Buğra şirkete girdiğinde kendi odasından önce Ensar’ın odasına girmişti. Ensar dosya okuyordu, ama aklı başka bir şeyde gibiydi. Buğra’nın girdiğini bile fark etmemişti.
“Şş dünyadan Ensar’a burda mısın?”
Ensar irkilip kafasını kaldırdı.
“Sen ne zaman geldin?”
“Beni boşver de sen ne düşünüyorsun hayırdır?”
Ensar Buğra’nın önüne geldi.
“Dün çok garip şeyler oldu. ”
“Ne gibi?”
“Dilek’le konuşuyorduk. Tam çıkacakken dönüp yaklaştı. Konuştuklarınızı duydum, bende senden hoşlanıyorum dedi. ”
“Oha. ”
“Sonra öptü beni. ”
“Öptü mü? Sen ne yaptın peki?”
“Bende onu öptüm. ”
“Ee seni bu kadar düşündüren ne?”
“Ben bilmiyorum. Onu öperken kalbim atmadı sanki. Ondan hoşlanıyorum evet ama farklı bir şeyler var gibi. Sadece denemek istiyorum. ”
“O zaman dene. Ne kaybedersin ki. En azından hislerini öğrenmiş olursun. ”
Ensar kafasıyla onayladı Buğra’yı. Yanlış olan şey neydi? Neden böyle hissediyordu?
Yerine oturup dosyalara bakmaya başladı. Kaybolan dosya onları büyük bir zarara uğratmıştı. Yeni projenin taslağı ordaydı ve kaybolduğu için hiçbir şeye başlayamıyorlardı.
Buğra’ysa kendi odasına gitmek yerine dosyayı Ensar’ın koltuğunda okuyordu.
Kaybolan dosya olayını öğrenmişti ve bundan hiç memnun değildi. Akşam evde bir güzel azarını işitmişti. Mimar olmak istediğine karar vermişti dün gece. Çünkü o mimar olsaydı işi bitirip çekip giden şerefsizin eksikliğini hissetmezlerdi. Projeyi ezbere tek bilen oydu ve ona da kimse ulaşamıyordu.
Ensar incelediği muhasebe dosyasında fark ettiği şeyle oturduğu yerde dikleşti.
Şirket her ay bir hesaba beş bin tl yatırıyordu. Bir şirket bu kadar küçük bir meblayı her ay nereye yatırıyor olabilirdi ki. Muhasebe defterinin açılış tarihine bakmıştı. Sene başından beri olan bir şeydi. Eylül ayında olduklarına göre 9 aydır devam eden bir şeydi. Ya da o öyle sanıyordu.
“Buğra baksana buraya. ”
“Ne oldu?”
Buğra yanına gelirken o da telefonu eline almıştı.
“Muhasebeyi bağlayın. ”
“Tabi efendim. ”
Buğra kaşlarını çatmış Ensar’ın neyin peşinde olduğunu öğrenmeye çalışıyordu.
“Buyurun Ensar bey. ”
“Bana hemen son iki yılın muhasebe kayıt defterini getirin. ”
“Anlaşıldı efendim. Hemen getiriyorum. ”
Telefonu kapattıktan sonra raporu bir daha inceledi.
“Ne oldu oğlum?”
“Şuna bak. ”
Diye önüne itti dosyayı. Parmağıyla hesabı işaret ederek konuştu.
“Şirket her ay bir hesaba beş bin tl ödüyor. Ocaktan beri devam ediyor. Kime neden bunu ödeyelim ki?”
“Allah allah. Bi gelsinde raporlar bakalım. ”
Kısa süre sonra odanın kapısı çalınmış, muhasebe müdürü içeri girmişti.
“Buyurun efendim. Bir sorun mu var?”
Buğra raporları alıp incelemeye başladı.
Ensar hesabı gösterip “Bu hesap kimin? Neden şirket her ay bu hesaba beş bin tl gibi bir parayı yatırıyor?”
“Efendim onu bilgisayarımdan incelemem gerekli. Not almış olmalıyım. ”
“Tamam beni hemen haberdar et. Bekliyorum. ”
Muhasebe müdürü başıyla onaylayıp çıkarken, Buğra geçen yılın raporunda da aynı şekilde tüm yıl boyunca her ay aynı hesaba para yatırıldığını gördü.
“Abi şaka mı geçen sene de yatırılmış. ”
Ensar gördüğü şeyle iyice işkillenmişti.
“Ondan önce de yatırılmış. Kim bu hesap. Neden 2 yıldır bu hesaba para gönderiyoruz biz?”
“Hiçbir fikrim yok. ”
İkisi de kim olabileceğini düşünürken kapı çalmıştı.
“Efendim. Söylediğiniz hesabın kime ait olduğu bilgisi yok. ”
“Şaka mı bu? O zaman neden 2 senedir para yatırıyoruz bu hesaba?”
“Onun bilgisi var efendim. ”
İkisi de bekliyordu merakla.
“Murat bey talimat vermiş efendim. Yaklaşık 12 yıldır o hesaba her ay düzenli olarak para yatıyor. ”
“ON İKİ YIL MI?”
Birbirlerine şaşkınca baktılar. On iki yıldır kime neden para gönderilsin ki?
“Babam neden böyle bir talimat verdi? Hesabın kime ait olduğunu bulamaz mıyız?”
“Maalesef efendim. Bu bilgiye ulaşmamız zor. Ancak bankayla bir görüşürsek belki bir şeylere ulaşabiliriz. ”
“Tamam o zaman sen bu işle ilgilen. Bunu bir şekilde öğrenmemiz lazım. ”
“Emredersiniz efendim. ”
Muhasebe müdürü odadan çıkınca Buğra ayağa kalktı.
“Nereye?”
“Belki babam bu konuda bir şey biliyordur. Ona da bi soracağım. ”
“Doğru onun bilgisi olabilir. ”
İkisi de hızla kalktı. Adnan bey’in odasına bir anda girdiklerinde adnan bey irkildi.
“Hayrola kapısız yerden mi geldiniz?”
“Baba çok acil bir şey sormamız lazım. ”
“Buyrun dökülün bakalım. ”
“Adnan amca bu hesaba biz on iki yıldır her ay belli bir miktar para gönderiyormuşuz. Kim olduğunu bilmiyoruz sadece gönderim emrini babamın koyduğunu öğrendik. Sen bu konu hakkında ne biliyorsun?”
Adnan bey raporu inceledikten sonra hayal meyal hatırladı söyledikleri şeyi.
“Ah evet. O zamanlar Murat söylemişti böyle bir şeyi. Kim olduğunu söylemedi. Sadece benim için çok önemli sende kabul edersen her ay para gönderelim demişti. Bende senin için önemliyse benim içinde önemlidir dedim kabul ettim. ”
“Yani sende bilmiyorsun kim olduğunu. ”
“Maalesef. Baban bir şey söylemeyince araştırma gereği duymadım açıkçası. Ee kimmiş var mı bilginiz? Para aktarımını keselim mi?”
“Yok adnan amca. Kalsın şimdilik. Biz bi bankayla da görüşelim. Öğreniriz. ”
“Siz bilirsiniz bakalım. Kayıp dosya ne alemde. Yaptınız mı bir şeyler?”
“Halletmeye çalışıyoruz baba. ”
“Hele bi halletmeyin bak ben size ne yapıyorum. ”
Odadan çıktıklarında her zamanki gibi gülüyorlardı. Huy olmuştu artık. Küçüklüklerinden beri ne zaman azar yeseler çıkar çıkmaz gülüyorlardı.
Şirket bile alışmıştı artık. Güldüklerini görünce ,’bunlar yine azar yemiş’ diye düşünüyorlardı.
Buğra’nın telefonu çalınca ikisi de ona odaklandı.
“Efendim Arda. ”
“Alo. Müsait miydiniz?”
“Müsaitiz şu an buyur. ”
“Ben söylediğiniz şeyleri müdüre sordum. Daha babanızın adını duyar duymaz kabul etmeye hazırdı. İstediğinizde gelip başvurun. Okula alır anında. ”
“Çok iyi. Biz gün içinde gelip başvururuz. ”
Buğra tam kapatacakken cırtlak bir ses telefonu ele geçirdi.
“Buğra Buğlem’i de getir. Çıkışta bir şeyler yapalım noluuur. ”
“Ya sen benim sevgilimi ne zaman salacaksın?”
“Hiçbir zaman. ”
“Tamam be tamam. ”
Telefonu kapattıktan sonra Ensar’ı da alıp şirketten çıktı. Önce Buğlem’in evine gidip onu almaları gerekiyordu.
Yukarı çıkıp zile bastıklarında kapıyı Nehir Hanım açmıştı.
“Oo kimleri görüyorum. İki oğlum gelmiş. ”
Ensar ve Buğra bu samimiyete gülümseyerek karşılık vermişti.
“Nasılsın nehir teyze?”
“Ben iyiyim siz nasılsınız bakalım?”
“Bizde iyiyiz. Biz Buğlem’i almak için geldikte. Okula gideceğiz ordan da Güneş ve Arda ile buluşup yemek yeriz. ”
“Anne kim geldi?. ”
Buğlem kapıya doğru duvarı takip ederek geliyordu. Bugün sucuyu ve market çırağını Buğra sandığı için üçüncü kez boşa heveslenmek istemiyordu.
“Gel gel bu sefer tutturdun. Buğra ve Ensar geldi. ”
“Bu sefer tutturdun lafıyla ikisi de bir şey anlamamıştı. Nehir Hanım ikisinin boş bakışlarını görünce ses tonunu alçaltarak konuştu.
“Sabahtan beri kim gelse siz sanıp kapıya geliyor. ”
Buğra gülümsedi. Yavaş yavaş tatlı sevgilisine baktı. Annesi olmasa onu çekip öpebilirdi.
“Hoşgeldiniz. ”
Dedi kapıya ulaşınca. “Bizde hazırlan demek için gelmiştik ama sen hazırmışsın. ”
Buğlem utanmıştı. Resmen onları beklediği belli olmuştu. “Çıkalım o zaman. ”
Buğlem Buğra’nın koluna girdi. Herkes Nehir Hanım’a veda ettikten sonra aşağıya indiler.
“Buğra nereye gidiyoruz. ”
“Okula güzelim. Biz kayıt için gidecektik. O sarı çıyan yakaladı. Buğlem’i de getir dedi. E benimde işime geldi tabi güzeller güzeli sevgilimi daha uzun görebilirim. ”
Buğlem kıkırdadı. Ensar’sa bu şapşal hallerine gülüp geçiyordu.
Okula geldiklerinde Buğlem içeri girmek istememişti. Herkes dersteyken bahçede oturmak istemişti. Buğra’nın aklı onda kalsa da kabul edip içeri girmişti.
Buğra ve Ensar kayıt işlemlerini hallederken zil çalmıştı. Buğra Buğlem’i düşünmekten odaklanamıyordu.
Arda ve Güneş bahçeye çıkmak için ayaklanmıştı. Güneş “Ben lavaboya uğrayıp geliyorum hayatım . ”
“Tamam Güneşim. ”
Güneş sıcacık gülümseme bırakıp zıplaya zıplaya aşağı inmişti.
Karşı bankta kalabalığı görünce kaşlarını çattı. İlerleyip kalabalığı yardığında bankta oturan Buğlem’i gördü. Bir kız resmen onunla alay ederek konuşuyordu.
Tam müdahale edeceği sırada yanda üst sınıflArdan bir çocuğun konuştuğunu duydu.
“Şu hatunun güzelliğine bak. Bununla yatakta neler olur düşünebiliyor musun?”
Arda sinirle oraya döndü. “Ne diyorsun lan sen?!”
Çocuk ona dönüp kaşlarını kaldırdı. Arda’ysa fazla sinirlenmişti. Buğlem artık onun içinde kardeşten farksızdı. Arkadaşının sevgilisi, diğerinin kardeşi, kendi sevgilisinin tek arkadaşıydı. Kısaca herkesin mutluluk kaynağıydı.
“Sana ne lan?”
Arda hızla yumruğunu çocuğun suratına geçirmişti. Buğra ve Ensar çıkıpta ilerideki kalabalığı görünce kaşlarını çatmıştı.
“Buğlem’in oturduğu bank değil miydi o?”
Yanlarındaki sesi duyunca baktılar. “Arda!”
Güneş hızla oraya koşarken Buğra ve Ensar da peşinden gelmişti. Buğlem oturduğu yerde tedirgin olmuştu. Arda yere yatırdığı çocuğu yumrukluyordu. “Sen kimin hakkında nasıl konuşuyorsun? Bir daha söylesene. ”
Buğra ve Ensar kimsenin yapamadığını yapıp ikisi de Arda’nın bir kolundan tutup kaldırdı.
“Bırak lan. ”
Dönüp Buğra ve Ensar olduğunu görünce sakinleşmişti. “Ne yapıyorsun oğlum manyak mısın? Biz geldik senin okuldan atılasın mı tuttu ne dalıyorsun millete?”
“Buğlem hakkında adam gibi konuşacaktı. Ona edilen her sözün cezası bu ve daha fazlası olur. ”
Dedi yüksek sesle.
Buğa hızla çocuğa döndü. Bu işin içinde bir iş olduğu belliydi. Çocuğun yakalarından tutup tek hamlede ayağa kaldırdı. Çocuğun yüzü gözü kan içinde kalmıştı.
“Sevgilime ne dediğini birde ben öğreneyim?”
Çocuğun gözleri kocaman açıldı.
Ensar alayla baktı. Arda iyi benzetmişti. “Aynı cümleyi kardeş olarak benden de aldığını varsay bakalım. ”
Kollarını birleştirip çocuğa baktı. Buğlem sessizce dinliyordu. Etrafın kalabalık olduğunu anlamıştı. Herkes gidipte Buğra’nın sesini duyana kadar bir şey söylemek istemiyordu. Kolunda bir şey hissettiğinde sıçradı.
“Benim kanka. ”
Güneş’in sesiyle rahatlamıştı.
“Ağabey çok özür dilerim. Bilmiyordum. ”
Çocuk yalvarırcasına konuşuyordu. Buğra merdivenden inen müdürü görünce çocuğu yere attı. Müdür yaklaşınca da uzanıp kaldırdı.
“Gel kardeşim yardım edeyim. ”
Kolunu çıkarırcasına çekip yakalarını düzeltti.
“Neler oluyor burada?”
“Bir şey yok hocam arkadaş , dengesini kaybedip yere düşmüş. Düşerkende sen ağzını burnunu hep yere çarp. ”
Müdür kaşlarını kaldırıp dayak yemiş çocuğa baktı.
“Öyle mi oldu?”
“Öyle oldu hocam. ” Bunu onların yanına asla bırakmayacaktı. Kime bulaştıklarının farkında değillerdi. Kim olduklarına pişman edecekti .
“Güzel. ”
Güneş asla kankasına edilen lafları yutmazdı. Çocuk ilerlerken ayağını uzattı. Çocuk ayağına takılınca tökezledi. Dönüp sinirle baktı ona. Güneş tek kaşını kaldırıp baktı. Öfkeyle sarışına bakarken arkasında dikilen üç silahşörde aynı şekilde ona bakıyorlardı.
Hiçbir şey demeden dönüp gidince Güneş hevesle arkasına döndü.
“Of çok havalı hissettim kendimi şu an. ”
Üçü de gülerek baktıktan sonra Buğra sevgilisine döndü. Güneş’se yandan gizli gizli kaçmaya çalışan kızı saçlarından yakaladı.
“Sen kimin kankasıya dalga geçiyordun söyle bakayım?”
“Gerçekten çok özür dilerim. ”
“Yetmez. ”
Kızı saçlarından Buğlem’in ayağına doğru itti. Kız tam Buğlem’in önünde diz çökmüştü. Herkes şaşkınlıkla olayı izliyor ,Buğlem iki katı şaşkınlıkla dinliyordu.
“Tekrar özür dile. ”
“Özür dilerim. ”
Kız hızla kalkıp içeri doğru koştu. Nasıl olurda kör bir kızın bu kadar yakışıklı bir çevresi ve Güneş gibi bir arkadaşı olabilirdi ki?
“Biri bana ne olduğunu anlatabilir mi?”
Güneş dedikodu moduna geçip Buğra’yı ittirip oturdu Buğlem’in yanına.
“Kanka bak şimdi o kız gelmiş yanına dalga geçiyormuş. Sonra Arda gelmiş. Bir çocuk sana bir şey demiş. Arda bunu duyunca çocuğun ağzını burnunu kırdı. Sonra bende kızı yoldum. Buğra’da kıskanç kuduruk bir şeye ellemese şaşarım. Hemen çocuğu iki de o patakladı. Öyle işte. ”
Buğra kaşları çatık dinledikten sonra kendine olan yerlerde göz devirdi. Ne yapacaklardı bu çirkefle.
“Nereden de tanıştık biz bununla ya. ”
Sitemiyle herkes gülmüştü. Ensar Arda’nın sırtını sıvazladı. “Teşekkür ederiz bu arada. ”
“Lafı bile olmaz. Buğlem artık benimde arkadaşım. ”
Herkes her şeyde anlaştıktan sonra çıkıp okulun yakınlarında bir kafede oturmak için yola koyulmuşlardı.
Ensar yolda Dilek’i de arayıp çağırmıştı. Aynı zamanda gruba son olayları özet geçiyordu. Hoşuna gitmişti kalabalık bir gruba içini dökebilmek. Önceden sadece Buğra vardı. Şimdiyse bir sürü arkadaşı vardı.
“Demek yokluğumuzda hemen gidip manita yaptın öyle mi ?”
Arda gülerek sormuştu. “Ne yapayım? Siz hepiniz çiftsiniz. Bir ben sap gibi dolanıyorum yanınızda. ”
Buğlem sessizce kıkırdamış Güneş Allah ne verdiyse kahkaha atıyordu. Nihayet kafeye geldiklerinde Buğra Buğlem’e sarılmış oturmasına yardımcı olmuştu. Kaşla göz arasında yanağından öpmeyi de ihmal etmemişti.
“Ne yapıyorsun ya?” diye fısıldamıştı Buğlem.
“Ne yapayım işte gülüşünü izleyip biraz daha aşık oluyorum. Sen ne yapıyorsun güzelim?”
Buğlem gülmüştü. Dilek’te aralarına katıldığında masa tam olmuştu. Güneş Buğlem’i tuvalete götürme ihtiyacı hissetmişti.
“Ben lavaboya gidiyorum Buğlem sende gel. ”
“Buğlem’i niye götürüyorsun kendin gitsene. ”
Buğra yine atlamıştı. Buğlem ‘başladı yine mesai ‘ diye düşünüp kıkırdamıştı. Güneş ve Buğra Buğlem için didişmekten asla vazgeçmiyordu.
“Ya kızlar toplu gider lavaboya. Öğren şunu cahil. ”
“Tek başınıza işeyemiyor musunuz? Madem birini götürceksin Dilek’i götür. Sal sevgilimi yamyam çıyan. ”
Güneş Dilek’e göz ucuyla baktı. İyi de zaten onun dedikodusunu yapmak için götürüyordu Buğlem’i.
“Sana inat Buğlem’le gideceğim. Hadi kalk kankim. ”
Buğlem artık kendini tutamayıp kahkaha atmıştı. Dilek hiç sevmemişti bu kızı. Neden herkes bu sarı yellozla eğleniyordu ki?
“İstersen ben gelebilirim seninle. ”
Güneş asla lafını esirgemezdi. “Yok ben Buğlem’le gideceğim. ”
Allem edip kallem edip nihayet Buğlem’i lavaboya çekiştirdiğinde kapıyı sıkıca kapatıp Buğlem’e dönmüştü.
“Ben bekliyorum burada. ” Demişti Buğlem. O da tuvalete gerçekten ihtiyaç için geldiğini sanmıştı.
“Ya ne beklemesi, ben seni konuşmak için çağırdım. ”
“Konuşmak mı? Ne konuşacağız biz masada da konuşabilirdik ya. ”
“Ya masada olmaz. Bu Dilek denen kızı hiç sevmedim ben. Çok sinsi bir şeye benziyor. Kim bu?”
“Neden öyle diyorsun ki. Ben neye benzediğini bilmiyorum ama bana iyi davranmıştı. Ensar ve Buğra’nın şirketinde çalışıyor. Ensar bayadır ondan hoşlanıyormuş. Ya anlattı ya Ensar. Daha nesini soryuyorsun?”
“Of ben hiç sevmedim ki bu kızı. Nasıl ayıracağız bunları?”
“Yuh Güneş ne ayırması?”
Kızlar lavabodayken Buğra’nın telefonu çalmıştı. Arayan Engin’di. Kaşlarını çatmıştı. Engin belli başlı işler olmadığı sürece dahil olmazdı hiçbir şeye. Belli başlı karanlık işler.
Masadan izin isteyerek kalkmıştı.
“Alo Engin? Hayırdır?”
“Efendim ben Ensar bey’e ulaşamadım. Onun istediği kişiyi bulduk ama , sizinde bilmeniz gereken bir şey öğrendim. ”
“Anlamadım. Kimi buldunuz ne öğrendin?”
“Dilek Hanım’ın eski sevgilisini. ”
Buğra anlamış gibi kafa salladı görmeyeceklerine rağmen.
“Ha evet. Peki ne öğrendin ne oldu?”
Dilek’le adamın evliliği falan çıkmazdı inşallah diye düşündü.
“Adam kendisinde bir dosya olduğunu söyledi. Dilek Hanım tarafından kendisine iletilmiş. Bir proje dosyasıymış. Rakip bir firma tarafından çalınması istenmiş ancak ücrette anlaşamadıkları için Dilek Hanım dosyayı rakip firmaya vermeyip adamın saklamasını istemiş. Başka bir firmaya satana kadar onda kalacakmış. Dosyayı da bulduk. Ne yapmamızı emredersiniz?”
Buğra duyduğu şeylerle kaşlarını çatmış masaya bakakalmıştı. Ensar gülümseyerek Dilek’i dinliyordu. Oysa olmaması gereken bir şey öğrenmişti.
Şimdi ne yapacaktı?