Herkese merhaba arkadaşlarr
Nasılsınız? umarım iyisinizdir.
Önceki bölüm heyecanlı bir yerde bitmişti. Bora beyimiz bakalım bu kez nasıl davranacak?
Neyse, yorum yapmayı unutmayın lütfen
Şimdiden teşekkür ederim
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Bora, bana doğru geldikçe üzerimizde şu anlık Bora'nın yüzündeki gülümseme yüzünden önemseyemediğim bakışlar her saniye artıyordu.
Nihayet aramızdaki mesafe kapandığında elinde tuttuğu iki defteri salladı.
"Şunları çantana koyalım mı?"
Ağzım açık onu izlemek isteyen tarafımı zorlukla bastırıp kafamı salladım.
Açtığım uzun saçlarım önüme düşerken diğer sandalyede olan çantamı açabileceğini belirtmiştim.
Defterlerini masaya bırakıp çantamın fermuarını açarken uzun boyu ve geniş cüssesi ile başka yere bakmamı imkansız hale getirmişti.
En ufak bir hareketi bile kalbimi böylesine nasıl attırıyordu?
Karnımdaki hareketlenmelere nasıl sebep oluyordu?
Gün geçtikçe değil her saniye daha fazla artan ona çekilme olayım ile nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum.
Ona aşık olmamak, hayran olmamak imkansızdı.
Çantamın içine koyduğu kitapların ardından fermuarı tekrar kapattı.
Çantamı tek omzuma taktığında oturur vaziyette olduğuma şükrediyordum.
Ayakta durabilmek kolay olamazdı.
"Hadi bakalım, Derin Hanım."
Gülümseyerek bana döndüğünde hala oturuyor olduğumu ve kalmadığımı görmüş ve masanın üzerinde soğumaya yüz tutmuş karton bardaktaki kahve bardağımın yanındaki bileğimi elime yakın olan yerden kavramış ve beni nazikçe kaldırmıştı.
Onun peşinde vücuduma hakim olamadan giderken elime yakın o noktadan tüm vücuduma yayılan sıcaklık, elektrik ve heyecan ile dizlerimin titrediğini bile hissedemezken bileğimi bırakmamıştı.
Yanaklarım yanıyor olmalıydı. Fakat vücudum buz kesmiş gibiydi.
Aynı anda hem yazı hem kışı yaşıyordum ve dışarıdan bir göze göre şu an bu halde olmam oldukça saçma olmalıydı.
Ancak Derin'in iç dünyasına göre Bora'nın diş macunu reklamından fırlamışcasına bembeyaz düzgün dişleri ve güzel dudakları ile gülümsemesi bu halde olmamın oldukça normal olduğunu savunuyordu.
Kafeteryadan çıktıktan bir süre sonra Bora'nın nasıl sahip olduğunu bilmediğim arabasına binmiştik.
Sahi, ne kadar zenginlerdi acaba?
Kendi kendime içimden omuz silktim. Bu beni ilgilendirmezdi.
Geldiğimiz şu durumda Bora ile Vakit geçireceğimiz bir yere gidiyorduk. Bu hale nasıl gelmiştik?
Aklıma düşen soru ile kısa bir geçmişe yolculuk yaptığımda Yaman'ın bir nevi sayesinde olduğunu hatırlamıştım.
Yaman'ı kıskanmıştı...
Dudaklarımda oluşmak isteyen koca gülümseme , sosyal medya adımı Yaman'a vermem sonucu takipleşmeye başladığımızı ve Bora ile attığım ilk fotoğrafımız olan gölgelerimizin olduğu posta attığı göz deviren emojinin aklıma düşmesi ile büyümüştü.
Ona henüz cevap vermemiştim. Açıkçası ne diyeceğimi de bilememiştim.
"Heyecanlı mısın? Ondan mı bu sessizliğin?"
Bora'nın sesi ile düşüncelerden sıyrıldığımda yoldan bana dönmüş gözlerine döndüm.
Söylemekten usanmayacağım bir şey vardı. Gözleri çok güzeldi.
Yüzümdeki tebessüm alaylı bir gülüşe yerini bıraktı.
"Hıhım, çok mutluyum hatta!"
Güzel bakan gözlerindeki parıltılarla bakışları yüzümde dolanıp dudaklarıma baktığını görmüştüm.
Anında yanaklarım ısınırken gözlerimi aceleyle kaçırdım.
Fark ettiğimi fark edince gözlerini üzerimden çekip yola döndüğünü göz ucuyla fark etmiştim.
"Dudaklarındaki güzel gülümseme tam da onu iddia ediyor oysaki."
Ne demişti o?
Güzel gülümseme mi?
Gülümsememi güzel mi buluyordu?
İki yana ayrılan dudaklarım, saçlarımın yüzümü kapatması sebebiyle rahatça yüzüme yayılırken Bora'nın çok geçmeden tekrar sesi duyuldu.
"Yani güzel gülümseme derken alaycıydın ya. Onu kastediyorum."
Duyduğum sözler kalbimdeki büyük,hızlı atışların yara almasına sebep olurken aniden oluşan bu ağrıya karşılık dudaklarımdan kaçmak isteyen iniltiyi yuttum.
Dudaklarımdaki gülüş çoktan solmuştu.
Ne sanmıştım ki?
Beni güzel bulduğunu ya da benim hissettiğim gibi hissettiğini falan mı?
Beni kıskanmış olması da yalan mıydı?
Olamazdı.
Zorlukla sesimi toparlayıp konuştum.
Utanmış olmalı ve bu yüzden öyle demiş olmalıydı.
"Anladım, açıklamana gerek yok."
Aramızda başlayan sessizlik, spor salonunun önüne kadar sürmüştü.
Aynı sessizliğin içinde içeri girdiğimizde kısa bir konuşmanın ardından üzerimizi değiştirmek için soyunma odalarına ayrılmıştık.
Üzerime giydiğim crop tişörtün altına bir tayt giymiştim.
Altında zaten ayağımda olan spor ayakkabılarım vardı.
"Saçlarını topla istersen, rahat edersin."
Spor hocalarından biri olduğunu duyduğum kadının sözleri ile dediğini yapmış, uzun saçlarımı at kuyruğu yapmıştım.
Güzel fiziği, beyaz teni, boyalı olduğunu düşündüğüm simsiyah saçları ve estetik olduğu belli olan dolgun dudakları ile hoş bir kadındı.
Bora , hocaya ihtiyacımız olmadığını söylediği için normalde bizimle ilgilenmeyecekti fakat bugün ilk gün olduğundan dolayı aletlerin nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verecekti.
Büyük bir spor salonuna gelmiştik. Benim önerdiğim spor salonu ile anlaşamadığını söyleyen Bora, sahile yakın olan lüks bir yere getirmişti bizi.
"Önce ısınman gerekiyor. Koşmak ister misin?"
Bora'nın sözleri ile onu onayladığımda beni bir kez daha heyecanlandırarak bileğimden tutmuştu.
Bir sürü koşu bandının olduğu bir alana geldiğimizde koşan bir iki insanın biraz uzağında bir makineyi işaret eden Bora ile gösterdiği koşu bandına çıkmıştım.
Yanımda hızını ve eğimini hazırlarken kadının sesi duyulmuştu.
"Çok iyi bir abisiniz."
Kadının yüzündeki güzel gülüş sebepsizce içimi sinirle doldururken sözleri ise moralimi bozmuştu.
Biz gerçekten yakışmıyorduk.
Olmayan bir biz için böylesine düşünmem de ne kadar aciz olduğumu gösteriyordu.
Sessizliğimi koruyup Bora'nın onaylayıp onaylamayacağını ya da bir cevap verip vermeyeceğini beklemiştim.
Fakat duymamış gibi yapmayı tercih ederek sessiz kalmıştı.
Heyecanım yerini bir kez daha unutmaya çalıştığım hayal kırıklığı ve acıya bıraktığında yavaş adımlarla başladığım tempoyu içime dolan sinirin etkisi ile Bora'nın gösterdiği yerden hızlandırdım.
Kadının başka işi yokmuş gibi yan tarafıma koşu bandına çıkan Bora'nın tarafında durup bir şeyler konuşmaya başladığında içimden saymaya başlamıştım.
Karışmaya hakkım yoktu.
Susmalıydım.
Kendimi koşuya vermeye çalıştığımda kısmi olarak rahatlamaya da çalışmıştım.
Kaçmaya çalıştığım spor ile rahatlamaya çalışmam da ayrı bir ironiydi.
Kadının Bora'nın duyacağı bir seste sanki gizli bir şey söylüyormuş gibi düşük bir tonda müziğe aldırmadan bir şeyler demesi üzerine sinir kat sayım azalmaksızın artıyordu.
Neyseki Bora bir süre sonra nihayet dayanamayıp ters denebilecek bir tonda konuşmuştu.
"Aletlerin nasıl çalıştığını biliyoruz. Sizi işinizden almayalım. Teşekkürler."
Sırıtmak isterken kendimi zorlukla tutarak kadının bozulan surat ifadesini görmek isteyen tarafımı güçlükle tuttum.
Büyük bir manzara kaçırmıştım.
Kadının bir şeyler geveleyerek Bora'yı onayladığında çok geçmeden de yanımızdan ayrılmıştı.
"Nasıl gidiyor?"
Bora'nın sorusu üzerine elimi ' eh işte ' diyerekten salladım.
Belli bir sürenin ardından diğer aletlere geçmeye başladığımızda omuz çalışmak için üzerimdeki aleti uzatmasını istemek için Bora'ya bakınıyordum ki gözlerim görmek istediğim bedenin hemen burnunun dibinde olan kadını gördü.
Kalbimdeki sızı ile öylece kalakaldığımda ikili her şeyden habersiz burun burunaydı.
Gözlerimden süzülmek isteyen yaş ile zorlukla kendimi tuttuğumda ne yapacağımı da şaşırmış bir vaziyetteydim.
İçimde baş gösteren acıya rağmen bekledim.
Gözlerim üzerlerinden ayrılmazken geri çekilmesini bekledim.
Yanımda kadından hoşlanmadığını belli ettiği gibi hareketlerine de yansıtsın istedim.
Oldu da.
Daha doğrusu olmuş.
Daha fazla bakamayıp bana uzun gelen birkaç saniyenin ardından gözlerimi çektiğimde Bora'da kadından uzaklaşmış.
Fakat gözlerime inen perde ve yaştan fark edememiştim.
Ben bunu hak etmiş miydim?
Bölüm sonuuu
Düşüncelerinizi buraya alalım.
Kıskançlığın birkaç çeşidinin olduğuna inanırım hep. Bazıları pasif, bazıları depresif, bazıları tutkulu olur.
Derin ise kabul etmeye yeni başladığı hisleri ile depresif bir kıskançlık yaşıyor gibi olsa da biraz da pasif kıskançlığa kayıyor.
Neyse, bakalım diğer bölüm bizi neler bekliyor
Diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.