ÖLÜM

2843 Kelimeler
Hande adamları etkisiz hâle getirdiğine emin olduktan sonra solundaki çıtır çıtır yanan alevin içine son paketi de attı. Ashley ve Hande gururla etraflarına bakarken eve gidip nasıl huzurla uyuyacaklarını düşünüyorlardı. Korkunç bir sesle açılan ve duvara vuran demir kapı iki kadını da yerinden hoplattı. "Kaldır elleri, polis!" Ashley ve Hande anın şokuyla ne yapacaklarını bilemediler. Ashley kısa sürede kendine gelip kaçarken, Hande'de hızla koşmaya çalıştı. Sessizce içeri dalmışlardı! Hande depodan çıkmayı başardığında arkasında duyduğu ayak sesi ve kaburgasının yere hızlı bir şekilde çarpmasıyla, dudaklarından ona yakışmayacak şekilde bir küfür savurdu. "Seni gidi K3R1 faresi! Yakalandın!" Hande duyduğu sesle gözlerini devirdi. Manyak polis yine peşini bırakmamıştı, ve şimdi onunla dövüşerek elinden kurtulması gerekecekti! "Lan siktir git daha, işin mi yok beni bulup duruyorsun!? Bana özel mi çalışıyorsun pezevenk?" Hande'de kendi ağzından çıkan küfürlere anlam veremese de bir anlık sinir patlaması olduğunu biliyordu. "Ağzını bozma, yoksa o dilini keserim senin!" Hande'nin ellerini belinde birleştirip kelepçeyi takarken Hande'nin içini korku kaplamıştı. Hadi ama, tutuklamıyordu değil mi? "Niye kelepçe taktın bıraksana lan!" Burak Hande'yi kolundan tutarak ayağa kaldırıp sertçe kolunu sıktı. "Sokakta geze geze ağzın bozulmuş senin! Yürü emniyete, 5-10 yıl yatta aklın başına gelsin!" Hande içinden allah ne verdiyse diye geçirerek sağlam olan sağ ayağıyla Burak'ın özel yerine tekmeyi geçirdi. Arka cebinden kelepçe kilidini bulmaya çalışırken ileride düşürdüğünü gördü. Burak'ta aynı şeyi farkedince Hande koşarak kilidin oraya gitti. Burak ayak bileğinden tutup Hande'yi yere kapaklarken, Hande pes etmeyerek Burak'ın kilidi almasına engel olarak bir tekmede karnına geçirdi. "Sen biraz fazla oldun!" Burak komiser sinirle karnını tutarken, Hande fırsattan istifade kilidi aldı. Sürünerek uzaklaşırken Burak'ın isterse onu yakalayıp iyi bir benzeteceğini biliyordu. Kelepçe bileklerini gevşetince, bileklerindeki demiri hızla savurup tabana kuvvet koşmaya başladı. Tekrar peşinde olduğunu arkasındaki adım seslerinden duyabiliyordu. Hande beklenmedik bir hamleyle durdu. Arkasına dönüp Burak'ın yanına gelmesine donuk gözlerle baktı. "İstesen şu zamana kadar beni on kere içeri atardın, ne istiyorsun? Kim olduğumu da biliyorsun. Oyun mu oynuyoruz?" Burak komiser kaşlarını çatarak Hande'ye baktı. Düşünceli bir şekilde Hande'ye yaklaşırken elleriyle saçlarını geriye silkeledi. "Açıkçası, sana bir özür borcum olduğunu düşünüyorum. Durduk yere evli olduğumu söylemem, hatta farklı bir şey der gibi ima etmem çok aptalcaydı." "Ne var bunda? Sadece medeni hâlini söyledin. Ayrıca tekrar ediyorum. Beni ilgilendiren bir durum yok ortada." "Yani sorun etmedin mi?" Hande Burak'ın bu iyi halinden faydalanabilirdi! Hemde harika şekilde! "Hayır etmedim. Şimdi, senden birşey istesem, yapar mısın?" "Ne gibi?" "Burada konuşmak uygun değil bence!" ***** "Anlattığım gibi beni takip eden birisi olduğunu biliyorum. Ve açıkçası korkuyorum." "Düşmanların var mı? Yani hapse attırdığın falan." "Olmaz mı. Var tabii ki. Ama kimse yüzümü bilmiyor. Bir sen bir de Ashley." "Tuhaf." Diye mırıldandı Burak. Sağ elinin parmaklarıyla şakaklarını ovuşturdu. Aradan saatler gibi gelen bir dakika sonra, Hande merakına yenilerek sordu. "Bir şey soracağım. Eşin kim? Tanıyor muyum?" "Sanmıyorum. Ama karşılaşmıştınız." "Kim?" Hande kaşlarını çatarak gelecek olan cevaba odaklandı. "Niye soruyorsun? " "Seninle de düzgün konuşulmuyor!" Hande gözlerini devirip oturduğu banktan kalktı. Uygun bir yer olarak parkı seçmişlerdi. "Otur şuraya asabımı bozma benim!" "Ne manyak adamsın sen!? Bir çift laf edilmiyor seninle! Ya terslersin ya aptal aptal imâlarda bulunursun!" Burak ayağa kalkıp Hande'yi tekrardan yerine oturttu. "Tamam dur, sinirlerim bozuktu ondan ters konuşuyorum öyle." Soğuk esen rüzgarın uğultusu kulaklarını tırmalamıştı. Havada uçuşan ve yüzlerine değen minik kar taneleri yüzlerini silme isteği uyandırıyordu. "Önce şu maskeni çıkart değil mi? Sen olduğundan bile emin değilim." Hande söylenerek maskeyi yukarı çekip çıkarttı. "Tabii canım kesin bilmiyordun" diye geçirdi içinden. "Eşimin adı Büşra. Geçen emniyete geldiğinde görmüştün ya." Hande kuruyan boğazıyla yutkunamayarak gözlerini hızlı hızlı kırpıştırdı. Soğuktan gözleri bile kurumuştu. Bu kız neden olup olmadık yerden fırlıyordu? Bir anda hayatına girip en büyük soru işaretlerini oluşturmuştu. "Yani senin karın o, öyle mi? Hiç tahmin etmemiştim." "Evet. Başka var mı sorun?" Hande içinden geçen çığlıkları bir an evvel sormak istiyordu, ama vakti miydi ondan emin değildi. "Var aslında. Çok önemli, ama nasıl diyeceğim bilmiyorum." Burak komiser, konudan alakasız bir şekilde mırıldandı. "Geceleri bizim vaktimiz fark ettin mi? Ne zaman olsa buluyoruz birbirimizi." "Hiç sanmıyorum. Biz diye birşey yok, ayrıca her ihtiyacım olduğunda yanımda değilsin. Ashley'de bir yere kadar. Benim tek sığınağım gecenin gölgesi." Burak'ın bozulduğu belli olurken, havanın buz gibi esintisi büyük bir düşman gibi aralarını bozmuştu. Aralarındaki sıcaklık yerini buz gibi soğuğa vermişti. "Bilmiyordum." Diyebildi sadece. Hande'nin dediği şey dışarıdan ne kadar saçma görülse, duyulsa da ikisi arasında kimsenin bilmediği özel bir bağ vardı. "Peki, sen evli olduğun halde neden o gece be-..." "Hande, sus!" "Neden? Bilmek hakkım!" Ortam gittikçe gerilirken Hande şuursuzca konuşmaya devam ediyordu. Bir yerde de haklıydı aslında. "Hayır. O özel birşey. O konuyu hiç açma!" "Bu demek oluyor ki, bir, seni öptüğüm için pişmanım, iki, karım yüz vermediği için hormonlarımı seninle tatmin ettim!" "Sence o zaman hormon tatmin eder gibi bir halim var mıydı!? Ayrıca ilk dediğin şeyin hiçbir anlamı yok!" Fısıltı ile başlayan konuşma bağrışmaya dönerken, Hande küçük beyni ile Burak'ın ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. "Hiçbir anlamı yok derken?" "Bunda anlamayacak ne var Hande! Pişman olsaydım şuan seninle bu tartışmaya girer miydim sanıyorsun?" "Bak herşeyi boşver. Sadece karın olduğu halde neden öptüğünü, pardon ben öptüm gerçi de, neden karşılık verdiğini an-la-ya-mı-yo-rum!" "Hande niye zorluyorsun bu kadar!? Anlatamayacağım şeyler var!" Hande sabır çekerek derin bir nefes aldı. "Siz erkekler! Zevkiniz için hiçbir kızı kullanmaktan çekinmiyorsunuz! Hepinizin köküne kibrit suyu! Yeter be hepiniz mi aynı olursunuz! Neymiş efendim anlatamayacağı şeyler varmış! Bende hayvan değilim değil mi!? Anlayacak kapasitem var!" "Hande saçmalama ne zevkinden bahsediyorsun sen? Hem, fazla abartıyorsun. O an ki şeyin senin için ne önemi olabilir ki?" "Sanane be sanane! Anlatsam anlayacaksın sanki!" Hande hızla parktan uzaklaşırken gözyaşları ondan bağımsız yanaklarından süzülüyordu. Kullanılmış gibi hissediyordu. Bu nasıl bir şeydi böyle? Bir araya gelince kavga etmeden duramıyor, ama birbirlerine iyi geliyorlardı. Saçma. Hatta çok saçma! Etrafını dikkatlice süzüp nereye gideceğini kestirdi. Daha yoluna vardı. Karanlık ve soğuk sokaklara tekrar girerken geceye gölge oluşturan sokak lambalarının turuncu ışığı etrafı az da olsa aydınlatıyordu. Hep böyle saçma mı olacaktı hayatı? Hep bilinmezlik içinde mi olacaktı? Bilindik yerlere tekrar gelince içini tarif edemediği diğer hislerle karışık huzur kapladı. Burayı nerdeyse evinden çok seviyordu. Sokak lambalarından her zaman ki gibi tek bir tanesi yanıyordu. Başını sokak lambasına yaslayıp, soğuk ve nemli kaldırıma oturdu. Ne güzeldi burası böyle. Hande yaşlı gözlerini eline silip, burnunu çekti. Yanında gözyaşlarını silebilecek biri olmaması ne kadar da kötü bir duyguydu. Hande arkasından gelen ayak adımlarını duyunca hızla başını çevirdi. Bu şimdi niye buraya gelmişti? "Git buradan!" "Tapulu yerin mi? Hande gözlerini devirerek başını önüne çevirdi. Hayatı saçma mı demişti az önce? Yanında az kaldığına emindi. "Niye geldin?" "Sen çağırdın." "Şizofren falan mısın? Benim kimseyi çağırdığım yok!" Burak Hande'nin yanına oturup ellerini Hande'nin beline sarmak istedi. Hande ittirerek sinirli şekilde baktı. "Dokunma bana!" "Hande, neden bana karşı bu kadar katısın?" "Sanane!" Hande yanında konuşabileceği biri olduğuna sevinse de, biraz daha terslerse kalkıp gideceğini, yine tek başına sokak lambasıyla aşk yaşayacağını biliyordu. "Söylersem eline ne geçecek? Ona göre anlatırım." "Ne kadar farklı birisi olduğunu söylememe gerek var mı? Ayrıca söylersen senin de merak ettiğin birkaç şey ortaya çıkar." Bu bir teklif gibi görünüyordu. Ve oldukça cazipti. "Peki. Şöyle diyeyim. Küçüklükte yaşadığım bir travma sebebi ile erkeklerden uzağım. Sana özel bir durum değil." "Nasıl bir travma?" "Orası çok ayrıntı, geçelim istersen." Hande gayet sakin konuşurken içinden gelen ağlama isteğini zor bastırıyordu. Burak'ın nefes alıp verişinin garipleştiğini duyunca yüzünü ona çevirdi. "Ne oldu?" "Hande dediğim şeye cevap vereceksin! Taciz mi daha mı ilerisi?" Hande bunu duymayı beklemiyordu. Ne diyecekti şimdi ona? En iyi şeyin cevap vermemek olduğunu düşününce Burak'ın ani şekilde bağırmasıyla irkildi. "Sana soru sordum, cevap ver. Bunun geçiştirilecek bir tarafı yok. Anlat bana, hadi." Hande yutkundu. En büyük sırrını bilen, bunu da bilsindi. Derin bir nefes verdi, "Tecavüze uğradığımı sanıyordum." dedi kısık bir sesle. İşte tüm gücünün bittiği zamandı. Kendini o kadar zayıf, güçsüz hissediyordu ki. Gözlerinden akan damlaların farkında bile değildi. Bu sefer sokak lambasına yaslanmak yerine başını Burak'ın omzuna koydu. "Aşağıla beni, sen tahrik etmişsindir de. Erkektir yapar de. Sende bunları diyecek potansiyel görüyorum." "Hande, sus lütfen." "Söyle düşündüklerini, senin suçun de bir şey de ama. Burak susma öyle daha çok canım yanıyor anlasana ya." Burak ona hızlıca sarılarak saçlarını okşadı. Hande'nin hıçkırığı tek lambalı sokağı doldururken, hiçbir şey Burak'ın içinde esen, kimsenin bilmediği duygudan daha güçlü değildi. "Hiçbir şey senin suçun değil. Anladın mı beni? Kendini suçlamayı da kes. Bu senin değil, hiçbir kadının suçu değil." Sözleri can acıtıcı gibi geliyordu. Aşağılar diye düşünmüştü Hande. Burak Hande'nin yüzünü kendisine bakmasına sağlayıp yüzünü ıslatan yaşları sildi. O sildikçe yeniden ıslansa da. Hande ıslak gözlerini birbirinden ayırıp flu gördüğü adama baktı. Görüntü netleştikten sonra Burak'ın, alnına dudaklarını değdirdiğini hissetti. İnkar edemezdi. Şu an yaşadığı şey ona acı değil, huzur veriyordu. "Ne zaman oldu bilmiyorum ama, şimdi bunları düşünme." Hande, ona sarılan adamın uzun ve kıvrık kirpiklerine baktı. Koyu kahve gözlerine o kadar yakışıyordu ki. "Skor eşitlendi, değil mi?" "Karşılık için yanında değilim Hande. İstemesem gelmezdim." Hande gülümseyerek karşılık verdi. Konuşmaya mecali bile yoktu. "Evine bırakayım mı?" "Evet. Ama önce bilmek istediğim şeyleri anlat." Burak derin bir nefes çekti. "Biliyor musun bilmiyorum ama, Büşra ile soy adlarımız farklı. Yani evlilik tamamen formalite." "Madem formalite, niye evlendiniz?" "İşim yüzünden. Bir kaç sorun çıkınca evli gibi gözükmem gerekti, yoksa görevden men edilirdim." Hande şaşkındı. Hiç böyle bir şey olacağı aklına gelmezdi. "Şaşırdım, ne diyebilirim bilmiyorum." Burak Hande'yi ani şekilde kucağına alırken, geldiklerinin zıt yönüne ilerledi. "Bunu da öğrendiğine göre artık evlere. Saat ikiyi geçiyor." ***** "Kucağımdayken uyudu ben de uyandırmadım." "Aaa şey, komiser sen bazı şeyleri biliyor değil mi?" Ashley ve Burak, Hande'nin yatak odasından çıkıp çıkışa doğru gittiler. "Biraz bilgim var. Ama merak etme, aramızda." "Neden? Sen bir polissin. Şu zamana kadar bizi tutuklaman gerekti. Görevini ihlal ediyor sen." "Hande'ye bir söz verdim. Sözümü de tutacağım. Sende ağzını kapalı tut. Hadi görüşürüz." Burak kapıdan çıktıktan sonra Hande'nin ona söylediklerini düşünüyordu. Tecavüze uğradığını sanmıştı. Nasıl olurdu? Bu işin ayrıntısını öğrenip bir şeyler yapması gerekti. Hande hâla daha acı çekiyordu, ve bir kızın gözünün önünde eriyip gitmesine müsaade edemezdi. Evinin sokağına girdikten sonra, kendi dairesinden sızan ışığı gördü. Büşra hâla yatmamıştı demek ki. Evine girip kapıyı kapattı. Montunu çıkartıp askılığa astıktan sonra yanına gelen Büşra'yı gördü. "Hoşgeldin." "Hoşbuldum." "Çok geciktin bugün. Neden?" "Benim mesleğim polislik Büşra. Gecem gündüzüm yok benim. Hem sen yatsaydın, niye bekledin?" Büşra ona yaklaşıp ellerini Burak'ın boynuna doladı. "Burak, evlendiğimizden beri bana hiç dokunmadın. Gerdeğe bile girmedik. Beni sevmiyor musun yoksa?" "Büşra, evliliğin tamamen formalite olduğunu biliyorsun. Hatırlatmama gerek var mı?" Büşra ellerini Burak'ın kazağından içeri soktu. Bu gece amacı onu baştan çıkartmaktı. "Sen bir erkeksin ve ihtiyaçların var. Şimdi ben de, formalite de olsa karın olarak karşılamak istiyorum." Burak Büşra'yı önünden nazikçe ittirip banyoya girdi. Sevmiyordu, ona dokunmak istemiyordu. Ellerine soğuk suyu doldurup yüzüne çarptı. Bunu birkaç defa tekrar ettikten sonra yüzünü kurulayıp banyodan çıktı. Yatak odasına girince Büşra'nın yatakta yattığını gördü. Tek istediği sorunsuz şekilde uyumaktı. Yatağın içine girip Büşra'ya arkasını döndü. Bu kısa sürerek Büşra tekrar arkasından gelerek ona sarıldı. Rahat durmayacağı belliydi. "Burak, bana böyle davranma. Ben seni istiyorum. Lütfen kendini bana bırak." Büşra ellerini Burak'ın göğsüne getirince Burak gözlerini kapatarak dişlerini sıktı. Elinden bir kaza çıkmadan uyumak istiyordu. "Büşra uykum var. Çek ellerini de!" "Burak senin gibi bir adamın, benim gibi bir kadına karşı koyması imkansız! İhtiyacını nasıl gidereceksin başka?" Burak hırsla yataktan kalkıp bağırdı. "Büşra haklısın, benim de ihtiyaçlarım var ama, istemiyorum seni anlasana kadın! Ayrıca sen çok azdıysan defol git başkasına gerçekten umrumda değil. Şimdi çık odadan!" "Ama Bur-" "Kes sesini! Çık şuradan! Haddini aştın Büşra. Hadi." Burak Büşra'nın kolundan tutarak odanın dışarısına attı. Kapıyı suratına kapattıktan sonra kilidi sertçe kilitledi. Bu davranışı bir kadın için ne kadar onur kırıcı olursa olsun, Büşra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam edecekti. En baştan Büşra ya aralarında bir şey olmayacağını söylemişti zaten. Hala böyle yapışması onu sinirlendiriyordu. Gözlerini kapatıp başını yastığa gömdü. Derin bir nefes çekti ciğerlerine. Bu gece olanları düşündü. Ne zaman Hande'yle bir araya gelseler tartışmadan duramıyorlardı. Sonra bir şey oluyor birbirlerinin omuzlarında ağlıyorlardı. Suratına yayılan gülümsemeden sonra sağ tarafına döndü. Balkon kapısının açılma sesini duyunca meslek refleksleriyle yataktan fırladı. Kapıyı açıp balkonun tarafına baktı. Büşra dışarı çıkıyordu. Tamam da ne yapacaktı orada? Burak gizlice Büşra balkona çıktıktan sonra ne yapacağını her adımını dikkatle izlemeye koyuldu. Büşra dikkatlice etrafına bakınıp balkon demirlerine tutunup aşağı indi. Burak şaşkınlıkla ne yapacağını düşünüyordu. Kapı denen bir şey vardı! Balkona çıkıp nerede olduğuna baktı. Karanlıkta az buçuk görünen karartı, temkinli adımlarla evden uzaklaşıyordu. Burak hızlıca eve girip, balkon kapısını kapattı. Ayakkabılarını giydikten sonra odadan silahını aldı. Ne olur ne olmaz. Evden hızlıca çıktıktan sonra Büşra'nın gittiği yolu takip etti. Onu görünce temkinli bir şekilde, ve uzun bir mesafeyle takip etmeye başladı. Gittiği yollar tanıdıktı, hem de çok. Sonunda Hande'nin evinin kapısında durunca, Burak şaşkınlıkla neler olduğunu düşünüyordu. Büşra cebinden çıkarttığı bir şeyi başına geçirdi. Maske miydi o? Burak cebinden telefonunu alıp internetten Ashley ve Hande'nin çalıştığı yayın evinin sitesine girdi. Oradan ikisininde numarasını alıp hızlı bir şekilde telefonuna kaydetti. Hande'nin telefonunu aradı. O arada gözlerini Büşra'dan ayırmıyordu. Çaldı, çaldı, çaldı. Açan olmayınca, Burak Ashley'nin numarasını aradı. "Ashley, çabuk polisi ara!" "Sen kimsin be!" "Burak ben. Elini çabuk tut, yoksa size zarar verecek!" Ashley "Tamam" dedikten sonra telefonu kapattı. Büşra esnek hareketler ile evin kapısından yukarı atladı. Burak biraz daha yakınlaşıp, Büşra'nın yaptıklarını daha net görmeye çalıştı. Büşra kapının oraya gelip, elindeki metal aletler ile kapıyı açmayı denedi, ve başarılı da oldu! Burak'ta elinden geldiğince sessiz şekilde kapıdan atladıktan sonra Büşra'nın açık bıraktığı kapıdan içeri girdi. Kapıyı kapatarak olası bir kaçma kalkışmasını önledi. Büşra'nın içeride Hande'nin odasını aradığı belliydi. İşte şimdi bu manyağın amacı belli olacaktı. İleride bir odanın açılma sesi gelince sıkıntıyla nefesini tutup tamamen içeri girmesini bekledi. Eğer Ashley zekiyse önlemini almış olması gerekiyordu. Kapının kapanma sesi duyulunca, Burak koşarak Hande'nin kapısına gitti. İçeriden gelen sesi kontrol etti. Şu anlık sessizdi. Tam hamlesini yapıncaya kadar bekleyecekti. İçeriden gelen boğuk sesler Burak'ın içeri dalmasına sebep olmuştu. Büşra ve Hande yatakta boğuşuyordu ve Büşra'nın elinde kocaman bir bıçak vardı! Büşra içeri giren Burak'ı görünce donarak hareket edemedi. Yatağın altında olan hareketlenme ile birlikte de Ashley ani bir hamleyle, yatağın altından çıkıp Büşra'nın elindeki bıçağı aldı. Ashley Büşra'nın boynuna sarılıp onu boğmaya çalışırken Hande yataktan kalkıp olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Burak, Büşra'yı Ashley'nin elinden kurtarıp kolundan tutarak yere attı. Acı ile gelen ses bile Büşra'nın olduğunu kanıtlıyordu. Ashley "Ne istiyorsun bizden sürtük!" Diye bağırırken, polis arabalarının sireni duyulmuştu. Daha gelmemişlerdi ama çok da uzakta değillerdi. Hande, Büşra'nın maskesini saçından sertçe tutarak çıkarttığında suratındaki ifade şaşkınlığa bürünmemişti. Sanki Büşra olduğunu biliyor gibiydi. "Ne istedin benden?" Dedi kısık bir sesle. Acı çeker gibi bir hâli vardı. "Sen benim hayatımı mahvettin, orospu!" Büşra dediklerinden sonra ağlamaya başladı. Hande ona ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu! "Büşra kes sesini! Tanımıyorsun bile onu, ne hayatından bahsediyorsun!" Burak çatık kaşlarla, odadaki üç kızı da süzdü. "Aptal, aptal Burak! O fahişe babamı öldürdü, annemi akıl hastanesine kapattı, şimdi de seninle yatacak, veya yattı bile!" Burak duydukları karşısında anlamsız şekilde Hande'ye dönerken onun şok geçirmiş gibi bir hâli olduğunu gördü. Ashley titreyen konuşmasıyla Hande'yi odadan çıkartmak istedi. Bir şeyler saklıyor gibilerdi. "Ashley dur! Ne oluyor bilmek istiyorum." Polisler kapının zilini çalıp "Açın kapıyı polis" dediğini duyunca Büşra ayağa hızla kalkıp ağlamasına şiddetle devam etti. "Beni polise vermeyin! Sakın! Yoksa hepinizin pisliğini ortaya çıkartırım!" "Bu odada senin dışında kimsenin pisliği yok Büşra!" Ashley kapıyı açmaya giderken, Hande yatağa oturup yere donuk donuk bakıyordu. Ne olmuştu şimdi ona? "Sen öyle san, sevgili kocacım. Seni de yakarım, bunları da! Eğer beni polise teslim ederseniz, senin de bu gece fahişeleriyle birlikte olup görevini kötüye kullandığını söylerim!" Hande gözlerini bir an onlara çevirip baktı. Bu kadar şeyi nasıl biliyordu? "Neden bahsettiğini bilmiyorum. Yürü, polise teslim edeceğim!" "İşte o hiç kolay değil! Evden kaçtığımı söyleyeceksin, anladın mı!? İsmimi asla vermeyeceksiniz." Burak küfür ede ede odadan çıkarken, Büşra'nın suratında bir o kadar iğrenç ve sinsi bir gülümseme yayılmıştı. "Ne oldu prenses? Hoşuna gitmedi mi dediklerim?" "Sen pisliksin. Ben sana hiçbir şey yapmadım. Sen hastasın, tedavi olmalısın!" Büşra hışımla ses tonuna engel olamayarak bağırdı. "Asıl sen tedavi ol, kaşar! Her şeyimi aldın elimden, şimdi sırada kocam mı var? İşte onu sana yedirmem!" Hande yataktan destek alarak ayağı kalktı. Büşra'nın içine tarifsiz bir şekilde korku dolarken Hande yavaş adımlarla Büşra'nın yanına geldi. Yutkundu, "Allah senin belanı versin!" Dişlerinin arasından tıslayarak çıkan sözlerden sonra Büşra'nın suratına attığı tokatla, Büşra'nın yüzü sağa düşmüştü. Hande hıncını alamayarak Büşra'nın ense boyunda olan saçlarını sıkıca kavrayıp kafasını duvara vurdu. "Bırak öldüreceksin beni! Bırak!" Büşra sesinin duyulmaması için sessizce söylerken Hande değişik şekilde nefes alıyor Büşra'nın kafasını duvara vurmaya devam ediyordu. Son bir hamle ile sertçe vurunca Büşra'nın gözlerinin kapandığını ve yere düştüğüne tanık oldu. Elini ikinci kez kana mı bulamıştı? Duvarda gördüğü koyu renkli sıvının Büşra dan geldiğini gördü. Değişik sesler çıkartırken, hâla içindeki ateş sönmemişe benziyordu. Büşra'nın yerde duran bedenine tüm hıncını, kinini atmak istercesine tekme atarken kendi gücünün de bittiğini hissediyordu. Karnına son kere, tüm gücüyle yumruk atarak içinde yanan ateşi söndürmek istedi. Büşra öğürerek ağzından kan çıkartınca Hande hâla kin dolu gözlerle ona bakıyordu. Duvardan destek alarak gözlerinin kararmasına engel olmaya çalıştı. İçeri giren kişiler ile Hande son gücünün tükendiğini hissetti. Düştüğü boşlukta, her taraf karanlıktı. Sona yaklaşmıştı. Son duyduğu şey Ashley'nin çığlığından başka birşey değildi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE