bc

İlk Aşkın Peşinde

book_age4+
17
TAKİP ET
1K
OKU
revenge
dark
forbidden
love-triangle
family
HE
fated
friends to lovers
playboy
badboy
kickass heroine
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
serious
kicking
mystery
campus
city
office/work place
childhood crush
lies
love at the first sight
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Zenginliğin ihtişamı ile yoksulluğun sessiz direnişi…

Gösterişli salonlarda çay servisi yapan bir mirasçının yorgun bakışlarıyla, ikinci el formanın peşinde koşturan bir burslu öğrencinin kararlı adımları aynı şehirde, aynı gökyüzünün altında birleşiyor.

Meyra, hayatı boyunca kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş, haksızlığa baş eğmeyen bir genç kız. Kazandığı bursla adım attığı prestijli kolejde, sınıf farkının sadece maddi değil, sosyal bir uçurum olduğunu çok geçmeden fark eder. Ama vazgeçmez. Kitaplarını almak için gizlice çalışmaya başlar; onurundan ödün vermeden, yavaş ama sağlam adımlarla yol alır.

Tan, dışarıdan bakıldığında her şeye sahip gibi görünen bir genç adam. Oteller zincirinin tek varisi, lüksün içinde büyümüş bir "altın çocuk"... Ama kimsenin bilmediği bir gerçek vardır: Babasının gölgesinde, baskının ortasında büyümüş, kendi iradesiyle değil, başkalarının çizdiği yolla yürümeye zorlanmıştır. Servis arabası iterken, fincan taşırken hayallerini değil, dayatılan kaderini taşır aslında.

Farklı dünyalardan gelen iki genç.

Biri hakkını aramayı, diğeri sessizce isyan etmeyi seçer.

Ama bazen, en büyük değişim, en beklenmedik karşılaşmayla başlar...

“İlk Aşkın Peşinde”, sınıf ayrımının, aile yüklerinin ve gençliğin kıyısında şekillenen hayallerin romanı. Bir çarpışmanın değil, bir dönüşümün hikâyesi.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
•1• Yeni Bir Dünya
Güneş, Regnum Koleji’nin geniş bahçelerinin üzerinden yavaşça yükselirken, kampüs olağan dışı bir sessizliğe bürünmüştü. Yaz tatilinde, bu kadar büyük bir okulun bu kadar ıssız olması, insana ürpertici bir huzur veriyordu. Çam ağaçlarının arasından esen hafif rüzgâr, okul binasının camlarını yalayıp geçiyor, kurumuş yapraklar kaldırımlarda dans ediyordu. Meyra, sırtında ağır çantası, elinde bavuluyla okulun demir kapısından içeri adım attı. Kapının yanındaki güvenlik kulübesinden çıkan yaşlı görevli kadın, onu görünce gözlüklerinin üzerinden şöyle bir süzdü. “Sen… şey, burslu öğrenci mi?” “Evet,” dedi Meyra nazik ama kendinden emin bir sesle. “Meyra Demir. Bugün kayıt belgelerimi teslim edeceğim.” Kadın başını salladı. Sanki okulun bu ışıltılı sessizliğine bir gölge düşmüştü. Sessizce geçmesini işaret etti. Meyra, o an okulun devasa cephesine baktı. Beyaz taşlarla döşenmiş binanın sütunları, eski bir malikânenin görkemini taşıyordu. Camlar yeni parlatılmış, bahçedeki güller tek tek budanmıştı. Ama bu kusursuzluk, biraz fazla kontrollüydü. Fazla… yapay. İdari binaya doğru yürürken telefonuna kayıt formunun onaylandığına dair son bir mesaj geldi. “Her şey yolunda,” diye fısıldadı kendi kendine. Sanki kendine cesaret veriyordu. Kayıt işlemleri kısa sürdü. Evrakları teslim ettikten sonra binadan çıkarken, okulun havuz tarafındaki oturma alanına yöneldi. Dinlenmek için birkaç dakika oturmak istiyordu. Derken, banklardan birinde bir genç oturuyordu. Üzerinde okulun sade tişörtlerinden vardı. Meyra’nın geldiğini görünce kafasını kaldırdı. Gözleri dikkatli, ölçen bakışlarla doluydu.“Yeni misin?” “Evet,” dedi Meyra. “Bugün kaydımı yaptırdım. Son sınıf burslularındanım.” Genç başını salladı. Hafifçe gülümsedi ama gülümsemesinin ardında bir uyarı gizliydi.“Ben de bursluyum. Adım Arda. Birinci sınıftan beri buradayım. Burası... garip bir yerdir. Dışarıdan bakınca pahalı, şatafatlı, mükemmel bir okul gibi görünüyor ama aslında burada görünenden çok daha fazlası var.” Meyra gözlerini kısarak ona baktı. “Ne gibi?” diye sordu. Arda sessizce etrafına baktı. Sanki okulun duvarlarının bile kulakları vardı.“Bak,” dedi alçak sesle. “Bursluysan göz önünde olma. Özellikle zenginlerle karşı karşıya gelme. Çoğunun okul yönetimi ile bağlantısı vardır. Okulun sponsorları gibi düşün. Herkes onlara dokunulmaz biri gibi davranıyor.” “Zorbalık mı yapılıyor okulda?” diye sordu Meyra, kaşlarını çatıp. “Zorbalık, bu okul için günlük aktivite. Özellikle birisi var ki… kendisine kafa tutan ya da farklı davrananlarla uğraşmayı seviyor. Bu okulda, kendini korumak için görünmez olmayı öğrenmen gerek. Özellikle bizim gibiler için.” Meyra başını eğdi. Bir an sessizlik oldu. Sonra kafasını kaldırdı, bakışları netleşmişti.“Teşekkür ederim, Arda. Gerçekten.” Arda başını iki yana salladı. “Dikkatli ol. Çünkü burada ses çıkaranları ya sustururlar ya da dışarı atarlar.” Meyra hafifçe gülümsedi. Gözlerinde çelik gibi bir parıltı vardı.“Ben sesimi kısmayı öğrenirim... Geleceğim için savaşmaya geldim buraya, riske atamam. Ama konuşmam gereken yerde de konuşurum.” Arda ona baktı, gözlerinde saygıyla karışık bir endişe vardı. “Umarım, düşündüğünden daha fazla bedel ödemezsin.” *** O akşam, güneşin yorgun ışıkları sokakların arasından çekilmiş, semtin üzerini solgun bir mavi örtü gibi alacakaranlık kaplamıştı. Meyra, evlerinin ahşap masa örtüsüyle örtülü küçük mutfağında, annesinin hazırladığı sıcak yemeğin kokusuyla karşılandı. Ocağın üzerinde buharı tüten pirinç pilavı, yanına kıymalı kabak dolmaları ve annesinin meşhur naneli yoğurdu, günün yorgunluğunu bir anda silmişti. Annesi, başındaki açık renkli örtüyü geriye itip, tabakları yerleştiriyordu. Kolları dirseklerine kadar sıvalıydı, elleri hâlâ kısmen un kokuyordu. Ketring işinden yeni dönmüştü; yorgundu ama yüzünde kızını görmenin huzuruyla bir tebessüm vardı. Adı Nazlı’ydı. Meyra’nın aksine daha sessiz, içine kapanık bir kadındı. Ama bir annenin duyarlılığıyla her detayı sezerdi. “Kayıt işini hallettim,” dedi Meyra masaya otururken. “Artık resmen Regnum Koleji öğrencisiyim.” Nazlı, gülümseyerek başını salladı. “İyi etmişsin kızım, Artık gözüm arkada kalmayacak.” Tam o sırada, iç kapıdan gelen motor sesi duyuldu. Az sonra kapı açıldı. Uzun boylu, yanık tenli, ince yapılı bir adam içeri girdi. Üzerindeki mavi-kırmızı otobüs firması montunu çıkarırken, “Kızım evde miymiş?” diye seslendi. “Buradayım baba!” diye yanıtladı Meyra neşeyle. Faruk, Türkiye’nin dört bir yanına sefer yapan uzun yol otobüs şoförlerindendi. Her dönüşünde evde bir bayram havası olurdu. Kızına düşkündü, ne zaman evdeyse onun yanından ayrılmazdı. Saçlarını karıştırarak yanına geldi, alnından öptü.“Şoförün en sevdiği yolcusu ne yapıyor bakalım?” “Okula kaydını yaptırmış,” dedi Nazlı. “Senin yokluğunda büyümeye devam ediyor bu kız.” Faruk, neşeyle göz kırptı. “Benim kızım zaten hep büyük. Hem şimdi o zengin bebesi okulda aslan gibi gezinecek ortalıkta.” Yemekler servis edildi, herkes masaya oturdu. İlk lokmalar yenirken Meyra ciddileşti, başını hafifçe eğdi.“Bugün biriyle tanıştım okulda. Arda diye bir çocuk. O da bursluymuş. Beni uyardı...” “Neye karşı?” diye sordu Faruk, çatalını havada unutmuş halde. “Okulda zorbalık varmış baba. Özellikle biri varmış ki herkes ondan çekiniyormuş.” Nazlı hemen başını çevirdi, kaşlarını kaldırarak baktı. “Aman kızım... sen kimseye bulaşmadan okulunu oku da gel. Allah korusun, o çevre başka. Herkesin gözü üstünüzde olur.” Faruk ise sandalyesine yaslandı, dudaklarını büktü.“Bak kızım... sana ne dedim ben? Zorbalık mı var? Atlayacaksın üstüne. Kimmiş o zorba? Baban seni otobüs durağında büyütmedi sadece. Kavga nasıl edilir, onu da öğrettim.” Nazlı, kaşığı elinden bırakıp kocasına döndü.“Saçma sapan akıllar verme Faruk. Kızını belaya mı sürüklüyorsun?” “Yok be kadın, ben sadece hakkını yedirmesin diyorum. Sen de hep yanlış anlıyorsun.” Nazlı göz devirdi ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Meyra ise o an ikisini izliyordu. İçi sıcacık olmuştu. Bu küçük atışmalar, bu kırıntı gibi muhabbetler, hayatının en kıymetli parçalarıydı. Nazlı’nın yemekle yoğrulmuş elleri, Faruk’un taşralı esprileri ve ona bakan iki çift yorgun ama gururlu göz... Regnum Koleji’nin kristal avizeleri, onun için bu masadan daha değerli olmayacaktı. “Merak etmeyin,” dedi. “Ne hak yerim... ne de hakkımı yediririm.” Faruk başını onaylayarak salladı.“Helal sana. İşte benim kızım.” Nazlı derin bir iç çekti. “Aman diyeyim kızım... akıllı ol. Gücünü göster ama göze batma. Bu devir kötü. Kimin ne yapacağı belli olmaz.” Meyra gülümsedi. Babasından cesareti, annesinden dengeyi öğrenmişti. İkisiyle birden büyümüştü. Şimdi sıra, kendi yolunu çizmeye gelmişti. Okulun açılmasına henüz iki ay vardı ama Regnum Koleji, öğrencilerine yalnızca zihinleriyle değil, cepleriyle de hazır gelmelerini bekliyordu. Meyra’nın telefonuna birkaç gün önce gelen bilgilendirme mesajında, okulun onaylı forma dükkanının adresi, kitap listesinin bulunduğu bağlantı ve önerilen kitapçının adı yazıyordu. Mesaj, zarif bir dil ve dikkatli cümlelerle hazırlanmıştı. Ama satır aralarında açıkça şunu söylüyordu: “Bu okula giriyorsan, standartların dışına çıkma.” Meyra, sabah erken saatlerde kalktı. Babasının bir önceki akşam verdiği harçlığı dikkatlice cüzdanına yerleştirdi. Paraya dokunurken bile annesinin uzun vardiyalarını, babasının direksiyon başında geçen uykusuz gecelerini düşünmeden edemedi. Çantasını omzuna atıp dışarı çıktı. İstanbul’un yaz sonuna özgü boğucu sıcaklığı sokakları doldurmuştu. Hava henüz öğle olmamıştı ama binaların duvarlarından yansıyan sıcaklık, nefes almayı zorlaştırıyordu. Forma mağazası, şehrin zengin semtlerinden birinde yer alıyordu. Girişte büyük cam vitrinler, mankenlerin üzerinde özenle sergilenen kolej ceketleri, pileli etekler ve simli okul armaları... Sanki bir okul kıyafeti değil, prestij satılıyordu. Kapıdan içeri adım attığında içeri yayılan hafif vanilyalı koku burnuna çarptı. Klima, dışarıdaki sıcaklığı tamamen silmişti. İçeri girdiğinde kendisini başka bir dünyaya geçmiş gibi hissetti. Resepsiyonun arkasında duran, saçları topuz yapılmış orta yaşlı bir kadın, onu şöyle bir süzdü.“Buyrun, size nasıl yardımcı olabilirim?” “Regnum Koleji öğrencisiyim. Forma almak istiyorum.” Kadın, bu cümledeki “yeni” hissini sezmişti. Hafif yapay bir gülümsemeyle başını salladı.“Ceket, gömlek, etek, yelek, spor eşofmanı ve ayakkabı... Hepsi bir arada alırsanız indirim uygulanıyor. Fiyatlar şu listede.” Kadın, kristal camlı bir kutunun içinden parlak bir fiyat listesi uzattı. Meyra listeye göz gezdirdi. Gözleri rakamların üzerinden geçti, sonra tekrar döndü. Gömlek fiyatı bir haftalık mutfak alışverişleri kadar, ceketse neredeyse babasının bir sefere çıktığında aldığı tüm yevmiye kadardı. Yutkundu. “İkinci el... var mı acaba?” Kadın ilk kez şaşırmış gibi oldu ama yüz ifadesini bozmamaya çalıştı.“Hmm... Pek talep edilmez ama depoya baktırayım.” Kadın, arka tarafa yönelirken Meyra başını raflara çevirdi. Aynı okul arması, aynı renk... ama sanki üzerindeki etiket, kumaştan çok daha ağırdı. Beklemek yerine, kitapçıya gitmek üzere mağazadan çıktı. Kitapçı, forma dükkanına göre daha samimi bir havası olan bir yerdi. Raflar sıkışık, çalışanlar daha doğal; içeride kağıt, mürekkep ve eski kitap kokusu hakimdi. Listedeki kitapları çıkardı, satıcıya verdi. “Bunlar ana müfredat kitapları,” dedi görevli. “Ama şu listeye de bakmalısınız. Regnum Koleji, sosyal gelişim programı diye fazladan birkaç kitap daha istiyor. Felsefe giriş kitapları, ileri düzey İngilizce öyküler, dünya tarihinden okuma parçaları…” Meyra listeyi aldı. Ellerinde ter birikmeye başlamıştı. Rakamlar gözünün önünde dans ediyordu. Bütün kitapları bir arada almak mümkün değildi. Eline aldığı birkaçını seçerek kenara ayırdı.“Ben... bunları alayım. Geri kalanını sonra alacağım.” Adam başını salladı. “İlk hafta tam listeyi isterler, ama öğretmenine danışırsan belki esneklik sağlanır.” Meyra kitapları çantasına yerleştirirken sessizdi. Dışarı çıktığında, öğle sıcağı başına vurmuştu ama o artık başka bir sıcaklığı hissediyordu: endişe. Kaldırımda ilerlerken, kalabalık sokaklarda yürüyen insanların yüzlerine bakıyordu. Herkesin bir telaşı vardı. Kiminin ellerinde alışveriş torbaları, kiminin kulaklıkları... Ama onun aklında sadece eksik kitaplar ve okulun beklentileri vardı. Birden durdu. Kafasında bir karar çakıldı. “Annemle babamı zor duruma sokmayacağım. Kitaplar da forma da alınır. Ama bunun için çalışmam gerek.” Gözlerini kararlı bir şekilde gökyüzüne kaldırdı. Tatilin kalan günlerinde bir iş bulacak, çalışacak ve kalan eksiklerini kendi emeğiyle tamamlayacaktı. Kızgın güneşin altında gülümsemesi küçüktü ama gözlerindeki ışık büyük bir şeyi haber veriyordu. Pes etmeye niyeti yoktu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

30 Days to Freedom: Abandoned Luna is Secret Shadow King

read
317.5K
bc

Too Late for Regret

read
347.8K
bc

Just One Kiss, before divorcing me

read
1.8M
bc

Alpha's Regret: the Luna is Secret Heiress!

read
1.3M
bc

The Warrior's Broken Mate

read
148.0K
bc

The Lost Pack

read
460.0K
bc

Revenge, served in a black dress

read
157.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook