Derya, planının her bir adımını soğukkanlılıkla anlatırken, Betül’ün gözlerindeki bir kıvılcımın yavaşça büyüdüğünü fark etti. Her bir kelime, Betül’ün içinde bir tür zafer duygusu uyandırıyordu. Derya, rahat bir şekilde çikolatadan bir parça daha alıp Betül’e dönerek, planın detaylarını paylaşmaya başladı.
"Hasan'a ne kadar yakın olursam, o kadar güçlü oluruz," dedi Derya, sesinde karanlık bir güven vardı. "Onun zayıf noktalarını öğrenmeli ve onu etkileyebilmeliyim. Onu o kadar iyi tanıyacağım ki, her hareketi, her kararını tahmin edebileceğim. Sonra, birkaç imza ile elindeki tüm varlıklarını bana geçireceğiz. Hasan’ın gözleri kapalı bir şekilde, kendini sana güvenmiş gibi hissedecek. O zaman her şey bizim olacak."
Betül, Derya'nın söylediklerini dinlerken, içinde bir tür soğuk heyecan hissetti. Evet, bu plan tam anlamıyla intikam almanın ve gücün elinde olmanın yolu gibiydi. Eğer bu işe yararsa, Hasan her şeyi kaybedecek, ve o zaman onun hayatı tamamen Betül’ün kontrolüne geçecekti.
Derya devam etti: "Sonra, o parayı sana vereceğim. Hasan, elinde avucunda hiçbir şey kalmadığında, iş bulmak zorunda kalacak. Ama sen ona iş vereceksin, Betül. O zaman o senin resmen köpeğin olacak." Derya'nın her bir cümlesi, Betül’ün içinde büyüyen karanlık arzuyu daha da kuvvetlendiriyordu. Hasan’ın düşüşü, Betül için bir ödül gibi görünüyordu.
Betül, bir an sessiz kaldı, ama sonra başını sallayarak, "Evet, bu kesinlikle işe yarayacak," dedi, içindeki nefret ve hırsla. Hasan’ın onu aldattığı o an, ona her şeyi kaybettirmenin tatminini sağlamak istiyordu. Derya'nın planı, onun hayalindeki intikamın ötesine geçiyordu.
"Sen Hasana nasıl yaklaşacaksın peki?" diye sordu Betül, gözlerinde bir merak belirdi. Derya, planın nasıl hayata geçeceğine dair net bir fikirle yanıt verdi: "Sen bana onun numarasını ver, Betül. Biz belli bir süre boyunca hiç konuşmayacağız. Böylece Hasan suphelenmeyecek. O zaman, benim ona yaklaşabilmem için her şey mükemmel bir şekilde yerli yerine oturacak."
Derya'nın planı, sadece intikam almak değil, aynı zamanda güç ve kontrolü tamamen ellerinde tutmak içindi. Betül, bu işin sonunda istediği her şeye sahip olacak gibiydi. Hasan, her şeyini kaybedecek ve Betül, tüm dünyayı parmaklarının ucunda hissedecekti. Ve Derya, bu planı başarıyla uygulayarak, kendi içindeki karanlık arzularını tatmin edecekti.
Derya, planı kafasında netleştirdikçe, içindeki karanlık arzuların daha da keskinleştiğini hissediyordu. Betül’ün ona güvenmesi ve her adımı takip etme kararlılığı, Derya’yı bir adım daha ileriye taşıdı. Yavaşça yerinden kalktı, çikolata tabağını kenara koydu ve Betül’e dönerek, "Hemen planı gerçekleştirelim. Ben eve geçiyorum, sen bana numarayı atarsın, ben de hazırlanmaya başlayacağım," dedi. Cümlesi, bir emir gibi değil, bir antlaşmanın netliğiydi. Betül, gözlerinde bir anlam derinliğiyle kafasını sallayarak, "Anladım," dedi ve Derya’yı izledi.
Derya, hızla ayağa kalkarak evin kapısına yöneldi. Adımlarını hızlandırarak, sanki her saniye, ona daha yakın bir zaferi getirecekmiş gibi hissediyordu. Evine vardığında, kapıyı kapatıp derin bir nefes aldı. İçindeki huzursuzluğu bir kenara bırakıp, planın her detayına odaklandı. Kalbi hala hızlı atıyordu, ama bu kez korku değil, bir şeyleri başarmanın heyecanı vardı.
Betül’ün içinde ise farklı bir karmaşa vardı. Derya ile yaptığı konuşma, ona geçmişte eksik kalan bir intikamın peşinden gitme gücü vermişti. O, birçok erkeği hayatında bir şekilde hüsrana uğratmıştı; ama bu seferki, çok farklıydı. İçindeki burukluk, yıllarca beklediği bu anın getirdiği karmaşık duygularla birleşmişti. Onun da hayatında bir tür tatmin arayışı vardı, ama bu tatmin sadece bir erkekle ilgili değildi. Tüm erkeklerin, kendi ellerinde olmasını istiyordu. Bu plan, ona aradığı o tatmini, belki de son bir kez verecekti.
Betül, yalnız kaldığında, içindeki duygulara hakim olamadı. Duygusal olarak, Derya'nın söyledikleri ona bir tür özgürlük hissi vermişti; aynı zamanda bir tür hüsranı da.
Şimdi, o boşluk daha da derindi. Derya ile yaptığı anlaşma, belki de onun sonunda aradığı şeyin anahtarıydı. Ve bu yolda ilerlerken, her şeyin gerçekten kendi kontrolünde olduğunu hissetti. Yine de, bir hüzün vardı içinde; bir eksiklik, bir yara. Tüm bunlara rağmen, hayatını değiştirecek bu intikam yolculuğuna başlamak zorundaydı.
Derya, telefonunun ekranında beliren mesajı gördüğünde yüzüne sinsice bir gülümseme yayıldı. Betül sözünde durmuş ve Hasan’ın numarasını ona göndermişti. Planın ilk adımı atılmıştı ve şimdi sıra, Hasan’ı bu oyunun içine çekmeye gelmişti.
Telefonu elinde tutarken, ağır adımlarla aynanın karşısına geçti. Gözlerini aynadaki yansımasına dikti. Güzel bir kadındı, ama bu gece yalnızca güzel olmak yetmezdi. Her erkeğin bakışlarını üzerine çekmek, dikkatlerini tamamen kendisine hapsetmek istiyordu. Yüz hatlarını belirginleştirecek, dudaklarını daha dolgun, gözlerini daha derin gösterecek şekilde makyaj yapmaya başladı. Kırmızı rujunu dikkatlice sürdü, dudakları daha da çekici hale geldi. Göz kapaklarına hafifçe gölge vererek bakışlarına gizemli bir anlam kattı. Rimeli sürerken hafifçe gülümsedi; çünkü biliyordu, bu gece Hasan karşısında durduğunda gözlerini ondan alamayacaktı.
Saçlarını dalgalandırıp omuzlarına düşürdü, ardından en çekici kıyafetlerinden birini seçmek için dolabını açtı. Vücuduna tam oturan, zarif ama bir o kadar da baştan çıkarıcı bir elbise giydi. Artık hazırdı.
Telefonu eline aldı, birkaç saniye numaraya baktıktan sonra derin bir nefes çekerek arama tuşuna bastı. Telefon çaldıkça, Derya’nın yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. Birkaç saniye sonra, telefonun diğer ucundan Hasan’ın sesi duyuldu.
"Alo?" dedi Hasan, sesi biraz tedirgindi. Derya bunu hemen fark etti ve gülümseyerek, yumuşak ama son derece cilveli bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Hasan, merhaba. Ben Derya," dedi, sesine kasıtlı olarak hafif bir sıcaklık ekleyerek.
Hasan bir an duraksadı, sesi biraz şaşkın çıktı. "Aa... Derya, merhaba. Nasılsın?"
Derya hafifçe güldü, bu gülüşü özellikle duyurmak istemişti. "Duyduğuma göre Betül’den ayrılmışsın. Senin için çok sevindim," dedi, sesi tatlı bir alaycılık taşıyordu.
Hasan bu sözler karşısında biraz kem küm etti. "Ee... evet, ayrıldık. Ama şey... nasıl yani, sevindin derken?"
Derya, aynadaki yansımasına bakarak gözlerini hafifçe kıstı. İşler tam da istediği gibi ilerliyordu. "Sana söylemem gereken bazı şeyler var," dedi, sesini biraz daha gizemli ve çekici hale getirerek.
Hasan’ın sesi şimdi daha meraklı çıkıyordu. "Tabii, konuşabiliriz. Nerede buluşalım?"
Derya, dudaklarını hafifçe ısırarak planının kusursuz işlediğini hissetti. Hasan çoktan ilgisini çekmişti.
"Bunu yüz yüze konuşmamız daha iyi olur," dedi usulca.
Hasan birkaç saniye düşündü, sonra bir kafe ismi vererek, "Bir saat sonra orada olabiliriz," dedi.
Derya, bu daveti hemen kabul etti. "Harika. O zaman bir saat sonra görüşürüz, tatlım," dedi ve cümlesinin sonuna hafif bir kahkaha ekledi.
Hasan, bir an duraksadı ama sonra, "Tamam, görüşürüz,", diyerek telefonu kapattı.
Derya, telefonu kapattıktan sonra dudaklarını hafifçe büzerek aynadaki yansımasına baktı. Gözlerinde zaferin ışıltısı vardı. Hasan, bu oyunun içine çoktan çekilmişti ve farkında bile değildi. Bu gece, onun için sadece bir başlangıçtı.
Hasan, kafenin önüne geldiğinde gözleri hemen etrafa bakındı. Kalbi hafifçe hızlı atıyordu, Derya’nın sesi hala kulaklarında çınlıyordu. Onunla buluşmak garip hissettiriyordu ama bir yandan da içindeki merak ve heyecanı bastıramıyordu. Ne kadar kendine itiraf etmek istemese de, Derya’nın sesi onu cezbetmişti.
Kafenin camından içeri baktı, Derya’yı göremeyince içerideki en iyi masalardan birine geçti. Pencere kenarında, dışarıyı rahatça görebileceği bir yer seçti. Eliyle ensesini kaşıyarak telefonunu çıkardı, saatine baktı. Derya henüz gelmemişti, beş dakika geçmişti. Onun gelişini beklerken içinden garip bir huzursuzluk geçti. Beklemek her zaman sinir bozucuydu, ama bu sefer içinde bir tür heyecan vardı.
Kapı açıldığında, içeri süzülen ince topuk sesleri Hasan’ın dikkatini çekti. Başını kaldırdı ve Derya’yı gördü. Kadın, kendinden emin adımlarla yürüyordu. Üzerindeki kıyafet, vücudunu mükemmel şekilde sarmış, saçları özenle şekillendirilmişti. Dudaklarındaki kırmızı ruj, yüzüne daha da çekici bir hava katıyordu. Hasan bir an gözlerini kaçırdı ama sonra fark etti ki, Derya’nın güzelliğinden kaçamayacaktı.
Derya, Hasan’ın oturduğu masaya geldiğinde hafifçe eğilip yanak yanağa selam verdi. Hasan onun teninin sıcaklığını hissettiğinde garip bir ürperti hissetti. Derya, kokusunu bırakıp sandalyesine oturduğunda, Hasan birkaç saniye boyunca ona bakakaldı. Kadın, büyüleyici bir şekilde gülümsedi ve çantasını masanın kenarına bırakarak arkasına yaslandı.
Garson gelip siparişleri almak için yaklaştığında, Derya kendinden emin bir şekilde, "İki orta şekerli Türk kahvesi lütfen," dedi. Hasan, onun bu kendine güvenen tavrını izledi. Derya her hareketiyle karşısındakini etkisi altına alıyordu.
Siparişler verildikten sonra Derya, başını hafifçe yana eğerek Hasan’a baktı. Gözleri pırıltılıydı, ses tonunu yumuşatarak konuşmaya başladı:
"Betül zaten senin yanında olmayı hak etmiyordu," dedi, parmaklarını hafifçe masaya vurarak. "Senin gibi yakışıklı bir adamın onun gibi ucuz birisiyle ne işi olabilirdi ki?"
Hasan, bir an şaşkınlıkla gözlerini kırptı. Derya’nın bu kadar açık konuşmasını beklemiyordu. Ama bir yandan da, hoşuna gitmişti. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kalktı, alaycı ama bir o kadar da memnun bir tebessümle Derya’ya baktı.
"Öyle mi düşünüyorsun, Derya?" dedi, sesi hafifçe yumuşamıştı. "Gerçekten mi?"
Derya, başını hafifçe öne eğip gözlerini Hasan’ın gözlerine kilitledi. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı, ama bu gülümsemenin ardında gizlenmiş bir oyun olduğu açıktı.
"Aslında bakarsan..." dedi, parmağını hafifçe kahve fincanının kenarında gezdirerek. "Seni çok güzel buluyorum, Hasan."
Bu sözler Hasan’ın içinde bir şeyleri harekete geçirdi. Derya’nın gözlerindeki parıltı, sesindeki çekicilik, Hasan’ı yavaş yavaş içine çekiyordu.
"Betül yanımda olduğu sürece bunu sana söyleyemedim," diye ekledi Derya, hafif bir iç çekerek.
Hasan bir an duraksadı, ama sonra gözlerinde hafif bir parlama belirdi. Derya’nın söyledikleri, onun içindeki bastırılmış ilgiyi su yüzüne çıkarmıştı. Birkaç saniye boyunca sessizlik oldu, ama bu sessizlik, kelimelerden çok daha fazlasını söylüyordu. Derya’nın oyunu yeni başlıyordu ve Hasan, farkında bile olmadan bu oyunun içine çekiliyordu.