"Hayatım boyunca hiç bebek hayalim olmadı," geçtiğimiz yıllarda annemle çekildiğim son fotoğrafı çerçeveletip komodinimin üstüne yerleştirmiştim. Şimdiyse yataktaydım, otuyordum. Fotoğrafaysa henüz kaçamak bakışlar atmaktan ileri gidememiştim. Elimdeki hamilelik testi bir netleşsin ona göre hareket edecektim. "Evet, doğru kişiyi bulunca evlenmek istiyordum." az evvel oluşan tek çizgiye kitlendim, "Ama o kişiyle bile dünyaya bebek getirmeyi hayal etmedim. Anne, ben her ilişkimde korundum."
Annem kemik iliği kanserinin son evresinde, hastanede bir çare yatarken dahi, o son anında yani, ellerimi tutup "Canım kızım, umarım öğrencilerine örnek bir öğretmen olursun." diyen bir kadındı. Şimdi bir öğrencimden hamile kalmış olma ihtimalimi öğrenseydi, herhalde beni çıplak elleriyle döverdi. O yaşanması zor anı hayal etmek için çıktığım yolda Aslan'ın çıplak penisi gözümün önüne gelince bacaklarımı ister istemez birbirine bastırdım.
Arşiv odasında yaşadığımız ön sevişmeden sonra derslere dağılmıştık. Son dersime kadar biraz oyalansam da son dersimden sonra koştura koştura okuldan çıktığımı söyleyebilirdim. Önce parçaları birleştirip bir eczaneden gebelik testi almıştım, sonra eve gelip bir duş almış ve az da olsa sakinleşip öyle testi yapmıştım. Duşta denediğim kadarıyla göğsümden beyaz bir sıvı geliyordu. Ancak Aslan gibi içmeye cesaret edememiştim. Stresle iç çekip göğsümü şişirdiğim sırada ikinci bir çizginin belirdiğini görmemle "Harika," diye sızlandım. "Harika, bir bu eksikti."
Bakmaya tahammül edemediğim yerde testi yatağın yüzeyine bıraktım. "Yirmi üç yaşındayım," Çerçeveyi tutup fotoğrafı yüz üstü çevirerek komodine yerleştirdim. "Yirmi üç." ayağa kalkıp boy aynasının önüne ilerledim. "Bu yaşta bebek sahibi olup ne yapacağım?" ben söyleyeyim; bundan sonra kendim için hiçbir şey yapamayacaktım, hayatım bitecekti.
Aynanın karşısına varmamla birlikte üzerime giyindiğim tişörtün eteklerinden tutup çıkardım ve yere attım. Son haftalarda aldığım kiloları hep çok yememe vermiştim. Gerek karnımda oluşan şişkinlik gerekse yanaklarımın tombullaşması, hiçbir zaman ben de ekstra bir durum ifade etmemişti.
Mayıs ayına girmemize şurada iki hafta bile kalmadığını düşünürsek karnımdaki canlı onu aldıramayacağım seviyeye gelmiş olmalıydı. "O gece hangi akla hizmet kondomu olmayan biriyle seviştin?" aynadaki aksime sorduğum sorudan geçerli bir cevap alamayınca parmaklarımı nemli saçlarıma geçirdim. "Hayır, kondomu olmadığını fark ettiğin bir an olmalı. O an niye durmak istediğini dile getirmedin? Madem getirmedin niye bir sonraki gün gidip eczaneden hap almadın? Gerçi bendeki de soru, hatırlamıyorsun bile!"
Sesim sona doğru hiç bilmediğim bir oktavdan çıkınca saçlarımı rahat bırakarak belli belirsiz geriye doğru gittim. Eğilip karnıma göz attığımda ilk defa şişkinlik bu kadar dikkatimi çekti. Her defasında alıp aylarca veremediğim kilolarımdan değildi. Şişmeye devam edeceğini tahmin etmek zor olmadı.
"Aslan daha on sekiz yaşında." stresten bumbuz olan ellerimi karnıma sardım. "Bu berbat bir durum." hayatımın sonuna kadar gerçeği açık etmemem gereken, edersem öğretmenlik kariyerimin sonuna geleceğim, bir daha kalabalığa çıkamayacağım türden bir berbatlığı vardı. Dudağımı hafifçe dişlediğim sırada çalan zille irkildim.
Hiç durmadan bir kez daha çalınca yere eğilip ekru oversize tişörtümü aldım. Düz çevirip başımdan aşağı geçirdim ve kollarımı da giyerek tişörtü üstümde düzelttim. Altımdaki mini şortu çokta önemsemeden kapıya ilerledim. Zil yeniden çalınca açık olan kapımdan hızlı adımlarla çıktım. Koridorun diğer ucuna daha yakın olan merdivenlere kadar gidip basamakları seri bir şekilde inmeye koyuldum.
Basamakları inerken aklıma buradan yanlışlıkla düşüp bebeği düşürdüğüm bir senaryo geldi. Tamam, kabul, bu bir cinayet olurdu. Kafamı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştığım esnada merdivenleri bitirdim. Kapıya yol aldım. Zil bir kere daha çalarken aradaki mesafeyi sesin sonuna doğru kapattım ve kapının üzerindeki delikten gelene baktım. Yağız'dı.
Çatık kaşlarla kilidi döndürüp kapı kolunu indirdim. Sesime yansıtmaktan çekinmediğim şaşkınlığımla "Yağız?" dedim. Elindekini test kitabını kaldırarak "Kafede bekledim ama gelmediniz." dedi. Dediği gibi bugün onunla sözleşmiş miydim diye hafızamı yokladığımda sözleştiğimi hatırladım. Çekine çekine "Üzgünüm, tamamen aklımdan çıkmış." dediğimde "Problem yok. Nasıl olsa kapı komşusuyuz." dedi.
"Anlamadım?"
"Aslan'a evinizde özel ders veriyormuşsunuz," bir yıldan fazla bir süredir özel ders verdiğim çocuğun dedikleriyle duraksadım, "Her ne kadar fizikle Aslan'ın ne alaka olduğunu pek anlayamasam da bana da evinizde özel ders verebileceğinize kanaat getirdim. Malum kaybedecek zamanım yok."
Cevap vermeme kalmadan evin içine yöneldiğinde önüne geçtim. "Evimde özel ders vermiyorum."
"Aslan'ın dediğine göre ona verdiniz."
Aslan'a verdiğim özel ders değildi, desem?
Yağız'ın ısrarlı bakışlarına bakılırsa bu söz onu afallatmaya yeterdi. Tabii beni de bitirirdi. Bugünün en büyük gündemi hamile olduğumu öğrenmem olmalıyken şu an yaşadığım karşısında kendimi hayrete düşmekten alıkoyamadım. "Yağız," okul kıyafetleriyle karşımda dikilen bedenine üstünkörü baktım, "YKS'nin senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum ama sence de netlerin yeterince iyi değil mi? Bugün eve geçip dinlen. Söz yarın,"
"Günümü size göre programlayamam."
Hırslı ve asabiydi. Mütemadiyen kardeşiyle elleştiğim evime göz atıp ona geri döndüm. "Haklısın," dedim, sakin kalmaya çalışırken, "Sonuçta bu sene senin senen," açık bahçe kapımdan içeriye giren kişiyi görünce bir nebze olsun rahatladım. Aslan, ellerinde üst üste duran iki saklama kabı ve yanında paytak adımlarla yürüyen kardeşiyle birlikte eve doğru geliyordu. Bakışları, elindeki kaplarla kardeşi arasında mekik dokurken dudaklarındaki keyifli gülümseme bakiydi.
En nihayetinde yaklaşmanın verdiği merakla kafasını kaldırıp bulunduğumuz yere baktı. Belki umduğu bir tek kapı görmekti ama o her ikimizi de görünce afalladı. Yağız'ın test kitabını elinde bükmesini umursamaktansa aramızdaki mesafeyi koşarak kapatan Bade'ye karşın yere eğilip kollarımı açtım. Gelip içeri girdi. Küçücük bedenini sımsıkı sarıp "Benim balım gelmiş, hoş gelmiş." diye konuştum. Kollarını boynuma dolarken "Beyim çiçeyim buydaymış. İyi ki doymuş." diye konuştu.
Doğum günüm olmamasına rağmen dedikleri gülmeme neden oldu. Yağız'ın memnuniyetsizlik dolu homurtularını duyabiliyor; Aslan'ın "Ne oluyor burada?" adlı bakışlarını üstümde hissedebiliyordum. Yanımıza vardığında -ki ayakkabıları görüş açıma girmişti- Bade'nin yanağına kocaman bir öpücük bırakıp ayağa kalktım.
Bade "Şaya ne getiydiyimiji taymin et!" deyince saklama kaplarının içini görmeye çalıştım ama başarılı olamadım. Aslan bu defaya özel bu seremoni kısa sürsün diye dudaklarını oynatarak "Kimchi ve kimbap" deyince şüphesiz "Sushi." dedim.
"Yayyış biydin, biy daha!"
"Ramen?"
"Biy daha!"
"Kimchi, kimbap!" rastgele tahmin ettiğimi bildiğinden ötürü ikisini aynı anda yakalayamadı. Bir müddet elleriyle "Dur!" yapıp sonradan "Daha yayaş şöyyey mişin?" deyince tane tane "Kimbap ve kimchi." dedim.
Ellerini şaklatarak "Biydin!" diye neşeyle bağırdı. Bu hali Yağız yüzünden gerilen hatlarımın bir hayli yumuşamasına sebep olduğundan ötürü uzun süre bakışlarımı üstünden çekmedim. Beni ana döndüren ve Bade'nin sevinç nidalarını yavaş yavaş azaltan yegane şey Yağız'ın "Hadi, verip gidin." demesi oldu.
"Ne bu acele?" Aslan'ın sorusunu destekler nitelikte başımı sallayacak oldum. Ancak son anda Yağız'la göz göze gelince bundan ister istemez vazgeçtim. "Ders çalışacağız." dedi, teklemeden, "Herkes senin gibi akşama kadar bilgisayar oyunu oynamıyor Aslan. Malum bazılarımızın hayalleri var."
Üniversite sınavı yaklaşınca öğrencilerin gitgide gerilmesini gayet normal bulurdum çünkü ben de o dönemlerden geçmiştim.
Yağız'ın asabiyetiyle empati yapabiliyordum. Fakat diğer taraftan Aslan'ın bu sözlerden alınacağını da tahmin edebildiğimden dolayı kuşkusuz "Yağız, herkesin hedefleri aynı olmak zorunda değil." dedim. "Sen derece yapmak istiyorsun diye Aslan'da,"
"Evet, ben derece yapmak istiyorum." yanımdan geçip evin içine doğru yol aldığı sırada "Gerisi de umurumda değil." diye çıkıştı.
Geride ben, Aslan ve Bade kaldık. Bade dudaklarını bükmüş, içeriye giden abisinin arkasından burukça bakıyordu. Aslan'sa kasılan çenesiyle Yağız'ın gittiği yerden bakışlarını çekip bana çevirmişti. İlkte bana yaklaşarak elindekileri uzattığında aldım. Abisinin aksine üstünü değiştirecek vakti olmuştu. Normalde değiştirmeden gelirdi, bu haline şaşırmadan edemedim. Ta ki aklıma buraya benimle oynaşmaya geldiği düşüncesi belirene kadar.
Kardeşini dışarıya karşı dikkat dağıtıcı olsun diye getirdiğini idrak edince dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. "Bade'yi eve bırakıp geliyorum." duyduklarımla kaşlarım çatıldı, "Bu akşamki planım Yağız'ı eylemek olmasa da, ne yapalım idare edeceğim."
"İki erkek öğrencinin evime aynı anda girmesi ne kadar etik olur?"
"Yağız ders çalışmak istiyor. Bade'yi içeri soktuğum gibi kıyameti koparır." dediğinde elimdekilerle geri çekilerek yüzüne baktım. "Peki ya sen ne istiyorsun?"
Üzerimdekilerde uzun uzadıya göz gezdirdi. Akabinde "Ne istediğimi çok iyi biliyorsunuz." dedi.
"Aslan,"
"Yağız gidince yolumuza bakırız."
Yağız değilse bile Aslan gidince yoluma bakmam gerektiği kesindi.