Bir gün önce.
“Said Bey istediğiniz başka bir şey var mı efendim?”
“Hayır, gidebilirsin artık.”
Murat hala kapının yanında, kaşlarını çatmış bir halde duruyordu. Bir şey söylemek istediği yüz ifadesinden belliydi fakat benden çekindiği için karar veremiyordu, ikilemde kalmıştı. Büyük bir soluk alıp verdim, elimde ki yarım saatten beri oynamakta olduğum gümüş kalemi dizüstü bilgisayarımın kenarına koyarak Murat’a baktım.
“Ne söylemek istiyorsan söyle ve çık git Murat. Yalnız kalmak istiyorum” sesim biraz soğuk çıkmıştı. Yorgundum bu yüzden olmalıydı.
Kendim hakkında bildiğim en iyi şey: yorgun olduğum vakitler bakışlarımdan ses tonuma kadar her şey sertleşirdi, üstelik huysuz olabiliyordum. Aksi tavırlarım bazen beni çekinilmez kılabiliyordu bunun farkındaydım.
“Efendim, biraz geç oldu ve siz de hala ofistesiniz. Bu gün yorucu bir gün oldu zaten. Hastane, sonra polis merkezi… Biraz dinlenseniz… Annenizde endi-”
“Ne yapıp yapmayacağımı artık sen mi söyler oldun?”
Ses tonum fazlasıyla sert çıkmıştı. Murat hemen başını iki yana sallayarak “Ben öyle demek istememiştim, sadece anneniz merak eder diye size hatırlatmak istemi-” diye açıklama yapmaya çalışmıştı ama ben bir elimi umursamazca kaldırarak onu durdurdum.
Hah, evet annem vardı ya!
Her anımı, her adımımı denetleyen ajan gibi bir annem vardı benim (!) neredeyse unutmuştum. Annemin FBI –da ajan olması gerekiyordu. Bu yüzden Murat’a öfkelenmem boşunaydı. Sonuçta Murat annemin adamıydı. Benim her adımımı sevgili annem onun sayesinde öğreniyordu.
Bir elimi saçlarıma götürerek karıştırdım. Hala benden cevap beklemekte olan Murat’a sert bir şekilde kaşlarımı çatarak bakmaya başladım. Sonunda umursamaz bir şekilde “Bu seni ilgilendirmez” dedim, Murat başını peki anlamında sallayarak tam odadan çıkacakken “Murat!” diye onu durdurdum. Soğuk bir şekilde ona bakıyordum “Bu günkü olaylardan ailemin haberi olmayacak. Umarım ne demek istediğimi anlamışsındır. Eğer birinin bir şeyden haberi olursa... Bunu senden bilirim ona göre. Bu seferlik hiçbir şey görmedin, duymadın. Umarım açık bir dille anlatmışımdır.”
Onu son bir kez ikaz ettikten sonra elimle gidebilirsin işareti yaptım. O da hemen başını onaylarcasına sallayarak odayı terk etti. Büyük bir iç çektim.
Kafamı deri koltuğumun başlığına yasladım, boş boş tavana bakmaya başladım.
Lanet olsun neler dönüyordu böyle? Bu gün yaşadığım onca olay, gürültü, patırtı... Hah şaka gibiydi! Hala bir şeye anlam verebilmiş değildim açıkçası. Dönme dolabın ta tepesinde kalmıştım sanki.
Bu gün annemin ısrarıyla lanet olası o randevuya gitmiştim. Hatta zamanından önce vararak, restoranın önündeki cam duvarın tam karşısında arabamı park etmiş, arabadan inmeden öylece içeriyi süzerek beklemiştim. Buluşmam gereken o kadınla buluşsam mı buluşmasam mı bir türlü karar verememiştim.
Babam için bunu asla yapmazdım da annem rica ettiği için dayanamamıştım, ne kadar ajan bir anne olarak beni sıksa da onu kıramazdım.
Daha evime döndüğüme bir ay bile olmamışken, güya babam dediğim adam beni iş anlaşmaları için bir kukla gibi kullanıyordu. İş dışında bir şey bilmeyen kafasının içerisinde neler dönüyorsa artık (!) beni hiç tanımadığım bir kadınla evlendirmeye çalışıyordu.
Ah babam. Bunu gerçekten kabul edeceğimi mi sanıyordu?
Hiç sanmıyorum ama maalesef babam sanıyor gibiydi. Çağla denen o kadını beklerken restorana bir kadın girmişti. Boş olan masalardan birine oturarak durmadan etrafına bakınıyordu.
Ben büyük cam duvar sayesinde içeriyi rahatça görebiliyordum. Canım sıkkın olduğundan, yapacak başka bir şeyde olmadığından kadını izlemeye başlamıştım nedensizce.
Kadının dudakları durmadan hareket ediyordu, kendi kendine konuşuyordu. Bu durum bana komik gelmişti. Hava soğuk olduğundan sıkı sıkı giyinmişti üstelik. Üzerinde koyu kırmızı tonda üzerine biraz bol gelen boğazlı, uzun bir kazak vardı. Kazağın uzunluğu neredeyse dizlerine kadar iniyordu. Altında da siyah bir pantolon ve asker botları stilinde ayakkabıları vardı. Kalın montu ise lacivert tonlarındaydı. Dış görünümüne pek özen göstermediği belliydi fakat gene de güzel, alımlı bir kadındı.
Kadın orada uzun bir süre oturmuştu, birini bekliyor galiba diye düşünmüştüm çünkü durmadan oflayarak yanaklarını şişiriyor, sonrada kol saatine bakıyordu. Geldiğinden beri sadece bir kahve sipariş etmişti. Ben dikkatle onu süzmeye başlamıştım.
Kadının yanakları soğuk yüzünden hafiften kırmızı rengini almıştı, kahverengi tonlarında olan saçlarını arkadan dağınık bir şekilde toplamıştı ama alnında bir tutam saçı sallanıyordu. Kocaman, büyüleyici gözleri vardı. Uzaktan renklerini pek ayırt edemesem de güzel gözlere sahipti. Yüzünde ilk odaklandığım şeyse, dudakları olmuştu.
Ah lanet olsun… hiç unutmam. Kadının dudakları o kadar dolgun, biçimli ve güzeldi ki... Bunu uzaktan bile fark edebilmiştim. Yanında olsaydım onu öpmek isteyebilirdim.
Sonunda Çağla denen o kadınla buluşmamaya karar vermiştim. Böyle olmayacaktı çünkü yaptığım yanlıştı benim için. Hiçbir ilgi duymadığım, tanımadığım bir kadınla boşuna buluşuyordum, hatta bir fotoğrafına bile bakmamıştım buraya gelmeden önce. Neye benziyor onu bile bilmiyordum. Sadece oldukça süs püs bir kadın olduğunu ve ona estetik güzeli dendiğini duymuştum. Gerçi bu dedikodulara pek inanmazdım. Sonuçta benim arkamdan da tonla dedikodu dolaşıyordu. Telefonumu açarak dün asistanıma şahsi numaram diye gönderdiği numaraya mesaj göndermeye karar vermiştim. Zaten kendisi de gelmişe benzemiyordu. Kadın hakkında duyduğum bir şeyde onun oldukça gösterişi seven bir kadın olduğuydu. Gelmiş olsaydı onu fark ederdim. Madem o kadın nezaket gereği bu gün gelemeyeceğini söylemedi o zaman onun yerine kültürlü bir insan olarak bu gün buluşmaya gelmeyeceğimi ben açıklamalıydım. Hem böylece onu ektim diye havalara girememiş olurdu. Sonuçta eğer o kafede otursaydım enayi gibi onu bekledikten sonra ekilen ahmak ben oluyordum. Bu da muhtemelen o sosyetik güzeline zevk verirdi.
Nedense o zevki yaşatmak istememiştim. Sanki ikimizde gelememişiz gibi yapmak daha iyi olurdu. Telefonun ekranında ki numaraya birkaç saniye baktıktan sonra kafama gelen ilk düşünceyle bir şeyler yazdım. Açıkçası mazeret uydurmuştum. Tam arabayı çalıştırarak gidecekken telefondan bir vızıltı sesi geldi. Mesaj gelmişti.
O kadındandı.
Mesaja baktığımda şaşkınlık arası bocalayarak, istemesem de sırıtmama neden olmuştu. Bu kadın kendini ne zannediyordu böyle? Aniden, neden bilmiyorum ama dışarıya baktım. Orada, tek başına, neredeyse bir saattir oturmakta olan kadın yüzünde ki sert ifadesiyle (oldukça öfkeli olduğunu vurgulayan ifadeyle) çantasını eline almış, montunu giymiş bir halde dışarıya fırlamıştı. İçimden bir ses bu kadının bunca zamandır beni beklediğini söylemişti.
Yaptığım hatayı anlayıp hemen arabadan inmiştim.