Bölüm- 2 ( Yarım yamalak hayat!!)

1849 Kelimeler
* Dağı dağ üstüne koy, toprak toprak üstüne koy ama kurulan bir evliliğin üstüne, başka bir yuva koyma....* *** İnsanoğlu en büyük yanlışı şüphesiz; iyilik, merhamet dilenmesiydi. Hele ki evlendiğin insanla severek değil de bir amaç için evlendiysen... Avşin de aynı hattaya düşmüştü. Kuma geldiği günden beri kocası tarafından sevilmiyor değer dâhi görmüyordu. Evet bunları biliyordu ama bir kadın olarak da zoruna giden de vardı. Nerdeyse bu konağa adım atali iki gün olmuş lakin bir an olsun yüzüne dâhi bakmamıştı. Avşin düşündü. Nasıl olacaktı? Nasıl geçecekti günler? Ya hamile kaldığında o zamanda mı böyle olacaktı? Yataktan kalktı. Yanı boş oda bomboştu. Dün gece kocası için belki gelir umudu ile hazırlanmış, ancak pekte kendisine değer vermeyen kocası odaya girmemişti. Dün gece ilk defa kendi yalnızlığı ile yüzleşti. Bu kadar kıymetli olamadığını bilmek ve sadece yaşamak, Cidden zordu. Elbette ki hemen beklemiyordu sevilmeyi, saygı görmeyi. Çünkü onu değil, Dilber'i seviyordu. Banyoya geçip musluğu açtı. Avuç içi ile doldurduğu suyu yüzüne bir kaç kez çarptı. Kendine gelmesi şarttı. Bir iki gün içinde ailesi gelecekti. Âdet gereği gelin kocasının evine gittikten bir kaç gün sonra aile kızının yanına gelir. Kızını görür ailesi ile durumu nasıl diye bakardı. Dua etti sadece belki mutlu olamayacaktı ama kendi bedeninde bir can taşıyacaktı. Bu aileye istediği o çocuğu nasip ise verecekti. Çünkü başka şansı yoktu. Anne olacaktı. Daha fazla durmadan üstünü giyinip aşağı indi. Mutfakta hummalı bir çalışma vardı. " Hayat çaya bakarmisin?" Diyen Rojda hazırladığı tabakları tepsiye dizmek ile meşguldü. İçeriye adım attı. Hepsi kahvaltı sofrası hazırlıyordu. " Rojbas" gülen yüzü ile içeri girdi. Rojda arkasını dönüp genç kıza baktı. " Rojbas," diyerek gülümesedi. Allah'a şükür ki eltileri ona karşı iyi davranıyor, onun üzerine gitmiyordu. Bir yandan da kendini şanslı sayıyordu. Kahvaltılık malzemeler tepsiye yerini almıştı. Örgü peyniri, zeytin, reçel, çiftlikten gelen reçel ve yoğurt hepsi taptazeydi. Evin hizmetisi olan Hatice hanım hazır olan tepsiyi alıp erkeklerin bulunduğu odaya götürdü. Diğer kadınlar da hepsi birlikte kendi odasına geçmişti. " Avşin yenge, yâde Verdey seni odasına çağırıyor!" Çalışan kadınlardan biri mutfağa girerek söyledi. Avşin elini kurulayip mutfaktan çıktı. Kendi ile yan yana olan yâdenin odasına kapıyı çalarak girdi. " Gel kızım" diye gelmesini teşvik etmişti. Kapıyı kapatıp kadının yanına doğru adimlamişti. Yanına gittiği kadının yatağına oturmuştu. Elinde siyah poşeti açmış yeni gelinine uzattı. " Bunlar senindir keckamin." ağır aksanı ile genç kadına oyalı tülbent dolusu poşeti uzattı. " Yâde, ama benim vardır" Verdey xanim güldü. " Bilirim. Vardır elbette, bunlar benden sana hediye kızım, güle güle kullan." Avşin gelin poşeti eline aldı. Konakta ki ilk hediyesini kaynanası vermişti. " Spas dayê ( sağol anne) " Genç kadın Avişine baktı. Onu buraya bunun için cagirmamisti. Başka bir konu üzerinden gelini ile konuşacakti. " Avşin, sen artık bu evin gelini, oğlumun da karısının. Ama velakin ne olursa olsun bir şey olursa bana gel! Ailen bu eve gelirse de güler yüz ile gel!" Dedi yaşlı kadın. Avşin iyi kızdı, sever sayardi. " Dayê ben aslında Dilber için korkuyorum.." dedi kadın. Dilber er yada geç bu eve dönecekti, nasıl olacaktı? Yaşli kadın gelinine baktı. Oğlu yüzüne bakmıyordu, iyi de değildi. Kadının elini anne narinliginde tuttu. " Dilberden yana bir sıkıntın olmasın keckamin, oda alışır zamanla.." diyordu ama emin değildi. Yusuf beyin kızıydı o, dünyayı dar edecek kabiliyeti vardı evvel Allah. " Elbet oda zamanla alışır. Hemen alışır demiyorum ama," gözleri merakla parlayan genç geline baktı. " Birbirinizle iyi anlaşın. Ki kavga gürültü çıkmasın." Avşin başını salladı. Zaten başka yapacak bir şeyi yoktu. Bu aileden ne olursa olsun dert yanamzdi. Yanarsa kendi de kor ateşe atardı. İş bitince oradan çıktı Avşin. Aşağı incegi sırada Şevket in içeriye girdiğini gördü. Üzerine de platosu ile girmişti. Merdivenlerin başında olan kadını görmeden mutfağa girip Hatice hanımdan kahve istemişti. Avşin merdivenleri inip mutfağa gireceği sırada kocası ile karşı karşıya geldiler. Ona bakmayan adam yukarı hızla çıktı. Avşin de giden adamın arkasından öylece baktı. Bir şey diyemedi. Usulca mutfağa geçmişti. Mutfağa girdiğinde Hatice ablanın elinde cezve fincana döküyordu. Hazır olan tepsiyi alan kadının yanında bitmişti. " Abla ver ben götüreyim" heyecan içinde kadına baktı. Kocasına ilk defa kahve götürecekti. Kızar mıydı bilmiyordu. Ama yinede yapmak istiyordu. " İyi olur valla! Bende erzak odasına bakmam lazım" Tepsiyi genç kıza uzatıp erzak odasına giderken Avşin de kocasına kahve götürmenin heyecanı ile merdivenleri çıktı. Birer birer çıktığı basamağı dikkatle attığı adımlarına bakıyordu. Tam o sırada dank etti kafası. Allah kahretsin ki kocasının nerede olacağını sormamisti. Hayır yani hangi akla hizmet kocasının nerede olduğunu sormazdi ki. O sırada çalışma odasına dan gülme sesi işitti. Kaşları anlamsızca catildi. Kocası gulebilyor muydu ya? Yavaşça kapının önüne gelip kapıyı çaldı. ' Gel ' sesini işti. Kapının kulpunu indirip içeri girdi. Kocası pencerenin önünde her kim ile konuşuyorsa sohbet baya koyuydu. Daha fazla beklemeden tepsinin içine de duran fincanı ve suyu masaya koydu. Tepsiyi elinde tutup geri çekilmişti ki kocası arkasını dönmüş işte o an göz göze gelmişlerdi. " Senin ne işin var burada!" Sert sesi ve kızgın bir boğa gibi kadına baktı. " Şey ben kahve getirdim, sa..." Sana diyemedi bile. Gözleri titrek bir şekilde adama bakıyordu. " Kim sana kahve getir dedi!" Masada duran kahveyi alıp cansız çiçeğin saksisina döktü. Avşin ise kocasına baktı. Gözü ise dökülen kahveye takıldı. Ondan bir kahve dâhi içmeyecek kadar da mı istemiyordu yani! " Bir daha " deyip şahadet parmağını tehditkârca karısına salladı. " Benim odama birşey getirme. Anladın. Senden gram bir şey istemiyorum!" " Ama ben ne yaptım ki?" " Kes sesini bana sakın cevap verme!" Diye ikaz etti. Değil sıfatını görmek, sesini bile duymak istemiyordu. Burnundan solan adama bakan kadın korkarak geriye doğru adım attı. Bu adamdan korkuyordu. " Ama bu kahveyi ben yapmadım ki." Diyebildi. Tamam kahveyi kendisi yapmamıştı ama getiren oydu. Tenezzül edipte icmiyordu bile. " İster sen yap ister başkası, sen getirme gözüme bile çarpma!" Dedi ve parmağı ile kapıyı gösterdi. " Şimdi çık git buradan!" Kadın daha fazla dayanamadı. Kahve fincanı dâhi almadan tepsi ile birlikte kapıyı açıp çıktı. O sırada üzerine leke sıçramış olan kıyafetini değiştirmek için çıkan Medine çalışma odasına dan çıkan ve ağlayan Avşin'ni gördü. Elinde tepsi başı yerde ağlayarak odasına gidişini izledi. Genç kız giden kadının peşinden inmiş odasına girmişti. Pufa oturmuş için için ağlıyordu. " Ne oldu sana? " Yenge demek bile çok içinden gelmiyordu. Ama neden böyle ağladığını da merak etmiyor değildi. " Ne olacak ki, " diyerek hickirilerin arasından cevap vermeye çalıştı. " Bir kahve ya bir kahve. Altı üstü bir kahve az daha başıma dökecekti!" Sesi isyan edenler gibi çıkıyordu. " Ne bekliyorsun ki sen? Ağabeyim hemen seni kabul mü edecek? Biraz zaman ver adama! Daha Dilber yengemin gidişine alismamis, sana nasıl alışsın adam" Aksi sesi ile kadına kızdı. Hemen kabul edecek değildi ya " Beni bu adam nasıl kabul edecek ki? Daha bir kahve getirmeme kızıyor." Medine ayağa kalktı. Aslında müstahakti bu kıza ne diye kabul etmişti ki kumalgi. Ne yapacaktı ağabeyi hemen koyununa mi alacaktı. " Bekleyeceksin.. başka diyecek sözüm yok. " daha fazla kalmadan çıkmıştı odadan. Bu kadına akıl vercek değildi. Zaten Avişine karşı ön yargıları olan kızdı. Kadını tek başına odasınada bırakarak çıkmıştı. Avşin ne kadar bu eve kocasına alışmak istese de Şevket buna alışacak değildi. Avşin kendi topuğuna kendi sıkmıştı. Bir kahve için bu kadar tantana çıkarıyorsa, yarın neler olacaktı Allah bilirdi. *** Odadan çıkan kadın kendini zorda olsa topladı. Akşam karanlığı çökmüştü, aşağı inmeli ve acıkan midesine bir şeyler indirmeli idi. Yemekler hazırdı. Sofraya oturan kadınlar yavaş yavaş yemeğini yerken Avşin ise gönül rahatlığıyla yiyemyordu bile, kocasının ona karşı davranışı gözünün önünden gitmiyordu. " Avşin, yesene hadi!" Rojda kadına baktı. Tabağına koyduğu bir lokma yemeği kaşıkla oynuyordu. Avşin kendine gelip hızla kafasını salladı. Yemek kaşgini doldurup yemeye başladı. Şayet şuan evinde olsaydı, midesine indirdiği kaşıklar ile kardeşi Tilda ile kavgaya girerdi. ' Çok yemek yiyorsun' diye kavgaya tutusrdu. Her zaman böyle olurdu ailesini yanında. Kardeşi ile kavgaya tutuşur, ama en sonunda da mutlu kalkardı. O an ailesi önüne geldi. Daha iki gün olmasına rağmen ailesi burunda tütüyordu. Gözleri nemlendi. Hayır dedi kendi kendine aglamiycaksin dedi. Güçlü duracaksın, mecbursun, başka çaren yok dedi kendi kendine... Yemek sonrası, çaya kalamycagini söyleyen kadın odaya çıkmıştı. Kocası ile karşı karşıya gelmek istemedi. Zaten kocası onu istemiyordu ki! Yatağa oturan kadın dizini kendine doğru çekti. Ne vardı şuan ailesinin yanına gitse, onların yanında kalsa, ne mutlu olurdu... " Boşa kürek çekme Avşin," kendi kendine konuşuyor, kendi kendine cevap veriyordu. Bugün net bir şekilde idrak etmişti Avşin. Kocası onu ne kabul edecek nede karısı olarak görecekti. Daha bir kahveye bile kızıyorsa, ilerde neler olur tahmin edemiyordu. " Ailen olsa bile mühim olan kocan!" Evet kocası, onunla olacak ona çocuk verecek bir koca... Fakat yüzüne bakmayan, onu sevmeyen, ondan nefret eden bir koca varken bu kolay değildi. *** Diğer tarafta ise Verdey hanım oğlu ile konuşuyordu. Oğlunun yaptığı vurdum duymaz halleri kadını çileden çıkarıyordu. " Bu yaptığın, iş iş değil Şevket!" Avşine böyle davranırsa işler çıkmaz bir hâl olurdu. Şevket pencere kenarına geçmiş elleri ise pantolonun cebinde dışardaki manzarayı izliyordu. Kaşları çatık vaziyette annesini dinliyordu. " Ne yapmışım dayê?" Diye sert sesiyle konuştu. Burunundan öfke ile soluyordu. " Oğlum, bu yaptın iyi değil!" Diyen annesine döndü adam. " Avşin senin karın. Böyle yapma, işler daha da çıkmaza giriyor kuremin." Dedi yaşlı kadın. Olan olmuş, kuma gelmişti. Artık tek ümit gelen Avşin'in hayırlı haberle, gebe kalması ve bu eve bir torun vermesiydi. " Ne yapayım dayê, söyle?" Dedi annesinden bir cevap bekliyordu. Karısı daha baba evindeydi. Gözleri sürekli dilberi arıyordu. " En azından kıza iyi davran oğlum. Tamam haklısın zor bir durum ama.." oğlu hızla sözünü kesti. Zaten siniri bir volkan gibiydi. Birde annesi üstüne geliyordu. " Ne yapayım dayê? Siz bana gidin kuma alacağız dediniz. Hüküm koydunuz! Avşin'i bu eve getirdiniz!" Adam artık cinnet geçirecekti. Zaten sevdiği kadının gidişi acı veriyordu adama, birde annesinin üstüne gelmesi... Sevdiği kadın bebeği olmuyor diye kuma hükmü konulmuştu. Şimdi ise annesi Verdey xanim geline iyi davran diyordu. O sana bir bebek verecek, seni baba yapacak diyordu. Baba olmayı kabul etmişti ama evliliğini temelinden sarsacak duruma getirmişti. " Oğlum, bilirim canın yanar ama," " Amasi yok ana! Bırakın da bundan sonra ne olacağına ben karar vermeyim!" Vakur edası ile annesine baktı. Zaten kuma gelmesi ile işin içine iyiyce Arap saçına dönmüştü. Karısı ne hâlde bilmiyordu. Dilberi arayamiyor, nasıl olup olmadığını dâhi soramyordu. Verdey hanım oğlunu odada yanlız bırakıp çıktı. Ne oğlu iyiydi, nede gelini nede ilk gelini. Bu eve kuma gelmesi iyi mi olacaktı yoksa kötü mü olacaktı orası meçhuldu. Şevket annesi gittikten sonra, elindeki telefonu ile arama listesine girdi. Dilberin numarası üstüne tikladi. Kulağına götürdü. Fakat telefon ne kadar calinsa da açan olamamıştı. " Yapma, Dilberim yapma. Bana bunu yapma.. ben kendinden mahrum etme" sesinde kırık bir tını vardı. Kahır deryası adamın üstüne yükleniyordu. İyi değildi. Zaten geçmişte büyük bir vebal almıştı, birde şimdi sevdiği kadının acısı da kat be kat artmıştı. Sesi kısık, fakat yükü ağırdı. En gördüğü yüzü iyi hatırlıyordu Şevket ağa. Kadının yüzüne bakmayisi, kardeşinin alıp gidişi çok.. çok acımasızdi. Fakat içindeki bir ses de adamı yoklamiyor değildi. Avşin geleli ikinci gün olmuştu. Peki ya Dilber gelirse ne olacaktı? Kabul edecek miydi? Eskisi gibi tekrar olabilecek miydi? Düşünmekten kafasını kesecek hâle gelmişti. " Boşuna bekleme Şevket ağa, Dilber senin tanıdığın karın ise bunu yanına bırakmaz."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE