Kördüğüm -12-

2233 Kelimeler
Buğra duyduğu şeyle nasıl bir tepki vermesi gerektiğini , ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Masaya ulaştığında “Kalkalım mı şirkette önemli bir gelişme vArda ona gitmemiz lazım.” Demişti. Ensar’la ikisinin gizli sözleriydi bu. Ne zaman şirkette önemli bir gelime var cümlesi kullanılıyorsa çok önemli bir şey olmuş demektir. Buğra Buğlem ve Güneş gelince Buğlem’in beline sarılmıştı. “Önemli bir şey varsa bende sizinle geleyim.” Buğra öfkesini dindiren tek şeyin Buğlem olduğunun farkındaydı. Şu an kollarında olmasa emindi asla sakin kalamazdı.   -- “Neredeler şu an?” diye sordu İlhan Bey. Çok sinirliydi. Neredeyse elindeki alkol bArdağını duvara vuracaktı. Nasıl olurdu da o kız hala hayatta olurdu? Yıllar önce o kazayı boşuna mı planlamıştı. O ve tüm ailesi ölmeliydi. Ancak sadece gözleri kör olmuştu. Başka hiçbir halt geçmemişti eline. “Bir kafenin önündeler. Altı kişiler. Bir kız ve bir oğlanın üzerinde üniforma var. Lise öğrencisi olmalılar. Diğer iki erkek günlük giyimli. Hedef ve diğer kızda aynı şekilde sıradan giyinmişler. Klasik bir arkadaş buluşması gibi görünüyor. Ama iki erkek arasında bir hareketlilik var. Garip şekilde davranıyorlar.” İlhan Bey kaşlarını çattı. Kör haliyle bu kadar arkadaşı neresine toplamıştı böyle. Babası kılıklı diye geçirmişti içinden. Ondan da babasından da nefret ediyordu. Buğra içeride cüzdanını unuttuğunu fark edince herkesi kapıda bırakıp içeri girmişti. Ensar’da arkasından girip olanı sormuştu. “Ne oldu? Neden bu kadar acele ediyorsun?” “Çok önemli şeyler oldu. Engin aradı Dilek’in eski sevgilisini bulmuş. Ama çok farklı şeyler anlatmış. Büyük bir tezgaha düştük diyebilirim.” Ensar meraklanmıştı. Tabi ikisi de Dilek’in onları dinlediğini sonradan fark etmişti. Hemen yanlarına gelip duruma el atmaya çalışmıştı. “Bakın ne anlattı bilmiyorum. Ama lütfen ona inanmayın. Eminim yalan söylemiştir.” Buğra sinirlendiğini hissediyordu. Öfke tüm damarlarında dolaşıyordu. Buğlem bakış açısında değildi. “Kes sesini. Seninle sonra hesaplaşacağız.” Dilek Buğra’yı ikna edemeyeceğini fark edince zayıf halkasına döndü. Ellerini Ensar’ın yanaklarına yerleştirdi. “O gerçek bir yalancı. Bu yüzden ayrıldım ondan. Lütfen inanma.” Ensar’ın kafası karışmıştı. Konu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Buğra ise kardeşinin manipüle edilmesinden hoşnut olmamıştı. Öfkesine yenik düşmüştü. Dilek’in ellerini hızla itip “Kardeşimden uzak dur.” Ensar Buğra’nın sinirlendiğini anladı. “Şirketteki kaybolan dosyayı Dilek çalmış. Rakip firmaya projeyi satmak için.” Ensar duyduğu şeyle ışık hızıyla uzaklaşmıştı Dilek’ten. “Ne?” “İnanma lütfen yalan.” “Doğru. Dosya adamdaymış. Engin almış.” Dilek gözyaşları içindeydi. Bu kadar zengin sevgiliyi ilk kez bulmuştu. Öylece bırakamazdı. “Bak hataydı. Yemin ederim. Herkes hata yapar.” Ensar dinlemeden çıkışa doğru yürüdü. Kapıda arkadaşlarının yanına geldiğinde arabaya binmek için hazırlandı. Dilek ağlayarak arkasından geldi. “Ensar lütfen affet. İnan hataydı. Ben seni seviyorum.” Buğra Buğlem’e sarıldı. “Neler oluyor Buğra?” Buğlem merakla etrafı dinliyordu. Dilek mi ağlıyordu? Neler oluyordu? Neden Ensar’a yalvarıyordu? Ne hata yapmış olabilirdi ki? “Senin yaptığın hata değil hırsızlık. O çaldığın dosya bütün şirketin batmasına sebep olabilirdi.”öfkeyle konuştu Buğra. Dilek ateş saçan gözlerini Buğra’ya çevirdi. Daha sonra Buğlem’e kaydı gözleri. Buğra hayatını mahvetmişti. O da onunkini mahvedecekti. “Herkes hata yapar. Buğra bir kıza önce tecavüz edip sonra kızı öldüresiye dövdüğünde onu savunmamış mıydın? Şimdi neden bana böyle yapıyorsun?” Güneş anında kafasını kaldırıp Dilek’e bakarken Buğlem duyduğu şeyi idrak etmeye çalışıyordu. Ensar Dilek’in bunu bilerek söylediğini anlamıştı.  Buğra duyduklarıyla hızla Buğlem’e bakmıştı. Herkes sessizdi ama sözler sanki büyük bir gürültüymüş gibi Buğlem’in kulaklarında uğulduyordu. Dilek Beyninin içinde çığlık atarcasına tekrar ediyordu sözlerini. Buğra bir kıza önce tecavüz edip sonra kızı öldüresiye dövdüğünde onu savunmamış mıydın? Buğra bir kıza önce tecavüz edip sonra kızı öldüresiye dövdüğünde. Buğra. Tecavüz. Dövmek. “Buğlem sakın dinleme onu.” Kimse kendini toparlayamamışken Ensar Buğlem’i ikna etmeye çalışıyordu. Aynı şeylerin tekrarlanmaması gerekiyordu. Buğra sıfır bir hayata başlamıştı. “Neden dinlemesin? Yalan mı söylüyorum? Bu yüzden hapse girmedi mi? Sicilinde yok mu? Darp raporu ve tecavüz bulgusu yok muydu?” “Kes lan sesini!” Buğra gözlerini Buğlem’den ayıramıyordu. Arda nihayet kendisine gelebilmişti. “Ne diyor bu kız?” Buğlem dayanamıyordu daha fazla. Duyduğu şeyler neydi öyle? Belindeki ellerden tiksinmişti. Buğra yapmış mıydı öyle bir şey? Yapmasa bile nasıl iftira atabilirdi ki? Rapor var diyordu. “Doğru mu bu?” dedi sessizce. Ağlamamak için zor duruyordu. “Efendim bir hareketlilik var.” Dedi adam. Uzaktan izlediği kadarıyla bir şeyler dönüyordu orada. “Ne gibi?” Daha açık duymak istiyordu İlhan Bey. O karışıklık o kıza zararlı gelmediği sürece umrunda olmazdı. “Kız ağlıyor efendim.”   “Doğru mu cevap ver dedim?” Buğlem sesini yükseltmişti. “Yalan. Yemin ederim ki yalan.” “Öyleyse o raporlar ne?” “Sen kes sesini.” Bağıran Güneş’ti. Buğlem vasat halde görünüyordu. Geri adım atıp Buğra’nın kollarının arasından çıkmıştı. Buğra tekrar hamle yapıp dokunmaya çalışsa da da Buğlem tekrar geri adım atmıştı. “Dokunma bana. “ “Buğlem inan bana doğru değil.” Buğlem hiçbir şeye inanmak istemiyordu. “Rapor var mı gerçekten?” “Buğlem.” Dedi yalvarırcasına. Bundan korkuyordu. Onu kaybetmekten. Yeni kavuşmuştu ona. Her şeyden çok seviyordu onu. “Rapor var mı dedim?” Buğlem yine bağırmıştı. Kendisine engel olamıyordu. Bağırmamak için çaba sarfediyordu ama yapamıyordu.   “Efendim hedef bağırmaya başladı. Ayrıca geriye doğru yürüyor.” “Bu bilgi benim ne işime yarayacak?!” İlhan Bey’in sesi sertti. Gereksiz bilgilerden sıkılmıştı. “Efendim gerisinde yol var. Eğer birkaç adım daha atmaya kalkarsa yola çıkacak. Arabalar çok hızlı geçiyor.” Konu İlhan Bey’in bu sefer dikkatini çekmişti. “Hadi birkaç adım daha.” Diye söylenmişti. Buğlem’in yola yakın olduğunu fark eden Arda olmuştu. Ancak uzağındaydı ve adım atıp tutmaya kalkarsa Buğra sanıp daha da ileri gidebilirdi. “Buğlem sakin ol. Buğra sende. Bunu burda konuşmak zorunda değiliz.” Kimse dinlemiyordu onu. Güneş gerilmişti. Buğra böyle bir şeyi nasıl yapardı? Buğlem yine sorusuna cevap alamamıştı. Böyle oldukça umudu daha da azalıyordu. “Cevap yok.”dedi histerik şekilde gülerek. “Var.” Diye cevap verdi Buğra. Nefret etmişti içinde olduğu durumdan. “İğrençsin. Nasıl yaparsın böyle bir şeyi? Benimle bu yüzden mi sevgili oldun? Körüm ya. Daha kolay olur değil mi senin için?” Buğra duyduğu şeylerle Beyninden vurulmuşa döndü. Sevdiği nasıl böyle bir şey düşünürdü onun hakkında. Ensar aynı şekilde ortama bakıyordu. Her şey onun yüzünden olmuştu. Dilek’i o getirmişti. “Buğlem. Hayır, yemin ederim hayır. Öyle bir şeyi asla düşünmem.” Son kez Buğlem’in koluna doğru hamle yapmıştı. Bunu hissedince Buğlem daha fazla uzaklaşmak istemişti. Kendini bu sefer  durmadan geri doğru yürürken bulmuştu. “Buğlem dur!” diye bağırmıştı Arda. Duydukları ani fren sesiyle gördükleri son şey Buğlem’in çarpma etkisiyle savrulan bedeniydi.   Telefondan fren sesi duyan İlhan Bey heyecanlanmıştı. “Ne oldu? O ses neydi?” “Hedefe araba çarptı efendim.” İçinde gram üzüntü hissetmemişti. Aksine mutlu olmuştu. Öncekinde geberip gitmese bile bunda ölme ihtimali vardı tekrar. Nihayet kurtulacaktı adını bile anmaktan tiksindiği kızdan. Bu seferde ölmezse artık kendisi devreye girecekti. 17 yaşında bir kıza kin beslemek ona göre değildi. Ancak o kız olmaması gereken iki kişiden meydana gelmişti. Damarlarında gezen kan sadece toprağı hakediyordu. Nefes almasından bile tiksiniyordu. Öfkesi fiziksel hale dökülecek olsa bir gezegenden bile daha büyük olurdu. -- Buğra sevdiğini kucakladığı gibi arabasına koşmuştu. Ensar Dilek’in kolundan sıkı sıkı tutmuştu. “Benim kardeşime yaptığın şey yanına kalmayacak duydun mu? Geberteceğim seni.” Dilek korkudan ağlıyordu. Bu kadarını o da beklemiyordu. Her kötülüğü yapabilirdi ama birinin ölümüne sebep olmak çok farklıydı. ‘lütfen ölmesin’ diye geçirdi içinden. Ensar Engin’i arayıp gelip Dilek’i alması için beş dakikası olduğunu söylemişti. Bir an önce hastaneye gitmeliydi. Buğra en hızlı şekilde hastaneye doğru sürmüştü. Güneş dizlerinde yatan Buğlem’i gördükçe ağlıyordu. Arda’ysa ona bir şey olmayacak diye durmadan tekrarlıyordu. Buğlem kısa süreliğine gözlerini açtı. Güneş çığlık atmıştı. “Buğlem. Sakın kapama gözlerini. Yetişeceğiz hastaneye. Ne olur sana bir şey olmasın.” Ağlayarak konuşmakta zorluk çekiyordu. Buğlem’se bilinci kapanmadan hemen önce gördüğü karanlık dışındaki şeye odaklanmıştı. Hep gördüğü renk değildi. Birden fazla renk görmüştü. Bir insan görmüştü. Güzel saçlar ve güzel bir yüz. -- Sedyeye yatırılıp hemen müdahaleye alınan Buğlem’le Buğra’nın elleri boş kalmıştı. Kafayı yiyecek gibiydi. Güneş bir köşede ağlıyordu. Buğlem’in ağzından fısıltıyla dökülen sözleri duymuştu. Ama kimseye söyleyemiyordu. “Görüyorum.” Demişti. Buradan kurtulduğunda görecek miydi gözleri? Şu an tek istediği sağ salim çıkmasıydı. Buğlem onun için çok değerliydi. Sevdiği adam bile şu an Buğlem için gözyaşı döküyordu. Güneş ve Buğra ağladıkça Arda kendisini tutamıyordu. Pek ağlamazdı, soğuk takılırdı. Ama Buğlem onun içinde değerliydi. Onun yüzündendi. Fark etmişti Buğlem’in yola doğru ilerlediğini. Kolundan tutup çekmeli başka bir yerde durmasını sağlamalıydı. Eğer Buğlem’e bir şey olursa kendisini asla affetmeyecekti. Ona sarılan kollar ve burnuna dolan mis kokuyla o da kollarını sarmıştı sevdiğine. Güneş bir türlü duramıyordu. Buğra’ysa sırtını duvara yaslamış öylece yeri izleyerek bekliyordu. Ona bir şey olmasına göz yumamazdı. Bu şekilde öğrenmemeliydi. Yalandı söylenenler. İftiraya uğramıştı. Bu yüzden canından çok sevdiği insan şu an ölüm kalım savaşı veriyordu. Telefon melodisi yükselmişti sessiz hastane koridorunda. Buğra cebinden çıkardığı telefonun ekranında yanıp sönen ışığı görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Nehir Teyze…. Ne diyecekti? Söz vermişti kızına sahip çıkacağına. Şimdi ne söyleyecekti. Nasıl diyecekti ki kızın benim yüzümden ölüm döşeğinde diye?   Telefon susup tekrar çalmaya başlamıştı. Nehir Hanım’ın içine bir sıkıntı düşmüştü. Buğlem’le konuşmak istiyordu ancak kimse telefonunu açmıyordu. Ne Ensar ne Buğra. Güneş’i arayacağım,beraber olmalılar diye düşündü. Buğra’nın telefonu susmuş bu sefer Güneş’in telefonunun melodisi yankılanmaya başlamıştı. Güneş bir telefona bir Buğra’ya bakıyordu. Çok sinirliydi Buğra’ya. Ama şimdi yeri değildi. Telefonu açıp kulağına götürdü. “Alo kızım. Ben kimseye ulaşamıyorum. Neredesiniz Buğlem yanınızda mı?” Güneş son cümleye kadar kendisini sıksa da sonda hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. “Nehir teyze.” Dedi titrek sesiyle. Buğra duyduğuyla kafasını kaldırmış, Güneş’in telefonu açtığını fark etmişti. Nehir teyze öğrenince bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Güneş’in hıçkıra hıçkıra ağlaması Nehir Hanım’ın oturduğu yerden kalkmasına sebep olmuştu. Boğazında bir yumru oluşmuştu. “Güneş neden ağlıyorsun? Buğlem nerde?” Güneş ağlamaktan cevap vermeyince Nehir Hanım bu kez bağırmıştı. “Kızım nerede?!” “Hastanedeyiz, Buğlem.. Ona.” Hastane lafını duyunca Nehir Hanım olduğu yere çöktü. Kızına bir şey olmuştu. “NE OLDU?” Mustafa Bey anahtarı yerleştirirken karısının çığlığını duydu. Hareketlerini hızlandırıp içeri girdi. Karısı telefon elinde ağlayarak bağırıyordu. “GÜNEŞ NE OLDU BUĞLEM’E NEDEN HASTANEDESİNİZ?” Mustafa Bey hastane lafını duyunca kapıyı kapatmadan yanına koştu. Kızına , prensesine bir şey mi olmuştu? “Araba çarptı. Merkez hastanesindeyiz.” Nehir Hanım duyduğu şeyle telefonu elinden düşürdü. Canından çok sevdiği evladı hastanede kim bilir ne haldeydi. Bacaklarının tutmadığını hissetti. Mustafa Bey düşürdüğü telefonu eline alıp olup biteni öğrenmeye çalıştı. “Kızıma götür beni Mustafa.” -- Nehir Hanım ve Mustafa Bey hızla hastanenin içine girmişti. “Kızım nerede?” diye bağırmıştı Nehir Hanım. Güneş duyduğu sese doğru gidip görmüştü Nehir Hanım’ı. Ona doğru koşmuştu. Mustafa Bey Güneş’i görünce danışmaya gitmekten vazgeçip oraya yönlendi. Güneş Nehir Hanım’a sarıldığında Nehir Hanım’ın tüm direnci kırıldı. Beraber Buğlem’in müdahale gördüğü odanın önüne gelmişlerdi. Buğra ayağa kalkıp kızarmış gözlerini Nehir Hanım’a çevirdi. Nehir Hanım öfkeyle üzerine geldikten sonra göğsüne vurmaya başladı. “Hani söz vermiştin? Kızıma bir şey olmayacaktı? Yanında güvendeydi? Üzmeyecektin onu? Sen böyle mi tutuyorsun sözlerini? Bu mu senin güvenlik anlayışın ha?” Buğra hiçbir şey söyleyemiyordu. Nehir Hanım ne dese haklıydı. Hepsi onun yüzünden olmuştu. O Buğlem’in hayatına girmeseydi bu şekilde olmayacaktı hiçbir şey. Nehir Hanım vurmaktan yorulup sarılmıştı Buğra’ya. Kızının aşık olduğu çocuktu o. İçeriden doktor çıktığında herkes karşısına koşmuştu. “Kızım nasıl? Ne olur ona bir şey olmadı deyin.” Doktor sakince cevapladı Nehir Hanım’ın sorusunu. “Sakin olun. Hayati bir tehlikesi yok. Sadece bugün güvenlik açısından müşade altında tutacağız. Birazdan kendisine gelir.” Herkes duyduğu şeyle birbirine sarılmışken Buğra yukarıya çevirdi gözlerini “Allah’ım sana şükürler olsun.Onu benden almadın.” - Nehir hanım ve Mustafa bey odaya girerken Buğra kapıda oturuyordu. Arda Buğra’nın yanına oturdu. “Doğru muydu? Yaptın mı öyle bir şey?” Arda buna inanmak istemiyordu. Buğra’yla gerçekten samimi olmuşlardı ve böyle bir şey yapacak birine benzemiyordu.Güneş’te sessizce yanlarına oturmuştu. Öğrenmek istiyordu olup biteni. “Yapmadım.” Dedi Buğra sessizce “İftira attılar.” Güneş duyduğu şeye inanmak istiyordu. “Neden attılar?” “Bilmiyorum.” Anlatmaya başlamıştı geçmişte yaşadığı şeyleri.   -- Buğlem gözlerini açmıştı. Etrafında gördüğü karanlıkla ağlamaya başlamıştı. Hatırlıyordu. Farklı bir şey görmüştü. Emindi. Elini tutuyordu biri. Hızla çekti elini.”Kimsin?” “Benim anneciğim. Ne oldu?” Buğlem rahatlamıştı. Buğra olmasını istemiyordu. “Anne göremiyorum.” Diye ağlamaya başlamıştı. Annesi şaşırmıştı. Bunu biliyordu neden ağlıyordu? “Kızım neden ağlıyorsun?” “Anne görmüştüm. Yemin ederim. Hastaneye gelirken bir anlığına bir şeyler gördüm. Birini gördüm.” Nehir hanım heyecanla ayağa kalktı. Mümkün müydü böyle bir şey? “Doktorla konuşacağım gelince.” Güneş odaya girdiğinde hemen Buğlem’in elini tuttu. Buğlem hızla çekti elini. “Benim Güneş.” Dedi söyleme gereği duyarak. Buğlem rahatlamıştı. Buğra’nın odaya girmesini istemiyordu. Nasıl böyle birini sevmişti? Güneş’se heyecanını saklayamıyordu. “Buğlem görebiliyor musun?” Arda , Nehir hanım ve Mustafa bey garip garip bakıyordu Güneş’e. Sorunun cevabını bile bile sormasının amacı neydi? “Anlamadım?” dedi Buğlem. Anlık bir şey görmüştü ama Güneş neden bunu soruyordu? “Arabada, dizimin üzerindeyken duydum seni. Görüyorum diye fısıldadın. Beni gördün. Şu an görebiliyor musun?” Buğlem’in kalbı hızla çarptı. Doğruydu. Gerçekten birini görmüştü.Güneş’i görmüştü. “O sen miydin?” diye çığlık attı. Onu görmüştü. “Evet .” Diye çığlık attı Güneş. Buğlem bir anlığına da olsa görmüştü onu. Bir mucize doğmuştu onlar için. Buğlem’in yüzünü gördüğü tek kişiydi. Nehir hanım’sa heyecanla dinliyordu. Kızı gerçekten görmüş müydü? “Güneş. Gerçekten gördü mü seni?” “Evet. Gördüğünü söyledi. Görüyorum dedi. Seni görüyorum dedi sonra da gözleri kapandı.”   Bir umut mu doğmuştu cidden?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE