Evin içinde yumuşak huzurlu bir mutluluk vardı. Kahvaltıdan sonra Duru Hakan'la birlikte kanepeye oturmuş, sabah haberlerini izlemiş sonra da uzun uzun sohbet etmişlerdi. Duru dizleri Hakan’ın bacaklarına dayanmış, ayaklarını battaniyenin altında ısınmıştı. Derken birden zil çaldı. Duru yerinden doğrulup bir anlık heyecanla, gözleri parlayarak, — “Kesin Serra’dır!” dedi. Yerinden kalkmaya yeltendi ama Hakan hemen elini onun koluna koydu. — “Sen otur,” dedi, sesi ciddi ama nazikti. “Kendini yormamalısın.” Duru, kaşlarını hafifçe kaldırıp ona bakarak kıkırdadı. — “Bunu sen mi söylüyorsun?” Hakan, yüzünde yaramaz bir sırıtışla ona son kez baktı, sonra kapıyı açmak için koridora yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında Serra ve Semih'i buldu. İkisinin de ellerindeki poşetlerde yiyecekler

