bc

ACININ GÖZYAŞI +18 Töre serisi kuma kitabı

book_age18+
1.7K
TAKİP ET
18.2K
OKU
dark
family
HE
fated
confident
drama
sweet
bxg
kicking
office/work place
cheating
secrets
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Acı feryatlar... Kaç dilin içinde acı bir feryat bir kadının acısını susturabilirdi? Hayır... Hayır susmak yoktu. Susmayacakti. Ölümü göze alsabile susmayacakti. Dilber Hekimoğlu susmadı. Ve hayatındaki en güzel anları kazandı.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm-1 ( kâbus başlıyor!!)
*Beyaz, bir gelinlik gibi güzel, bir kefen gibi acıydı. Kadın bir beyaz gibi güzel, bir beyaz gibi acıyı taşırdı....* **** Pişman olduğunuz bir hayat size vaad edildiğinde ya töre dersiniz yada ölüme kadar giderseniz. Peki kurtulşunuz yoksa... İki renk düşünün, biri mutluluktu, heyecan koca evine girdiğinde mutluluğa adım atığın o andı. İnsan sevdiği ile mutlu bir yuva kurar, sevdiği ile aynı yastığa baş koyardı. Peki ya kefen, kefen neydi? Kefen birinin hayatı bittiğini artık bir daha gelmeyeceğini, ruhu ile bedeni ile toprağa girmesiydi. " Yenge geldik." Kafasını kaldırdı Dilber. Gözü yan tarafında duran baba evine baktı. Bir haftalığına gelmişti buraya. Başını sallayıp arabadan indi. Tökezleye tökezleye kayinin verdiği ufak çanta ile içeri girdi. Halit giden yengesine baktı. Hâli perişan içinde idi. Dilber eve girdi. Kapıyı kapatıp yavaş yavaş adımlarla evinin merdivenlerini çıktı. Canı çok yanıyordu genç kadının. Acısı tarifi zor, yüreğinde inanılmaz bir acı vardı. Bu evden bembeyaz gelinlik ile çıkmıştı. Davulu zurnasi kocasıyla mutlu bir evliliğe dönüştürecek olan o güzel mutlu aile tablosunu kurmaya, ama şimdi pişmanlık, acı, hasret hepsi vardı. " Keckamin." Annesini sesini duyar duymaz yıkıldı. Merdivenlerin başına çöktü. Zohre hanım zor bela yetişti kızına. Kolundan tuttu. Kızının güzel saçını oksamis, kızının yüreğindeki acıyı bir nebzede olsa almak istemişti. " Megri.. megri.. delalmin..." Kızının koyu kumral saçını defalarca kez öptü. Ağlama dedi. Yapma dedi. Megri: ağlama demek Kızının kolundan tutup eve girdi. Başı önde salonda baş köşede oturan babasının yanına gidemedi. yapamadım diyemedi. Ben kocama evlat veremedim diyemedi. Baba evine geldim beni geri çevirme, beni kocam gibi yüz üstü bırakma diyemedi. Nurcan ve Önder ayakta ablasına bakıyordu. Gül gibi ablası ne hâle gelmişti. Yüzü soluk açık kahve karşımı gözlerinin feri gitmişti. Yusuf bey ayağa kalktı. Dilberin başı öne egilmisti. " Kaldır başını kızım!" Sesi o kadar cılız çıkmış, o kadar yorgun çıkmıştı ki, nereden tutsa elinde kalacak dercedeydi. Daha dün gibi aklına geliyordu. Davlu zurnasi ile baba evinden çekip gitmişti kızı. Şimdi ne hâle gelmişti güzel kızı! Dilber zor bela başını kaldırıp baktı babasına. Hey gidi, Yusuf bey kızının yıkıldığı gözünün feri gittiği zamanı da mı görecekti? " Baba... Afet beni." Affet kelamı dilinden güçsüzce çıkmıştı. Göz bebekleri acıyla burkuldu. Boğazında bir acı yutkunsa canını yakacak, bıraksa kadını yerle bir edecekti. " Affet beni baba, yapamadım!" Yusuf bey kızının yanına kadar geldi. Güç vermek istedi kızına. Yıkılma ayakta kal demek istedi. Eli ile kızının yanağını tuttu. Alinina bir öpücük kondurdu. " Sen affedilecek bir şey yapmadın!" Kızının güzel gözlerine baktı. Kızarmış gözleri ile babasına bakan güzel gözlerine. " Sen benim kızımsin, sen benim yavrumsun." Nasıl evladını bir evlat vermedi diye suçlardi? Nasıl bütün suç senin derdi? Onun ne günahı vardı? Allah bir kader yazmışsa, bu kadının suçu muydu? Kaderdi herşey kaderdi. " Ben anne olamadım." Boğazına bir yumru oturdu. Yüreğinden geçenleri ailesine anlatmak istedi. Benim bir çocuğum olmadığı için kuma getirdiler diyemedi. " Derdi veren Allah, dermanı da verir kızım. Sen çocuk sahibi olamadın diye ben kendimi evladımı niye suçlu bulayım!" Kızının alnına ikinci kez öpücük kondurdu. Dilber bu evin ve kendi kızıydı. Saçının teline zarar gelse, dünyayı karşısına alacak tek insandı. Zohre hanıma işaret verdi. Kadın kızını alıp hamama götürdü. Üstünü başını soydu. Kızı ağlamaktan, sizlamaktan önünü dâhi göremiyordu. " Baba, izin ver Şevket'in canını alayım!" Önder burada böyle eli kolu bağlı duramazdi. Ablasını bu hâle getirenlerden hesap sormalydi. O kadını keyfi gibi koyununa alıp çocuk yapacak genç adamda öylece oturacaktı. " Otur.. oturduğun yere! Hiç bir yere gitmiyorsun!" Tekrar tekli koltuğa oturdu. " Ne yapalım baba, o adam gidip o kadını koyuna mi alsın?" Sinirliydi hemde öfkeliydi. Duramuyordu, ablası perişan hâlde iken duramuyordu.. Yusuf bey oğluna döndü. Oğlunun nasıl bir psikopat olduğunu iyi biliyordu. Şimdi gidip izin verse bugün Şevket in cenaze haberi dâhi gelirdi. Yapma yapmadı. Kızı bu töreye zaten kurban gitmişti. Birde oğlu ile uğraşmazdı. " Ben kızımı töreye kurban ettim. Birde seni mi edeyim." Sinirle soldu. " Ben bu işi kökten hal edeceğim!" Önder babasının yanına oturdu. " Nasıl olacak?" Dedi çatık kaşlarla. Koyu kahve gözler anında, oğluna çevrildi. Yırtıcı bir aslan gibi oğluna baktı. " Göreceksin.." diyebildi. Zöhre hanım eline keseyi alıp kızını yıkamaya başladı. Kızının her döktü yaş aklına bir bir kazıdı. Kese kızının vücudunu dolastikca içinde öfke kaynıyordu. Bu acı ile yüzleşmek kolay değildi. " Biliyor musun anne?" Sesi donuk, ifadesi belirsizdi. " Hep bir kızım olsun istedim. Bana benzeyen çok güzel bir kız." Zohre hanım sıkı tuttu kendini. Kızını yikadikca, beyni ağrıyor. Şu başını koparmak isteği içinde tutuşuyordu. " Şevket benden hep erkek evlat istedi." Güldü. Acıyla güldü. " Senden bir oğlum olsun istiyorum dedi bana." Bu sefer sarsıla sarsıla ağladı. Annesine dönüp ağladı. " Yâde... Benim ne günahım vardı..." Canı çıka çıka ağladı. Yıkık bir döküntü içinde canının yanmasına ağladı. Kendini geri çekip canından can kopa kopa ağladı. Kaç kez kese vurduysa her darbesi ayrı bir acıyı da beraberinde götürdü. Belki de götürmemişti. Banoydan çıkan kadın üstünü hızla giydi. Bahçede babasının sesi duydu. Ağır ağır adımlarla pencere kenarına yürüdü. Babası telefonda biriyle konuşuyordu. Buradan bile ne kadar sinirli olduğunu görüyordu. " Sana dedim Bayram.. benim kızımın üstün kuma getirme dedim!" Sinirini bir volkan gibi patlati. Ağabeyi dinlenmemisti. " Bunu Ezberey xanim duysa ne olur?" Anneleri kalp hastası bir kadındı. Yaşlı da olsa dimdik duruşu ile dağları delen bir kadındı. Köyde kalması sebebiyle haberi yoktu. Kocası ile yaptığı evde kalıyordu. Bu aralar iyi olmadığı için haberi bile yoktu. Eğer olursa... Dilber perdeyi çekip babasına baktı. Onun için çaba sarf eden, kızı için bir dağ gibi duran babasını izledi. Her ne oldu da ise o an olmuş babası birden fenalık geçirmişti. Dilber koşarak babasına yetişmeye çalıştı. Islak saçları bir yel gibiydi. " Baba!!" Koşarak adama dal oldu. Önder, Nurcan ve zöhre hanım koşmuştu. " Yusuf bey.." dedi karısı. Adamı zor bela oturdu koltuğa. Dayanacak liman aradı, kalbi yenik düşecekti yoksa. " Nurcan koş, babama tuzlu ayran yap!" Fakat gitmesine engel oldu Yusuf bey. Zira şuan içecek bir şey istemiyordu. " İyiyim.." diyebildi. Bir anlık öfke adamı ne hâle sokmuştu. " Yusuf bey, bari tuzlu ayran iç." " İyiyim." Dedi tekrardan. İyi olmadığı her halinden belliydi. Ama iyi olmaya çalışıyordu. Dilber babasının ve ailesinin bu denli çöküşüne boynu bükük kaldı. Kafasını kaldırdı gök yüzüne baktı. Ne acı ki içinden kopan fırtına dizginleyemecek kadar sertti. Yüreğinden kopan fırtınaya inat dik durmaya çalıştı. Çünkü bu fırtına, büyük bir kasırganın da habercisi idi. *** Kaç saattir ağlıyordu? Kaç saattir kalbi, ruhu, canı acıyordu bilmiyordu. Yatakta iki büklüm sadece ağlıyordu. Dün gece, gece olmaktan çıkmıştı. İlk gecesi kötü geçmişti. Beyoğlu konağına misafir olarak değil, bu sefer kuma olarak gelmişti. Ne acı ki onu seven, onun için canını vermeyen bir kocası olmuştu. Ki bunu dün gece kocası ona çok güzel hatırlatmıştı. " Benden sakın ola ki bir şey bekleme! Bu eve sadece bebek için geldin!" Beyinine kazdı bu sözü. Şahan soyadı ile kuma olarak Şevket Ağa'nın evine kuma karısı olarak gelmişti. Sadece çocuk geldiğini oda biliyordu ama bu denli, sert bu denli sinirli olacağını düşünmemişti. Yataktan güç bela kalktı. Yatakta duran ve ona göz kırpan kanı görmek istemedi. Banyoya giren kadın, aklanip paklandi. Şimdi ise aşağı inme vakti idi. Kahvaltı yere inmişti. Güç bela sofraya oturan kadın bütün çekingenligi ile bir kaç lokma yemek yiyebildi. Bütün gözler üstün de olsa bile, gözlerin kaçırıp az da olsa midesine iki lokama atabildi. " Dayê, Dilber yengem ne zaman gelecek?" diye sordu Medine. Gözleri gorumcesini buldu. Onu takmayan bir hava ile kayınvalidesine sordu soruyu. " Bir hafta dedim ama.. Şevket gelsin dedi. İki gün sonra gelecek." Dilber gelinin ne hâlde olduğunu az çok tahmin ediyordu. Ama elden de bir şey gelmiyordu. Kuma gelecek demişlerdi, geldi! Tek sıkıntı ise bundan sonra ne olacağı idi. Tek sıkıntı şuydu; Kuma olan gelini Dilber gelin kabul edebilecek miydi? Mecburdu ama başka çaresi yoktu. sonuçta bu eve bir bebek sesi gelsin oğlunun soyu yürüsün, oğluna gelen ve soyadlarına gelen nice dedikodular gitsin diye gelmişti. Biliyordu ki, Avşin gelin, er yada geç o çocuğu verecekti o aileye. Oğlu mutlu olacak, iki geline de eşit davranacakti. Bunu umut ediyordu yaşlı kadın. Avsin kafasını yere eğdi. Misafir iken konuşan, gülüşen kadın gitmişti. Bambaşka biri gelmişti. Asıl sıkıntı şuydu Dilber ile nasıl, konuşacak aynı ortama girecekti. Şevket ağa artık ikisinin de kocasıydi. Ayrımcılık yapamazdı elbette ama yine Avşin kocasının onu hemen kabul etmesini de beklemiyordu. Bunu biliyordu. Sofra toplanmıştı. Avsin boş durmamak adına mutfağa girmiş yardım etmişti. Hayat bulaşıkları yıkayıp makinaya atarken, Rojda da diziyordu. " Dilber iyi mi acaba?" Dedi hayat. Gittiğinde hiç iyi değildi. Gözleri ile görmüştü kadını. Ağlaya ağlaya çıkmıştı konaktan. " Nasıl olacak ki, evde kocası ve yeni bir kadın varken nasıl olacak!" Medine avşin'i takacak kafaya sahip değildi. Eğer yok deseydi. Gururla kuzenini anlatır, kumaligi kabul etmediği için meteh ederdi. Fakat kuzeni aptallık etmişti. Aramıştı kaç defa yapma demişti, kabul etme demişti. Fakat Avşin ne yapmıştı, hiç takmadan bu eve gelin gelmişti. Avşin mutfaktan hızla çıktı. Yoksa kavga kaçınılmaz olurdu. Giden kızın ardından hayat kıza döndü. " Medine ne diyorsun? Ayıp yaptığın!" Avşin'in de Dilberin de hayatı zaten zorken, birde Medine laf üzerine laf sokuyordu. " Ayıp mı?" Dedi Medine." Onun kuma gelmesi ayıp değilde benim söylediğim sözler mi ayıp!" Başını salladı. Asla da pişman değildi. " Dilber yengem ne hâlde Allah bilir!" Dedi genç kız. Hâlâ kadının yüzünü unutamiyordu. Ağladıkça sarsılan, canı yanan kadını unutmak şöyle dursun iyi değildi. Hele ki Dilberin umutlanip kocası ile hastaneye gitmesi ve "Hamile kalmazsınız!" sözünü alması ve geri gelmesi onun hiç unutamıyordu. Mutfaktan hızla çıktı genç kız. Ağabeyi evde yoktu. Avşin ile yüz yüze gelmekte istemiyordu. Hayat ve Rojda başını salladı. Anlaşılan avşin'in Medine'den çekeceği çile çoktu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Sessiz Çığlık

read
10.1K
bc

İNFAZ

read
4.8K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.3K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
33.3K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
26.5K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.4K
bc

YIKIK MESKEN

read
3.3K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook