“Ben hesabı alabilir miyim?” Garson çocuğa yönelerek konuşmuştum. Başını sallayarak hesabı getirmeye gitti.
“Kalkıyor musunuz?”
Bir an şaşırsada hemen kendine gelerek sorusunu ifadesiz bir şekilde sormuştu karşımda oturan adam.
“Kıymetli vaktinizi yeterince aldığımı düşünüyorum.”
“O sizi tanımadan önceydi.”
Verdiği ani cevap beni afallatmıştı. “Ne yani şimdi beni tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz?” dedim biraz alaycı bir şekilde gülümseyerek.
“Kısmen.”
Büyük bir iç çektim. Bu tanışma faslı uzadıkça uzuyordu çünkü “İsterseniz şimdi buraya asıl gelme amacımızı konuşalım Said Bey,” dedim aniden.
O sırada garson çocuk gelmişti. Bana bakarak “Efendim sizin ödeme yapmanız gerekmiyor,” dedi. Ne demek oluyordu bu? Ha anladım. Muhtemelen bu Said denen adam önceden ödemiş olmalı. Karşımda ki adama bakarak “Siz mi ödediniz?” diye sordum. Adam bana cevap bile vermedi. Garson çocuğa bakarak “Sen yeni çalışansın galiba?” diye sordu. Ben de çocuğa baktım. Bu az önce bana kek getiren çocuk değildi. “Evet efendim. Dün başladım işe,” diye cevap verdi genç.
“Demek öyle. Sen şimdi işine dönebilirsin... adın..?”
“Ahmet efendim.”
Said başını salladıktan sonra çocuk gitmişti. Ben kaşlarımı çatarak ona bakıyordum. Sonunda bana dönünce “Burası benim kafelerimden bir tanesi. O yüzden siz hesabı ödeyemezsiniz. Benim misafirlerimden hesap almazlar çünkü” diye açıklamada bulundu.
Ah, demek burası ona aitti. Konuyu uzatmanın bir faydası yoktu. O yüzden sadece başımı sallayarak teşekkür ettim. “Rica ederim,” dedi biraz yumuşak bir tavırla. Ne garip, istese baya kibar bir adam olabiliyordu.
“Şimdi asıl konuya geçelim mi o zaman?”
“Nasıl yani?”
“Buraya ikimizin de hangi sebeple geldiğini” dedi biraz gülümseyerek “Az önce siz söylediniz.”
Küçük bir iç çektim. Tekrar. Evet, asıl konu vardı ya... Az kalsın unutacaktım. Üstelik az önce konuyu açan bendim. Hemen başımı onaylayarak salladım “Evet biliyorum. Sizde bende bunu istemiyoruz. Çok gülünç bir durum.”
“İstemediğimi nerden biliyorsunuz?”
“Ne? Pardon ben ne demek istediğinizi anlayamadım?” Ona gözlerim fal taşı gibi açılmış bir halde bakarken o çok rahat görünüyordu. Ben mi yanlış duydum acaba?
“Ben açık sözlüyüm Çağla Hanım. Söylemek istediklerimi direk söylerim. Sizden etkilendim ve sizinle tekrar görüşmek isterim.”
“Yok artık!” şaşkınlığımı saklayamamıştım. Adam bana biraz şaşırarak baktı. Muhtemelen yüzüne karşı böyle bir tepki vermem pek hoş kaçmamıştı “Affedersiniz ama ben sizden etkilenmedim.”
“Neden?”
“Ne demek neden?”
“Benden hoşlanmamanız için bir nedeniniz olmalı.”
“Sadece hoşlanmadım. Neden bu. İlla her şeyin ardında bir sebep olmalı diye bir şey yok.”
“Yanılıyorsunuz. Her şeyin bir sebebi vardır. Burada olmanız gibi” son sözlerinin arasında sanki bir ima vardı. Tüylerim diken diken olmuştu.
“Tipim değilsiniz o zaman!” dedim aniden.
“Sorun değil o zaman.”
“Ne?” sesinde ki umursamazlık sinirime dokunmuştu. “Nasıl sorun değil? Bu büyük bir sorun.”
“Önemli olan benim ilgimi çekmeniz.”
Büyük bir kahkaha patlattım o an dayanamayarak. Adama bak ya! Deli midir ne? “Önemli olan sizin bana olan ilginiz yani... Hah! Said Bey çok iyi bir psikolog tanıdığım var istersiniz size bir randevu ayarlayayım” o sırada sinirle yerimden kalktım “Bu kadar kendini beğenmişlikte biraz fazlaya kaçıyor.” Çantamı omzuma atarak sinirle homurdanıyordum “Adama bak ya! Onun ilgisini çekmişim. Ha ha önemli olan onun ilgisini çekmemmiş!” burun kemerimi sıkarak sakinleşmeye çalışıyordum.
“Gerçekten asabisiniz.”
“Sizde gerçekten ukalasınız.”
“Az önce küstah olduğumu söylemiştiniz.”
“O da var tabii” adam sanki benimle konuşurken eğleniyordu “Bakın bu iş olmaz. Anladınız mı? Ailenize söyleyin 'o kadından hoşlanmadım' filan deyin işte! Ne bileyim çirkinmiş deyin, konuşma tarzını sevmedim deyin. Bir şeyler bulun ve bu iş burada bitirin!”
Açıklamamı açık bir dille yapmıştım. Karşımda duran adamda aniden yerinden kalkarak ellerini ceplerine attı. Bana biraz küçümseyen bakışlarla bakıyordu. Gene başladık. Tanrım! Bu bakışlar beni sinir ediyordu gerçekten. Takındığı asi tavırları hepten cinlerimi tepeme çıkarıyordu!
“Hayır.”
“Ne demek hayır?”
“Hayır, hayır demek.”
“Ne yani bu evliliğimi istiyorsunuz?” yüzümde ki şoke olmuş ifademle sormuştum bunu, “Benimle dalga mı geçiyorsunuz?"
“Hayır.”
“O zaman bu hareketleriniz de nedir? Görende sanki bana ilk bakışta âşık olduğunuzu sanır!”
Artık bu adamın şımarık, kendini beğenmiş tavırları sınırlarımı zorluyordu. Ne istiyordu benden anlam veremiyordum.
“Ben ilk bakış da değil her bakış da âşık olacağım bir kadını tercih ederim.”
“Nasıl?”
Verdiği cevapla öylece kalakalmıştım. Bir an bir şey söylemeye çalıştım. Dudaklarım aralandı sonra kapandı. Tekrar aralandı ve yine tekrar kapandı. Bu hareketi birkaç kez yapmıştım. Doğru kelimeyi bulamıyordum. İlk defa bir erkeğin, hele onun gibi bir adamın böyle bir cümle sarf ettiğine şahit olmuştum. Ben bir kadın olarak aşka inanmazken bu adam mı aşka inanıyordu? Dünya tersine dönüyor olmalıydı.
Kendine gel Zeynep!
Bu oyunu burada bitirmeliydim ve bu adama bir daha buluşmayacağımızı kesin bir dille söylemeliydim.
“Madem her bakışta âşık olacağınız bir kadın istiyorsunuz...” İğneleyici bir tınıda konuşmaya devam ediyordum “O zaman size bol şans dilerim Said Bey. Çünkü maalesef ben sizin kriterlerinizi karşılayacak türden bir kadın değilim! Bu işte burada bitmiştir. İkimizde görevlerimizi yerine yetirdik. Bu masaya kendi özgür irademizle değil (!) ailelerimizin istekleriyle oturduk bu kadar. Artık siz sağa ben sola!”
“Siz öyle sanıyorsunuz.”
“Pardon?”
Omuz silkerek kapıyı işaret etti. Bende yürümeye başladım. O da benimle çıkışa yönelmişti. Aklınca centilmenlik yaparak bana eşlik mi ediyordu bu adam?
“Ben sizin aksinize o masaya kendi özgür irademle oturdum.”
“Şaka mı yapıyorsunuz?”
“Hayır.”
Büyük bir of çektim. Bu hayır cevapları gına getirmişti bana. Dışarıya çıkmıştık. Kafenin solunda siyah bir araba duruyordu. Araba bana biraz tanıdık gelmişti. Sanki daha önce bir yerlerde görmüştüm. Kaşlarımı çatmış bir halde arabayı süzerken Said bana arabasını işaret ederek “Sizi evinize kadar bırakayım” dedi.
Ayy ne kadar da kibar davranıyor! Gıcık adam! Asla senin arabana binmem!
“Hayır,” dedim direk “Teşekkürler kendim giderim.”
“Peki, madem öyle diyorsunuz. Israr yok. O zaman görüşmek dileğiyle.”
“Bakın bu oyun fazla oldu. Sizinle tekrardan görüşmek gibi bir niyetim yok.”
“Ortada benim bildiğim kadarıyla bir OYUN yok Çağla Hanım!”
Bu da neydi böyle?
Adamın cani bakışları korkudan yutkunmama sebep olmuştu. Ses tonu baya tehditkâr çıkmıştı. Ben ona gözlerim iyice açılmış bir vaziyette bakarken o ceketinin iç cebinden bir sigara dalı çıkardı. Yavaşça iki parmağının arasında tutarak ağzına götürdü. Diğer eliyle de pantolonunun cebinden çıkardığı (kesin İtalyan malı) gümüş bir çakmak alarak sigarasını yaktı. Dumanını başını başka yana çevirerek üfledi. Kabul ediyorum adam sigarayı bile havalı kullanıyordu.
“Görüşmek üzere Çağla.”
“Görü... Ne?”
Aniden arkasına dönerek arabasına yol aldı, arabaya yaklaşınca otomatik olarak aracın farları yanarak kilidi açılmıştı. O arabasına atlarken ben arkasından gözlerimi kırpıştırarak ona bakıyordum. Bir aptal gibi doğru dürüst bir cevap bile verememiştim. Sadece afallamış bir halde öylece duruyordum.
Görüşmek üzere Çağla...
Son kelimeleri kafamda yankılanarak kulağımı tırmalıyordu. Neler oluyordu böyle bana? O an birden gök gürüldedi ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Derin bir iç çektim. Güzel. Gerçekten çok güzel. Şimdi de bu yağmurda eve ezilerek gitmek zorumdaydım.
Adam bilerek yapmıştı. Israr yokmuş!
Geri zekâlı asalak ADAM!
SENDEN HİÇ HOŞLANMADIM!