İyi okumalar dilerim…
Evin kızdan anlatım…
Sancı;
Ana rahmine düştüğümüz andan itibaren başlıyordu hayat serüvenimiz. Doğum günü geldiğinde belki de en büyük sancıyı yaşıyordu anne dediğimiz varlıklar. Bir feryatla geliyorduk dünyaya ve o sancıların daha büyüklerini yaşamaya hazırlanıyorduk. Tıpkı şu an yaşadığım acı gibi.
Bin bir emekle dünyaya geliyorduk, sevgiyle büyüyor belki de üstün bir özveri ile yetiştiriliyorduk peki, ne için? Hiçbir vasfı bulunmayan ellerin elinde heba olmak için mi?
İçimde hissettiğim sancının tarifi yoktu. Nefes aldığım her an ciğerlerime bıçaklar saplanıyor gibi oluyordu. Kaç saat geçmişti bilemiyordum. Başımı kaldırıp camdan dışarısına baktığımda güneş iyice çekilmeye başlamıştı. Yorgunca oturduğum zeminden kalktım.
Bedenim hala daha titriyordu. Gözlerimin içi dahi alev gibi yanarken derin bir soluk aldım. Eşyalarım bahçede kalmıştı. Üstümü saçlarımı düzeltip derin bir nefes alarak kapıya doğru yürüdüm. Yavaşça elimi kaldırıp kapının kulpuna tutundum. Bir söz vermiştim ve ne olursa olsun bana güvenen insanları asla yarı yolda bırakmayacaktım. Zorlukla kapıyı açıp dışarı çıktım ve derin bir nefes aldım.
İhsan ağa ile göz göze gelince koşar adım yanıma gelip “Evin kızım ne bu halin?” diye sordu. Boğazımı temizleyip “abi beni aracı sen kullan. İlk önce Zehra ablaları alacağız. Sonra da Furkan’ın mezuniyetine gideceğiz. Ben tek başıma gidemeyecek haldeyim” dedim.
İhsan ağa öfke ile nefes alıp “ben Hamza ağa ile konuşacağım kızım. Beş dakika kaldı seni senden edip gitti. Bu iş nasıl iş anlamadım ama o hal yolunu bulur” dedi. Karşı gelecek halim bile yoktu. Zorlukla yürüyüp çantamı elime aldığımda ayağımın altınından yerin kaydığını hissettim.
Gözlerimde şimşekler çakarken nefesim kesildi adeta. Dudaklarımı aralamaya çalıştım ama başaramadım. Vücudum daha da büyük sarsıntı halindeydi. Zorlukla kendimi dizginledim. O esnada abimi gördüm karşıma. Çatık kaşları düz bir hal aldı ve koşar adım yanıma gelip endişe ile yüzüme bakmaya başladı.
“Bacım ne oldu sana?”.
İçimden gelen ağlama isteği ile çenem titredi.
“İhsan ağa sen Zehra ablayı ve Furkan’ı okula götür. Durumu Zehra ablaya anlat ve telafi edeceğimi söyle”.
İhsan ağa üzgün bir ifade ile başını sallarken abimin kolları arasında yaprak gibi titriyordum. “Beni eve götür abi. Adamlara söyle arabamı alsınlar. Kendime geleyim enine boyun konuşuruz her şeyi”. Abim tek kelime etmeden beni kucağına aldığı gibi araca doğru yürümeye başladı. Kapıda olan adamları aracın kapısını açarken bende yorgunca yolcu koltuğuna oturup sakinleşmeye çalıştım.
Abim yerine geçip aracı çalıştırıp hızla yola çıktı. Hemen telefonunu alıp araç içi sisteme bağlayıp birilerini aradı.
“Efendim canım”.
Aradığı kişi Selvi yengemdi.
“Selvi, Evin berbat bir halde. Çok ateşi var ve titriyor. Kimseye bir şey çaktırma özellikle de Baran’a. Kardeşimle konuşup olan biteni bir öğreneyim. Sen sadece abisi ile birlikte geliyorlar de yeter”.
Selvi yengem;
“Kıza bir şey mi yapmış Hazar? Evin’le konuşmak istiyorum”.
Derin bir nefes alıp “yanındayım yenge, ateşim var biraz. Merak etme geldiğimde anlatırım her şeyi. Sadece sakin kal ve ortalığı idare et” dedim.
Selvi yengem;
“Sağ salim gelin de gözlerimle göreyim seni”.
Abim telefonu kapatıp anlık olarak yüzüme baktı. Bense canlı cenaze gibiydim. İçim hala daha titriyordu ve nefes almakta güçlük çekiyordum. Başımı sağ tarafıma çevirip gözlerimi kapattım. Olanları düşünmek istemiyordum ama zihnimden silemiyor kulağım içinde yankılanan sesi susturamıyordum.
Herkes bana ne olduğunu soracaktı. Ben kendime yakıştıramazdım bu olanları. Yüzüm tutmazdı anlatmaya. Peki, o ailemin karşısına geçip söylediklerini, düşünceleri anlatabilecek kadar cesaretli miydi?
“Evin, Baran öfke ile gelip saçma sapan konuştu. Abicim bak doğruyu söyle birine sevdalı mısın sen?”.
Sertçe başımı ona çevirdim.
“Ne sevdası, ne saçmalıyorsun abi sen? Rohat ile görmüş beni, hesap sordu ama nasıl sormak! Sabır et, gittiğimizde bir de sizin önünüzde sorsun hesabını. Şimdi sadece sessiz ol abi. Çünkü tüm kemiklerim kırılacakmışçasına ağrıyor”.
Abim sert soluğunu öfke ile bırakırken sessizlik içinde yolculuğumuza devam ettik. Kimi zaman içim gidiyordu. Tam uykuya dalacakken sıçrayıp gözlerimi açıyordum. Midemin de bulanması ile “abi sağa çeker misin aracı. Midem ağımda” dedim. Abim dediğimi yaparken duran araçla birlikte kendimi dışarı attım.
Derin bir nefes almıştım ki, büyük bir öğürtü ile haykırıp kusmaya başladım. Abim sırtımı sıvazlarken içim resmen zehre dönmüş. Geri çekilip nefes nefese abimin yüzüne baktım. O ise sol elinde tuttuğu su şişesini yüzüne yaklaştırdı. Ellerimi açıp kabul ettim. Hem yüzümü yıkamaya hem de ağzımı çalkalamaya ihtiyacım vardı.
Biraz daha sakinleştikten sonra yavaşça çöktüğüm yerden kalkıp araca geçtim. Abimde yerini alıp aracı çalıştırıp yola devam etti. Birkaç saat sonra kendi konağımızın önünde durup kendimi toparlamaya çalışsam da başarılı olamadım. Abim kapımı açıp beni tekrar kucağına alırken kollarımı boynuna dolayamamıştım bile.
Ömer abinin endişe ile “hayrola ağam neyi var Evin kızımızın?” diye sorduğunu duydum. Tepki veremeyecek kadar yorgundum. Abim “Ömer abi aç hele kapıyı. Bacım iyi değil ateş gibi yanıyor. Hemen Bülent abiyi çağırın. Gelip kardeşime baksın hadi abi hemen” dedi.
Konaktan içeri girdiğimizde annemin çığlığı yankılandı kulağımda. Tabii sonrasında birbirini takip eden telaşlı adım sesleri.
“Ne oldu kızıma Hazar? Neyi var iki gözümün çiçeğinin?”.
Sessizce “abi” diyerek inledim. Abim hızlı adımlarla yürüyüp merdiven çıkmaya başladı. Odama girdiğini kokumdan anladım. Bedenimi sakince yatağa yatırıp “yengeni gönderiyorum hemen sana yardımcı olsun” dedi. Gözlerimi kapatıp açtım.
Zira konuşacak halim kalmamıştı. Abim odadan çıkarken Baran kapının önünde “neyi var abi girebilir miyim yanına?” diye sordu. Abim “beke Baran, kardeşim biraz toparlansın o vakit konuşursunuz” dedi.
Ardından yengem odama gelmiş üstümü değiştirmeme, saçlarımı toplamama ve yatmama yardımcı oldu. Sonra Bülent abi aile doktorumuz gelip kontrol etti. Ona dürüst olup yaşadıklarımı anlattım. Çok öfkelendi. Çünkü yaşadığım şu durum hiçte anlaşılabilir nitelikte değildi.
Odamdan çıkıp kapı önünde bekleyenlere durumumu izah ederken Baran ile göz göze geldik. Başımı ters yöne çevirip derin bir nefes alırken abimin sesi yükselmeye başladı. Sabır dilercesine yerimden kalkıp üzerime uzun ceketimi giymeye çalıştım.
“Beni aradığında Evin’e ulaşamadığını söylemiştin. Urfa’ya gidip kardeşimi bağ evinde bu halde buldum. Söyle, ne yaptın kardeşime de bu hale geldi?”.
Bülent abi araya girdi.
“Hamza amca, en yakın zamanda sizi hastaneye bekliyorum. Bu durumu daha derinlemesine konuşup profesyonel destek alınması şart. Evin sizin olduğu kadar benimde kıymetlim. Rahmetli kardeşimin emaneti ve bu durumu en kısa sürede yenmesini isterim. Bu yüzden en kısa zamanda sizi bekliyorum”.
Bülent abi konuşup vedalaşarak konaktan ayrıldı. Bense zorlukla kapının önüne çıktım. Babam bana doğru hamle yaparken elimi kaldırıp durmasını sağladım.
“Benim Furkan’ı biliyorsunuz, orta okuldan mezun oldu ve liseye başlayacak. Bu yüzden ona söz verdiğim için sabah erkenden kalkıp Urfa’ya gittim. İlk önce evlerinde kahvaltı yaptık. Sonra da benim bağ evine geçip rahmetli babasının söz verip de ömrünün yetmediği o hediyeyi verdim Furkan’a. Bizim yeni doğan doru taylardan birini Furkan’a hediye ettim”.
Tükenmiş gibi hissediyordum kendimi. Yine derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim.
“Zehra ablalara kahvaltıya gittiğimde Rohat’da oradaydı. Bağ evine geçtiğimizde de yanımızdaydı. Bir ara bizim arka bahçeye geçip Baran ile evleneceğimi, Karan aşireti ile yapmış olduğumuz anlaşmaları anlattım. Neticede dostumdu ve bundan sonra lanet olsun ki, istesem de görüşemezdim. Bunu benden öğrensin istedim. Kusurum bu. Duymadığım hakaret kalmadı baba. Benim adıma söz verdiğiniz hanenin oğlu ilk önce sağ kolumu morarttı”.
Üzerimdeki elbisenin kısa kolunu yukarı doğru kaldırdım. Abim ve babam kolumu görünce şok oldular.
“Ömrümde senden bir fiske dayak yememiş ben daha evlenmeden sözlü şiddeti yaşadım. Hem fiziksel hem de psikolojik. Sana gelince Baran. Derhal akşama annen ve baban bu hanede olsun. Ben öyle ya da böyle toparlarım kendimi ama bir an önce sadece annen ve baban buraya gelsin”.
Odama gireceğim vakit duraksayıp omzum üzerinden hafifçe başımı ona çevirip öfke ile tısladım.
“Eğer annen olacak kadın neden çağırdığımı sorarsa gelin ağanın emirleri varmış, sizi konağına bekler dersi”.
Annem ve yengem şaşkınca bana bakarken ekledim.
“Sadece onlar değil, sizde hazır olun akşama. Sadece onlara değil sözüm. Belki de en ağırlarını sen duyacaksın Hamza ağa”.
Bedenimi ona dönüp gözlerinin içine bakarak tısladım.
“Peki, kendi ellerinle yarattığın canavarı izlemeye hazır mısın baba?”…