0.09

1095 Kelimeler
merhaba arkadaşlarr herkese iyi okumalar Bora, hiç görmediğim ve tahmin etmediğim bir yönünü göstermişti. Fazla sinirliydi. Otoparka kolumdan tutup getirdiğinde arabaya binmesine engel olmuştum. Bu sinirle yola odaklanamayacağı ve kaza yapacağımız kesindi. Tabii bu beynime ve mantığıma sunduğum bir bahaneydi. Hayatımda hiç yaşamadığım bir anı benim yüzümden yaşamıştım. Bunu etkilendiğim Bora yüzünden yaşamış olmam duygu durumumu doruklara çıkarmıştı. Bir yandan ağlamak istiyordum. Böyle pis bir şeye maruz kaldığım için. Kavga gördüğüm için. Diğer yandan gülmek istiyordum. Çünkü Bora kahramanım olmuştu. Adımlarımı durdurup onu da durdurmuş olmamla Bora'nın hala koyuluğunu koruduğu gözleri üzerime çevrilmişti. Yerimde titremiştim. Gözlerimi, sinirin hakim olduğu gözlerinden çektiğimde bedeni bana dönmüştü. "B-bora ben.. ben çok özür dilerim. Be- Benim yüzümden.." Eğdiğim başım ile bakışlarım ellerime düşmüştü. Ben kavgasız sakin bir şekilde büyümüştüm. Evet, tabiki tartışmalar görmüştüm ama birbirine vurmalı bir kavgaya çok şükür ki hiç tanık olmamıştım ve şu an bu durumdan suçsuz olmama rağmen kendimi sorumlu tutuyordum. "Bana bak Derin." Kafamı iki yana salladım. Daha fazla kendimi tutamazken gözlerimden süzülen yaşı elimle hemen silmiştim. Fakat Bora'nın dikkatinden kaçmamıştı. Eli çeneme yerleşip başımı kaldırdı. Eğdiği başı ile kaldırdığı başım aynı hizaya geldiğinde gözleri gözlerimi bulmuştu. Gözlerindeki şefkat ile gözümden bir damla yaş daha süzülürken Bora'nın az önceye oranla çok daha yumuşamış sesi duyuldu. "Senin hiçbir suçun yok. Geç geldiğim için ben özür dilerim." Olayın etkisiyle şoka uğrayıp gerilen bedenim yavaş yavaş çözülüyordu. Başımı kaldırdıktan hemen sonra eli çenemden çekilmişti. O an yine hiçbir şeyi düşünmedim. Yalnızca iki kez çok kısa süreliğine tattığım bağımlısı olduğum huzura ihtiyacım vardı. Kollarımı bile isteye, beline doladım. Başım göğsüne düştüğünde göz yaşlarım da özgür kalmıştı. Bora'nın havada kalan kollarından şaşkınlığını anlıyordum fakat buna ihtiyacım vardı. Ağlamaya başladığımı fark ettiğinde kolları belime dolanmış ve uzun saçlarımın uç kısımlarında elini gezdirmeye, beni sakinleştirmeye başlamıştı. "Geçti, sakin ol. Yanındayım." Birine güvenmek bu kadar kısa sürede mümkün müydü? Kollarında muhteşem bir huzuru hissetmek? Heyecandan kalbim duracak gibi olurken ısrarla onu istemek? Sarılmayı çok severdim. Fakat Bora ile sarılmak başka hiçbir sarılmaya benzemiyordu. Hissettiklerim,Bora ile ilgili düşüncelerim yanlıştı. O benim ablamın yaşındaydı. Utanıyordum fakat böyle hissetmekten de vazgeçemiyordum. "Kusura bakma.Ben bir an ke-" Uzaklaştığım bedeninden sonra vücudum üşümeye başladığında bunun da içerideki dört odalı organın işi olduğunu biliyordum. Bora sözümü kesmişti. "Önemli değil." Gözlerime bir kere daha bakmadan arabayı açmış ve şoför koltuğu kısmına yürümeye başlamıştı. Aramızda başlayan sessizlik tüm yol boyunca sürdü. Ben dudaklarımda oluşmak isteyen gülümsemeyi tutmuştum. Aklımda yaşadığımız kötü anlar değil de sarıldığımız de kısmi de olsa saçlarımı okşadığı kısımlar dönüyordu. Bir daha saçlarımı kestirmeyecektim. Çünkü Bora saçlarımın uçlarını sevmiş,onlara dokunmuştu. Ona iyiden iyiye kapıldığımı biliyor fakat engelleyemiyordum. Bu kadar kolay birinden hoşlanılır, aşık olunur muydu ki? Sanırım bu kadar kolay ona teslim oluyordum. Bu beni güçsüz mü yapardı, duygusal mı yapardı? İnsanlar nasıl soğuk kalabiliyordu? Birkaç gün önce soğuk olduğumu ima eden Bora'nın sözleri aklıma düştüğünde gülümsedim ufak bir şekilde. Hızlı bir erime dönemi yaşamıştım. Bora'nın yan etkileriydi sanırım bu. Sessizlik içinde apartmana geldiğimizde Bora arabadan inmemişti. Sanırım işi vardı ve bunu sormam doğru olmazdı. Ufak bir 'görüşürüz' faslından sonra arabadan inip eve çıktım. Kapıyı açan Selin ablam annemin duşta olduğunu söylemiş ve içeriye televizyon izlemeye geri dönmüştü. Babamla içeride bir şeyler izliyorlardı. Babama selam verip odama gittim. Çantamı yatağımın üzerine bırakıp aynamın karşısına geçtim. Kahverengi olduğundan mıdır bilinmez ağladığım halde kızarmamış gözlerimden sonra gözlerim bir omzumda topladığım saçlarımda gezindi. Saçlarım, zaafımdı. Uzun olması, onlarla ilgilenmeyi çok sevdiğimdendi. Harçlıklarımın büyük bir kısmı saç bakım malzemelerine gidiyordu ve bu yüzden de parlak ve güzel saçlarım vardı. Ve bu saçları Bora sevmişti. Parmakları arasında birkaç saniyeliğine de olsa gezinmişti. Gülümseyerek solmaya başlamış papatya demetime baktım. Malesef ki onları kitaplığımda saklıyordum. Çıkardığım günlüğümü gece olmamasına rağmen şimdiden doldurmak istedim. Normalde pencere kenarında geceleri yazardım. Kullanmaya kıyamadığım için aldığım zamandan beri boş olan diğer defterime gözlerim kaydı. Kullanmanın zamanı gelmişti. İçinde çok güzel bir adamı anlatacaktım. Altı gündür onunla yaşadığımız şeyleri ve bana hissettirdiklerini o anları tekrar yaşayarak yazmaya başladığımda ara ara elim ağrısa da yazmaya devam etmiştim. Bana papatya aldığı dünü de yazdığımda bir papatyayı da sayfanın arasına koymuştum. Odanın içinde kısık seste açtığım Tuğkan'ın sesi eşliğinde yazarken kalbim hızlı hızlıydı. Sonunda yazmayı bitirdiğimde aradan birkaç saat geçmiş ve ben onu sayfadan fazla yazı yazmıştım. Defteri kapatıp yerine koyduğumda bu kadar molanın yeterli olacağını düşünüp üstüme geldiğimde giydiğim eşofmanlarımla masama yerleşmiş ve haftalık programımı ayarlamaya başlamıştım. Ajandamda yaptığım, yapmadığım şeylerin ayrımına bakarken yeni gireceğimiz haftanın programını yapmış ve bu hafta yapamadığım maddeleri diğer haftaya eklemiştim. Her hafta sonu gibi bu hafta yapamadığım, yapamadığım için öğretmenlerime sorduğum soruları tekrar çözmeye çalışmış ve yine yapamadığım soruların çözümleri ile uğraşmıştım. Etütlerde o gün verilen ödevleri yaptığım için ödevim olmazdı. Hafta sonları bu yüzden hem dinlenir, hem sınav yapar hem program yapar hem de yapamadığım soruları tekrar ederdim. Masada işim bittiğinde saat akşam on suları olmuştu. Duşumu alıp tertemiz bir şekilde pencere kenarına yerleştiğimde elimde Oğuz Atay'ın kitabı vardı. Yaptığım bitki çayı eşliğinde kitap okurken aşağıdaki hareketlilik ile gözlerim hemen pencereden dışarı kaydığında Bora'yı görmüştüm. Yanında bir arkadaşı vardı. Daha önce görmediğim bir arkadaşı. Komikti. Benim onun daha öncesini hiç bilmediğim halde Bu kadar tanıyormuş gibi hareket etmem komikti. Bora'dan uzak durmamı bağıran mantığım sonuna kadar haklıydı fakat kabullenmediği bir şey vardı. Ben Bora'dan uzaklaşamıyordum. Arkadaşı önden içeri girerken kendisi arabayı park ediyordu. Gözlerimi tekrar kitabıma çevirip onu görmemiş gibi sakinliğime dönmeye çalıştım. Olmuyordu fakat bakmayacaktım. Aynı kelimeyi üçüncü kez okuyup hala bir şey anlamamışken gözlerimin azizliğine düşerek pencereden aşağı bakmıştım. Bora pencereme bakıyordu. Gözlerine bakarken bakışlarını kaçıran o olmuştu. Kafasını önüne eğip bir daha bana bakmadan içeri geçmişti. Bu,bu hafta onu son kez görüşüm olmuştu. Gece sabaha çevrilmiş, sabah olmuştu. Okula gidiyor, gözlerimin üniversite tarafına kaymasına engel olamadan derslere giriyordum. Bora görünürde yoktu. Gittiğim pizzacıya Beril'i birkaç kez sürüklemiş, fakat Bora'yı yine de görememiştim. Günler bu şekilde geçmişti. Her gün moralimin iyice bozulduğunu kabullenmek istemedikçe sinir seviyem yükseliyor ve çıkmaza giriyordum. Bora ile beni bir hafta içinde sık sık karşılaştıran hayat bu hafta karşılaştırmamaya yemin etmiş gibiydi. Bunu düşünmemek için kendimi derslerime iyice kaptırmış ve her aklıma geleceği an derslere gömülmüştüm. Her gün sabah erkenden okula gidiyor, okuldan sonra etüte geçip ödevlerimi yapıyor ve ardından soru çözmeye başlıyordum. Oradan çıkıp özel derse geçtiğimde ise normal zamanda yorulan ben sanki robotmuşum gibi eve geldiğimde de uykuya dalana kadar onu düşünmemek için deneme çözüyordum. Haliyle geç yatıyordum ve sabah erkenden kalkmak vücut direncimi bozuyordu. Annemin hazırladığı kahvaltıları eksik etmiyor ve vitamin takviyemi de alıyordum. Hastalanıp birkaç günümü öldüremezdim. Sadece bir haftada bu kadar içime işlemiş olması sinirlerimi bozuyor ve her zamankinden çok daha sinirli yapıyordu. Etütte yaptığımız sınavda ikinci olmuştum fakat babamın tebrik ettikten sonra 'Niye birinci değil?' demesine oturup ağlamıştım. Yaklaşan reglim karın ağrısıyla kapıda olduğunu belli ediyor ve ona eklenen sinirimle duygularım birbirine karışmış oluyordu. Bu noktada benden nasibini alan Fizik olmuştu. Hocanın verdiği tüm denemeleri çözmüş yetmemiş gibi test kitaplarımdaki bildiğim tüm konuların sorularını elden geçirmiştim. Fakat yanlışım çoktu. Fizik yapamıyor olmak beni delirtiyordu. Fizik notlarının çıktığını haber veren fotokopici ile okulda zorlukla bulduğum Ömer'e söylemiş ve benimkini de almasını rica etmiştim. Bu duygu durumu defalarca özür dilemek isteyen Özge'yi gözümün görmemesini sağlamıştı. Bugün ise günlerden Cuma olmuştu. Sadece beş gün onu görmeyince düşen modum beni delirtiyordu. O kimdi ki? Bu düşünceye zorlukla girdiğimde gelen karın ağrısı ile okula gitmemiştim. Okulda önceden neden numarasını almadığıma yakındığım Ömer notları aldığını mesaj atmış, nerede olduğumu sormuştu. Fakat ben okulda değildim. Beril'e mesaj atıp almasını istediğimde beni onaylamıştı. Tekrar Ömer'e mesaj atıp Beril'e vermesini ve okulda olmadığımı söylediğimde kabul etmiş, ardından kötü bir şey olup olmadığını sormuştu. Okuldaki denemelerde yaptığım dereceler, okulda tanınmışlığı da beraberinde getirmişti. Okulda sürekli olduğum beni tanıyan çoğunluk tarafından bilinirdi. Okulda ise beni tanımayan kişi sayısı yok denecek kadar az olduğuna emindim. Önceki senelerde okulun voleybol takımında olduğumdan ve şimdi de sınav listesinden biliyorlardı. Ömer bu yüzden okula gelmeme nedenimi üstü kapalı sormuştu. Ona hasta olduğumu söyleyip geçmiş olsunu kaptığımda teşekkür etmiş ve Bora'nın beni almaya geldiği gece alamadığım ped yüzünden Selin'den geçinmiştim. Oturma odasında üzerimde battaniye ve karnımdaki sıcak su torbası ile annemin izlediği gündüz kuşağı programı izliyordum. Okulu kaçırmış olmam, beni rahatsız etse de annemle vakit geçirmek iyi gelmişti. Akşamüstü hava yeni kararıyorken evde kalmamış çikolatalar için ve de eksik birkaç şey için markete diye evden çıktığımda kulağımda çalan yabancı şarkıyı dinliyordum. Sallana sallana marketi gezmiş ve alışverişimi yapmıştım. Elimdeki poşetlerle evin zilini çaldığımda kapı hemen açılmış ve Selin elindeki tabakla görünmüştü. Beni görünce yüzündeki gülüşle derin bir nefes almıştı. Elimdeki poşetleri elimden aldığında eve girmek istiyordum ki beni engelledi. "Şunu karşıya versene. Hazır dışarıdasın." Ters ters Selin'e bakıp elime tutuşturduğu tabağa bakmıştım. "Ben de diyorum bu kız niye poşetleri aldı?" Söylenerek karşı dairenin kapısını çaldığımda Selin çoktan içeri gitmişti. Aldığım karara bu kez uyacaktım. Bora da artık herkes gibi olacaktı. Yine de kalbimde beş günün sonunda onu görecek olmanın heyecanı belirdiğinde suratımı asmıştım. O sırada Bora kapıyı açmıştı.Bir yere mi gidiyordu? Üzerinde ceketi vardı. Sesimi düz tutup suratımı çok da düzeltmedim. "Annem gönderdi. Afiyet olsun." Üstüne doğru uzattığım tabağa gözleri değdikten sonra yüzüme döndü. O gece beni görmemiş gibi içeri girdiğinden sonra ilk kez yüzüme bakıyordu. İfadesi düzdü. Yüzünden bir şey okunmuyordu ve ben yüzüne daha fazla bakmayacaktım. "Zahmet etmişsiniz. Gidiyordum ben." Alamayacağını belli ettiğinde devam etmişti. "Başka zamana artık. Annene teşekkür ettiğimi söylersin." Kafamı sallayarak onu onayladım. "Peki, hoşçakal" Arkamı dönerek bir kez daha ona bakmadım. Bir şey demedi. Demedim. Böylelikle birbirimizden ilk kez uzaklaşmıştık da. Bu son olmayacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE