İlhan bey durduğu yerde öfkeyle bir ileri bir geri gidiyordu. Kedi miydi bu kız? Dokuz canlıydı resmen. Bir türlü ölmek bilmiyordu. Kendisi bu işe bir giriş yapacaktı en sonunda.
Nefret ediyordu o adamın kızından. Tıpkı o adam gibiydi. Hep şanslıydı. Bir insan iki araba kazasından da sağ çıkabilir miydi? Ne diye ölmüyordu ki.
“O kız o hastaneden sağ çıkmayacak!” diye emretti telefondaki adamına.
“Emredersiniz efendim.”
Karısı bir anda içeri girmişti.
“Kim çıkmayacak o hastaneden?” şaşırmıştı. İlhan yine kızgındı. Ne kadar bıksa da kurtulamazdı onun hapishanesinden. Burada kalmaya sonsuza kadar mahkum edilmişti. Şimdiyse endişelenmişti. Hangi kızdan bahsediyordu? Kimi öldürmek istiyordu?
“Sen beni mi dinliyorsun ?”
“Ha- hayır. Ben sadece girerken duydum ondan sordum.”
“Neden kapıyı çalmadan giriyorsun? Öğrenemedin mi lan yirmi yıldır?”
“Öz- özür dilerim.” Demişti. Korkuyordu ondan. Ne kadar severse sevsin çok korkuyordu. İnsan yirmi yıldır kocasını sevdiğini söylemeye korkar mıydı. O korkuyordu. Tepkisinden çekiniyordu.
İlhan bey karşısında korkan kadına baktı zevkle. Ondan korkuyordu. Korkusu yüzünden onu asla bırakıp gidemeyecekti. Sevdiği kadın ondan hep nefret etmişti. Bu yüzden onu yanında tutması için başka çaresi yoktu.
Elindeki bardağı masaya bırakıp ona doğru yürüdü. Neşe biraz çekinmişti. Korkuyordu. Sevdiği kadının belinden kavrayıp kendisine çekip öptü.
“Bir daha olmasın.”
“Olmaz.”
Her ne kadar uzatmak istemese de merak ediyordu. Hangi kızdan bahsediyor olabilirdi ki? Aklına gelen şeyin olması imkansızdı. Öğrenemezdi onu.
İlhan bey kuşkuyla düşünen kadına baktı. Ondan saklayabileceğini sanıyordu. Hiçbir şey çok uzun süre ondan saklı kalamazdı.
Neşe hanım’ın belinde tuttuğu ellerini sıktı. Neşe hanım irkilmişti. Kafasını kaldırıp yüzüne baktı.
“Kim olduğunu sormuştun değil mi? Benden saklayabileceğini mi sandın?”
“An- anlamadım?” dedi korkuyla. Ondan saklamaya çalıştığı tek bir şey vardı.
“O piçin kızını benden gizlice doğurduğunu, saklamaya çalıştığını öğrenemem mi sandın!”
Bağırmasıyla yerinden sıçradı. Biliyordu. Kızını ne kadar korumaya çalışırsa çalışsın böyle olacağını tahmin ediyordu.
“Onu mu öldürmeye çalışıyorsun?” dedi dehşetle. O piç dediği neşe hanım’ın eskiden sevdiği adamdı.
Ancak kızı onun kızı değildi. Ona inanmayacağını bildiği için saklasa da Buğlem cengiz’in değil İlhan’ın kızıydı. Hayatını mahvetmemesi için ondan yıllarca saklasa da şimdi kendi öz kızını öldürmesine izin veremezdi.
“Hayır. Yanlış anlıyorsun. Dinle.”
İlhan hızla kadını itip yüzüne tokat attı. Darbenin etkisiyle yere düşen kadına baktı.
“O piçle yıllar önce yakaladığımda anlamalıydım altına yattığını.”
“Hayır yemin ederim öyle bir şey olmadı.”
İlhan bey onu dinlemeden devam etti.
“Bunu yeni öğrendiğimi mi sanıyorsun? Senelerdir biliyorum ondan bir kızın olduğunu. Yıllar önce öldü sandım. O kazadan sağ çıktığını bilsem bugüne bırakır mıydım?”
Neşe hanım duyduğu şeyle kanının çekildiğini hissetti. Kızını öldürmeye yıllar önce mi çalışmıştı?
“Ha böyle deyince de sağ kurtuldu sanma sakın. Sayemde kör oldu kızın. O gün gözlerini aldım ondan. Bugünse canını alacağım duydun mu?”
Neşe hanım ayağa kalktı. Kendisini hiç bu kadar cesur hissetmiyordu. Yıllarca işkence çekmişti bu adamdan. İki çocukları olmuştu ancak sanki düşmanıymış gibi davranıyordu ona. Sevgi kisvesi altında tüm gençliğini heba etmişti. Karşısına dikildikten sonra yirmi yılın hıncını aldı.
Suratına attığı sert tokatla İlhan bey’in başı sağa doğru dönmüştü. İçinde oluşan şaşkınlığı yüzüne vurmuş, gizleyemiyordu. Böyle bir şeye nasıl cesaret etmişti? Dönüp karşısındaki kadına baktı. Gözlerinde korku yoktu. Bugün onu öldürebilirdi de ama gözünde zerre korku göremiyordu.
Neşe hanım kendisini ilk gez böyle hissediyordu. Bu cesareti sönmeden dökmeliydi içini ona.
“Sen iğreç bir adamsın. Hep beni sevdiğini söyledin ama hiç sevmedin. Seninki sadece hastalıktı. Oğlumuz oldu inanmadın. Senin olduğunu zor kabullendin. O gün cengiz’i gördüğünde bana asla sormadın. Neden demedin. O gün bizi beraber gördüğünde benim ona ‘ben İlhanı seviyorum mutluyuz.’ Dediğimi asla öğrenmedin. Aksine cengiz’e ne yaptın allah bilir. Beniyse hamile halimle dövdün. Evet sen bizi gördüğünde ben zaten hamileydim. Yıllar önce öldürmeye çalıştığın , kör ettiğin kız senin kızın. İnanmayacağını bildiğim için söylemedim. Sırf bana , rüzgar’a yaptığın gibi onunda hayatını mahvetme diye senin yüzünden kızımdan vazgeçtim ben. Hayatımda gördüğüm en berbat insansın sen. İnsan bile değilsin. Canavarsın. Seni sevdiğim için, senin çocuklarını doğurduğum için kendimden utanıyorum. Keşke onun yerine beni kör etseydin de senin iğrenç yüzünü hiç görmeseydim.”
Hızla odadan çıktığında İlhan bey hayatı boyunca hissetmediği bir şey hissetmişti. Vicdanı tüm bedenini ele geçirmişti. Hiçbir şey düşünmeye başlamadan önce telefonunu eline aldı. İlk kez adını kullandı.
“Buğlem’e hiçbir şey yapmayın.”
“Ama neden efendim?”
“Sana hesap mı vereceğim lan ben. Ne diyorsam onu yap.”
Duyduğu şeyleri idrak etmeye çalışıyordu.
Neler yapmıştı o öyle?
Buğlem hastane yatağında boş boş uzanıyordu. Düşünmeden edemiyordu. Neden hepsi onun başına gelmişti?
Acaba öz ailesiyle olsaydı böyle olur muydu? Her şeye rağmen yine acı çeker miydi?
Şimdiki ailesini de her şeyden çok seviyordu. Ama onlara bu kadar acı çektirmek istemiyordu. Öz ailesinin yanında olsaydı yine gözleri kör olur muydu acaba?
Kapının açılıp kapanma sesini duydu.
“Kim o?” hiçbir ses yoktu. Yanındaki sandalyenin yere sürtünme sesi geldi.
“Kimsin?” dedi. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Lütfen o olmasın. Lüfen. O olmamalı. İçinden dua ederken elinin üstüne konan soğuk elleri hissetti. Hiçbir şey değiştirmemesine rağmen kapattı gözlerini.
Her şeye rağmen nasıl heyecanlanabilirdi böyle?
“Neden buradasın?”
“Seni merak ettim.”
“Eserini görmek için mi geldin?”
“Beni dinlemen için geldim. Bana bir şans ver lütfen. Beni dinle. Ben yapmadım.”
Ellerini hızla kucağına çekti. Bir de ben yaptım mı diyecekti. Tabi ki inkar edecekti.
“Zaten göremiyorum. Ama görebilseydim de seni görmek istemezdim.”
“Buğlem ağır konuşuyorsun. Dinle lütfen.”
“Ben hakettiğin gibi konuşuyorum. Biliyor musun? İlk kez sayende kör olduğum için şükrettim. Senin iğrenç yüzünü görmek bile istemezdim eminim.”
Buğra duyduğu şeyle kalbine bıçak saplanmış gibi hissetti. Nasıl bunu diyebilirdi? Buğra onu canından çok sevmemiş miydi? Hiç mi hissettirememişti. Evet kanıtlar çok büyüktü ama Buğra’nın sözünün hiç mi değeri yoktu?
“Peki.” Dedi ve hızla odadan çıktı. Gözlerinin dolmasına engel olamamıştı. Güneş içeri girecekken ağlayarak çıkan Buğra’yla şaşırmıştı.
“Buğlem?”
Buğlem’inde ağladığını görünce koşarak yanına oturup ona sarıldı.
“Neden geldi ki?” dedi ağlayarak.
“Çıktı mı?” dedi sessizce.
“Kapıdan çıkarken gördüm. Ağlıyordu.”
Buğlem son kelimeyle sustu. “Ağlıyor muydu?”
“Evet. Sen onu dinlemedin mi?”
“Dinlemek istemiyorum. Duymak bile istemiyorum. Her gün haberlerde duyduğum iğrenç şeyleri yapan birini ben nasıl sevdim?”
Ağlaması daha da artmıştı.
Neşe hanım üzerine paltosunu aldıktan sonra sinirle çıktığı odaya sakince girmişti. Artık gemileri yakmıştı. Ölüm umrunda değildi.
İlhan bey bıraktığı yerde oturuyordu.
“Nerede o?”
İlhan bey kafasını kaldırıp, hazırlanmış kadına baktı. Yüzünde eski ifade yoktu. Tamamen duygusuzdu. Yıllara rağmen hala aynı güzellikteydi.
“Merkezdeki hastanede.”
Neşe hanım hiçbir şey söylemeden arkasını döndüğünde duyduğu sesle duraksadı.
“Bende geleceğim.”
“Hayır.”
Keskin sesle kafasını kaldırdı. Neşe nasıl birden bu kadar değişmişti? Onu bu hale kendisi mi getirmişti?
“Sen hiçbir yere gelmiyorsun. Hayatımızı yeterince mahvettin.”
-
Neşe hanım elinde bir buket çiçekle hastaneye girdi. Öğrendiği oda numarasının önüne geldiğinde heyecanlıydı. Kızını görecekti. Kime benzediğini merak ediyordu.
Kapıyı tıklatıp içeri girdi. Hasta yatağında yatan kıza baktı. Yanında sarışın bir kız ona sarılmıştı.
“Biri mi geldi Güneş?”
Kızının onu görememesi canının yanmasına sebep olmuştu. Gözleri tıpkı babasının gözleriydi. Saçları teni kendisinin birebir aynısıydı.
“Evet. Buyurun kime bakmıştınız?”
“Ah ben yanlış odaya girdim sanırım. Kusura bakmayın lütfen. Geçmiş olsun güzel kız.”
Gördüğü kız dünyanın en güzel kızı olabilirdi. Kendi öz kızıydı. Sarılmamak için çok zor duruyordu.
“Yok önemli değil.” Dedi kadife sesiyle. Ne kadar kibar bir kızdı böyle.
“O kadar rahatsız ettim. Bu çiçekleri size bırakayım o zaman.”
Güneş kucağındaki çiçeklere baktı. Kadın ne kadar Buğlem’e benziyordu. Annesini görmese bu kadın öz annesi diyebilirdi.
“Ne çiçeği.?” Dedi Buğlem. Neşe hanım’ın kalbi acıdı. Kızının görememesi üzüyordu onu. Her şey onun yüzündendi başta anlatmayı denese bu halde olmazdı.
“Kucağında bir buket kırmızı gül varda. Onu vermek istiyor sanırım. Siz onu aldığınız kişiye götürün en iyisi. Değil mi Buğlem?”
Buğlem gülün ne olduğunu bile bilmediği için onayladı. Güneş kadından gözlerini alamıyordu. Çok güzeldi. Haline bakılırsa epey zengindi.
“Lütfen kırmayın.”
Çiçekleri Güneş’e uzattığında mecbur almıştı.
“Tekrar geçmiş olsun.”
“Teşekkür ederiz.”
Kadın çıktıktan sonra kapıda biriyle karşılaştı. Esmer kadın ona garip bakıyordu.
“Buyrun birine mi bakmıştınız?”
Neşe hanım kaşlarını kaldırıp karşısındaki kadına baktı. Hemşire tipi yoktu hiç.
“Yok hayır neden sordunuz?”
“Kızımın odasından çıkıyorsunuz da. Kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?”
Neşe hanım kadını tekrar süzdü. Kızı bu kadına anne diyordu. Kızını yetiştiren kadın buydu. Kıskançlık hissetti. Nehir hanım’sa bu benzerliğin hayra alamet olmadığının farkındaydı. Eğer Buğlem’i almaya kalkarsa olacakları tahmin edemiyordu.
“Yok ben odaları karıştırdım. İyi günler.”
Kadın arasını dönmüş ilerlerken Nehir hanım seslendi arkasından.
“Sen o’sun değil mi?”
Neşe hanım olduğu yerde kalmıştı. Dönüp Nehir hanıma baktı.
“Kimim?”
“Biyolojik annesi.” Dedi istemeye istemeye. Neşe hanım şaşırmıştı. Nasıl anlamıştı hemen?
“Ama.”
“Tıpkı sana benziyor. Gözleri hariç.”
Güneş dışarı çıkmış Nehir teyzesini görmüştü. Tam ona doğru ilerlerken duyduğu şeylerle şok geçirmişti. Az önce odaya yanlışlıkla giren kadına hitaben konuşmuştu.
“İstediğin kadar biyolojik annesi ol umrumda değil. Ama kızıma bir daha yaklaşma. Hele onu benden almaya çalışmak gibi bir hata yapmaya kalkarsan olacaklardan sorumlu değilim. O sadece bizim kızımız.”
Buğlem, Nehir teyzenin kızı değil miydi? O kadar benzettiği kadın, gerçekten öz annesi miydi? Bu kadar zengin bir kadın öz kızını neden başkasına vermişti ki.
Neşe hanım sinirlenmişti. Bu kadın kendisini ne zannediyordu. O isteyerek mi bırakmıştı kızını?
Tam ona doğru öfkeyle yürüyecekken arkasında gördüğü şaşkın kızla duraksadı. Güneş onlara ağzı açık bakıyordu. Neşe hanım bir şey söyleme gereği duymadan ilerledi. Artık kızını kimse ondan koparamazdı.
Nehir hanım arkasına baktığında Güneş’i gördü.
“Nehir teyze sen.”
Devamını getiremedi. Ne diyeceğini bilmiyordu. Tekrar konuşmayı denedi. “O kadın.”
Yine devamı gelmedi. Cümleyi neresinden tutsa elinde kalıyordu.
Daha fazla tutamadı içinde. “Sen Buğlem’in öz annesi değil misin?”
Nehir hanım yandaki koltuğa bıraktı kendini. “Hayır.”
“Peki ya Buğlem? Bunu öğrenirse?”
“Buğlem biyolojik ailesi olmadığımızı biliyor.”
Güneş daha çok şaşırmıştı. Bir insanın öz ailesini sevebileceği kadar seviyordu Buğlem ailesini. Nasıl öz çocukları olmazdı.
“Peki ya o kadın?” dedi sorarcasına.
“O kadını bende tanımıyorum. Ama çok belli kim olduğu. Buraya boşuna gelmiş. Kızımı asla vermem. Senden de ricam Buğlem bu olanları bilmesin.”
Nasıl saklayacaktı bilmiyordu. Az önce içinden geçirdiği cümleler bir bir doğru çıkmıştı.
“Buğra ve Buğlem arasında ne oldu bana bunu anlat.”
Güneş çekinmişti. Bunu anlatmak ona mı düşerdi bilmiyordu.
“Ya ben bunu nasıl söylerim emin değilim. Biz çok kötü bir şey öğrendik. Ama gerçek değilmiş. Yani gerçek mi değil mi bilmiyoruz. Ya şimdi şöyle. Buğra’nın dediğine göre ona iftira atılmış.”
“Ne iftirası?”
“Buğra bir kadına tecavüz edip onu dövmüş.”
“Ne!”
“Ya aslında yapmamış. Yani yapmadım dedi. İftira attılar dedi. Ben açıkçası inanıyorum Buğra’ya. Ama Buğlem inanmadı. Çünkü dinlemedi onu. Çok ağır şeyler söyledi.”
“Ne gibi ağır şeyler?”
“İyi ki körüm, seni görmek istemiyorum gibi ağır şeyler.”
Nehir hanım şaşkınlıktan konuşamıyordu. Buğra hiç öyle birine benzemiyordu. Öfkelendiğini bile görmemişti. Kızını çok mutlu ediyordu. Birbirlerinin yanında olunca gözlerinin içi parlıyordu. Herkes hata yapardı ama bu söylenenler hatadan fazlası gibiydi. Buğra’yla konuşması gerekiyordu. Tabi Ensar’la da. Böyle bir şeyi neden saklamışlardı. Buğra sevgili olmak için bile onlardan onay isteyecek kadar kibar bir çocuktu. Ona bunu yaptıran şey neydi? Bu duyduklarından sonra bir daha nasıl ona güvenip kızını emanet edebilirdi ki?
--
Buğlem’i hastaneden çıkarmış evine getirmişlerdi. Buğlem çok üzgündü. Doğru düzgün yemek yemiyor yataktan çıkmak istemiyordu. Sesli kitaplarını dinlemiyor, sadece sessizlik istiyordu. Geceleri ağlıyordu. Tek istediği şey ölmekti.
Zilin sesiyle uyandı. Annesi bakardı nasılsa. “Buyur.” Demişti annesi. Kim gelmişti ki?
“Ben Buğlem’i merak ettim.” Demişti Ensar. Yanına sadece hastanedeyken gidebilmiş onun dışında ziyaret edememişti.
“İyi.” Dedi annesi kısaca. “Kulağınıza gelen şeyleri biliyorum. Ama lütfen açıklamama izin verin. Buğra öyle bir şey yapacak biri değil. Sizde fark etmişsinizdir. İnanın bana açıklamama izin verirseniz sizde anlayacaksınız.”
Nehir hanım kapıdan geçerek Ensar’ın içeri girmesine izin verdi. Buğlem kapıda söylenenleri dinledikten sonra gözyaşlarına hakim olamadı. Lütfen Ensar kayda değer bir şeyler anlatsın diye dua etti. Aşık olduğu insanın böyle korkunç şeyler yapmış olması onun canını çok yakıyordu.
Nehir hanım Ensar’a oturma odasına kadar eşlik ettikten sonra koltuğa oturup Buğra’ya mesaj çekti.
+Geldim ben. Anlatıp detayları aktarırım.
-Bekliyorum.
“Bir şey içer misin?”
“Ben bir çay alabilirim.”
“Tamam ben demleyip geleyim. Buğlem oturma odasına gelir misin?”
Buğlem bu bilgiyle daha fazla dayanamıyordu. Gerçekleri öğrenmek istiyordu. Yavaşça yataktan kalkıp duvardan destek alarak odaya geldi. Ensar kalkıp kolundan tutunca kolunu çekti.
“Kendim yapabilirim sağ ol.”
Buğlem koltuğuna oturduktan sonra bir süre annesinin mutfaktaki seslerini dinlediler. “Nasılsın Buğlem?”
“İyiyim.” Tek istediği bir an önce gerçekleri öğrenmekti. Nehir hanım tepsiyle içeri girdiğinde Ensar’ın telefonu çaldı. Arayan kişi şirketin muhasebe müdürüydü. Buğra depresyonda olduğu için telefonu açmazdı bu yüzden mecbur kendi açmalıydı.
“İzninizle bu önemli de.”
Nehir hanım kafasıyla onayladı.
Ensar odadan çıkıp Buğlem’in odasına girdi ve açtı.
“Dinliyorum.”
“Ensar bey babanızın talimatıyla para gönderilen hesabın bilgilerine ulaştık.”
“Kimmiş?”
“Birkaç yıl öncesine kadar kullanan kişi Şermin Kaşka adında birine gönderilmiş. Kendisi vefat edince hesabı kızı Güneş Kaşka kullanmaya başlamış.”
“Güneş Kaşka mı?”
“Tanıyor musunuz efendim?”
“Evet.”