"Tamam da, bu beni ilgilendirmez!"
Diye bağırdı Hande. Ne yani, ondan hoşlandığını falan mı düşünmüştü?
"Sadece bil istedim."
"Dedim ya, bundan banane! Eşinle mutluluklar!"
Hande oradan hızla uzaklaştı. Arkasına bakmamalıydı. Adımlarını hızlandırıp bir köşede durdu. Onun görmeyeceğinden emindi.
"Allah kahretsin!" Diye söyleniyordu kendi kendine. Evli bir adamın, genç bir kızı öpmesinin sebebi neydi!?
Sol taraftan gelen arabanın farı gözünü kamaştırıca başını eğip yere baktı.
Gideceği yolu bilmeden öylesine yürüdü. Sadece buradan uzaklaşması gerekiyordu. Çok utandı. En derinlerine kadar utandı, yüzü kızardı.
Bu yaşadıkları Hande'nin o kadar zoruna gidiyordu ki! Resmen adam ona "Bana yaklaşma benim karım var sürtük!" Der gibi bir muamele yapmıştı.
Hande yürüdüğü yerlere bilinçsizce bakıp derin nefesler alıyordu. "Ooff" diye ağlamaklı bir ses çıkardı.
Burnunu çekip ağlamamak için kendini zorladı. Ağzından derin bir nefes alıp yutkundu. Gözlerinin dolmasını engelleyemedi ama akmaması için göz pınarlarını peçeteyle sildi.
Gittiği yere dikkatlice baktı. Mezarlığa gelmişti. Tam da 'o' nun olduğu mezara.
Dünyadaki tüm insanları öldürmenin günahını sırf bir pislik için, üstlenmişti.
Pişman değildi, ama o kişiyi başkası öldürse hiç fena olmazdı. Hande mezarlığa akşam vakti gitmekten hoşlanmadığı için geri arkasını döndü.
Bir dakika!
O arkasını döndüğü gibi birisi saklanmıştı. Hande bunu hissetti.
Etrafına pür dikkat bakarak onu takip edeni bulmaya çalıştı. Adımlarını hızlandırıp tekrar emniyetin otoparkına doğru giderken arkasında bir kıkırtı duymuştu. Birisi mi gülmüştü?
*****
"Nasıl girecek bu malikaneye? Sadece iki kişiyiz onlar nerdeyse otuz!"
Hande saate baktı. On ikiye beş vardı. Oraya nasıl gireceklerini kısmen biliyordu. O pislik komiser de gelmeyeceği için o malikaneden büyük ihtimalle cesetleri çıkacaktı.
"Ashley, abdest aldın mı? Ölürsek cünup gitmeyelim öbür tarafa?"
Ashley gözlerini kıstı. Üzerindeki deri ceketin kollarını yaparken bir yandan da aynada kendisine bakıyordu.
"Saçmalama Hanna! Yeneceğiz onları, sen sadece kendine güven!"
"Öyle mi diyorsun?"
Ashley kafasını sallayıp eline siyah bir ruj aldı. Dudaklarına dikkatlice sürerken, Hande saçını yukarıdan at kuyruğu yapıyordu. Ashley botlarını giyip hazır olduğunu belli etti.
"Makyaj yapmayacak mı?"
"Öbür tarafta güzel olanlara indirim yapmıyorlar."
Ashley Hande'nin saçını tutup çekti.
"Yaa, tamam bırak şaka yaptım!"
"Kendine güvenmeni söylemiştim değil mi!"
Ashley elini çektikten sonra, Hande eline dudak koruyucusu alıp sürdü. En azından soğuktan dudakları kurumazdı.
Tüm hazırlıklar bittiğinde ikiside dikkatlice arka kapıdan çıkıp gidecekleri malikaneye doğru gittiler. Gerçekten o kadar kişiyi nasıl devireceklerdi?
Aptal, evli olduğunu bastırarak söyleyen başkomiser de yardım etmeyeceği için işleri gerçekten zordu!
Belki de Ashley'nin dediği gibi kendine güvenmesi gerekti. Tek ihtiyacı olan buydu.
Saatine baktı. Tam on ikiyi on beş geçiyordu.
Malikaneye geldiklerinde Hande'nin karnında kelebekler uçuşuyordu. Stresten olmalıydı.
Hande belinden çıkardığı tabancayı eline güzel bir şekilde yerleştirdikten sonra Ashley'de ona eşlik etmişti.
İçeriye sessiz adımlarla girip, etrafı kontrol ettiler. Şuanlık burası sessiz ve iç ürpertici görünüyordu. Eğer buranın kime ait olduklarını bilmeseler içeride kimsenin yaşamadığına eminlerdi.
Hande sağ, Ashley sola gidip bahçede adam olup olmadığını kontrol etti.
İkiside koşarak malikanenin kapısına geldi. Ashley arkadan dolanmak için sessiz adımlarla gitti.
Şimdi tek kalmıştı.
İçten içe korksa da, o bu işin ustasıydı. Kapıya başını koyup içeriden ses gelip gelmediğine baktı. Çok sessiz şekilde konuşmalar duyabiliyordu.
Kapıdan geriye çekilip duvara tırmanmak için yer bulmaya çalıştı. Bir iki tümseklik bulup oraya çıkmak için tutundu.
Ayağını atıp çıktığında bacağına kramp girmişti. Allah kahretsin!
Aslında çocukluktan beri pek spordan haz etmezdi, bu yüzden biraz hareket yaptığında her tarafı ağrırdı. Şimdi de koskoca malikaneye tırmanacaktı!
Ayağını ovuşturup krampın geçmesini sağladı. Bu gece de geçen ki gibi olmayacaktı!
Malikanenin çatısına kadar tırmandıktan sonra elini çatıya koyup hızlıca yukarı atladı.
Adamlar aşağı katta oldukları için çatıdan gelen sesleri duymayacaklarından emindi.
Çatının köşesinden yürümemeye dikkat göstererek etrafı kolaçan etti. Garip bir şekilde kimse yoktu.
İleride bacanın olduğunu gördü. Duman çıkmadığına göre oradan eve girebilirdi. Adımlarına dikkat ederek bacanın kenarına geldi. İçeri atlayacaktı ama, ya orada birisi varsa?
Kafasını uzattı, tek gördüğü karanlıktı.
Deri ceketinin cebinden güçlü ışığı olan bir fener çıkartıp içine tuttu. Mesafe kısaydı, güzel!
Hande, belindeki tabancayı eline alıp bacaklarını bacanın içine soktu. İçi çok dardı, ama o da kemik gibiydi. Geçebilirdi yani.
Bacanın içine tamamen girdiğinde arada sıkıştığını hissetti. Yukarı çıkamazdı, tek çözüm aşağı inmeye çalışacaktı.
Kollarıyla sallanarak aşağı kaymaya çalıştı, milim milim kayarken içerideki is kokusu midesini bulandırıyordu.
Bacakları boşluğa düşünce aşağı geldiğini hissetti. Şu an şöminenin yanında olan birisinin onu gördüğünde kahkahalar ile güleceğini biliyordu, ama o kişi mafyaysa direkt kafasına sıkardı.
Hande ayaklarının yere değdiğini hissedince derin bir oh çekti. Şu zamana kadar birisi ona sıkmadıysa kimse içeride değil demekti.
Aşağı eğilip şöminenin içinden çıktı. İğrenç bir şekilde is koktuğuna emindi.
Evi kontrol etti. Şu an en üst kattaydı, ve çalışma odasına benzeyen bir yerdeydi.
Kapının önünde durdu. Dışarıda duran karartı birisinin orada olduğunu gösteriyordu.
Kapıyı hızlıca açarak orada duran adamın yere düşmesini sağladı. Adam sağlam bir küfür sallayınca Hande silahın ters tarafını çevirip adamın kafasına hızlıca vurdu. Adamı seri hareketlerle içeri taşıdı ve kapıyı kapattı.
Merdivenlere yönelip aşağı baktı. Birisinin ayak sesini duyunca geriye çekilip o kişinin gelmesini bekledi. Bir kadın ve bir adam cilveli bir şekilde karşılarındaki odaya girince kadının seks işçisi olduğunu anladı.
Demek fuhuş da yapılıyordu!
Hande içeridekilerin bir fırsat olabileceğini düşünerek odaya daldı.
"Sen kimsin lan!" Adam hızla kadını üstünden ittirip Hande'nin yanına gelirken Hande yanında gördüğü vazoyu alıp adamın kafasında patlattı.
Kadın çığlık atınca, Hande koşarak kadının ağzını kapattı.
"Kes sesini yoksa buradan ikimiz de sağ çıkamayız!"
Kadın uysalca başını sallarken, Hande kadını da alıp kapının arkasına geçti. İçeri giren kişiyle Hande kapının arkasına sindi.
Hande kadını köşeye bırakıp, yerde cam kırıklarıyla yatan adamın yanına nabzına bakmak için eğilen adamın kafasına da tabancanın ters tarafıyla vurdu. O da yerdeydi.
Hande kapının hızla açılıp ona çarpmasıyla yere düştü. Tabanca yatağın yanına fırlamıştı.
İçeri girenin sarışın bir kadın olduğunu görünce rahatlayarak hızla kalktı.
"Bu kadın kim?"
Ashley olanları korku ile izleyen kadına bakıp Hande'ye döndü.
"Boşver onu. Aşağıdakiler ne halde?"
"Birazdan buraya gelecekler. O yüzden elimizi çabuk tutmamız gerek!"
Hande ve Ashley odadan çıkacakken kadının ağlamaklı bir şekilde konuştuğunu duydu.
"Beni de yanınıza alır mısınız? Lütfen."
Ashley ve Hande hiçbir şey demeden odadan çıktı. Kadına yazıktı, ama yapabilecekleri bir şey yoktu.
Ashley belindeki tabancayı çıkartıp Hande'ye uzattı.
"Var benim."
"Hayır aptal, iki tane aldım yanıma."
Hande Ashley'nin uzattığı ikinci tabancayı da alıp aşağı inmek için etrafı kontrol ettiler.
Dışarıdan kulaklarını tırmalayan bir ses duyuldu. Polis sireni
Hande zafer gülümsemesiyle az önce ki kadının olduğu odaya girdi. Ashley kaçmak için Hande'ye bakarken Hande, içerideki kadını kolundan tutup dışarı çıkarttı.
Bu işi zorla yapan birisine yardım etmezse vicdan azabı çekebilirdi.
"O niye bizimle geliyor?" Ashley kaşları çatık biçimde Hande'ye baktı.
"Yürü Ashley! Buradan çabuk çıkalım!"
Üç kadın birden hızla çalışma odasına girip etrafa baktılar.
"Nereden çıkacak şimdi biz?"
Hande bir şey demeden şöminenin içine girdi.
"Yok artık!"
Ashley, Hande'nin şöminenin içinden kaybolduğunu görünce o da önce kadını içeri sokup sonra kendisi çıktı.
Hande çatıya ayaklarını koyup aşağı baktı. Malikanenin ön ve arka tarafı polisler tarafından çevrilmişti. Arkasından Ashley ve adını bilmediği kadın da gelince sıkıntıyla nefes verdi.
"Adın ne?"
"İnci"
"Kaç yaşındasın peki?"
"Yirmi beş."
Hande ve Ashley şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Çok daha olgun duruyordu, otuz gibi.
"Şimdi binadan aşağı ineceğiz, yapabilir misin?"
"Yapabilirim sanırım."
Ashley İnci'ye yardım etmek için köşeye geçtiklerinde Hande polisin olmadığı güvenli bir yer bulup ayağını camın dışındaki demire koydu.
Dikkatlice aşağı indiğinde Ashley'nin daha inmekte olduğunu gördü.
"Ashley, ben gidiyorum. Sen İnci ile ilgilenirsin. Benim işim var."
Ashley'nin bir şey demesine izin vermeden koşarak malikaneden uzaklaştı.
Demek o aptal polis gelmişti. Eğer gelmeseydi zaten o malikaneden çıkmak oldukça zordu. İçini tuhaf, anlamlandıramadığı bir his kapladı. Tebessüm etti...
********
Hande yine ıssız sokaklarda dolaşıyordu. Normal insanlar sahil kenarına giderlerdi, orada acıları ile yüzleşirlerdi. Ama Hande'ye deniz kenarı değil karanlık, yapay sokak lambaları ile aydınlatılmış sessiz ve ürkütücü sokak araları daha çok hoşuna gidiyordu..
Bir de yağmur yağıyorsa, çok daha güzeldi. Ruhunun temizlendiğini hissediyordu, geceleri sokaklarda dolaşırken. Suratındaki maskeyi çıkartıp beline sıkıştırdı. Hava çok soğuktu, ve tenini ürpertiyordu.
Girdiği sokak ona bir an tanıdık gelince nefesini tuttu. Aslında biraz da, ayakları onu bilerek buraya getirmişti.
Garip bir şekilde o adam aklına geliyordu. Aslında garip değildi. Hayatında bir ilki o adamla ve bir sokak arasında yaşamıştı.
Sokak yine aynıydı. Tek bir lamba yanıyor, onun dışında diğer lambalar çalışmıyordu.
Hande, yanan sokak lambasının altına oturdu. Aynı o zaman ki gibi sağ tarafa. İçinden yine o'nun gelmesini istiyordu, ama bunu söyleyemiyordu.
Tabii ki hoşlanmamıştı veya kesinlikle aşık değildi. Sadece ona iyi geliyordu. Sadece
Ellerini göğsünde birleştirip başını sokak lambasına yasladı. Aklına üşüşen birkaç görüntüyü düşündü. Onun söylediklerini, ona nasıl muamele ettiğini.
"Ben evliyim."
Gerçekten sıradan bir, iki kelime gibi gözükse de çok can acıtıcıydı. Anlamı özellikle, içindeki ima.
Yağmur damlalarının saç diplerine değdiğini hissetti. Daha az önce düşünmüştü, ve şuan gerçekleşiyordu.
O gece orada her ne olduysa ona doğru geliyordu. Tabii ki evli olduğunu bilemezdi, orası çok ayrı bir mevzuydu. Sanki kadersel bir şey vardı, adını koyamıyordu işte...
Hâla dudaklarının ıslaklığını, sıcaklığını ve yumuşaklığını hatırlıyordu.
Hande gözlerini acıtır şekilde sıktı. Şimdi bunları hatırlamanın bir anlamı yoktu. Neticede adam evliydi. Hatta çocuğu bile olabilirdi.
Etrafındaki evler yıkık dökük yerlerdi. Hande burada seslice ağlamanın bir sorun olmayacağını düşündü. Zaten çoktan yüzünden inci tanesi gibi dökülen damlalar çenesine gelmişti. Hep kendini susturarak ağlardı, ya dudağını dişler yada elini. Ama şimdi rahat olabilirdi.
Yine de alışık olmadığı için sesini çıkartamıyordu. Dudağını dişledi yine. Hıçkırıkları boğazına düğümleniyor, gözlerini dolduran yaşlardan etrafını göremiyordu.
Gözlerini kapattı tekrardan. Şu an birisinin ona sarılmasına çok ihtiyacı vardı.
Ashley biraz mantıksal baktığı için onun yanında ağlamaktan biraz da olsa çekiniyordu.
Burnunun kızardığına ve göz pınarlarının kıpkırmızı olduğuna emindi.
Gözlerini açıp yere baktı. Damlaların teker teker düşüp kaldırımı ıslatmasına bakıyordu. Sol taraftan gelen ayak seslerini bile umursamayacak kadar kötüydü şu an.
Ama en kötüsü de neye ağladığını tam olarak bilmiyordu.
Oturduğu yerden, sokak lambasından destek alarak kalktı.
İlkini yaşadığı sokaktan ayrılmak acı verse de burada sonsuza kadar kalamayacağını, o da biliyordu.
Yavaş ve peltek adımlarla sokaktan çıkarken, karşısından bir kişinin, bir yere saklandığını gördü. Biri onu mu izliyordu?
İçini dolduran korkuya rağmen, yoluna hiçbir şey yokmuş gibi devam etti.
Arkasında hâlâ daha bir kişinin onu takip ettiğini hissediyordu, ama açıklayamıyordu. Tehlikede miydi?
******
Hande eve geldikten sonra derin bir nefes aldı. Kendini zaten tek burada huzurlu hissediyordu.
Ashley'nin odasına girince yattığını gördü. Artık o da endişelenmiyordu.
Üstündeki rahatsız edici deri kıyafetleri çıkartıp yerine pijamalarını giydi. Böyle çok daha rahattı.
Mutfağa gidip dolaptan atıştırmak için bir şeyler çıkarttı. Şu an rahattı ama dışarıya çıkınca, tam tersi! Takip ediliyordu, bundan emindi. Ama kim neden ediyor, bunu bilmiyordu.
Kimliğini bilen tek kişiler o polis ve Ashley'di. Onun dışında bir de evine giren düşmanları tabii ki! O düşman her kimse, ondan ne istediğini bilemeyecek kadar bilgisi yoktu.
Hande masanın yanında duran dizüstü bilgisayarını alıp mail kutusunu kontrol etti. Evet gelmişti!
Tüm bilgileri es geçip, hesap numarasına baktı. 3 ile başlıyordu. Ama onun istediği 8'di !
Büşra'yı da elemek zorundaydı, ama aklının bir köşesinde takılı kalmıştı. Çünkü evlerine giren adamın tarif ettiği kişi ondan başkası olamazdı!