merhaba arkadaşlarr herkese iyi okumalar
Bora, hayatıma ani girişi gibi ani bir çıkış yapmıştı.
tanıştığımız ve her gün gördüğüm bir haftanın aksine diğer hafta onu hiç görmemiştim. Ta ki ona yemek götürene kadar.
Birkaç dakikalığına onu görmüş ve bir yere gideceğini öğrenmiştim. Nereye gideceği beni ilgilendirmezdi fakat merak etmekten kendimi alamamıştım.
Onu merak etmek ya da onu düşünmek istemiyordum. Bu bu kadar kolay olamazdı.
Bende bir sorun mu vardı?
Duygusal bir boşlukta falan olup da Bora'ya mı sarılmıştım?
Bilmiyordum. Bilinmezlik ve istemediğim halde beynimin karanlık köşelerinde hüküm süren Bora'yı düşünme beni rahatsız ediyordu.
Bundan kurtulmak için kendimi derslerime vermiştim.
Onunla tanıştığım için odaklanamadığım ve yapamadığım için diğer haftaya sarkan maddeleri de halletmiştim.
Ders açısından oldukça verimli bir hafta geçmişti.
İçtiğim sayısız kahvenin,her gün çözdüğüm genel denemelerin,yaptığım konu tekrarlarının, öğrendiğim ufak yeni konuların, sayısı oldukça fazlaydı.
Bu derslerime iyi gelmişti fakat vücuduma iyi gelmemişti.
Uykularım iyice azaldığından baş ağrılarım artmıştı.
Günlük su miktarımın tamamını içiyor, ek olarak takviye vitaminler alıyordum.
Hastalık çekemezdim.
Cuma günü regl olduğum için verdiğim mola bedenime oldukça iyi gelmişti.
Hiçbir şey yapmadan karnımı kollarımla sarıp cenin pozisyonunda yatmıştım.
İçtiğim bitki çayları ile vücudumda iyi bakmış ve ardından kendimi iyi hissedince de yüzüme, saçlarıma maske yaparak bir bakıma 'yenilenme günü' yaşamıştım.
Böylelikle o haftayı da bitirmiş ve pazartesi gününe güzel başlamıştım.
Bora aklıma daha az gelmeye başlamıştı.
Bugün sabah gün doğmadan gözlerim açılmıştı. Pazar gecesi erken uyuduğum için açılan gözlerimle üzerime kalın eşofmanlarımı giymiş ve evden sessizce çıkmıştım.
Kulağımda kulaklıklarla sahil kenarına geldiğimde gün yeni aydınlanmaya başlamıştı.
Deniz havası almak çok iyi gelmişti.
Kulağımda çalan Teoman'ın şarkısı ile gülümseyerek denizi izlerken çalan telefonumla telefonumu cebimden çıkarmaya çalışırken sahil kenarına yaklaşmaya çalışıyordum.
Bir anda nasıl olduğunu anlamadan üzerimde bir güç hissetmiş ardından dengemi sağlayamayıp yere düşecekken tutulmuştum.
Dudaklarımdan kaçan şaşkınlık nidasına hakim olamamıştım.
"Önüne baksana küçük kız."
Duyduğum sözlerle birlikte beni tutan kişiye döndüğümde konuştum.
"Kusura bakmayın ben.."
Devamında nasıl bir bahane bulacağımı bilmezken gözlerim yüzünü dolanıp denize dönmüştü.
Siyah saçları, esmere dönük asla koyu olmayan teni,düzgün burnu,koyu kahve gözleri, uzun kirpikleri ile kirli sakalının gizlediği keskin bir çeneye sahipti.
Üzerinde havanın soğuğuna inat sıfır kol siyah bir sporcu atleti ve siyah bir şort vardı.
Uzun boyu ve kaslı görünen kolları ile sporla ilgisinin bayadır var olduğu belli oluyordu.
Kollarımı bırakmış ve ardından kulağındaki kulaklıkları çıkarmıştı.
"Senin şu an üste çıkmaya çalışman gerekiyordu."
Hafifçe omuz silktim. Önüme bakmadan yürüyen bendim. Hızını alamayıp bana çarpmış olmalıydı.
Kolum biraz acısa da sonuçta beni tutarak düşmemi engellemişti.
"Hatalı olan bendim. Özür dilerim."
Şaşkınca bana bakıyordu.
"Sen önüne bakmıyordun ama yönümü değiştirmem ve yanından geçmem mümkündü. Ben de önüme bakmıyordum."
Gülümsedim. Bu güne güzel başlamıştım ve güzel gitmesini istiyordum.
"Tahmin edebiliyorum. Sadece tartışmak istemedim."
Kafasını iki yana sallarken bunu onaylamadığı belliydi.
"Eşit derecede suçluyuz ve sen bile bile hakkını yediriyorsun. Böyle olmaz."
Maalesef bazen öyle yaptığım doğruydu. Elimi ona uzattım.
"Derin ben."
Konuyu değiştirmemle birlikte çatılan kaşları düzeliyor gibi olmuştu ama yine de ifadesi hala sertti.
Elimi tuttu.
"Yaman ben de."
Elimi tutan eli ifadesinin aksine yumuşak bir şekilde sıkmıştı.
Yeni biriyle tanışmak bana oldukça iyi gelecekti.
Az önce çalan telefonum tekrar çalmaya başladığında aramızdaki saçma suskunluk da kesilmişti.
"Efendim anne?"
Telefonu cevaplandırdığımda gideceğinden korktuğum Yaman gitmemişti.
Beni bekliyordu.
İlk defa kendi isteğimle arkadaş edinecektim. Başarabilecek miydim muaamaydı. Belki de Yaman istemeyecekti. Bilmiyordum.
Şimdiye kadar okulda arkadaş edindiğimden kolay olmuştu fakat dışarıda direkt arkadaş olma olayını hiç yaşamamıştım ve bu konularda asosyal sayılırdım.
"Neredesin kız sen? Odana bir geldim yoksun. Sabah sabah aklımı başımdan alıyorsun."
Daha önce pek yaptığım bir şey değildi. Bu yüzden annem alışık da değildi.
"Sabah erken uyandım anne. Yürüyüş yapmak istedim. Sahildeyim. Geliyorum."
Yaman'İn ne yaptığını görmek isteyen gözlerim ona kaydığında ifadesiz suratı ile gözleri üzerimde beni dinliyor gibiydi.
"Üşütme, eve gel hadi. Okula geç kalacaksın."
Onu onaylayıp telefonu kapattığımda Yaman'ın sesini duymuştum.
"Kendini çok ezdiriyorsun."
İşte bu sözleri kaşlarımı çatmama sebep olmuştu.
İlk defa yaşadığımız bir şey için annem endişelenmişti ve ben alttan almıştım. Ezdimekle ne alakası vardı bunun?
Kaşlarımın çatılması dahi onda bir değişiklik yaratmamıştı.
Arkadaş edinmek için çok yanlış birini seçmiştim. Zaten ben de şans ne arardı ki?
"Daha birkaç dakikadır tanışıyoruz. Hemen kanı koyuyorsun. Kendini beğenmiş bir şeysin sen de."
Arkamı dönüp gidecektim. Yaman, yanlış kişiydi.
Bora'yı hayatımda normalleştirmek için yeni birini tanımanın iyi geleceğini düşünmüştüm.
Şansımı başka birinde denemem çok daha iyi olacaktı.
Bu düşünceyle arkamı dönüp gidiyordum ki kolumdan nazik bir şekilde tutmuştu.
Hareketleri ve ifadeleri uyuşmuyordu.
"Tamam, ileri gittim."
Sesi de yüzü gibi ifadesiz ve ne düşündüğünü belli etmeyen cinstendi.
Öksürdü. Sesini düzenlemek için yalancı bir öksürüktü bu.
"Özür dilerim."
Ona doğru döndüm. Şu an yüzüm nasıl bir ifadeye ev sahipliği yapıyordu bilmiyordum ama onun gibi ifadesiz olmasını isterdim.
Duygularını belli etmeyen bir ifadeyi ben de isterdim.
"Sana iyi günler dilerim."
Kolumdaki eli durduğum anda çekilmişti. Geri döndüm ve yürümeye başladım.
Bir süre yürüdüm. Ağır ağır.
Arkama bakmak isteyen yanımı bastırıp yürürken dayanamadım. Arkama dönüp ne yaptığına baktım.
Onunla arkadaş olabilmek isterdim. Fakat benim için fazla duygusuzdu.
Onun yanında duygularımı sürekli belli etmem beni bir süre sonra aptal gibi hissettirebilirdi.
Çoktan ortadan kaybolmuştu. Nereye gittiğini bilmiyordum fakat o yok olmuştu.
Eve geldim. Kahvaltımı yaptım. Okula hazırlandım ve yola düştüm.
Annem geçen hafta kendimi kaybederek ders çalıştığım için bu kısa gezintime bir şey dememişti.
Okula geldiğimde bugün Türkiye geneli deneme olduğunu ve derslerin olmayacağını hatırlamıştım. Anında gerilmeye başlamıştım.
Bunu unutmam hiç iyi olmamıştı. Kendimi hazır hissetmiyordum ve sınava girerken yiyeceğim kadar yememiştim.
Sınavın başlamasına yarım saat vardı ve on dakika sonra sıralarımızda olmamızı istemişlerdi.
Titreyen ellerimi sıkarak titrememi yok etmeye çalıştım. Korkuyordum.
Fizikten korkuyordum. Türkçe de heyecanımdan odaklanamayıp yanlışı çok yapmaktan ya da matematik de yanlış çözmekten.
Sınava asla hazır değildim. Bunu Beril'e yansıtmaya hakkım yoktu. Onu da strese sokup onun da sınavını batırmama hakkım yoktu.
Sınava az kalmış olması sebebiyle kantindeki sıra çok azdı.
Kendime su ve çikolata alıp merdivenleri çıkmaya başladım.
Yaşadığım stres büyüktü ve gereksizdi. Onu yenebilirdim. Sonuçta gerçek sınav değildi ve sınava daha çok vardı.
Elimdeki çikolatayı hızlı hızlı yediğimde çok daha iyi bir haldeydim.
Sınıfta görevli hocanın yanına müdür yardımcısı da vardı.
Sınıfa girdiğimi gördüğünde bana gülümsemiş ve yanından geçecekken beni durdurup düşük bir tonda konuşmuştu.
"Sana güveniyorum Derin. Yüzümüzü kara çıkarma."
Azalan heyecanım tekrar artarken görevli hocaya dönüp konuşmuştu.
"En iyi öğrencilerimizden biridir hocam Derin."
Dersime girmeyen bir hoca olduğundan dönüp bana gülümsedi.
"Başarılar dilerim."
Ona teşekkür ettikten sonra yerime yerleştim. Kalemimi ve silgimi çıkarttıktan sonra suyumdan da bir yudum alarak önümdeki optiği doldurmaya başladım.
Sınav başlamıştı.
İlk birkaç dakika okuduğum paragrafları anlayamıyor olsam da sonrası bir şekilde akmış ve sınav süresi bitene kadar uğraşmıştım.
Geçen sene sınav için artan çalışmalarımın ardından doğru dürüst tatil yapmadığım bir yaz tatili geçirmiştim.
Bir buçuk senedir çalışıyor sayılırdım. Bunun karşılığını almak istiyordum.
Bu kez iki optik dolduruyorduk. Diğer optiği sınav bitiminde doldurmamızı söylemişti hoca.
Optik ve kitapçıklar toplanıp gönderileceğinden diğer doldurduğumuz optik öğretmenler tarafından oluşturulan cevap anahtarı ile okul içinde hemen okunacaktı.
Hepsini teslim edip çıktığımızda yorgunluk ve açlıkla kendimizi pizzacıya atmış ve konuşmadan hızlı hızlı yemek yemekle meşgul olmuştuk.
Sonuçların çıkmasını beklemek için okula geri döndüğümüzde Beril'i kolundan tutup spor salonuna sürüklemiştim.
Daha bu sene takımdan çıktığımız için spor salonunda antrenman yapan beden hocamız maç yapmaya karar vermişti.
Yeni takım ve yedekleri ile karşılıklı filenin iki tarafına geçtiğimizde lensimi geri taktığıma şükretmiştim.
Adını bilmediğim yeni kız yazı turayı kazanmış olduğumuzdan servisi atarak maçı başlattığında gayet güzel bir şekilde karşı tarafa geçirmişti fakat yumuşak atmıştı.
"Maça çıkacaksan sert olman gerekiyor."
Zamanında yaptığım takım kaptanlığı hislerim tekrar bedenimi ele geçirdiğinde yaşadığım sınav stresi falan aklımda kalmamış ve deşarj olmaya başlamıştım.
Geçen birkaç saat bana dakika gibi gelirken terlemeye de başlamıştım. Maçın bitmesiyle kazanan takım olmamız eskisi gibi Beril ve beni sarılırken zıplamaya itmişti.
O sırada bir ses duyuldu. Spor salonunda.
"Gençler, sınav sonucu çıktı!"
Unuttuğum sınav tekrar kendini hatırlattığında gergince Beril'den ayrıldım.
"Kim birinci?"
Her zamanki gibi birinci merak edilip bağırarak sorulduğunda koşarak gelmiş olan çocuğun bakışları bana döndü.
"Derin Aksun."
Olduğum yerde öylece kalakalmıştım. Doğru mu anlıyordum?