Devran
Bugün babaanneme evlenmek istediğimi söyledim, çok mutlu oldu. “Sonunda oğlum, 25 yaşına geldin; yıllardır yalvarıyorum, bir türlü ikna olmamıştın,” dedi mutlu bir sesle. Dilşah “Kim bu şanslı kız ağabey?” dedi gülerek. “Babaanne, Kara aşiretinden Polat Ağa’nın kız kardeşi Rojda ile evlenmek istiyorum,” dedim kararlı bir sesle. “Tamam, önce bir araştırayım kızı, sonra arar geleceğimizi haber ederim,” dedi babaannem otoriter bir sesle. “Tamam babaanne, benim çıkmam lazım, şirkette toplantım var,” dedim ve konaktan çıktım.
Üç sene önce babam ve annem kaza geçirdi; babam o kazada öldü ama annemin belden aşağısı tutmuyor. Tedavi ettirmek istedik ama istemiyor, babamdan sonra hayata küstü. Babam ölünce Hazeran aşiretinin başına ben geçtim ve genç yaşta ağa oldum. Kız kardeşim Dilşah, babam öldükten, annemin de hem bacakları tutmayıp hem hayata küsmesinden sonra eski neşesini kaybetti. Her zaman yanında olmaya çalışıyorum ama annemin durumu onu çok etkiliyor.
Rojda’yı ilk arkadaşım Demir aşiretinden Ömer Ağa’nın düğününde gördüm; o kadar güzeldi ki gözlerimi alamadım. Sonra araştırdım ve Kara aşiretinden Polat Ağa’nın kız kardeşiymiş. Babaannem artık her gün bir kız ismiyle gelince en azından kendim beğendiğim biriyle evlenmek istedim.
…
Bugün kız istemeye gidecektik; babaannem, ben ve Dilşah gidecektik sadece. Anneme bugün teyzemin kızı Dila bakacaktı. Dila’nın benden hoşlandığının farkındayım ama onun benim gözümde Dilşah’tan farkı yoktu.
“Hazır mısınız? Çıkalım, gecikeceğiz,” dedim telaşla. “Babaanne hadi çıkalım, yoksa ağabeyim burada kalpten gidecek,” dedi gülümseyerek. “Benimle uğraşma Dilşah,” dedim ama haklıydı. “Geldim geldim, hazırlıkları bir daha kontrol ettim; her şey hazır, hadi gidelim,” dedi her zamanki otoritesiyle.
Yola çıktık; yaklaşık bir saat sonra Kara aşiretinin konağının kapısındaydık. Hep birlikte indik ve konağın kapısı açıldı. Bizi Polat Ağa ve eşi karşıladı. “Hoş geldiniz,” dediler gülümseyerek. Biz de “Hoş bulduk,” dedik. İçeri geçince kapıda iki tane kız vardı; biri Rojda’ydı, diğeri de kardeşi olmalıydı.
Babaannem Rojda’ya sadece başıyla selam verdi ama diğer kıza elini uzattı ve elini öptürdü. Bunu neden yaptığını anlamadım ama içim bir huzursuz oldu.
Salona geçtik ve oturduk, havadan sudan konuşmaya başladılar. Kahveleri Rojda değil, diğer kız dağıtıyordu; ben anlamadım, benim bildiğim istenen kız dağıtırdı. Babaannem lafa girdi: "Biz buraya hayırlı bir iş için geldik. Polat oğlum, Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınız Rojin’i oğlumuz Devran’a istiyoruz," dedi kararlı bir sesle. O an dondum kaldım. Babaannem Rojin mi dedi? Beni yanlış mı anladım, Allah'ım ne oluyor burada?
Polat Ağa, "Kızımıza sormadan size cevap veremem, müsaade ederseniz kardeşimle konuşup gelelim," dedi ve eşi ile kardeşleriyle odadan çıktılar. O an sinirle dönüp, "Babaanne sen ne diyorsun? Ne Rojin’i? Ben Rojda’yla evlenmek istiyorum," dedim. Babaannem sakin bir şekilde bana döndü: "Ben ne yaptığımı biliyorum oğlum. Ben buraya gelirken kimi isteyeceğimizi söylemedim ve küçük bir araştırma yaptım, o yüzden karışma, ağzını da açma," dedi sert ve otoriter sesiyle. Allah'ım, ne olur bana bir yol göster…
…
Rojin
Sabaha kadar çok düşündüm; ben kardeş olduğumuzu sanıyordum ama değilmişiz. Artık o kadar ağlamaktan gözümden yaş gelmiyordu. Sabaha kadar düşündüm; eğer görücüler bana geldiyse evleneceğim, yoksa Rojda her gün ihanetini gözüme soka soka yaşayacak ama ben tükeneceğim. Onlar beni tüketmeden en iyisi uzaklaşmak.
Ertesi gün yengemle konuştum; beni vazgeçirmek istedi ama ben kararımın arkasında durdum. En sonunda vazgeçti, "O gün tekrar geldiğinde konuşuruz," dedi.
Bu akşam görücüler gelecekti; konakta hummalı bir çalışma vardı. Akşama kadar tüm ev baştan aşağı temizlendi ve çayın yanına bir şeyler yaptılar. Akşam olunca kapıdan içeri girdiler. Senem Hanımağa direkt benim yanıma geldi ve bana elini öptürdü; buna istinaden yengem kahveyi bana yaptırdı.
Senem Hanımağa lafa girdi: "Biz buraya hayırlı bir iş için geldik. Allah'ın emri, peygamberin kavliyle kızınız Rojin’i oğlumuz Devran’a istiyoruz," dedi kararlı bir sesle.
Ağabeyim de "Kızımıza sormadan size cevap veremem; müsaade ederseniz kardeşimle konuşup gelelim," dedi beni düşünerek.
Diğer odaya geçtik ağabeyim ve yengemle. "Kardeşim, annem ve babamın emaneti; ne düşünüyorsun? Ben Devran’ı tanırım; mert, dürüst biridir ama karar senin," dedi. Merakla cevabımı bekliyorlardı.
Derin bir nefes aldım. "Sen uygun gördüysen ağabey," dedim. O almıştı mesajı. "Tamam, anladım kardeşim; hakkınızda hayırlısı," dedi yumuşak bir sesle. Yengem "Emin misin Rojin?" dedi, merakla bakıyordu. "Eminim yenge," dedim sakin ve kararlı bir sesle.
Salona döndük, yerlerimize oturduk. O arada Rojda da geldi, merakla bekliyordu. "Kardeşimle konuştum, hayırlı olsun," dedi ağabeyim. Senem Hanımağa, "Hayırlısı olsun o zaman, yüzükleri takalım," dedi; yüzündeki mutluluk görünüyordu.
Devran’la yan yana durduk ve ağabeyim yüzüklerimizi taktı. "Sana en kıymetlimi emanet ediyorum Devran. Ona iyi bakacağına eminim ama eğer gözünden yaş akarsa kardeşimi alırım," dedi kendinden emin sesiyle. "Hayırlı uğurlu olsun," dedi ve kurdeleyi kesti. Devran da "Emanetine gözüm gibi bakacağım, gözün arkada kalmasın," dedi.
Düğün bir ay sonra olacaktı ama Devran’a bakınca sanki evlenmek istemiyordu ya da ben yanlış anlıyordum. Allah’ım ne olur beni utandırma, inşallah doğru olanı yapıyorumdur…