5. bölüm "Zeynep"

967 Kelimeler
Gerçekten ben bir aptalım! Bunu bildiğine sevindim tatlım. İç sesim bas baya bağıra çağıra benim ne kadar salak olduğumu onaylıyordu. Dün gece o Bay Burnu Havada ile olan tartışmadan sonra bu gün onunla buluşmak niyetim yoktu. Ama sabah Çağla’nın aramasıyla bu boktan durumun içinde kalakaldım işte. Çağla’ya başıma gelen MİNİK talihsizliği anlattıktan sonra bana sorduğu ilk şey “yani Said denen o adamla buluşamadınız mı?” olmuştu. Gerçekten sinir olmuştum. Koyun can derdinde kasap et! Tam benim durumuma uyuyordu bu tabir. Yapacak bir şey yok, Çağla’ya dün onunla buluşacağım demiştim. Sözümde durmak zorundaydım. O küstah adamla bu gün buluşup bu meseleyi kökten halletmem gerekiyordu. Of! Of! Sen sadece ofla zaten Zeynep. İç sesim bana hiç yardımcı olmuyordu. Sabahtan beri kadınlık gururum bana kinayeli bakışlar atıyordu. O gıcık herifin istediğini yaparak buluşmaya evet demiştim çünkü. Bu günde hava baya soğuktu üstelik. Kolumda ki saate baktım. 10.26 He he. Bilerek geç kalmıştım. Bu kez de o adam azıcık beklesin. Bir zararı dokunmazdı. Hep ben mi bekleyeceğim canım. Sabah saat 9.00 da bana konum atmıştı Bay Ukala. Oysa ben saat 9.30 da yataktan zor kalktım. Eminim şu an öfkeden köpürüyor olmalıydı. Ah bu gerçekten görülmeye değer bir görüntü olacaktı. Gerçi adamı daha görmedim ama… Neyse, eminim suratsızın tekidir. Onun gibi adamların güzel olması imkânsız zaten. İnsanın içi neyse dışa da o olur sonuçta. Sonunda bana konum olarak gönderilmiş kafeye gelebilmiştim, hoş bir yerdi açıkçası. Adamın seçimini sevdim. Baya lüks ama bir o kadar da sade bir kafeydi. İçeriye girdiğimde koyu tonlarla dekore edilmiş duvarlarla, masalarla karşılaştım. Bu gün düne rağmen hava biraz yumuşaktı o yüzden insan biraz fazlaydı. Dikkatle etrafı taramaya başladım. Nerede acaba o lanet olası adam? Neye benzediğini de bilmiyorum ki. Düştüğüm şu duruma bak! Şimdi arasam mı acaba? Yok ya niye arayacağım onu. Ne yapar eder bulurum o adamı. Ne kadar zor olabilir ki zaten. Etrafta tek başına oturmakta olan adamları süzmeye başladım. Tamı tamına üç tane adam tek başına oturuyordu. Bana birkaç masa uzaklıkta oturan, en fazla kırklı yaşlarında gibi görünen atletik yapıya sahip, saçlarında birkaç tel gri saç olan, şakaklarında ki saçlarıysa neredeyse beyaz olan karizmatik orta yaşlı bir adam elinde ki gazeteye bakarak sıcak Türk kahvesini yudumluyordu. Bu o adam olamazdı herhalde. Benim aradığım adam daha genç olmalıydı. Başka bir adamsa büyük pencerenin yanında ki masada oturmuş elinde ki telefonuyla uğraşıyordu. Bana arkası dönük kalıyordu. O yüzden yüzünü göremiyordum. Fakat üzerinde ki paltosundan zengin olduğu açıktı. Son günlerde modayla aram iyi olmasa da üzerinde ki krem renginde ki paltonun 'Süvari' markanın ürünü olduğunu anlamıştım. Altında da gümüş renginde bir kot pantolon vardı. Ayakkabı ise son günlerde trend olan spor ayakkabılarındandı. Baya spor giyinikti adam. Üstelik genç birine benziyordu. Ensesinden saçlarını dağınık bir biçimde bıraktığı belliydi. Bu o olamazdı her halde. Onun giyiminde ki erkekler genelde sıcak tipte ki adamlar olurdu. Benim aradığım adam muhtemelen kasıntının tekiydi. O adama yakın başka bir masa da gözlüklü, hafiften tombul, biraz kel, kaşları çatık, takım elbiseli bir adam oturuyordu. Onun da Takım elbisesi markaydı. Üstelik adam en fazla otuzlu yaşlarında gösteriyordu. Lanet olsun! Buluşmak zorunda bırakıldığım adam bu olmalıydı. Kesin! Büyük bir iç çektim. Dış görünüşe önem veren bir insan değildim ben. Önemli olan karakterdi benim için. Fakat bu adamın bana göndermiş olduğu mesajlardan nasıl bir insan olduğunu anlayabilmiştim. O yüzden adam benim gözümde daha da çirkin olmuştu sanki. Ya da ne bileyim belki ben biraz abartıyorum. Boş lafı bırak Zeynep! Git ve buluş şu lanet olası adamla ve bu işi bitir! Büyük bir nefes alıp verdim ve direk o adamın masasına gittim. “Merhaba Said Bey. Affedersiniz sizi beklettim” dedim soğuk bir tonda adamın yüzüne bile bakmadan. Kendime bir sandalye çekerek oturdum “Umarım çok fazla bekletmemişimdir. Trafik biraz yoğundu” küstahça hafiften gülümseyerek gözlerinin içine bakmıştım. Şu an eminim çok havalı bir giriş yapmış olmalıydım çünkü adam bana şaşkınlıkla bakıyordu. Güzel bir intikam almıştım. Gelmeyeceğimi sanmış olmalı zavallı. “Nasılsınız bu arada? Umarım dünkü o çok önemli işinizi bitirebilmişsinizdir? Bir hanımefendiyi ektiğinize göre çok ÖNEMLİ BİR İŞ olmalı değil mi?” “Affedersiniz ama siz kimsiniz?” “Nasıl? Ben Çağla…” adam bana şaşırarak bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Bu adam… Said değil miydi yoksa? “Özür dilerim siz beni tanıyor musunuz?” diye sordu bu kez de adam kendini işaret ederek. Bense gözlerimi kırpıştırarak adama bakıyordum. Lütfen yaaa lütfen bu olmak zorunda mıydı? İlla benim mi başıma gelmek zorunda bu utanç verici durumlar. Utana sıkıla adama bakıyordum. “Siz Said Aksoy değilsiniz değil mi?” bir umut sormuştum bunu. Adam başını iki yana salladı. Tam o sırada arkadan biri “Çağla hanım?” diye bana seslendi. Aşırı derecede erkeksi bir ses bana seslenmişti ve ben arkamı döndüğümde neredeyse bayılacaktım. Çenen yerlerde Zeynep unutmadan kapa bari. Hassiktir! Karşımda bu güne kadar gördüğüm en yakışıklı adam bir heykel gibi capcanlı duruyordu. Yunan tanrılarının tıpa tıp aynısı dedikleri bu olsa gerek. Adam atletik yapılı, geniş omuzlu, sert ve seksi mizaçlı, dar kalçaları olan, iki metrelik bir adam tam karşımda duruyordu! Bu bir eşek şakası mıydı? Hiç komik değil çünkü ben gülmüyorum! Her kadının ağzını sulandıracak türden bir çekicilik vardı karşımda ki bu seksi yakışıklı adamda. Şu an tam karşımda ayaklı bir mucize bana o delicesine keskin bakışlarıyla bakıyordu! Bu adam Said Aksoy olmasın yaaa!!!! Evren benimle maytap mı geçiyor! Beni öldürün! Evet ya beni öldürün! Niye ben ya! Niye! Şaşkınlıktan yutkunamıyordum bile. Neden ben dünyanın en büyük şansız kadını olmak zorundaydım? Neden! Bu saçma hikâyeyi yazana sesleniyorum şu anda! Allah seni bildiği gibi yapsın! “Sanırım bir yanlışlık oldu, affedersiniz” yanında oturduğum adama yönelik konuşmuştu yunan heykeli, konuşurken ona bakıyordu “Çağla hanım benim masam işte şurada. Buyurun lütfen.” “Şey... Ben... Ben sizi bu beyefendi zannedince… Onun yanına oturdum… Bir karışıklık oldu sanırım.” “Onu görüyorum zaten.” Yüzünde alay dolu bir gülümseme belirmişti. Küstah adam! Kibar olabilirsin (!) o kadar zor değil!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE