Hande içindeki dehşet ve korku duygusunu bastırmaya çalıştı. O kişi hırsız olabilirdi, veya da kasıtlı olarak onlara zarar vermeye gelmiş birisi.
Hande kapısını tekrardan yavaşça kapatarak hemen eline telefonu aldı. Ashley'nin telefonunu arayarak korku dolu bir şekilde beklemeye başladı. Telefon açıldıktan sonra kısık sesle konuştu.
"Ashley, salonda birisi var! "
"Ne! Ne yapacağız peki!?"
"Bilmiyorum, çıkıp yakalayalım yoksa buraya gelecek! Hırsız olmadığı kesin!"
"Tamam."
Ashley telefonu kapattıktan sonra Hande tekrardan kapıya yöneldi. Sonra geri dönerek, dolabının kapağını sessizce açıp kıyafetlerinin arasından gizli kasasını buldu. 0813 'ü tuşlayarak gizli kasasını açtı. İçinden tabanca çıkarttı, ve tekrar kasanın kapısını kapattı.
Kapıyı araladığında o kişiyi salonda göremedi. Büyük ihtimalle onun odasını arıyordu.
Hande odadan çıktığında Ashley'nin karşıda banyoya dalmak üzere olduğunu gördü. Ashley eliyle içeride diye işaret etti.
Hande'de Ashley'nin yanına gitti. Ashley içeri dalıp, evlerine giren kişiyi etkisiz hale getirmesi göz kapayıp açınca yana kadar sürmüştü.
"Sen kimsin!" Diye bağırdı Hande.
Ashley, ensesinden tutarak evlerine giren yabancıyı salona doğru itekledi.
Hande apar topar şekilde karşısında ki kişinin kar maskesini çıkartıp kim olduğuna baktı.
Tanımıyordu.
Ashley gördüğü adamı hiç görmemişti. Kimdi şimdi bu? Sıradan bir hırsız mı?
"Sen kimsin lan! Çabuk söyle yoksa hemen polisi arıyorum. Hemde basit şekilde yırtamazsın ona göre! Benim odama girip bana tecavüz etmeye çalıştığını söylersem bitersin oğlum sen!"
"Dur dur! Sadece birkaç bir şey alacaktım. Arama ne olur polisi!"
Hande adamı inceledi. Yalan söylüyordu, çünkü konuşurken dizlerini titretiyordu ve burnunun ucunu kaşımıştı.
"Yalan söylemeyi kesmezsen, mutfak kesici aletler ile dolu ona göre. İşi polise bırakmaya niyetim yok."
Adam korkmuş görünmüyordu ama bir şeyler sakladığı kesindi.
"Sadece bir şeyler alacaktım dedim ya! Başka ne yapacağım evinizde!"
Ashley adamın ceplerine baktı. Karnına sakladığı bir şey var mı diye kontrol ederken eline sert bir şey geldi. Adamın kazağını sıyırıp eline aldığı şeye baktı.
"Demek bizi öldürmeye geliyordun öyle mi? Şimdi ben bu çakıyı alıp kalbinin tam ortasına saplasam, nasıl olur acaba? Çok havalı görünmez miyim? Değil mi Hanna!"
"Kesinlikle çok havalı. Denemelisin."
Adam yakalanmanın verdiği utançla kafasını eğerken hâlâ daha bir şeyler sakladığı açıkça ortadaydı.
"Şimdi buraya seni kimin gönderdiğini söyle biz de senin cezanı hafifletelim."
"Kim gönderecek beni yahu?"
Hande adamın saçından sertçe tutarak başını havaya kaldırdı.
"Sana bir soru sordum! Cevap ver hemen!"
Adamın suratındaki mağrur ifade yok olarak yerini sırıtmaya bıraktı.
"Vermezsem ne yapacaksın? Siz küçük kızlar bana hiçbir şey yapamazsınız!"
"Bu kadar emin olma derim!" Ashley elindeki çakıyı açıp avcuyla kavrarken adamın kafasını kaldırarak çakıyı boğazına dayadı.
"Hiçbir şey yapamazsınız, korkmuyorum sizden küçük kızlar!"
Ashley, çakıyı adamın omzuna yakın bir yere denk getirecek şekilde bastırdı. Adam acı ile inleyince Ashley zafer gülümsemesiyle konuştu.
"Şimdi konuşuyor musun aptal adam? Yoksa çakıyı hiç uğraştırmadan yerine sokayım mı?"
Adam gözlerini sıkarak dişlerinin arasından cevap verdi.
"Eğer söylersem beni yaşatmaz!"
"Eğer söylemezsen ben seni yaşatmam gerizekalı!" Diye tısladı Hande. Hep o Amerikan filmlerinde dediklerini, demek zorundalar mıydı ki?
"Bakın, size şu kadarını söyleyeyim. Öncelikle hanginiz Hande?"
"Benim de, ne yapacaksın?" Hande şaşkınlık ile aptalca cevap vermişti.
"Senin umursamadığın çok büyük bir düşmanın var, ona göre. Sadece bu kadarını söyleyebilirim. Ama beni uzak bir ülkeye yollar ve zarar vermeden bırakırsanız size her şeyi anlatırım."
"Kabul! Her şeyi eksiksiz anlatacaksın ama!"
Ashley çakıyı kapatıp karşısındaki yabancı adamı dinlemeye koyuldu.
"İsmini bilmiyorum ama kısa saçlı ve uzun boylu bir kadın olduğuna eminim. Kafayı takmış sana..." Hande'yi işaret ederek gösterdi. Hande'nin aklına birisi geliyordu ama olması imkansızdı.
"Dedi ki, Hande denen kızın evine girip onu korkutacaksın. Ayrıca iş yerinize gidip öğle yemeklerinize ilaç atmamı istedi."
"Ne ilacı bu? Ve korkutma derken neyi kastetti?"
"İlacın ismi ........ Ama içeriğini bilmiyorum. Korkutma derken de uyurken ağzını kapatıp uyandır ve çakıyla yüzüne birkaç çizik at dedi."
Hande şaşkınlık içinde gözlerini kapattı. Yüzüne eğer çizik atsaydı izi kalırdı, ve ömrü boyunca öyle yaşamak zorunda kalırdı.
"Hande'den ne istiyor bu?" Dedi Ashley.
"Vallaha o kadarını bilmiyorum. Ama gözlerindeki o hırsı görebiliyordum."
Ashley hem öfke hem şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Hande yeni bir düşman edinmişti, ama bu kimdi?
"Kadını bana biraz daha tarif et."
"Uzun boylu dediğim gibi, kısa saçları var ve vücudunun her tarafı ben."
Hande yüzünü buruşturdu. Kesinlikle düşündüğü kişi olmalıydı. Onun da her tarafında ben vardı. O da kısa saçlı ve uzun boyluydu. Bu kadar tesadüf olamazdı.
"Kaç yaşlarında?"
"Sizinle aynı gibi."
Ashley yutkundu. Aklına gelen şey ile sinsice kaşını havaya kaldırdı.
"Eğer buradan gitmek istiyorsan dediğimizi yapacaksın."
"Ne olduğuna bağlı."
"Kes pazarlığı! Şimdi sana emir veren kadının yanına gidip işi hallettiğini söyleyeceksin. Ama bizim çağıracağımız yerde olacak."
"Daha nasıl ulaşayım ki? Sadece sabah ben işi halledersen hesabına para yatıracağım dedi."
"Kaç para verdi?"
"Yirmi beş bin dolar."
İyi paraydı gerçekten. Türk lirası ile nerdeyse seksen bin ediyordu.
"Madem öyle, yatırılan paranın hangi hesap numarası ile yattığını öğreneceğiz. Anladın mı?"
"Tamamdır, anladım."
"Ayrıca yatıracağı parayı alabileceğini zannediyorsan yanılıyorsun. En azından şimdilik."
"Ama..."
"Aması falan yok! Dediğimiz olacak!"
Hande şuan da başka şeyler düşünüyordu. Mesela o kişinin neden kendine düşman olduğunu. Hiçbir sebep yoktu, veya vardı ama kendisi bilmiyordu.
******
Hande koltukta otururken Ashley'nin gelmesini bekliyordu. Tüm donanım hazırdı. Ashley adamı takip edecekti, eğer ters bir şey olursa adamı takip etmeye devam edecek ve hesap numarasını Hande'ye bildirecekti. Hande'de az çok bilgisi olduğu Hackerlık işinden hesap numarasından kim olduğunu tespit edecekti.
Lamer değildi, ama bir üstü de değildi. Hangi seviyede olduğunu bilmiyordu ama hack işlerinde bilgisi olduğunu biliyordu.
Telefonuna gelen mesajla hemen donamımı çalıştırdı. Hesap numarasını Ashley mesaj olarak atmıştı.
Hande hızlı ve hatasız şekilde hesap numarasını, bilgisayarlardan bir tanesine girdi. Arkasından gerekli kodları girdikten sonra sistemin çalışması için diğer programları devreye sokarak birkaç kafa karıştırıcı işlemler yaptı. Yanında olan kağıt kaleme birkaç not aldıktan sonra ikinci bilgisayara yine kod girdi.
Pensilvanya Almancası yazan bir cümle karşısına çıktı. Çok fazla bilgisi olmadığı için yanındaki hata koduna baktı. Eliyle yoklayarak arkasından aldığı kitaptan hata kodunu buldu.
"Korunan ağa giriş yapmaya çalışıyorsunuz!"
"Lanet olsun!"
Hande tekrar şansını denedi. Yine olmamıştı. Niye bu kadar önemliydi kişisel bilgiler!?
Hande ayağa kalktığında aklına gelen parlak fikirle gülümsedi. Eğer düşündüğü kişiyse onun olduğunu anlayabilirdi.
Hemen bilgisayarını alıp bir belge hazırladı. Adı, soyadı vs. Ve en önemli kredi kartı kullanıyorsanız hesap numaralarınız. Bunu da yazdıktan sonra kaydetti.
Eğer gerçekten Büşra ise ona zarar vermek isteyen kişi bu şekilde öğrenebilecekti. Tabii Hande'den zeki çıkıp hesap numarasını yazmamazlık yapmazsa.
Hande hazırladığı dosyayı Büşra'nın mail adresine göndererek altına ekledi;
Bu ek bilgileri doldurduktan sonra kitabınız için basım işlemleri başlayacaktır. Lütfen eksiksiz şekilde doldurun.
Evet, aklına eksiksiz doldurun demek yeni gelmişti. Şimdi oltaya düşecekti. Ama bir ihtimal daha vardı. Ya o değilse?
Fiziksel olarak uyuyordu, tabii adam yalan söylemediyse. Ama böyle tutarlı şekilde atması da şaşırtıcıydı.
Hande kafasındaki soruları kovalayıp mutfağa girdi. Buzdolabından zencefilli gazoz çıkarttı. Türkiye'de pek yaygın olmasa da Amerikanlar için sıradan bir şeydi.
Eline aldığı pembe pipeti gazozun içine daldıracakken vazgeçip geri yerine koydu.
Gazozundan bir yudum aldı. Kapının açılma sesini duyunca geriye döndü.
"Hanna, bulabildin mi ?"
Hande kafasını sağa sola sallayıp dudaklarını kıvırdı.
"Hesaba ulaşamadım, ama Büşra'ya tuzak kurdum. Eğer gerçekten bizimle uğraşan gerizekalı o ise ayvayı yedi."
"O nasıl olacak?"
Hande'nin içtiği gazozdan, Ashley'nin canı çektiği için o da bir tane aldı. Birlikte salona gittiler. Hande laptopunu alıp mail var mı diye kontrol etti. Gerçi daha yeni göndermişti.
"Ona bir form yolladım. İçinde hesap numarasını da sordum. Yayınevi için gibi yaptım."
"Peki, güzel! Ama bizden zekiyse, yazmazsa ne yapacağız peki? Veya başka bir numara yazarsa?"
Hande elindeki şişeyi yere bıraktı. Önlerine neden bir masa koymuyordu ki?
"O kadarını bilemiyorum, ama büyük ihtimalle oltaya düşer."
"Buna da okey. Ama yine sorun var. Ya o değilse!?"
Hande gözlerini devirdi. Büyük ihtimalle oydu. Çünkü fiziksel tanıma göre sadece o uyuyordu.
"Başka uzun boylu, kısa saçlı tanımıyorum!"
Ashley içinden gelen "Ya tanımadığımız biriyse?" sorusunu bastırıp gazozundan yudum aldı. Çok karmaşıktı, çok!
"Bu gece çıkıyor muyuz?"
"Çıkarız. Ama benim suratım hâlâ bok gibi. Ve hala göz altıma dokunamıyorum!"
"Bende bir tane krem var, işe yarayabilir. Ama ben sürerim, dokundurtmam kremime!"
Hande, arkasından söylendi. Al kremini götüne sok!
"Bir şey mi dedin!" Diye bağırdı odadan. Allahtan duymamıştı.
Elinde küçük bir kremle gelen Ashley kapağını açıp eline bir miktar aldı.
"İşe yarayacak mı?" Hande kreme baktı. Her zaman nefret etmiştir kremlerden. Yağlı, vıcık vıcık. Iyy
"Yarar, ama yüzüne çok dokunma!"
Ashley parmağındaki kremi Hande'nin yüzündeki morluklara yedirerek sürdü. Hande'nin canı yanıyordu ama bir şey diyemiyordu.
"Ya gerçekten merak ediyorum, makyaj malzemelerine falan neden elletmiyorsun?"
"Sen nasıl kıyafetlerine elletmiyorsan, bende makyaj malzemelerime elletmiyorum. Karşılıklı ateşkes ilan edebiliriz ama!"
Hande düşündü. Ashley giyse ne olacaktı sanki?
"Tamam, anlaştık!"
Ashley, kremin kapağını kapatıp odasına gitti. Hande'de kalkıp odasına girdi. Ne yapacaktı şimdi? Canı da sıkılıyordu...
******
"Bunun iyi bir fikir olduğuna emin misin?"
Ashley ile Hande rolleri değişmiş gibi görünüyordu. Can sıkıntısından canlarını tehlikeye atıyorlardı. Aptallık mı cesurluk mu bilinmez.
"Ashley, çaktırma yeter."
Önlerinde uzun bir yol, ve önlerinde takip ettikleri mafya vardı. Evet! Bir mafyayı takip ediyorlardı, sırf can sıkıntısından! Yerini bulup gece baskın yapacaklardı.
İkisi de önlerindeki adamı gizlice takip ediyor, en küçük hareketinde bir yerlere saklanıyorlardı. Hande önde, Ashley arkada ve karşı şeritten yürüyordu.
Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Ayrıca hava karardıkça kızıla bürünüyordu.
Takip ettikleri adam, sağına soluna baktı. İkisi de refleksle duvar arasına saklandı. Etraf tenha olduğu için bir sorun yoktu.
Ashley Hande'nin önüne geçti. Büyük bir malikaneye geldiklerinde adam son kez etrafını kontrol edip içeri girdi.
Demek burasıydı.
Kızlar aynı anda geri döndüler. Ashley telefonunu açıp konumu kaydetti.
"Bu gece burdayız."
"Ya ben diyor ki, başka zaman mı gelsek buraya? Zaten sen surat da iyi değil!"
"Aa, hiç olur mu ? Korktun mu yoksa Ashley!"
Ashley suratını büzdü. Gerçekten büyük bir malikaneydi, ve buraya sadece ikisi girerek içerideki adamları yok etmeleri neredeyse imkansızdı. Ama Hande buraya girmekte kararlıydı.
"Sen, güvendiğin bir şey mi var?"
"Ne saçmalıyorsun! Kendime güveniyorum tabii ki. O malikanede ki adamların hepsini tek başıma yıkabilirim!"
"Gazoz kafa mı yaptı?"
"Türkçe konuşmayı öğrendin de, şimdi laf mı sokuyorsun?"
Ashley bilmem der gibi dudaklarını büzdü. Gerçekten Hande, kendinden beklenmeyecek kadar cesur davranıyordu. Genelde böyle büyük yerlere girecekleri zaman eğer gözü çok korkarsa, Ashley'ye çaktırmamak için içeceklerine uyku hapı atardı.
"Ashley, sen eve git, ya da takıl dışarıda. Benim biraz işim var."
"Okey baby."
"Türkçe konuş, Türkiye'de yaşıyoruz!"
Ashley gözlerini devirdikten sonra Hande ile yollarını ayırdı. Hande şimdi yapacağı şeyi aklından geçirdi. İlk işi emniyete uğramaktı, ki bu planın en önemli aşamasıydı.
Taksi bulmak için biraz daha ilerledi. Koskoca şehirde taksi bulması lazımdı, toplu taşıma araçlarına kesinlikle binemezdi.
Çünkü orada taciz olayları oluyordu, tacize uğrayan kızlar ise korkudan seslerini çıkartmıyorlardı. Aslında bilmiyorlardı ki bağırsalar o anda otobüsteki herkes o sapığı linç edecek!
Her neyse.
Soğuk rüzgarın değdiği teni ürperiyordu. Belli ki kar yağacaktı. Bulutlar kararmıştı, ve güneş battığı için son kızıllıklarını yeryüzüne yansıtıyordu.
Hande, taksi bulamayınca yürüyerek gitmeye karar verdi. Ne de olsa yakın mesafeydi.
Yürürken, etrafına bakınıyordu. Çoğu insanın elinde poşetler ile evine bir şeyler götürüyordu. Bazıları telaşla telefonla konuşuyor, bazı sevgililer el ele tutuşmuş gidiyorlardı.
Hande acaba bu insanlardan hangisiydi?
Hiçbiri.
Çünkü onun amacı farklıydı. Hiçbir insan onun gibi canını tehlikeye atıp, geceleri sokak pisliklerinin işlerini darmaduman etmezdi.
Tek bu da değildi ama düşünmek için üşendi. Kimsenin kendini fark etmediğini düşünerek yürümeye devam etti.
Hande, 'İstanbul Emniyet Müdürlüğü ' yazısını görünce uygun bir giriş bularak içeri girdi. Şimdi o polis ile anlaşma yapacaktı.
Binaya girince kafasındaki şapkayı çıkarttı.
İçerisi sıcacıktı.
Hatırladığı kadarıyla bir üst kata çıkacaktı. Merdivenlerden yukarı çıktıktan sonra etrafa dikkatlice baktı. Evet tam sağında Burak başkomiserin odası vardı.
Oraya yönelip etrafı kontrol etti. Kimsenin dikkatini çekmemesi gerekiyordu. Kapıyı tıklatıp "gel" denmesini beklemeden içeri girdi.
İçeride bir kadın vardı. Hande kusura bakma gibi bir işaret yaptı.
"Hande hanım gelebilirsiniz, hanımefendi de çıkıyordu zaten."
Hande kadının suratını görünce vurgun yemiş gibi oldu. Başından kaynar sular dökülmüştü resmen. Büşra'nın burada ne işi vardı?
"Hanımefendi derken, Burak?"
"Tamam Büşra, çık istersen!"
Büşra sinirli bir şekilde odadan çıktı. Hışımla kapıyı kapattığında Hande irkildi.
"Burak bey, konuyu uzatmadan direkt konuşmaya giriyorum. Sizinle bir anlaşma yapacağım."
"Ne anlaşması?"
Hande, Burak'ın oturabilirsin işaretiyle karşısındaki, az önce Büşra'nın oturduğu koltuğa oturdu.
"Bu gece maskeli kızlar, Fahri Alasoy'un malikanesine baskın düzenleyecek. Ve sizden tam saat on iki buçukta orada olmanızı istiyorlar."
Burak dudaklarını yukarı doğru kıvırdı. Gülümsemesi biraz alaycıydı.
"Söyle o maskeli kızlara, öyle bir aptallık yapmasınlar. Fahri ve adamları çiğ çiğ yer onları!"
"Eğer siz zamanında orada olursanız bir problem olmaz."
Burak parmaklarını masaya ritmik bir şekilde vurmaya başladı. Kafasını kaldırdı ve ayağa kalktı.
"Hm, demek öyle."
Hande'nin yanına yaklaştığında Hande'de istemsiz olarak ayağa kalktı.
"Oradan aptal gibi mi görünüyorum, yoksa sen mi biraz salaksın!?"
Hande'nin kalp atışları hızlanmıştı, ama bu korktuğunu değil sinirlendiğini belli ediyordu.
"Damarına basarım, uzak dur benden!"
Burak ona biraz daha yaklaştığında Hande nefesini tuttu. Bu adam nerdeyse ondan on santim daha uzundu. Ve bu andan sadece bunu çıkarabilmişti.
"Hiçbir şey yapamazsın küçük hanım. Sen kaç yaşındasın bakalım?"
Hande'nin şu anda on yaşında bir çocuk gibi alay edilmesi hiç hoşuna gitmemişti. En nefret ettiği şey küçük düşmekti.
"Eee, ben yirmi üç yaşındayım. Sen ama en az kırk iki gösteriyorsun. Sen kaç yaşındasın peki?"
Hande içten içe gülümsedi. Burak'ın kaşları çatılmıştı.
"Gerçekten bu kadar basit mi laf sokuyorsun? Tamam, bende seni iyi bir şey sanmıştım."
Hande yine sinirlenmişti. Ne yapabilirdi? Ne yapabilirdi? Dın! Ashley!
"Burak, biliyor musun?"
Dedi kısık ve baştan çıkartıcı bir tonla. Bir adım giderek vücudunu ona doğru yasladı.
Burak şaşırmasını gizleyememişti.
Elini Burak'ın ensesine götürüp okşadı.
"Aslında çok," Burak geriye doğru bir adım attı. Ne yani bu kadar basit miydi bu işler? Devamını getirmesi gerekliydi ama.
"Ne çok?" Burak şaşkın surat ifadesini üstünden atamamıştı. Hande gülmemek için kendini zor tutuyordu.
"Diyorum ki, çok hoş adamsın. Ama değerini bilmiyorsun."
Hande elini Burak'ın omzuna indirdi. Oradan ise göğsüne.
Burak Hande'nin elini tuttu ve geriye çekti. Odadan çıkarken kapıyı çarpmamıştı.
"Al işte, rezil oldum!"
Duruşunu dikleştirdi. Ashley'ye danışması gerekiyordu, bu onun yüzünden başına gelmişti.
Odadan çıktığında etrafına baktı. Bir kaç polis memuru etrafta dolanıyordu, onun dışında dikkat çeken bir şey yoktu.
Montunun cebinden telefonunu bulup hızlı bir şekilde Ashley'yi aradı.
"Ashley acil yardım et. Şimdi sen demiştin ya kadının en büyük silahı cinsel gücüdür diye, o işe yaramadıysa ne olacak?"
"Neden ne oldu?"
"Ashley sorgulama acil cevap ver!"
"Ya adam gaydır, ya da etkilenmemiştir. Başka bir ihtimaller daha var. Sevişmenin vakti olmadığını düşünebilir, ya da ağırdan satıyordur."
"Tamam eve gelince görüşürüz."
Hande telefonu hızla kapattıktan sonra merdivenlerden indi. Ona yetişmesi gerekiyordu.
Emniyet'in kapısında duran görevlilerden bir tanesine acele ile soru sordu .
"Burak başkomiseri gördünüz mü?"
"Arka otoparka gitti."
"Teşekkürler!"
Hızla arka tarafa doğru gitti. Koşmuyordu ama oldukça hızlı yürüyordu.
Otoparka geldiğinde orada Burak dışında kimsenin olmadığını fark etti.
Yavaş adımlarla ona doğru yaklaşırken sigara içtiğini gördü.
Burak'ın yanında durduğunda, kafasını çevirmeden konuştu.
"Senin sorunun ne?" Diye sordu Hande.
Burak gülümsedi. Bu gülümsemeyi daha önce görmemişti.
"Tek gecelik kızlardan olmadığını biliyorum. Neden böyle yaptığını anlayamadım."
"Pardon da, beni tanımıyorsun! Nerden biliyormuşsun tek gecelik olmadığımı? Belki tarzım bu?"
"O gece, gözlerin bana her şeyi anlattı. Erkeklerden ne kadar uzak olduğunu, hayatta ki amacının herkesten farklı olduğunu hissettim."
Hande hiçbir şey demedi. Gerçekten bu kadar şeyi nerden anlamıştı? Ama onu geçici bir kız olarak görmemesi hoşuna gitmişti.
"Ama..." dedi Burak kısık bir sesle. Daha çok hüzünlü çıkmıştı. Devamını getirmesi için gözlerine baktı.
"Ama ben, evliyim." Dedi Burak.