorunda hissetti. "Benim. Buğra." "Boşluğuma geldi de ondan irkildim." Buğra bir şey söylemek üzereyeken Nehir Hanım odaya girdi. Elindeki tepside çay ve kurabiye vardı. "Burada rahat edemediyseniz oturma odasına gidelim isterseniz." Buğra oturma odasına giderse Buğlem'le oturma şansını kaybetme ihtimalini düşündü. "Yok böyle rahatız biz." Buğlem şansına sevindi. Buğra şu an onun yanında oturuyordu. Güzel odasını Buğlem'in aksine Buğra'nın görebildiğini düşünüyordu. Buna mutlu olmuştu. Odasının gözlerinin rengine benzeyen bir renkle ve beyaz dedikleri renkle dekor edildiğini biliyordu. Buğra çayını sehpanın üstüne bıraktıktan sonra odayı incelemeye başladı. Buğlem'in bildiğinin aksine odasında turkuaz pek bir şey yoktu. Beyaz olan şeylerden perde ve masaydı. Yerde kahverengi bir halı, masanın üzerinde bir radyo vardı. 'Bunlar hala var mı ya?' diye sorguladı kendince. Baş başa olsalardı Buğlem'e ne dinlemeyi sevdiğini sorabilirdi. Müzik dinlemeyi sever mi? Severse ne tarz sever? Ona bir müzikçalar alsa Buğlem mutlu olur muydu? İçine sevdiği müzikleri koysa? Buğlem'in gözlerinin görmesini her şeyden çok istediğini fark etti. Gözlerinin içine aşkla bakışını hayal etti. Baktığı yerin farkında olmazken bile çok güzel bakıyordu. Kim bilir farkında olsa nasıl bakardı. Buğra düşüncelere dalmışken sessizce elindeki bardağı yarılamıştı. Ensar ise onun düşünceli haliyle içtiği çaya bakıyordu. Kardeşinin tekrar aşık olmasını istiyordu. Hele ki Buğlem gibi bir kıza aşık olması onu her şeyden mutlu ederdi. Korktuğu şeyse Buğlem'in durumunun aralarında bir engel olup olmayacağıydı. Aşk engel tanımaz deseler bile bu gerçek miydi ki? Belki olur diye düşündü.  "Ee çocuğum. Siz okuyor musunuz?"  Nehir Hanım ikisini de tanımak istiyordu. Kızını ilk kez böyle mutlu görüyodu. Kızıyla ücret istemeden arkadaşlık yapan ilk kişilerdi. Üstelik temiz insanlara benziyorlardı.  Buğra Nehir Hanım'ın gözüne girmek istiyordu. O yüzden sorduğu her soruya balıklama atlıyor, hepsine hoşuna gidecek cevaplar vermeye çalışıyordu. Tabi okul mevzusu pek hoşuna gitmeyecekti bundan emindi.  "Yok. Biz bazı sebeplerden dolayı okulu yarıda bırakmak zorunda kaldıkta. Şimdi babalarımızın şirketinde çalışıyoruz."  Nehir Hanım kaşlarını kaldırdı. Babalarının şirketleri varsa okulu neden yarıda bırakmak zorunda kalsınlardı ki?  "Nasıl yani çocuğum? Kötü bir şey olmadı inşallah."  Buğra müstakbel kayınvalidesinin gözüne girmek istiyordu fakat yalan söylemeyi pek sevmezdi.  "Biz bir konu yüzünden okuldan atıldık. Babalarımızda başka okula vermek yerine bizi çalıştırmaya karar verdi. Akıllanıp uslu uslu okulu bitirmeye karar verene kadarda çalışmak zorundayız."  Nehir Hanım güldü. İkisinin ailesini tanımamasına rağmen karara saygı duydu. Çok doğru bir karardı. Sahip oldukları parayla değilde hayatın şartlarıyla çocuklarını yetiştiren bu aileler daha şimdiden Nehir Hanım'dan takdir kazanmıştı.  "Ailelerinizi tebrik ediyorum gerçekten. Bazı aileler benim çocuğum her şeye değer diye direkt özel okula verip üstüne bir de ne yaparsa yapsın çocuklarının hatasını saklar. Sizin ailenize gerçekten saygı duydum. Bence sizde akıllanmış gibisiniz. Yoksa numara mı yapıyorsunuz? " " Yok yok biz akıllandık. Yeni eğitim yılını bekliyoruz. Sonra eğitime devam edeceğiz. Okumadan olur mu olmaz tabi ki. " " Öyle mi yapacaktık? " Ensar duyduğu şeylere inanamıyordu. Oysa bilerek atılmışlardı çünkü okul sarmıyordu ve okumaktan sıkılmışlardı. Bu fikri ortaya Buğra atmıştı ve ikisi de bu yüzden çok dayak yemişti. Bir hiç uğruna mı o kadar protesto etmişlerdi ailelerini?  " Öyle yapacaktık ya kardeşim unuttun mu?"  Nehir Hanım güldü. Buğra'nın gözüne girmeye çalıştığının farkındaydı. Önemli olan kızının ona karşı ne hissettiğiydi. Bir yandan endişeleniyordu. Buğlem çok hassastı. Kalbinin kırılmasından korkuyordu. Normal bir ilişki asla yaşayamazlardı ve Buğlem'in kalbinin kırılma ihtimali daha yüksekti. Öte yandanda merak ediyordu. Buğra hem yakışıklı hem zengin biriydi. Kızında ne bulmuştu ki görme engelli bir kızın annesinin gözüne girmeye çalışıyordu. Elbetteki kızı çok güzeldi. İyi kalpliydi. Ama algılamakta da zorluk çekmiyor değildi.  Buğlem onları dinlerken farkında olmadan çayını bitirmişti. Bilmeden boş bardağı tekrar dudaklarına götürdükten sonra çayın olmadığını fark edince güldü. "Kızım çayın bitmiş." "Ay pardon görmedim."  Anne kız gülerken Ensar ve Buğra onları izliyordu. Buğlem kendisiyle barışıktı ve bunun esprisini kaldırmak bir yana kendisi de yapıyordu. "Odan çok güzelmiş Buğlem." Buğra anlık aklına gelen şeyle ortaya atlamış böylelikle hem Nehir Hanım'ı tatmin etmiş hemde Buğlem'i gülümsetmişti. "Yaa çok teşekkür ederim. Renkleri çok güzelmiş annem öyle söylüyor." durumu anlayan Ensar devamını getirmek için devreye girdi. "Gerçekten doğru söylemiş. Tıpkı gözlerin gibi masmavi odan var." "Odam turkuaz değil miydi?" Ensar'ın pot kırmasıyla morali bozulmuştu. Sadece yardımcı olmak istemişti. Nehir Hanım'sa olaya el atmıştı.  "Anneciğim turkuaz mavinin bir tonu ya unuttun mu?" "Ay doğru. Unutmuşum."  -- Gençleri uğurladıktan sonra Nehir Hanım Buğlem'in odasına girdi.  "Anneciğim müsait misin?"  "Müsaitim annecim gitti mi Buğralar."  "Hım demek Buğralar ha. Söyle bakalım benim minik kızımın kalbinde neler oluyor."  Buğlem duyduğu şeylerle kekelemeye başladı. Çok mu belli ediyordu? Annesi anladıysa Buğra da anlamış mıydı?  "Na-nasıl yani anne. Ne demek ne oluyor?" "Ben senin annenim Buğlem. Sence anlamamış mıyımdır?"  "O da anlamış mıdır?"  Nehir Hanım gördükleri karşısında Buğra'nın da Buğlem'e bir şeyler hissettiğini düşünmüştü ancak Buğlem'i hemen heveslendirmek istemiyordu. Kalbinin kırılmasından korkuyordu.  "Bence anlamadı. Korkma yani."  "Anne Buğra nasıl biri. Sence bana bakar mı? Ben güzel bir kız mıyım? Bugün bana çok güzel olduğunu söyledi."  "Gayet doğru söylemiş. Sen çok güzelsin. Ha bak hakkını yemeyelim. Buğra'da pek bir yakışıklı."  "Ama neden benim gibi birine baksın ki?"  Omuzları düşmüştü. Kendisi de söylemişti şimdiyse annesi çok yakışıklı olduğunu söylüyordu. O zaman Buğlem'le ne işi olurdu ki? "Aaa neden bakmayacakmış.? Nesi var benim güzel kızımın? Bir kere sen çok güzelsin. Ayrıca dürüstsün, masumsun, insanları oldukları gibi seversin. Sen bu dünyadaki en tatlı kızsın. Hem sana bakmazsa kendisi kaybeder. Nereden bulacak senin kadar güzel kızı? " Buğlem gözyaşlarını tutamamıştı. Çok seviyordu ailesini.  Ellerini kullanarak annesinin elini bulmaya çalıştı. Annesi ne yapmaya çalıştığını fark edip ellerini tuttu. Buğlem elini annesinin koluna doğru sürttükten sonra omzunu buldu ve kolunu uzatıp boynuna sardı. Annesi de kızının beline sarıldı. Buğlem hıçkırdıktan sonra döküldü dilinden sözcükler.  "İyi ki beni seçtin. İyi ki benim annemsin. Seni ve babamı öyle çok seviyorum ki."  Annesi daha kızının gözünden akan ilk damlada ağlamaya başlamıştı.  "Aile olmak sadece kan bağıyla olmaz bir tanem. Seni gördüğüm ilk anda anlamıştım annen olacağımı. Ne olursa olsun bende babanda hep senin yanında olacağız. Biz senin aileniz, sende bizim birtanecik kızımızsın. Bunu hiçbir DNA testi, hiçbir kan bağı değiştiremez. Seni ben seçmedim. Seni bana Allah verdi. "
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE