Gölgelerin ardındaki fısıltılar
Teb şehri, akşamın altın ışıklarıyla parlıyordu. Geniş taş yollar, pazar yerinden yükselen baharat kokuları ve sarayın ihtişamı, şehrin büyüklüğünü ve gücünü gözler önüne seriyordu. Ancak bu ihtişamın ardında, halkın göremediği bir karanlık gizleniyordu.
Amara, sarayın geniş taş avlusunda sessizce ilerlerken, bir an için etrafını inceledi. Burada çalışmaya başlayalı birkaç ay olmuştu ve hâlâ bu devasa yapı ona yabancı geliyordu. Sarayın gölgeleri arasında süzülen insanlar, yüksek mermer sütunlar ve uzaklardan gelen hiyeroglif çözümlerine dair fısıltılar… Burada herkesin bir sırrı vardı. Ve o, çoktan kendi sırrını saklamayı öğrenmişti.
Gözlerini avlunun köşesinde, bir taş sütuna yaslanmış bekleyen kişiye çevirdi. Ray. Çocukluk arkadaşı. En yakın dostu. Şimdi ise, bir sırrın peşinde ona yol gösteren tek kişi.
Ray, Amara’yı görünce yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, ancak gözlerindeki endişeyi gizleyemedi. “Buraya gelmen tehlikeli olabilir,” dedi alçak bir sesle. “Bu işin peşini bırakmalısın.”
Amara kaşlarını çattı. “Bunu ikimiz de yapamayacağımı biliyoruz.”
Ray iç çekti ve bir parşömen parçasını cüppesinin iç cebinden çıkardı. Amara’ya uzattı. “Bunu buldum. Senin ailene ait.”
Amara titreyen ellerle parşömeni açtı. Sararmış papirüsün üzerinde eski bir yazı vardı. Fakat gözleri, yazının ortasındaki tuhaf sembole takıldı.
“Bu… mümkün değil,” diye fısıldadı.
Ray, etraflarını kontrol ettikten sonra onu kolundan tutup daha tenha bir köşeye çekti. “Amara, bu sembol tanrılarla bağlantılı bir büyünün parçası
Amara’nın gözleri büyüdü. Titreyen parmaklarıyla papirüsü daha dikkatli inceledi. Sembol, daire içine alınmış, içinde karmaşık hiyerogliflerle çevrelenmişti. Bu işaretin anlamını bilmiyordu, ama hisleri bunun sıradan bir şey olmadığını söylüyordu.
Ray, sesi alçak ama keskin bir tonda konuştu. “Bunu tapınakta buldum, ama oraya nasıl geldiği bilinmiyor. Amara… bu sembol, tanrılarla bağlantılı bir büyünün parçası olabilir.”
Amara gözlerini kaçırdı. Büyü. Bu kelime ona çocukluğundan beri fısıltılarla anlatılmıştı. Yasaktı. Tehlikeliydi. Ölüm demekti. Ve şimdi ailesinin geçmişinde bu kelimenin yankılandığını öğrenmek, ona derin bir ürperti verdi.
“Sen… bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?” diye sordu Ray.
Amara yutkundu. “Hayır. Ama öğrenmek zorundayım.”
Ray, kaşlarını çattı. “Bunu araştırırsan, geri dönüşün olmaz. Bu, senin için çok tehlikeli olabilir.”
Amara başını kaldırdı, gözleri keskin bir kararlılıkla ışıldıyordu. “Ben zaten geri dönmek istemiyorum, Ray. Ailem öldü ve kimse nedenini açıklamıyor. Eğer bu sembol bana bir ipucu verecekse, peşinden gideceğim.”
Ray, bir an tereddüt etti, sonra başını salladı. “O zaman dikkatli olmalıyız. Çünkü bu işin içinde tanrılar varsa… onların hoşuna gitmeyecek şeyler öğrenebiliriz.”
O anda, avlunun ötesinde bir gölge kıpırdadı. Amara, birinin onları izlediğini hissetti ama dönüp baktığında kimseyi göremedi. İçine bir ürperti yayıldı.
Kendi kendine fısıldadı:
“Bu daha başlangıç.”