Rojda Göz kapaklarım, üzerlerine kurşun dökülmüş gibi ağırdı. Onları aralamaya çalıştığım her an, zihnimdeki o karanlık boşluğa geri çekiliyormuşum gibi hissediyordum. Önce sesler ulaştı bana; çok uzaktan, sanki bir suyun altındaymışım gibi boğuk ve yankılı… Ardından o düzenli, ritmik ses zihnimi tırmalamaya başladı. Bip... Bip... Bip... Hemen ardından kolumdaki o tuhaf baskıyı hissettim; tansiyon aletinin manşeti düzenli aralıklarla şişiyor, damarlarımdaki kanın akışını zorla durdurup sonra serbest bırakıyordu. Kirpiklerimi hafifçe titretip gözlerimi araladığımda, tepemdeki bembeyaz floresan ışığı bir bıçak gibi saplandı bakışlarıma. Görüşüm bulanıktı. Burnuma dolan o geniz yakan dezenfektan kokusu, nerede olduğumu saniyeler içinde haykırdı ruhuma: Hastane. "Uyandı..." dedi bir ses.

