Mutfağın küçük balkonuna hafif hafif akşam serinliği vuruyordu. Duru, ince kollu bluzunun kollarını dirseğine kadar sıvamış, balkonun kenarındaki eski, beyaz boyası çatlamış sandalyeye dizlerini çekerek oturmuştu. Karşısında oturan Serra ise dizlerinin üstüne yastık almış, özenle açılmış bir makarna kutusundan bol soslu makarnasını çatallıyordu. Duru’nun ise önündeki yemeğe pek dokunduğu söylenemezdi. Çatalını ara sıra makarnanın arasında gezdiriyor, sonra vazgeçip tekrar yerine bırakıyordu. Suratında fark edilmesi güç, ince bir bulut gibi bir sis vardı. Bir düşünceye gömülmüş gibi değil de, içinde tutmaya çalıştığı bir sırrın ağırlığı yüzünden uzaklara dalmış gibiydi. Serra onun bu halini eve geldiği ilk andan itibaren fark etmişti. Yıllardır arkadaşlardı. Duru derin ve önemli bir şey dü

