Güneş duyduğu şeyleri bir türlü yediremiyordu kendisine. Ayağa kalkıp montunu giydiğinde Ensar kaşlarını çattı.
"Nereye?"
"Son kez İstanbul'da yürüyeceğim. Tabi bunu da bana çok görmezsen." dedi gözlerini devirerek. Ensar dik dik baktıktan sonra telefonuna döndü.
"Yürü." dedi kısaca. Güneş araba anahtarlarını aldıktan sonra arabasına koşup adresini zor ezberlediği şirkete girdi. Güvenlik onu görür görmez kapıyı açıp,
"Hoşgeldiniz Güneş Hanım." dediğinde acı bir tebessümle baktı ona. İçeri girdikten sonra o gün laf soktuğu kadını gördü.
"Adnan beyin odası nerede?" diye sordu.
Kadın tarif ettikten sonra Güneş hızla asansöre ilerledi. Bu şirkette bir odası olacaktı. Ancak hepsi hayal olarak kalmıştı.
Kapının önüne geldiğinde kapıyı bile çalmadan içeri girdi. Masada oturan saçlarına kır düşmüş yaşı oldukça ileride olan adama baktı.
Adnan bey bir anda odasına dalan genç kıza baktı. Görür görmez ona Murat'ı hatırlatan kızı görünce olduğu yerde doğruldu.
"Neler oluyor küçük hanım? Sen kimsin? Odama nasıl bu şekilde giriyorsun?"
"Kimim biliyor musun?" diye yaklaştı masasına. Ellerini yasladı masaya.
"Kimsin?" dedi Adnan bey kaşlarını çatarak.
"Ölümüne sebep olduğun adamın kızıyım." dedi Güneş gözleri dolarken. Onun yüzünden şimdi baba sevgisini yaşama şansı varken de kalmamıştı. Belki şimdi baba sevgisi ne öğrenmiş olabilirdi. Ama Adnan bey onu elinden almıştı.
"Ne?" dedi şaşkınca. Murat'ın kızı ortaya mı çıkmıştı?
"Ne mi? Bilmiyor muydun bir kızı olduğunu? İnsan kardeşim dediği adamın çocuklarını bilemez mi? Ah tabi insan kardeşim dediği adamı öldürmez ki!"
Adnan bey ayağa kalktı. Karşısındaki kız Murat'ın kopyasıydı.
"Sakin ol. Bilmediğin şeyler var."
"Neymiş? Nasıl öldürdüğün mü?"
"Bak kızım. Babanı ben öldürmedim. Evet suçluyum biliyorum. Her şey benim yüzümden oldu. Ama böyle olmasını ben istememiştim."
"Eminim istememişsindir. Neden yaptın? Zaten hiç babası sevgisi göremedim ben. Belki bir şansım olacaktı. Belki ben bugün buraya güle oynaya babamın yanına gelecektim."
Güneş ağlayarak koltuğa çöktüğünde Adnan bey dayanamıyordu. Murat'ın kızını ne kadar çok özlediğini hatırlıyordu. Kaç gece beraber içmişlerdi hatırlamıyordu. Hepsinde kızı için ağlamıştı.
"Çok üzgünüm. "
Güneş yeşil gözlerini dikti Adnan beye.
" Üzülmen bir şeyi değiştirmez. Üzüntüden ölsen bile acımı dindiremeyeceksin. Senin yüzünden hayatımız mahvoldu."
Güneş öfkeyle önce odadan sonra şirketten çıktı. Adnan bey Güneş'in kalktığı koltuğa oturdu. Bu bilgi nasıl bir anda ortaya çıkmıştı? Kim neden birden bire yaptı böyle bir şeyi?
Güneş eve girdiğinde Ensar koltukta uyuyakalmıştı. Kucağındaki çerçeveyi eline aldı. Annesi çarptı önce gözüne. Sanldayeye oturmuştu. Kucağında bir bebek vardı. Kendisi olmalıydı. Annesinin mutsuz olduğu her halinden belliydi. Kundaktaki bebek kendisi olmalıydı. Sandalyenin yanında küçük bir çocuk vardı. Güneş önce çocuğa sonra Ensar'a baktı. Küçüklüğünden bu yana hiç değişmemiş sadece büyümüştü. Ensar resimde Güneş'in üzerine doğru eğilip elini üzerine koymuştu. Arkasında ağaç gibi dimdik duran adama baktı. Ellerini karısının omuzlarına yerleştirmiş mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Fotoğrafı bozan tek şey annesinin asık suratıydı. Gözleri dolu dolu oturdu koltuğa. Bu zamana kadar tek değer verdiği insan ondan hayatını çalmıştı. Daha mutlu bir hayat yaşayabilirdi. Gözyaşı düştü çerçeveye. Annesi yerine babasıyla yaşasa hayatı hiç zor olmayacaktı. Annesinin somurtkanlığını, nefretini zaten iki türlü de yaşayacakmış. Ne olurdu ki babasının sevgisiyle annesinin nefreti dengelenseydi? Keşke tek derdi annesinin onu sevmemesi olsaydı. Diğer türlü yıllarca hem annesinin onu sevmemesini hemde babasının onu sevmemesini dert edinmişti.
Ensar hıçkırık sesiyle gözlerini araladı. Güneş'in üzerine örttüğü örtüye baktı. Defalarca kez bu koltukta uyuyakalmıştı. Hepsinde uyandığında üzerini birisi örter umuduyla aralamıştı gözlerini. Her seferinde soğuktan kas katı kesilmiş vücuduyla kalmıştı. Bu kez ilk kez beklentiyle uyanmamış ama yıllarca bekledi şeyle karşılaşmıştı.
Kafasını çevirip baktığında Güneş ağlayarak çerçeveye bakıyordu.
"Bizi dinledin değil mi?"
Güneş kafasıyla onayladı gözlerinden yaşlar akarken. Hep ağlayan olmak onu yormuştu.
Ensar kolunu kaldırınca Güneş altına girdi. Kafasını göğsüne yasladı.
"Niye yapmış?" dedi ağlayarak.
"Ben hep annem beni sevmiyor, babam beni sevmiyor sanıyordum. Baba sevgisini görebilecekmişim. Bunu benim elimden niye almış?" dedi.
Ensar sıkıntıyla nefesini üfleyip anlattı olan biteni. Güneş hiçbir şey diyemiyordu. Hiç ölüm korkusu yaşamamıştı. Kendisini kimsenin yerine koyamıyordu. Empati yeteneği elinden alınmış gibiydi.
" Ne zaman gidiyoruz? " dedi iç çekerek. Arda'yı arkasında bırakmak istemiyordu.
"İzmir'de bir ev aldım bizim için. Kocaman. Hemde direkt denize açılıyor her penceresi. Üniversiteye de yakın. Bitirince orada okuruz değil mi?"
Güneş gülümsedi. Abisi her şeyi düşünmüştü.
" Buğlem'i bir daha göremeyecek miyim?"
"Neden göremeyesin? İllaki görüşürsünüz. Belki Buğra getirir Buğlem'i yanına."
"Buğra ile görüşmeyecek misin hiç?"
"Bilmiyorum. Onun bir suçu yok biliyorum ama."
Ensar tamamlayamadı cümlesini. Kardeşini kaybetmek istemiyordu. Ama burada da kalamazdı.
Güneş bir şey demedi.
"Yarın nakliyeciler gelecek. Buradaki eşyaları götürmezdim ama çok anım var. Sende almak istediğin şeyleri topla istersen. Üst katta sağdan ikinci kapıda bir sürü valiz var. İstediğin kadarını kullanabilirsin."
Güneş sessizce onaylandıktan sonra odasına çıktı. Telefonunu çıkarıp Arda'nın numarasını tuşladı.
Arda çalan telefonu görünce sildi gözyaşlarını. Geldiğinden beri kendisini tutsa da bir türlü engel olamamıştı yaşlara.
Güneş telefonun açıldığını fark edince konuştu.
"Biliyorum. Çok kızdın. Ama çok kötü şeyler oldu. Gitmek zorundayım."
Arda yumruğunu sıktı.
"Ayrılık konuşması yapmak için aradıysan, biz zaten ayrıldık. Geç kaldın."
Telefona uzanıp eline aldı. Kapatacakken sevdiğinin sesi engel oldu. Ne kadar çok duyarsa o kadar iyiydi onun için.
"Babamı öldürmüş." dedi sessiz hıçkırıklarının içinde.
Arda'nın dudakları aralandı.
"Buğra'nın babası sebep olmuş." dedi Güneş. Daha fazla konuşamadı. Arda kapanan telefonla öylece kalmıştı. Güneş'i aramak istiyor, arayamıyordu.
Buğlem Güneş'in
' Yarın gidiyoruz. ' mesajını dinlemişti. Güneş sesli mesaj bırakmıştı çünkü arayıp söyleyemeyecek kadar kızgındı ona. Bilip saklamıştı.
Yatağın üzerinde ağlarken Nehir hanım girdi içeri.
"Kızım. Ağlama artık."
"Lütfen bir mucize olsun." diye yalvardı tekrar. Sahip olduğu arkadaşlığı bitirmek istemiyordu. Güneş, Ensar, Arda. Hepsi gidiyordu hayatından.
Evrene ne kadar çok mesaj gönderirsen o kadar yoluna girerdi her şey. Buna inanıyordu. O ne kadar güzel bir şey olacağına inanırsa o kadar güzel şeyler olurdu.
Nehir hanım kızının saçlarını okşayıp yatağa uzamasını sağladı. Üstünü örttükten sonra saçlarını öpüp çıktı odadan.
Buğlem anılarını düşünmeye başladı. Yarın en yakın arkadaşı gidecekti. İstediği zaman yan yana olmayacaklardı. Kendisi Güneş için böyle düşünürken Buğra geldi aklına. Güneş Buğlem için 1'se Ensar Buğra için 1000'di. O kim bilir nasıl hissediyordu? Ne yapacağını şaşırmış olmalıydı.
Sabah olduğunda hiç kimse uyandığı için mutlu değildi. Buğlem iştahsız olduğu için kahvaltı bile yapmamıştı. Buğra Ensar'ın yanına gidip nakliye şirketini gördüğünde morali daha da bozulmuştu. Elleri cebinde nakliyecilerin çekmeceler ayırarak kamyona yerleştirmelerini izledi.
Nakliyecilerden biri çekmeceden düşen kağıdı yanındaki çocuğa verip içeri yollamıştı. Ensar kapıdayken kağıdı uzatan çocuğa baktı. Kağıdı alırken çocuğun gösterdiği çekmeceye baktı. Babasının çekmecesiydi. Kamyonetin arkasına doğru kayan gözleri elleri cebinde kapşonlu Buğra'yı buldu. Kağıdı kenardaki sehpaya bıraktıktan sonra Buğra'ya doğru yürüdü. Karşı karşıya kaldıklarında birbirlerine baktılar.
"Buraya kadarmış ha?" dedi Buğra alayla. Ensar yanına geçip Buğra gibi baktı karşısındaki eve. Bu evde çok anıları vardı ikisinin.
Güneş ilerlerken camdan gördüğü şeyle duraksadı. Buğra ve Ensar yan yana eve bakıyorlardı. Gözü yolun geri kalanını izledi. Arda'ya gidecekleri saati söylemişti. Son kez veda etmek istemişti. Ama o gelmemişti. Bunu unutmayacaktı. Bitmişlerdi.
Elindeki koliyi kapıya bıraktıktan sonra sehpada duran kağıdı gördü.
Merakla eline alıp açtığında sayfanın tamamının yazı ile dolu olduğunu gördü. Üstündeki tarihi görünce kaşlarını çattı.
12.05.2011
Bu tarih çok eskiydi.
Yanından geçen çocuğu durdurdu.
"Pardon bakar mısın?"
"Efendim abla."
"Bu kağıdı nereden buldunuz?"
"Şurada ki ahşap komodinden çıktı. Az önce abiye verdim ama bırakmış oraya sanırım."
Güneş toplanmaya başlamadıkları salondaki koltuğa oturdu. Mektuptu.
12.05.2011
Değerli dostum.. Adnan'ım.
Sen bu mektubu okuyorsan ben ölmüşüm demektir. Biliyorum şimdi bunu nereden bildiğimi sorgulayacaksın. Kim bilir hangi yolla öldüm. Belki de nasıl öldüğümü araştırmaya çalışıyorsundur.
Ben çok büyük bir hata yaptım kardeşim. Öğrendiğinde yaşıyor olsam bile eminim utancımdan ölürdüm.
Bana sürekli sorup durduğun proje dosyasını unutmamışsındır. Hayatımızın projesi olan. Hani seni ölümle tehtid ettikleri. Evet biliyorum. Konuşmalarını duydum. Murat'a bir şey yapmayın yemin ederim bulamıyorum diyordun telefonda birine. Dosya bende kardeşim. Çok ayıp bir şey yaptım ben. Sana ihanet ettim. Dosyayı ben çaldım. Arşivdeki 3.rafın en üstünde bana aldığın kutunun içinde kilitli duruyor. Çok para teklif ettiler önce. Projeden kazanacağımız kadar değildi evet ama yaptığım hatayı telafi edecek kadar büyük bir paraydı. Şirketimiz iflas eşiğine gelmek üzereydi benim yanlış hesaplamalarım yüzünden. Seni o halde bırakabilsem hiç düşünmeden intihar ederdim. Dosyayı vereceğim adamların dosyayı aldıktan sonra bizi indireceğini öğrendim. Bu yüzden sakladım onu. Projeyi hayata geçirmeye kalkarsan sana da bir şey yapacaklarına emindim. Bu yüzden kendi hatamın bedelini ödemeye gidiyorum. Oğlum Ensar'ım, kızım Güneş'im. İkisi de sana emanet kardeşim. Kızıma hiç sarılamadım. Benim yerime sarıl ona. Biliyorum Ensar bırakmaz kardeşini bulur. Yardım et ona. Kızım şu an yakınınızda. Muhasebe kayıtlarından adresini bulacaksınız. Söyleyemedim yerini bildiğimi. Her akşam uyuduğunda görmeye gittim. Uyurken öptüm saçlarını. Yetmedi. Doyamadım evlatlarıma. Ama ikimizde ölürsek hem kendi çocuklarımın hemde Buğra'nın hayatı mahvolur. Ne olur affet beni. Sen yufka yüreklisindir. Çocuklarıma baba ol. Senden başka kimsem yok. Hep kardeşim kalacaksın.
Güneş okuduğu mektupla ayağa kalktı. Gözyaşları bir bir akıp yeri boylarken dışarı fırladı. Yolun karşısındaki Ensar'a koşuyordu. Her şey yanlıştı. Hata yapan Adnan bey değildi.
"Abi!" dedi bağıra bağıra yola fırlarken.
Buğra yoldan hızla gelen arabaya ve koşan Güneş'e baktı. Elindeki kağıdı sallaya sallaya koşuyordu.
"Güneş dur." diye bağırdığında Ensar arkasını dönüp baktı. Buğra çoktan karşıya koşup Güneş'i geriye isterken ikisi de yere düşmüştü. Araba son hızla geçip giderken Ensar yanlarına koşmuştu.
"Kızım hasta mısın sen ne yola koşuyorsun?"
"Güneş ne yapıyorsun?"
Güneş az önce ölmek üzere olan kendisi değilmiş gibi kalktı ayağa.
"Taşınmayı durdur. Gitmiyoruz."
"Ne diyorsun bu konuyu konuşmuştuk?"
"Evet konuştuk. Ama o konuşma gerçeği bilmeden önceydi. Babamın itirafını okumamıştık."
Ensar ve Buğra Güneş'e anlamaz şekilde bakarken Güneş kağıdı uzattı.
Ensar ikisinin göreceği şekilde mektubu tuttuğunda okumaya başladılar.
Güneş ikisinin bakışlarından bir şey anlamazken Buğra ve Ensar bakıştı. Gün geçmiyordu ki bir tane şok edecek haber öğrenmesinlerdi.
"İhanet eden benim babam mıymış?" dedi şaşkınlıkla.
"Babam suçsuz!" dedi Buğra heyecanla. Ensar aklına söylediği yaptığı şeyleri getirince utancından yerin dibine girmişti.
ADNAN AMCASINA TOKAT ATMIŞTI!
"Lan ben..."
Buğra aklına gelen şeyle hızla karşıya gidip nakliyecilerden birinin yanında durdu.
"Abi taşınma iptal."
Ensar geldi.
"Değil."
"Ne değil lan? Hala neyin kafasını yaşıyorsun?"
"Salak mısın? Yaptığım şeyleri unuttun mu? Ben nasıl bakacağım babanın yüzüne?"
"Bakarsın bakarsın."
Buğra taşınmayı durdurduktan sonra cebinden çıkardığı tüm paraları saymadsb nakliyecilerden birine verdi.
"Siz tüm eşyaları aldığınız yere yerleştirin. Şuradaki sarı çıyan size söyler yerlerini. Biz gidiyoruz."
"Nereye?"
"Babamla konuşmaya."
İkisi de hızla Buğra'nın arabasına bindiğinde Güneş hızla telefonuna sarıldı.
"Abi siz istediğiniz yere koyun bakayım dekor işinde iyi misiniz? Ben o salak Buğra'ya taşıtırım hepsini."
Nakliyeci kendi içinden "La havle" çektikten sonra eşyaları çıkarmaya başladı. Güneş direkt Nehir teyzesini aradı.
"Nehir teyze. Lütfen hemen Buğlem'e verir misin çok önemli.?"
"Tamam kızım bekle."
Buğlem'in ağlamaklı sesini duyunca kendisi de ağlayacak gibi oldu.
"Alo. Gittiniz mi?" dedi titrek sesle.
Güneş bir anda çığlık attı.
"Gitmiyoruz!"
"Ne?"
Buğlem olduğu yerde zıpladı.
"Nasıl gitmiyoruz? Ne oldu? Ensar vaz mı geçti?"
"Buğra geldi. Konuşuyorlardı. Sonra ben bir mektup buldum. Babam yazmış. Yıllar önce. Meğer Adnan amcanın hiçbir suçu yokmuş. Babam hata yapmış. Bu yüzden kendi elleriyle ölüme gitmiş. Beni çok sevdiğini yazmış. Buğlem babam her gece beni görmeye geliyormuş. Saçlarımdan öpüyormuş hep. Senin gördüğün saçlarımdan. Ay saçlarım çok şanslı. "
Buğlem kahkaha attı. Duyduğu şeyler üzücüydü. Ama gitmemişlerdi. Etrafta koşup oynamak istiyordu.
Buğra ve Ensar şirkete girdiklerinde herkes koşa koşa nereye gittiklerini izliyordu.
Buğra pata küte odaya girince Adnan bey söylendi.
" Bu oda iyice yol geçen hanı oldu. Oğlum kapı çalmak nedir bilmez misin sen?"
"Baba suçsuzsun!"
Adnan bey arkadan giren Ensar'la ayağa kalktı.
"Gitmemişsiniz?" dedi sorar gibi. Buğra elindeki kağıdı babasına uzattığında Adnan bey yazıyı daha mektubu incelemeden Murat'ın yazdığını anlamıştı.
"Ne bu? Murat'ın yazısı."
"Oku." dedi Buğra babasına. Ensar bakmaya bile utanıyordu.Adnan bey mektubu okudukça arkasındaki koltuğa doğru çöküyordu. Buğra babasının hareketlerine göre kafasını eğip onu izliyordu.
Adnan bey okuduğu şeylerle kalbinin sıkıştığını hissetti. Ensar anlayıp hızla su uzattığında Adnan bey Ensar'a baktı. Sudan bir yudum içtikten sonra oğluna döndü.
"Ben suçsuz muyum?"
"Evet."
Ensar Adnan beyin önündeyken diz çöküp gözlerine baktı.
"Ben çok büyük bir hata yaptım."
Adnan bey Ensar'ın omuzlarını tuttu.
"Hayır. Sen benim yıllardır kaldırmaya çalıştığım yükü yok ettin. Sayende öğrendim her şeyi. Nereden buldunuz bu mektubu?"
"Babamın çekmecesinde."
"Ne kadar üzülmüştür kim bilir?" diye mırıldandı Adnan bey. Kendisi bile hayatlarını kurtarmak isterken yaptığı şeyden utanmışken Murat çok üzülmüş olmalıydı.
"Sana ihanet etmiş. Hala onu mu düşünüyorsu?" dedi Ensar şaşkınca. Tanıdığı, karakterli baba imajı yok olmuştu gözünden.
"Buğra sana bir yanlış yapsa onu hemen silecek misin? Hiçbir şey onu benden alacak kadar önemli değildi. Bu şirket yerle bir olsa ne olur, göklere çıksa ne olur o olmadıktan sonra."
Ensar Adnan beyin elini öpüp başına koydu.
"Beni affedebilecek misin?"
"Sen, kardeşin bana emanetsiniz. Siz benim çocuklarımsınız. Affetmek ne kelime. Hepsini unutalım."
Ensar ayağa kalktı. Buğra burnunu çekerek Ensar'ın karşısına dikildi.
"Bende unuturum ama bir şartla."
Ensar kaşlarını kaldırarak Buğra'ya baktı.
Buğra sağ yumruğunu sıkıp hızla Ensar'ın gözünün altına gelecek şekilde çarptı yüzüne. Ensar beklemediği şekilde darbe yiyince yere düşmüştü. Buğra'nın hareketine yerde gülmeye başlamıştı. Canı felaket yanmıştı. Adnan bey öfkeyle ayağa kalktığında Buğra elini uzatıp Ensar'ı kaldırırken konuştu.
"Bu babama attığın yumruk içindi."
Adnan bey koltuğuna otururken gülen iki salağa bakmıştı. Ona Murat ve kendisini hatırlatıyorlardı. Tıpkı birbirlerini yansıtıyorlardı.
"Daha ne kadar böyle bön bön bakacaksınız? Ne kadar iş birikti haberiniz var mı? Yürüyün hadi Ensar sende gidip imza at hisseleri satmaktan vazgeçtiğine dair."
"Peki Adnan Amca."
"Ha Ensar. Kardeşinle de tanışmamız pek bir garip oldu. Bu akşam bize yemeğe gelin de daha münasip bir biçimde tanışalım. Babasının kızı."
Ensar güldü. Biliyordu Güneş'in rahat durmayacağını.
"Bende kime çekti bu kız diyordum."
"Kime olacak? Tıpkı baban."
Ensar güldü.
"Ben bu haberi Buğlem' e vereyim hemen. Çok mutlu olacak." Buğra telefonunu çıkarıp Nehir teyzesini aradığında telefon meşgul çalmıştı.
"Meşgul."
"O zaman geçmiş olsun kardeşim. Senden öğrenemeyecek."
"O niyeymiş?"
Ensar cebinden telefonu çıkarıp Güneş'i aradı. O da meşgule düştüğünde Buğra göz devirdi.
"Varya bir bakla ağzında ıslansa şaşarım. Dedikodu da abisine çekmiş o kesin. Arda biliyor mu?"
"Hayır. Ayrıldılar sanırım."
"Neden?"
Ensar bir şey demedi. Arda kardeşini seviyordu gerçekten ama ilişkilerinin uzun ömürlü olduğunu düşünmüyordu.
Buğra odasına doğru keyifle gittiğinde Güneş telefonu kapatmayı hatırlasın diye dua ediyordu.
"Of Buğlem. Çok mutluyum şu an. Gerçi neden mutluysam. Arda terk etti beni. Onu asla affetmeyeceğim. Zaten o da affetmemi beklenmeyecek."
Buğlem üzüldü arkadaşına.
Bir süre daha sohbet ettikten sonra Güneş telefonu kapatıp giden nakliyecilere baktı. Tam içeri girecekken ağacın orda duran Arda'ya baktı.
" Ne yapıyorsun orada? "
" Gitmediniz mi? "
" Hayır. Gitmemizi bekliyordun herhalde. "
" Neden gitmediniz?" dedi Arda kalbi hızla atarken.
"Gerçekler ortaya çıktı. Gitmekten vazgeçti abim."
Arda heyecanla bir adım attı Güneş'e. Güneş geri adım attığında Arda sabit kaldı.
"Biz gitmedik ama sen gidiyorsun. Buradan. Şimdi. Bir daha da görmek istemiyorum seni."